BİR SPİRİTUALİSTİN DÜNYASI

BÜLENT ÇORAK VE DÜNYA KARDEŞLİK BİRLİĞİ SAFSATASI

Politikacılar'ın, Dolandırıcılar'ın, Şeyh-Şıh-Mürşit Bozuntuları'nın, Sözde Uzaylılar'ın, Aldatıcı Ruhlar'ın, Cin ve İnsan sûretindeki Şeytanlar'ın insanları kandırmada kullandıkları değişmez bir metot vardır. Çok konuşmak, düzgün konuşmak, ağdalı-alangirli kelimelerle konuşmak, anlaşılmaz konuşmak, ama çok önemli şeyler söylüyormuş gibi konuşmak!.. Böyle konuşanlar, birçok yanlışın arasına kattıkları bir-iki doğru cümle ile halkı kendilerine bağlarlar.

Yukarıdaki "Cin ve İnsan sûretindeki Şeytanlar" ifâdesi bize âit değil, Kur'an-ı Kerim'den...

- "Kul e'uzü birabbin nâsi Melikin nâsi İlâhin nâs
Min serril vesvâsil hannâs
Ellezî yüvesvisü fî sudûrin nâsi Minel cinneti ven nâs."

Nâs Sûresi... Ne demek bu?..

- " De ki: sığınırım ben insanların Rabbine,
İnsanların Melikine [mutlak Sâhip ve Hâkim'ine],
İnsanların İlâhına,
O sinsi Vesveseci'nin şerrinden!
O ki, insanların göğüslerine vesvese verir.
Gerek Cinler'den, gerek İnsanlar'dan (olup ta kötü düşünceler veren)
bütün Vesveseciler'in şerrinden Allah'a sığınırım!"

VESVESE , "kuruntu, yanlış ve yersiz düşünce, evham, bir konuyla ilgili kötü ihtimâlleri akla getirip tasalanma, işkil, olmayacak bir şeyin olacağını sanma, vehim, temelsiz sanı, gereksiz zan, boş kanı, yanlış kanaat" mânâlarına gelir... Bu Vesveseciler Peygamberler'e dahi Musallat olurlar:

- "Böylece biz, her Peygambere, İnsan ve Cin Şeytanları'nı düşman kıldık.
Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar.
Eğer Rabbin dilemiş olsaydı onu yapamazlardı.
Onları ve iftiralarını (yalanlarını) bırak."

(En'am Sûresi , 112. Âyet)

ALLAH, "Onların şerrinden Rabbinize sığının" dediğine göre, bu İnsan (Ruh) ve Cin sûretindeki Şeytanlar biz insanlara da Obsesyon olup, "yanlış bilgiler, yersiz düşünceler, temelsiz zanlar, boş kanaatler" uyandırıp çeşitli "vaadler" ile aldatabilirler. İnsanları kandırırlar, yanlışa sevkederler, zarara ve sıkıntıya sokarlar. Dünya hayâtında Politikacılar, Dolandırıcılar, Şeyh-Şıh-Mürşit Bozuntuları öyle yapmıyor mu?..

Bitmedi... Bakın, bir başka sûrede Cinciler'in ve onlarla irtibâta geçenlerin durumu anlatılıyor:

- "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar,
Cinler'den bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.
O insanlar da, (ve Cinler) sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ebedîyen hiçbir kimseyi
öldükten sonra diriltmiyeceğini zannetmişlerdi.
'Doğrusu biz (Cinler topluluğu) Melekler'i dinlemek için) semâyı yokladık da,
onu (Melekler'den ibaret) çok kuvvetli bekçiler
ve şihablarla (akan, yıldırım gibi yakıcı yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.
Ve biz doğrusu (geçmişte) orada dinlemeye uygun oturulacak yerlerde oturduk.
Ama şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir şihab bulur.
Yeryüzü'nde olanlara kötülük mü murad edildi,
yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz.
'Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır.
Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık.
(Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki,
biz Yeryüzü'nde bulunsak da, Allah'ı âciz bırakamayacağız.
Başka yere kaçmakla da (O'nun) Elinden kurtulamayacağız,' (dediler.)"

(Cin Sûresi , 6-12. âyetler)

- "Size, o Şeytanlar'ın kime indiğini haber vereyim mi?
Onlar, günâha, iftirâya düşkün olan herkesin üstüne inerler."

(Şuara Sûresi , 221-222. Âyetler)

İşte biz Spiritualistler de Ruhlar Âlemi'nde böyle durumlar ile çok karşılaşırız. Bâzı topluluklarda Geri ve Aldatıcı Ruhlar, bâzı topluluklarda Cinler olur-olmaz yalanlar, iddialar, vaadler ile insanları kandırırlar... Çok üstün, erişilmez mertebelerden, plânlardan eşi-benzeri olmayan tebliğler aldığını sanırsın... Sonra bir bakarsın, bunların Dünya hayâtında sana hiçbir yararı olmadığı gibi, senin inanç sistemini yıktığını, sinir sistemini allak bullak edip ruh sağlığını bozduğunu görürsün. Çünkü sana bilgi verenlerin Yukarı'dan bilgi almaları zâten mümkün değil de; çalmaları kesinlikle önlenmiştir!.. "Biz bilemeyiz" diyor Varlık!..

Öyleyse alınan "tebliğler"in değerli olup olmadığını tesbit etmeye yarayacak bir mihenk taşı olmalı!.. Olmalı ki, elimizdeki nesne altın mı, bakır mı, bilelim... Var mı böyle bir mihek taşı, Ruhiyatçılar, Spiritualistler için?..

Var!.. Anlatması uzun ama başlıyalım... Yukarıdaki âyetler ALLAH'tan Peygamberimiz MUHAMMED MUSTAFA'ya (s.a.v.) bir MELEK vâsıtasıyla VAHİY olarak TEBLİĞ edilmiştir. Aslında tüm KUR'AN, CEBRÂİL vâsıtasıyla Peygamberimiz'e VAHY edilmiş bir TEBLİĞLER topluluğudur. Bütün Peygamberler'e MELEKLER aracılığı ile VAHİY inmiştir.

Asla kıyas edilmez ama, "teşbihte hatâ olmaz" kavramına sığınarak Peygamberler'i bir Medyum'a, Melekler'i Ruhlar'a, VAHİY olan TEVRAT, ZEBUR, İNCİL ve KUR'AN âyetlerini TEBLİĞLER'e benzeterek deriz ki, "EN BÜYÜK, EN ÜSTÜN TEBLİĞ KUR'AN-I KERİM'dir. ALLAH KELÂMI'dır. EĞRİSİ, YANLIŞI YOKTUR!.. Bizim sıradan Ruhlar'dan, şuradan buradan aldığımız "TEBLİĞLER" için MİHENK TAŞI'dır!.. Sâdece onlar için değil; KUR'AN daha önceki, sonradan yazıya geçmiş TEVRAT, ZEBUR, İNCİL gibi kutsal sayılan metinler için de bir mihenk taşıdır... Tebliğler'i mihenk taşına vurmanın nasıl yapıldığını RÜYÂLAR ve KUTSAL İLYA YORTUSU hakkındaki Celse İncelemeleri'nde gösterdik. İlerde aynını Ergün Arıkdal'ın medyumluğunu yaptığı Sâdıklar Plânı Tebliğleri'ni incelerken yapacağız...

Bakın, Nur Sûresi'ndeki âyetler ne diyor:

- "Allah, göklerin ve yerin nurudur.
O'nun Nûru'nun temsili, içinde lâmba bulunan bir kandil gibidir.
O lâmba bir billûr içindedir; o billûr da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir
ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübârek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur.
(Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir.
(Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nûruyla hidâyete iletir.
Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir."

(Nur Sûresi , 35. Âyet)

Şimdi daha önce yazdığımız bir şeyi hatırlayın: Rahmetli Enis Behiç Koryürek, Çedikçi Süleyman Çelebi ile bir tesâdüf (acaba öyle mi?) sonucu İrtibat'a geçmiş, ondan üstün Tebliğler, şiirler almış idi. Fincan Celseleri bir süre devam etti. Sonra Yazı ile tebliğ alındr, nihâyet bir gün Süleyman Çelebi,

- Kelâma gel, Fânus!

diyerek ona Kalem'i bıraktırdı ve Trans'a giren Enis Behiç Bey bundan sonraki Tebliğler'i konuşarak dile getirmeye başladı. Şiirlerdeki üslûp, vezin, kelimeler Enis Behiç Bey'in şiirlerinden ve yazdığı temalardan farklıydı.

Merhum Süleyman Çelebi, "medyum" mânâsında, Enis Behiç Bey'e "Fânus" diye hitap ederdi. FÂNUS , "bir ışığın üstüne konmuş cam veya billûr mahfazadır. Süleyman Çelebi'ye göre, Nûr'un içine dolup dışarıya aydınlık saçtığı fâni kâlptir, böylece Rûh'un verdiği ilham ile yazan veya söyleyen Medyum tabiatlı insandır."

Yine "teşbihte hata olmaz" anlayışına sığınarak diyoruz ki, Süleyman Çelebi'nin Fânus târifi, âyetteki "lâmbanın içinde olduğu billûr" tanımına uymuyor mu?.. Yine Süleyman Çelebi'nin ""Nûr'un içine dolup dışarıya aydınlık saçan fâni insan" ifâdesi; âyetteki "lâmba mübârek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur, üzerindeki billûr yıldız gibidir, ışığıyla insanları hidâyete yönlendirir" meâlindeki kısımla bağdaşmıyor mu?..

Biz deriz ki, Hz. MUHAMMED'de tezâhür eden vahiy, EN YÜKSEK TEBLİĞ'dir. Hz. MUHAMMED, hiçbir başka kimsenin seviyesine ulaşamıyacağı EN YÜCE MEDYUM'dur!.. Teşbihte hatâ varsa, affola!..

Şimdi gelelim Bülent Çorak'a... Önce şahsın kendisini ve derneğini gözden geçirelim...
Aşağıdaki yazıların bir kısmı İnternet'ten aynen alınmıştır. Yazanlara şükran borçluyuz... Aradaki eklemeler, yorumlar bize âittir.

İstihbaratçı Yıldırım Özalpman emekliliğinde Bülent Çorak adındaki kadının Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'na katıldı. Ancak bir takım gizli faaliyetler farkedince ayrıldı... Kendisini rahatsız eden hususları şöyle sıralamış:

- Vakıf'ın üst kademesi gizlilik içerisinde çalışıyor. Hücre usûlü çalıştıklarından organizasyonun içyapısını tespit edemedim.
- İçeride ciddi bir para trafiği yaşanıyor.
- Bülent Çorak sıkıştıkça gökten mesaj geldiğini söyleyip sorunları çözüyor.
- Kendine yakın bir 'sosyal grup' oluşturmuş. İçinde zenginler ve Masonlar var.
- 81 ilde örgütlenip il temsilcilerinden bilgi istiyorlar. İstedikleri bilgi ilginç: 'Kente gelen yabancı devlet adamları kimlerdir,
ne gibi faaliyetler yapılıyor?..'
- Her yıl 18 Şubat ve 1 Kasım'da İsrail'den 100-150 kişilik bir grup Türkiye'ye gelip, Bülent Çorak ve kızıyla görüşür.
Bu görüşmelerin içeriği üyelere asla açıklanmaz.

Buna benzer ziyâret ve talepler Adnan Oktar'ın çevresine toplananlarda da olmakta... Belki ona da temas ederiz. Zâten bu faaliyet Masonluk, Tarikat ve Ruhçuluk şeklinde yürütülmektedir. Masonluğun dümenlerini artık herkes biliyor. Tarikat boyutunu da yıllardır biliyorduk ama Fethullahçılar ile zirve yaptı. Ruhçuluk-Spiritualizm'deki tezgâh ise Refet Kayserilioğlunun Dünya Sevgi Birliği ile başladı, Bilgi Kitabı safsatası ile sürdü, Bülent Çorak'ta zirve yaptı.

Sapıklık o boyuttadır ki, Bülent Çorak'ın çevresindekiler şu sözlere inanmaktadırlar:

- " 'Bugüne kadar 'O' diye tanıdığınız Allah benim!.. (hâşâ!.. tövbe!..)
Evet şaşırmayın. Şu an ben de bedenli olarak Beta Nova'da yaşamaktayım. (hâşâ!.. tövbe!..)
Omega boyutundaki Uhud Dağı'nda yaşayan Büyükbaba benim fermanlarımı
dağdan evrenlere, kâinatlara yansıtmaktadır. (hâşâ!.. tövbe!..)
İsa O'nun oğludur. (hâşâ!.. tövbe!..)
(Fasikül 46/Sayfa 451)

- " 'Zamanınızda sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir.
Onları sizlere Dünya isimleri ile nakledelim: Musa, İsa, Hz. Muhammed, Atatürk.
Bunlar Direkt Enkarneleri'dir. Yâni sizin tabirinizle konuşalım, Direkt Uzaylılar'dır.'
(Fasikül 24/Sayfa 216)

HÂŞÂ ,"asla, kat'iyyen, öyle değil, Allah korusun" demektir, dine aykırı görülen bir ihtimâlden söz edilirken, inkâra gitmek korkusuyla kullanılan bir sözdür.

Şimdi bu zırvaların neresini düzeltelim?.. Çok açık ki, maksat İSLÂM'ı ifsat etmek, içine Hıristiyanlık, putperestlik katmak, TÜRK insanının aklını karıştırıp yoldan çıkarmak ve bu ülkenin zenginliklerine konmaktır.

Peki, bu zırvalara kimler inanır?.. Çocuklar mı?... Okuması-yazması olmayan kör câhiller mi?.. Deliler mi?.. Hayır!...

Kimler inanırmış?.. Okumuşlar, diplomalılar, doktorlar, mühendisler, avukatlar, akademisyenler, bürokratlar, politikacılar, işadamları, sanatkârlar... kadın-erkek... yaşlısı-genci...

Şaşmıyorum... İnsanın TÜRKLÜK şuuru ve kültürü, İSLÂM bilgisi ve ahlâkı olmazsa, elli tâne diploması olsa beş para etmez!.. O kişi millî ve mânevî yönden zırcâhildir!.. O kadar ki, BETA NOVA diye bir yıldız olup olmadığını bile araştırmaz.

NOVA: Parlaklığı birden bire artan (on-onüç kadir) ve maksimuma ulaştıktan sonra parlaklığı yavaş yavaş azalan değişen yıldız.
KADİR: Yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek. İlk tanımını Hipparchus (Hipokus) yapmıştır... Yani NOVA bir yıldız türüdür.
BETA: Yunan Alfabesi'nin 2. harfidir. BETA CENTAURI diye bir yıldız vardır, ama BETA NOVA yoktur!.. Bizden yaklaşık olarak 350 ışık yılı uzakta yer alan bu Beta Centauri sisteminin yanısıra, en yakınımızdaki yıldız sistemi olan, 4,4 ışık yılı mesâfedeki Alpha Centauri vardır. NOVA CENTAURI 2013 diye bir yıldız vardır ama,
Beta Centauri'ye yakın bir bölgede iken Aralık 2015'de patlamıştır.

İşte Bülent Çorak'ın kuyruğuna takılan diplomalı câhiller, bu kadarcık bir araştırma bile yapmadan TANRI'nın (hâşâ) Beta Nova diye hayâlî bir gezegende bağdaş kurup oturduğuna inanmışlardır!..

"Neresini düzeltelim?" dedik ama, hepsini düzeltmek gerek.... Birincisi ALLAH ile görüşülemez!... "Ben O'yum" diye gelen Varlık, ya Şeytanvârî bir Cin'dir, ya da çok sapıtmış bir Ruh!...

- "Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz.
Ancak vahiyle (ilham yoluyla, kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak),
yâhut perde arkasından (Hz. Musa ile olduğu gibi ağaçtan) konuşur.
Yâhut (Cebrâil gibi) bir Elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder."

(Şû'râ Sûresi, 51. Âyet)

Bu VAHİY ve İLHAM da öyle herkese nasip olmaz. Hz. İbrâhim'in câriyesi Hacer'e, Hz. Musa'nın annesine, Hz. Meryem'e, ve onlar gibi Muhterem İnsanlar'a olur.

İkincisi ALLAH, mekândan ve zamandan münezzehtir. Yâni zaman ve mekâna tâbi değildir. Bunlar O'nu kısıtlamaz.

- "ALLAH, Hâlik'tir, Bâri'dir, Musavvir'dir.
Bütün güzel isimler onu tenzih eder.
Göklerde ve yerde ne varsa, onu tesbih etmektedir.
O; Aziz'dir, Hakîm'dir."
(Haşr Sûresi, 24. Âyet)

- (O), göklerin ve yerin Bedî'idir.
Bir şeyi dilediğinde ona sadece 'Ol!' der, o da hemen oluverir."

(Bakara Sûresi, 117. Âyet)

- "O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır.
O "Ol!" dediği zaman her şey oluverir.
O'nun her sözü haktır (ve derhal yerine gelir)."

(En'am Sûresi, 73. Âyet)

- O, göklerin ve yerin Bedî'idir.
O'nun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir?
Halbuki her şeyi O yarattı. O her şeyi hakkıyla bilendir."

(En'am Sûresi, 101. Âyet)

KUR'AN kelimeleri kullandık, mânâyı şimdi vereceğiz.
HÂLİK, "halk eden, mevcut olandan bir şey yaratan" demektir.
BEDÎ , "bir şeyi eşi, benzeri, ilki olmadan yaratan" demektir. ALLAH, Kâinat'ı yoktan vâretmiştir. Yâni mekânı ve zamanı yaratan O'dur.
Zaman ve mekân yokken de O vardı.
BÂRİ , "yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratan, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getiren,
herşeyin âzâ ve cihâzını birbirine uygun yaratan" demektir.
MUSAVVİR , "tasvir eden, şekil ve sûret çizen, her şeye güzel şekil ve suretler veren ALLAH" demektir.
TENZİH , "kusur kondurmama, ALLAH'ın bütün kusurlardan uzak olduğuna inanma" demektir.
TESBİH etmek , "ALLAH adına hareket etmek" demektir.
AZİZ , "yüce, büyük" demektir.
HAKÎM , "hikmet, bilgi sâhibi, kudret, hüküm sâhibi" demektir.

UHUD DAĞI Dünyâ'dadır, "OMEGA boyutu" atmasyon bir tâbirdir. Bildiğimiz Kâinat üç boyutludur. Zamanı eklersen, dört olur. Birileri beynin içinde 11 boyutlu yapılar olduğunu öne sürüyor ama, açıklaması ikna edici değil... OMEGA, Yunan Alfabesi'nin 24. ve sonuncu harfidir. Böylece "Omega Boyutu" 24. boyut oluyor ki, buna deliler bile inanmaz. Üstelik TANRI, (hâşâ) bizim bildiğimiz üç boyutlu Kâinat'ta Beta Nova gezegeninde otururken (!), O'nun fermanları uygulayan BÜYÜKBABA,
24. Boyut'ta bulunuyor!.. Varlık, Hıristiyanlar gibi İSÂ'ya Oğul, derken bir de ortaya BÜYÜKBABA çıkarıyor ki, o da (hâşâ) ALLAH'ın babası ve İSÂ'nın büyükbabası oluyor!.. Ama durun, "İsâ, Baba'nın değil, Büyükbaba'nın oğlu"ymuş!.. Böylece Baba'nın kardeşi imiş!.. (hâşâ!.. tövbe!..) Bunu dahi yemişler!..

Yahu bunları durgun zekâlılar, embesiller, moronlar, kuşbeyinliler, boşbeyinliler, yokbeyinliler bile yemez, siz diplomalılar nasıl yuttunuz?.. Yoksa eflâtun takım elbise giyince mi böyle oldu?

Uzaydaki milyarlarca gezegende elbette bizim bilmediğimiz yaratıklar, varlıklar olabilir. Ama Dünyâ'daki üstün vasıflı kişileri mutlaka "Uzaylı" yapmak ta neyin nesi oluyor?.. Bu Dünya o kadar süflî mi?.. Dünyâ, Tekâmül için bir Ortam değil mi?.. İnsanlar burada olgunlaşıp üstün olacaklarına, neden Üstün Varlıklar hep gökten gelsin?.. "Uzaylı görevliler"; Metapsisik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği'nin uzatmalı Başkanı, Medyum'u, Operatör'ü, her bi şeyi Erggn Arıkdal döneminde,
Batı Dünyâsı Sözde Spiritualistleri'nden alınarak topluma aktarılan saçma iddialardır.

"Direkt Enkarne" ne demek?... Bir de "Dolaylı Enkarne" mi var?..

Bu tarz saçma tamlamalar hep tepemin tasını attırır... Dilbilgisi dar, kelime haznesi kıt aydın geçinenler çok kullanır: "çoğulcu demokrasi"... ALLAH ALLAH!... Bir de "azınlıkçı demokrasi" mi var?... "özgürlükçü demokrasi"... bir de "esâretçi demokrasi" mi var?..

Bunun mucidi Mason Demirel'dir... Batılılar "free enterprise" diyor ya, beyimiz bunu "hür teşebbüs" diye kullanırdı, sanki bir de "esir teşebbüs" varmış gibi!.. Üstelik bir de Amerika'da eğitim görmüş, Amerika'dan gelen her politikacı gibi CIA'nın tezgâhından geçmişti. Yani İngilizce bilirdi. FREE kelimesinin "serbest, hür, özgür, boş, bedava" anlamlarına geldiğini bilir, ama "serbest teşebbüs"ü kullanmazdı, "devlet eliyle yatırım" karşısında...

Bu tarz kökü dışarda dernekler ve dıştan desteklenen yapılar Masonik hücre sistemi ile faaliyet gösterirler. Masonlar da bunu Hasan Sabah'ın Haşhaşin diye bilinen tarikatından öğrenmişlerdir. O da 7. Asır'da yaşamış, İSLÂM'a fesat katmış Meymun oğlu Abdullah'ın kurduğu İsmâiliye tarikatından almıştı sistemini... Abdullah'ın tarikatı şöyle idi:

1. MERTEBE - MÜMİNLER... Bunlar saf, aldığı emirlere harfîyyen uyan kimselerdi. Bunlardan açıkgöz ve hırslı olanlar 2. MERTEBE'ye terfi ettirilirdi. Saf insanlar ise tarikata girebiliyor, ama bunlar hiçbir zaman 1. MERTEBE'den yukarı çıkamıyordu. Tarikat şeyhi Abdullah bunları "EŞEK SÜRÜSÜ" diye adlandırırdı... Adnan Hoca'nın tarikatına aldığı ve oral-anal tecâvüz edilen saf kızlara "MOTOR" adını taktığı gibi!..

2. MERTEBE - MÜKELLEFLER... Açıkgöz ve hırslı bu adamların görevleri "HARİCİ"lerin arasına sokularak onları tarikata çekmekti.

3. MERTEBE - DÂİLER, YANİ PROPOGANDACILAR... Bunlar yeni müracaat edenlerden İMAM adına biat alanlar, alttakilere azar azar tarikatın esaslarını öğreten kişilerdi. FETÖ'de ÂBİ ve ABLA diye bilinenler gibi...

4. MERTEBE - DÂİ-Yİ EKBERLER, YANİ BÜYÜK PROPOGANDACILAR... Bunlar tarikatın gerçek bünyesine bir ölçüde nüfuz edebilen imtiyazlı kişilerdi.

5. MERTEBE - ZU MASSALAR... Bunlar tarikatın sözde ilmini yudumlayan, ana memesinden süt emer gibi almaya hak kazanmış kişilerdi.
Zâten "ZU MASSA" bu anlama gelir.

6. MERTEBE - HÜCCETLER... Bunlar kendilerindeki sözde ilmi alttakilere anasütü gibi emzirenler, eleman yetiştirenlerdi.

7. MERTEBE - İMAM... En üstteki, ALLAH ile (hâşâ!) doğrudan irtibatta olan liderdi. O ne yapsa tarikat mensuplarınca makbûldü. Can, mal, ırz onun emrinde idi... Fethullah sapkını gibi... Nâmussuz herif, kendine "Kâinat İmamı" dedirtiyordu!..

Çalışma metotları da inanılmaz derecede sinsi idi... Dâiler, önce çengel attıkları kişinin ibâdetini takdir, hatta teşvik ederlerdi. Ama bir müddet sonra şöyle demeye başlarlardı:

- "Bunca yıl ibâdet ettim, bir kere bile duamın kabul olduğunu görmedim. Demek ki boşmuş!...
Zâten ALLAH'ın bizim namazımıza, niyâzımıza ihtiyâcı mı var?

Sonra daha ileri giderek, "Aslında ibâdetin gereksiz olduğunu" söylerlerdi. Arkasından "Âhıret diye bir şeyin olmadığı, her şeyin Dünyâ'da olduğu" fikrini işlerlerdi. Böylece adım adım saf insanları inkâra çekerlerdi... Fethullah böyle yapmıyor, ama her konuda TAKİYYE yapmayı mubah sayıyor!.. Yâni "karşındakine uymak, kandırmak için, içki de içersin, kumar da oynarsın, zinâ da edebilirsin" diyor!.. Halbuki İSLÂM'da TAKİYYE, sâdece "hayâtî bir tehlike olduğu zaman, olduğundan farklı görünmeye" denir.

Şimdi anlaşılmıştır herhalde o yukardaki resimde eflâtun kıyâfetler içinde sırıtan kişilerin "EŞEK SÜRÜSÜ"nden ibâret olduğu!.. "EŞŞEK"likten çıkıp ta derece derece yükselenlerin nasıl üçkâğıtçı ve harîs kişiler olduğu!... Mason, Adnan Hocacı, Bülent Çorakçı, Fethullahçı müridi farketmez!.. Hepsi aynı şeyin soyu!..

Kısaca anlatalım: Bülent Çorak'ın "dernek" adı altında faaliyet gösteren tarikati, ilk ilhâmını Refet Kayserilioğlu'nun "Dünya Sevgi Birliği"nden alıp "Dünya Kardeşlik Birliği"diye ortaya çıkıyor... Sonra, Bedri Ruhselman'ın Noter'de olan ve muhteviyâtı bilinmeyen kitabına Metapsişik Derneği mensupları "Bilgi Kitabı" deyince, Bülent Hanım yayınladığı safsata tebliğleri "Bilgi Kitabı" diye yutturuyor... Bunlar da yetmiyor, işe uzaydan geldiği söylenen MEVLÂNA, ATATÜRK, MUHAMMED, İSÂ da karışıyor, ortaya "Dünya Kardeşlik Birliği Mevlâna Yüce Vakfı ve Evrensel Birleşim Merkezi" çıkıyor... Yerseniz!..

Bu arada belirtelim, Refet Kayserilioğlu'nun Medyum'una gelen "BEYTÎ" adlı Varlık da Yahya Peygamber, Hz. Ali, Hz. İsa diye adlandırılmıştı ki, kesinlikle onlar değildir!.. Böyle iddialar zırvadan ibârettir!..

MURAT BARDAKÇI'DAN REFET KAYSERİLİOĞLU

Dünya Kardeşlik Birliği Derneği ve Mevlânâ Yüce Vakfı'nın geçmişi 1980'li yıllara kadar dayanıyor. Vedia Bülent Çorak, İzmir'de Rh Çağırma ve Hipnoz toplantılarına katılan bir ev kadınıyken, 1 Kasım 1981'de Uzaylı Güçler tarafından kendisine mesaj verildiğini iddia ediyor... Böyle toplantılarda bu tip histerik kadınlar çıkar, hemen Medyumluk taslar. Bununkisi fazla inandırıcı olmuş!..

Çorak, 1 Kasım 1981 yılında, Alfa kanalından Birleşik İnsanlık Realitesi Kozmoz Federal Meclisi tarafından Anadolu Türkiyesi'ne yazdırılmaya başlanan Bilgi Kitabı'nın Dünya planetine hediye edilmesine aracılık etmiş ve 12 yıllık bir çalışmayla kitap tamamlanmış. Çorak kendi anlatımıyla 'Aragon' adlı Uzay gemisiyle İrtibat'a geçmiş, Alton adlı Uzaylı'dan mesaj almış.

ARAGON GEMİSİYLE SÖZDE İRTİBAT ...

Mevlânâcılar, Vedia Bülent Çorak tarafından kurulmuş Türkiye'nin en yaygın "new age" dini... Liderlerine UFO'lar aracılığıyla fasikül fasikül yazdırıldığı iddia edilen 621 sayfalık bir kitapları var. Tabii okumaya tahammülünüz varsa!.. Yıllardır "Uzay'dan mesaj aldığı"nı iddia ediyorlar. Bilgi Kitabı'na göre asıl adı 'Mevlânâ', şecere zincirinin bir ucu 'Atlantis'e, bir ucu 'Amon'a, bir ucu da 'Zeus mabetleri'ne kadar uzanıyor... Inananlarının sayısı ile ilgili net bir rakam yok. Türkiye'nin önemli tüm illerinde ve Almanya, Ingiltere, ABD, Avustralya'da örgütlüler...

Eşinin bile kendisine inanmadığı Çorak, bir süredir Psikiyatrik tedavi de görüyor. Sonra daha da ileri giderek "Uzay'dan geldiğini, peygamber üstü bir varlık olduğunu ve hatta Yüce Yaratıcı'nın (hâşâ) Yeryüzü'ndeki yansıması olduğu"nu söylüyor. 1993 yılında İstanbul'a taşınan Çorak, Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi Derneği ile Mevlânâ Yüce Vakfı'nı kuruyor. Örgüt, dernek ve vakıf merkezi olarak da Kadıköy Bağdat Caddesi'ndeki aynı adresi kullanıyor.

İstanbul'un 6 noktasında büroları olan bu dernek ve vakfın ana merkezi Bağdat Caddesi'nde bulunuyor. Merkezin kapısında, 'Üye olmayan giremez' yazısı dikkati çekiyor... Türkiye'nin birçok iline yayıldıkları söylenen bu vakfın özellikle İzmir, Ankara, İzmit, Antalya'da oldukça güçlendiği belirtiliyor. Tarikat mensupları, altışar kişilik gruplar halinde her hafta Salı ya da Cuma günleri, içlerinden bir kişinin evinde toplanıyor. Bunlar Abdullah'ın tarikatına göre Müminler, yâni İnananlar... Başlarında bir öğretmen bulunuyor. Bu da Dâi, yani ABİ veya ABLA mertebesinde...

Bu öğretmenle yedi kişi oluyorlar. Buna "çiçek çalışması" diyorlar... Öğretmen öğrencilerine her hafta fotokopi çekilerek oluşturulan 'Altın Çağ Bilgi Kitabı'ndan bir fasikülün fotokopisini veriyor. Bu fasiküllerin, öğrenciler tarafından noktasına kadar aynı şekilde bir deftere el yazısıyla geçirilmesi zorunlu kılınıyor. Her öğrenci böylece kendi kitabını oluşturuyor. İlk fasikül yazılmaya başlandığında, öğrencilere, "Yukarı'da bir boyutta kendileri adına bir disket açıldığı" bildiriliyor. 54 fasikül bittiğinde 'çiçekler açıyor' ve açan çiçekler bir üst toplantıya katılmaya hak kazanıyorb Bu da yukarda bahsettiğimiz 2. MERTEBE... EŞEKLİK'ten terfi!.. 55'inci ve son fasikül burada, yaklaşık bir yıl boyunca her hafta tekrar tekrar okunuyor. Bu arada görevliler, her hafta iki kişiye fasikül veriyor. Buna 'yansıma' deniyor. Fasikül verilenlerin ismi alınıyor ve derneğe bildiriliyor.

Bağdat Caddesi'nde kurulan vakıf, esrarengiz bir yapılanma yürütüyor. Her yıl 1 Kasım'da toplanan 81 il temsilcisi, 80 TL giriş ücreti ödüyor... Temsilciler Devlet adamları ile görüşüyor, sanatsal etkinliklerde bulunuyor. Başkan Çorak, "yazdığı Bilgi Kitabı ile kutsal kitapların devirlerinin sona erdiği"ni iddia ediyor. Kendisini peygamber ilan eden Çorak, "Mevlâna'nın Yeryüzü'ndeki bir yansıması olduğu"nu söylüyor... İkisi nasıl bir arada oluyor, izah eden yok!..

Derneğin 1995'te mâli bölümüne atanan, daha sonra istifa eden Gülay Akdağ'ın iddialarına göre, Bilgi Kitabı 4 dile çevrilerek 75 avrodan satılıyor. Etkinlikler ve satıştan toplanan paralar, Çorak'ın belirlediği özel kasa görevi yapan kadınlarda toplanıyor. Derneğin üyesi Selma Aras ve tiyatrocu Seden Kızıltunç'un kurduğu 'Kozmoz Evrensel Tiyatrosu' da vakıf için faaliyet gösteriyor.

Cemâl Dağaşan adlı akl-ı selim sâhibi bir zat İnternet'te şöyle yazmış:

- "Bugün 'Bilgi' adlı bir kitap gördüm. Üzerinde 'Mevlâna Kardeşliği' filan yazıyordu... Net'ten araştırırım, 'yorumlar güzelse alırım' diye düşündüm. Araştırınca parçalar beynimde oturmaya başladı : -) "

"Bu kitabı 'yeni kutsal kitap' ilân etmişler!.. Kitabın yazarı olan Bülent Çorak adlı kişiye Uzay'dan vahiy gelip fasikül fasikül bu kitap yazdırılmış : -) "

"Kendini Mevlâna ilân etmiş!.. (Reenkarnasyon'la Mevlâna onda hayat bulmuş.) "

"Kitabın kapağına bakınca bir üçgen ve arkada Güneş gördüm. Böyle anlatınca 'Yine mi İlluminati'ye bağlayacaksın?' diyeceksiniz ama, öyle oluyor gerçekten : -) "

"Kadın her yıl Masonlar ve Yahudiler'le bir görüşme yapıyormuş. Kesin bağlantısı var yâni... Zâten Mevlâna ile ilgili bir kitaba
neden üçgen-Güneş resmi çizsinler ki?.. Bu sapkın tarikata karşı sizleri uyarmak istedim.
Yeni kutsal kitap budur' diyorlar. (Kur'an-ı Kerim'i -hâşâ- bir kenara atıyorlar.)"

"Dikkat edersiniz üçgenin etrafında O-K-M harfleri var... Desek ki 'Mevlâna Kardeşlik Birliği'ni sembolize ediyor...
Ama B'si yok bu seferde... Kitapta Mustafa Kemâl Atatürk'le de ilgili birşeyler yazıyormuş.
Sanırım onu ilâhlaştırıcı bir şekilde... Kitaptaki O-K-M harflerinin de M-K= Mustafa Kemâl,
O = O , yâni ALLAH'ı anlattığını tarikatın içerisinden biri söylüyor...
Yanlış anlaşılmasın, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'e saygı ve sevgi duyuyoruz.
Fakat o bu şekilde ilâhlaştırılmak ister miydi acaba?..
Türkiye'de Atatürk'ü ilâhlaştıranlar var, Reenkarnasyon'a inananlar
ve sahte peygamberlere de inanmaya meyilli insanlar var.
Bu kitap Türkiye için tam nabza göre şerbet yâni."
(1984 Birinci Ay Fasikül 1 Türkçe/Esas 2010 sayfasında üçgeni şöyle açıklamışlar:
Mevlana üçgeni, Evren'in üçgenine denktir.
O - Allah >Kadir-i Mutlak< ...
M - Muhammet Mustafa >Resul< ...
K - Kurtarıcı >Hz. İsa<)"

"Bu kadına inanan binlerce kişi var. Kitapta Kur'an'dan da âyetlerin yer alıyor olması, kafaları karıştırıyor olmalı...
Ben burada 'Siyonist Yahudiler dinimizi değiştirmeye çalışıyorlar;' dediğimde bana 'atıp tutuyorsun' dediler : -)
'İlluminati de 18.yüzyılda kalmış' dediler, 'faal bir yanı yok' dediler... Hâlâ öyle düşünmeye devam edin, gençler! : -) "

- "Kitabın yazarı Bülent Çorak... Kimdir bu insan?"

"Çok bilinen ismiyle Bülent Çorak veya nüfus kaydındaki eksiksiz adıyla 'Vedia Bülent Önsün Çorak',
kamuoyunun önüne birçok defa farklı vesilelerle ama hep aynı konu yüzünden gelmiş bir sîma....
'Dünya Kardeşler Birliği Mevlana Yüce Vakfı' lideri - Belki 'rûhânî lideri demek lâzım-
Bayan Çorak, kendine bağlı 'müritleri' ve yine nev'i şahsına münhasır organizasyon yapısıyla
birçok kez gazete ve dergiye, zaman zaman da popüler televizyon programlarına konu oldu.
Özellikle kendi yazdığı ve Uzay'dan 'Alfa Kanalı' ile vahiy edildiği iddia edilen 'Bilgi Kitabı'yla
son derece yoğun tartışmalara konu oldu. Ama aynı zamanda kendisine ilgi gösterenlerin
sayısının artmasına da neden oldu. Elbette tamamı tartışmalı rakamlar bile olsa 2000'li yılların başında
1.500 taraftarı bulunan Çorak'ın günümüzdeki takipçilerinin 10 bini aştığı iddia ediliyor.
Söyledikleri ve yazdıkları uzun metinler ihtiva eden bu ilerlemiş yaştaki (83 yaşında) bayanın
inşâ ettiği organizasyonla ilgili çok şey söylendi. Ancak 'ilân ettikleri' o kadar çizgi dışı
ve hatta tâbir yerindeyse, iticiydi ki, kimse mimârinin yapısıyla değil,
söylenenlerin gerçekliği ile ilgilendi."

"Şeyh uçmaz müritleri uçurur!.. Konuya merak duyan geniş bir kamuoyu kesiti, Çorak'ı ve bağlılarını haklı olarak
Türkiye'nin alışık olduğu 'şeyh-mürit' ilişkisi içinde değerlendirdi ve işin arkasında bir şey olduğuna inanarak
konu üzerinde çok durmadı. Bu kesime göre Çorak, bir menfaat fırsatı bulmuştu ve söyledikleriyle insanları
iknâ ederek birşeyler elde ediyordu."

"Söylediklerini değerli bulanlar ise, Çorak'a gönüllü olarak hizmet etmeye başladılar
ve organizasyonun kesin kurullarına uyarak sert bir sessizliğe gömüldüler.
İçlerine şu ya da bu vesileyle girip, sonradan terk edenler ise hep garip bağlantılardan söz ettiler.
Örneğin 'iyibilgi'nin haberlerine yansıyan ve son olarak Haftalık Dergisi'ne de konu olan,
Emekli İstihbaratçı Yıldırım Özalpman'ın dillendirdikleri gibi..."

"Özalpman'a göre, Vakıf'ın üst kademesi gizlilik içerisinde çalışıyordu ve hücre usûlü çalıştıklarından
organizasyonun içyapısını tespit edilemiyordu. İçeride ciddi bir para trafiği yaşanıyor,
Bülent Çorak sıkıştıkça 'Gök'ten mesaj geldiği'ni söyleyerek sorunları bitiriyor.
Çorak kendine yakın bir 'sosyal grup' oluşturmuştu ve içinde zenginler ve Masonlar bulunuyordu.
Organizasyon 81 ilde örgütlenmişti ve il temsilcilerinden bilgi alınıyordu.
Talep edilen bilgiler de ilginçti: 'Kente gelen yabancı devlet adamları kimlerdir,
ne gibi faaliyetler yapılıyor?..' Üstelik her yıl 18 Şubat ve 1 Kasım'da
İsrail'den 100-150 kişilik bir grup Türkiye'ye gelip Bülent Çorak ve kızıyla görüşüyor,
görüşmelerin içeriği üyelere açıklanmıyordu. Tüm bunlar Özalpman'ın kafasında
'Acaba yabancı ülke/ülkeler için istihbarat mı yapıyorlar?' şüphesinin duymasına
sebep olmuştu. Vedia Bülent Çorak garip ve sapık bir tarikat kurmakla yetinmedi,
Adına para bile bastırdı. 2014 yılını 'Kıyâmet Günü (Yılı)' ilân etti!.."

Burada biraz duralım... Kıyâmet Günü ilân eden sâdece bu deli kadın değil!.. Kendi kendine takdığı ünvanla Bediüzzaman Said-i Kürdî de Kıyâmet'in kopacağı yılı veriyor: 2129 ... Biz göremiyeceğiz, demektir!.. Alay ediyorum ama, bu sapıklıktan öte bir iddiadır!

Halbuki bakın, Kur'an ne diyor, hem de Peygamberimiz'e hitâben:

- " El Hakka'yı (gerçekleşecek olanın -Kıyâmet'in-) ne olduğunu
sen nereden bileceksin?"

(Hakka Sûresi , 3. Âyet)

- "İnsanlar senden kıyamet vaktini soruyorlar.
De ki: Onun bilgisi Allah katındadır.
Ne bilirsin, belki vakti çok yakındır?"

(Ahzab Sûresi , 63. Âyet)

- "Saatin (Kıyâmet vaktinin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar.
De ki: Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır.
Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz."

(Â'raf Sûresi , 187. Âyet)

- "Sana 'Kâinat'taki hayâtiyet ne zaman ebedî âlemin limanına demir atıp duracak?' diyorlar.
(Kıyâmet ânını, kopacağı saati soruyorlar) Sen, onu ne bilirsin ki, ne anlatacaksın?"

(Nâ'zi'ât Sûresi , 42-43. Âyetler)

Peygamber'in bilmediğini, anlatamadığını anlatacaklar mı varmış??? Sapkınlar!..

Ben bu kadının sapık müritleriyle 1990 yılında tanıştım, hem de Ankara Temsilcisi Avukat Ahmet ve eşiyle... evinde... O târihlerde Bülent Çorak Kıyâmet'in 2000 yılında kopacağını iddia ediyormuş olmalı ki, bu Avukat Ahmet bize ballandıra ballandıra nasıl Uzay'dan bir gemi gelip Bülent Çorak'a inananları kurtaracağını anlattı. Sonra çok iddialı bir lâf etti: "Ben buna tüm kalbimle inanıyorum. Yanlış çıkarsa, ömrümün on yılı ziyan olur, ama doğru çıkarsa kurtulurum. Uzaylılar alır bizi, başka bir gezegene götürür, siz burada mahvolsunuz," dedi!.. Doğru çıkmadı!.. Avukat Ahmet ne yaptı, hâlâ inanıyor mu, bilmem!.. 2012'de de Kıyâmet kopmadı!.. 2014'te de!..

Haa, bir de biz orada iken avukatın karısı birden sözde Trans'a girdi. Kendi kendine gözünü kapadı ve Yunus'la görüşmeye başladı!.. Tabii, hepsi palavra!... Zavallı, ya Geri bir Varlığın etkisinde idi, ya da numara yapıyordu!.. Eee, ne demişler?.. İmam gaz kaçırırsa, cemaat ortalığı pisler...

Cemâl Dağaşan'ın değerlendirmesine devam edelim:`

- "Vakıf hızla yayılırken, işin içine para girince herşey tepetaklak oldu.
Vakıf görüntüsü altında tarikat grubu halinde yayılan 'Mevlâna Yüce Vakfı'na eski üyeleri savaş açtı.
2014'te kıyametin kopacağını ve sözde kutsal kitaplarıyla hüküm süreceklerini öne süren
vakfın başkanı Vedia Bülent Çorak, yolsuzlukla suçlandı...
Vakıf Başkanı Vedia Bülent Çorak adına para bastıran örgütlenme, 18'li tarikat grupları hâlinde
Dünya çapında yayılırken, eski üyeleri ve ilâhîyat profesörleri hukuk savaşı başlattı.
Daha önce açılan dâvâlarda yerel mahkeme, yasalara aykırı hareket ettiği gerekçesiyle derneğin kapatılmasını istemişti.
Ama o dönemde vakfın üyesi ve avukatı Yıldız Özalpman, Yargıtay'a başvurup dâvâyı durdurdu...
Ancak Dernek'ten ayrıldıktan sonra Özalpman ve birkaç eski üye, Derneğin yolsuzluk yaptığını ileri sürerek
bu sefer kendisi mahkemeye başvurdu. İstanbul Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı soruşturma açtı.
İnceleme sonucu hazırlanan 43 sayfalık müfettiş raporunda, yolsuzluk yapıldığı tespit edildi.
Bunun üzerine harekete geçen Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf yöneticilerinin azli için
savcılığa suç duyurusunda bulundu. Kadıköy 3. Sulh Ceza Mahkemesi de vakfın sekiz yöneticisi hakkında
yargılama kararı verdi. Yöneticilerin yolsuzluğa elverişli ortam hazırladığı belirtilen iddianâmede,
'kamu güvenin kötüye kullandığı ve Mevlâna'nın adının kullanılarak inanç istismarına sebep olunduğu' kaydedildi.
Vakfın kurucusu Vedia Bülent Çorak hakkında ise, ismi resmî olarak vakıf yönetiminde bulunmadığından dâvâ açılamadı."
(Kadın paçayı kurtardı demektir!..)

"Vakıfta adı yolsuzluğa karışan 8 kişinin görevden uzaklaştırılması için yargı yolu açılırken,
konuyla ilgili hazırlanan müfettiş raporu İçişleri Bakanlığı ve Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunuldu.
Kendisini bir nevi 'sahte peygamber' ilân eden Vedia Bülent Çorak ve vakfıyla ilgili
istanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü müfettişleri tarafından inceleme yapıldı.
Vakıftan ayrılan eski üyelerin yaptığı şikâyet üzerine başlatılan inceleme sonucu
hazırlanan 43 sayfalık müfettiş raporunda, tarikat yapısına bürünen vakfın Anayasa
ve yasalara aykırı faaliyetler yürüttüğü tespit edildi.
Raporda, 'Vedia Bülent Çorak'ın vakfı âlet ederek, inanç istismarıyla para topladığı;
ancak bu açıkta tutulan paraların çok büyük kısmını vakıf kayıtlarında resmileştirdiği,
yâni nitelikli dolandırıcılık yapıldığı iddiası söz konusu' ifâdelerine yer verilirken,
bağış gelirleriyle bağış makbuzları arasında uçurum bulunduğu belirlendi."

"Yapılan incelemelerde Çorak'ın vakıf harcamaları diye lânse ettiği yaklaşık 465 bin TL'yi
yandaşlarının kasasına aktardığı, daha sonra yapılan yasal incelemeler üzerine bunların tekrar vakıf bağışı gibi
kayıtlara geçirildiği anlaşıldı. Müfettişler, vakfın kasasına giren paraların nereye harcandığının tespitini istedi.
Öte yandan, Vedia Bülent Çorak'ın kendi adına bastırdığı paralardan da 2003 ve 2004 yıllarında toplam
17 bin 500 TL bağış geliri elde ettiği ortaya çıktı. Bunun üzerine, vakıflarla ilgili tüzüğün
23. maddesini ihlâl eden Yönetim Kurulu Başkanı Necip Kışlalı, Başkan Yardımcısı Necla Kavruk,
üyeler Ayfer Gürel, Veda Duru, Erkut Yeğen, Rona Tığlı, Serap Yaşlıoğlu ve Özden Özat'ın
hakkında mahkemece 'işten uzaklaştırılma' dâvâsı açılması talep edildi.
Raporda, Çorak'ın, kendisinin Atatürk'ün Reenkarnesi olduğunu iddia ettiği kaydedildi."

"Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan emekli olduktan sonra derneğe üye olan İstihbaratçı
Kıdemli Albay Yıldırım Özalpman ve derneğin hukuk kurulunda görevli avukat eşi
Yıldız Özalpman da yapılan yolsuzluklar nedeniyle vakıftan istifa edenlerden...
Özalpman, bu dernek ve vakfın, tekke ve tarikat düzeni içinde çalışmalarını yürüttüğünü açıkladı.
Yıldız Özalpman ise 'Vakfa katılanlar zaman içinde irâde zaafına uğruyor... Ağır Psikoz'a varacak şekilde
hastalanıyorlar' diye konuştu. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nden Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz,
Prof. Dr. Mustafa Öz ve Prof. Dr. İlyas Çelebi, bir komisyon oluşturarak 'Bilgi Kitabı' hakkında rapor hazırladı.
Din mensuplarının tahkir edilerek kitabın kutsallaştırılmaya çalışıldığı ifâde edildi.
Kitapta yer alan şarlandırmaların ABD'deki örnekleri gibi 'ileride toplu intihar yaşanma ihtimâli vardır' denildi.
Doç. Dr. Ramazan Biçer de bu gizli tarikatı incelediğini söyledi. Biçer, 'Çorak, kendisine ilâhî bir kişilik kazandırarak,
üyelerini dolandırmaya çalışmaktadır' dedi. Ünlü sanatçı Fikret Hakan'ın da Mevlâna derneği zannettiği
'Dünya Kardeşlik Birliği Derneği'ne bir süre girerek faaliyetlerine katıldığı ortaya çıktı.
Ünlü sinema sanatçısı 'Daha ilk günden bana Uzay'dan indiği söylenen bâzı mesajları okutmaya kalktılar.
Her toplantıda sürekli fasikülleri okutuyorlardı. Baktım yaptıkları işin Mevlâna ile ilgili bir yanı yok,
ben de bu dernekten çıktım,' diye konuştu."

Soruşturma ve mahkeme sonucu ne oldu, bilmiyoruz.

Bu da bir başkasının intibaları... Harfine bile dokunmadan naklediyoruz:

- "1 kere katıldım toplantılarına. Az da değil sayıları valla..."

"Toplantıdan sonra dernek hakkında araştırma yaptım. bayâ eskilere dayanıyor geçmişleri,
hatta haberlere bile konu olmuşlar. Toplantı sırasında gülüp te 'manyetik alan'ı bozmayayım
diye çok kastım... Cümlelerini öyle süslemiş püslemişler ki... Her dine bir kılıf uydurmuşlar..."

"MÜSLÜMANLIK = R3
R3 = KURAN + KORKU + KURBAN

gibi saçma denklemler kurmuşlar..."

13 sayısının uğursuz olmadığını gösteren bir denklemleri vardı, tam hatırlamıyorum ama..
13'ü birleştirirsek B harfi 1 = İ harfi 3-1 =2 : Z harfi =BİZ gibi birşey..."

Cemâl Dağaşan buna ekleme yapmış:

- "Bu toplulukla benim bir arkadaşım epey bir süre çalışmıştı. Hatta verilen fasiküllerden
bâzılarını da bizzat okudum. Başlarındaki hanımın Mevlâna'nın Reankarnasyonu olduğuna inanıyorlar.
Şahsen ben pek çok şeyi saçma bulup, sâdece arkadaşıma dikkatli olmasını tavsiye etmiştim.
İnsan istedikten sonra, zekâsı da biraz normalin üstündeyse, herşeyi garip denklemlere,
çözümlemelere uydurabilir. Ama bu doğru olduğunu ispatlamaz."

"Alın, ben de bir denklem yapayım hemen;

MÜSLÜMANLIK = R3
R3 = Rahman + Rahim + Rabb (Sonsuz Rahmeti bulunan+Merhamet Edici+Terbiye Eden)

Şeklinde hemen kendi isteğim doğrultusunda düzenleyiverdim."

"Ayrıca tüm dinleri kucaklama gibi bir iddiaları var ise, yukardaki denklem kendilerini de yalanlar,
çünkü muhâlif bir görüntü teşkil ediyor, kucaklamaktansa."

Cemâl Dağaşan bu sapkın grupla epey ilgilenmiş... Şöyle devam ediyor:

- "Eski çalıştığım işyerinden bir arkadaş vasıtasıyla tanıdım bu 'BİRLİK'i...
Kanlıca'daki derneklerinde her Cuma toplantı yapıyorlar.
Bilgi Kitabı adında bir kitapları var ve her Cuma bu kitaptan fasiküller okuyarak
felsefelerini anlatıyorlar. Mevlâna'nın 'Ne olursan ol, yine gel' sözünden yola çıkarak
bütün dinleri birleştirip tek bir kitap halinde toplamışlar.
Toplantıya katılanlara 'Dünyâlı kardeşlerimiz' diyorlar.. Mevlâna'dan ise peygambermiş gibi bahsediyorlar.
Fasiküller 'Konsey', 'Merkez', 'Ashot', 'Kozmik Yansıma Ünite Birliği', 'Merkezi Birlik Komitesi',
'İlk Güç' ve 'Özel Boyut' tarafından yazılmış.. ( ?!)" ...
(Yerseniz" demek istemiş!..)

"Toplantıya katılanları 18'erlik gruplara ayırıp 10 TL karşılığında üye yapıyorlar.
Herhangi bir Cuma toplantıya katılamayacak olursanız, grubunuzun liderini arayıp,
'Kozmo toplantısına katılamayacağım. Lütfen beni manyetik frekanslarınıza kabul ediniz'
diyorsunuz...Bu arada frekansları Sirius yıldızından."
(.... Yine yerseniz!...)

"Başkan Çorak, yazdığı Bilgi Kitabı ile Kutsal Kitaplar'ın devirlerinin sona erdiğini iddia ediyor.
Kendisini peygamber ilân eden Çorak, Mevlâna'nın Yeryüzü'ndeki bir yansıması olduğunu söylüyor.
Derneğin 1995'te mâlî bölümüne atanan, daha sonra istifa eden Gülay Akdağ'ın iddialarına göre,
Bilgi Kitabı 4 dile çevrilerek 75 eurodan satılıyor. Etkinlikler ve satıştan toplanan paralar,
Çorak'ın belirlediği özel kasa görevi yapan kadınlarda toplanıyor. Derneğin üyesi Selma Aras
ve tiyatrocu Seden Kızıltunç'un kurduğu 'Kozmoz Evrensel Tiyatrosu' da vakıf için faaliyet gösteriyor.
İşadamı Ahmet Bayer'in eski eşi Sinem Yıldırım, Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi
Mevlânâ Yüce Vakfı'ndaki çalışmalarından dolayı 'Güneş Öğretmeni' statüsüne yükseldi."

31 Aralık 2007'de İnternet'e gönderilmiş olan bir yazıda şunlar anlatılmaktadır:

- "50 senedir Osmanlı coğrafyasında Hıristiyan devletler tarafından oynanan
dinsizleştirme oyunları, son 20 senedir Anadolu topraklarında büyük hız kazanmıştır.
Bu durum, kamu vicdânı olarak Müslüman Türk halkını endişelendirmekte ve üzmektedir.
Kimse eşinin ve çocuklarının Hıristiyanlaştırılmasını ve hatta ahlâksız,
bilinçsiz, vicdansız, sorumsuz, kolayca güdülebilen insanlar hâline gelmesini istemez."

"Bu bakımdan, misyonerlik faaliyetleri ilgili bir araştırma yürütmüş bulunuyoruz.
Ayrıca oturduğumuz muhit olan İzmir'in Şirinyer semtinde ve hatta oturduğum apartmanın dükkân katında
'Mevlana Yüce Derneği' diye misyoner bir dernek açıldı. Bu durumdan müthiş derecede rahatsız olduk
ve devlet-resmî makamlarına bu rahatsızlığımızı iletmek istedik."

"Hürriyet Mahallesi Nâmık Kemâl Caddesi No:112 Şirinyer / İzmir adresinde bakkâlın hemen yan tarafındaki,
eski kahvehânenin bulunduğu ve yaşlı bakım evinin karşısındaki yere misyonerler mekân kurmuş durumdadır.
'İnsanların Uzay'dan geldikleri' gibi saçma sapan şeyler anlatıp 'misyoner broşürleri' dağıtmaya başlamışlar.
Daha baştan 'Burası Mevlâna ile ilgili bir dernek olacak' demişler.
Geçen gün perdeleri sıkı sıkıya kapalı olan bu yerlerinde ilk toplantılarını yaptılar.
Böyleleri ile daha evvel de karşılaştım. Kanun yolu ile olmazsa, cebren buradan söküp atacağım adamları...
Kendi dediklerine göre 800 üyeleri varmış bunların.
Adı da 'Dünya Kardeşlik Merkezi Birleşimi - Mevlâna Yüce Derneği' gibi birşey...
Lâfta 'Dünya Birlikleri' varmış. Araştırmalarıma göre bu adamlar sapık
'Scientology Tarikatı' Türkiye mümessili mensupları... Atatürk, Mevlâna gibi insanların
Uzay'dan geldiklerini iddia ediyorlarmış, alfa-beta gezegenlerinden, 14. boyuttan bahsediyorlarmış.
Üyelerinden de Seans başına 100 dolar alıp, onları yüce mertebeye getiresiye kadar yüzlerce Seans eğitim veriyorlarmış.
Dünyâda 8-10 milyon üyeleri varmış. Arada İsâ Mesih diye misyoner anlatılarının olduğunu da duyduk."

"Mekân sâhiplerinin böyle yerler açacak olanlara mal satmamaları veya kirâya vermemeleri de gerekir.
Bir yandan 'Ben elhamdülillah Müslüman'ım' diyeceksiniz, öte yandan Hıristiyan misyonerlere olanak sağlayacaksınız...
'Ben bilmiyordum' demek te geçer yol değildir. O zaman araştırmadan, soruşturmadan kimseye malınızı satmayacak
veya kirâlamayacaksınız. Aksi durumlar için sözleşmenize madde ilâve edecek ve eğer böyle durumlar hâsıl olursa,
derhal onları çıkartıp süreceksiniz... Apartman sâkinleri de böyle durumlarda derhal tepkilerini ortaya koymalı,
imza toplayarak karakola, vâliliğe, kaymakamlığa, müftülüğe, basın organlarına durumu bildirmeli
ve apartmanlarında bu kişilerin kovulmasını sağlamalıdırlar."

"Kendilerine sorsanız bu derneğin veya vakfın 'herhangi bir Masonik veya misyoner faaliyeti olmadığını' söylerler.
İki bâriz delil vardır ki, bu söylemi yalanlar:

1. Derneğin ambleminde olan üçgen içinde yazılar; bilindiği gibi Mason teşkilâtlarında Horus'un Gözü diye geçen
ve Masonlar için altın devirler olan Mısır dönemini anlatan piramit üçgeni sembolik olarak Masonlar'ı anlatır.
Mevlâna Yüce Derneği-Vakfı sembôlü de piramit üçgenidir ve Horus'un Gözü yerine de Mevlâna yazarak
Mevlâna'nın kutsallığı mekanizması doğurulmuştur.
2. Yapılan incelemelerde derneğin öğretileri arasında her dinden ve inanıştan bir parça olduğu görülmektedir.
Yeni Şafak'ta çıkan bir haberden alıntı yaparsak, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz,
Prof. Dr. Mustafa Öz ve Prof. Dr. İlyas Çelebi oluşturdukları bir komisyonla Bilgi Kitabı'nı inceleyerek bir rapor hazırladılar.
'Bilgi Kitabı'nın din kitabı olmadığı bildirildiği hâlde, 'tanrısal merkezli bir kitap' olarak vurgulanması
'büyük bir çelişki içeriyor' ifâdesine yer verilen raporda, kitabı yazan kişinin de çelişkileri fark ederek,
bu çelişkilere bilinçli olarak yer verdiği belirtildi."

"Raporda, Bilgi Kitabı'na göre üç üyenin ortak hesap açmaları gerektiği ve bu hesâbın direkt olarak Başkan tarafından da
kullanılabilmesine olanak sağlandığı böylece yasal olmayan yöntemlerle üyelerden para toplandığı saptandı.
Raporda şunlara yer verildi: 'Kitap Hinduizm, Reenkarnasyon, Kabala mistisizmini,
Hıristiyanlık'tan Teslis'i, Batınîlik'ten Hurufiliği, Tasavvuf'tan Vahdet'i Vücud'u,
milenyum akımlarından UFO'culuğu alarak birleştirmeye çalışan tutarsızlıklarla dolu bir eserdir.
Bilgisiz, câhil, eleştiri kabiliyeti olmayan ve istismâra müsâit insanları kandırmak
ve yanlış yollara sürüklemek için bir araç. Bu nedenle insanlara okutularak dikte ettirilmesi sakıncalıdır.
Türk toplumunun âile yapısını darbe vurucu nitelikte toplumsal düzeni ve birliği bozacak özellikte bir kitaptır.'
Çorak, yazdığı Bilgi Kitabı'nın Alfa Kanalı'ndan kendisine yazdırıldığını,
hatta bu kitapla diğer bütün Kutsal Kitaplar'ın devrinin sona erdiğini iddia ediyor.
Hıristiyanlık'tan teslis inancını (Üçleme : Baba, Oğul, Kutsal Ruh) aldıkları belirtilmektedir.
Dolayısı ile yaptıkları faaliyet; misyonerlik ile sapık tarikat Vahhabîlik arasında gezen bir çizgidedir.
Bu durum, misyonerlerin ekmeğine bal sürmektedir. Çünkü halkı sapık bir inanca sürüklemekte
ve dinsizleştirmektedir."

"Böyle gayri-dinî ve gayri-ahlâkî propaganda merkezlerinin apartmanlarımız ve mahallelerimizde barınmaması için
apartman ve mahalle sâkinlerince imza toplanıp belediye, kaymakamlık, vâlilik makamlarına başvuruda bulunup,
mülk sâhibi olsalar dahi buradan çıkartılmaları sağlanabilmektedir."

"Ayrıca, toplantı merkezlerine bağlamış oldukları 3 adet klima yüzünden, yaptıkları 2 toplantının ilkinde
apartmanın elektrik panosunu yaktılar, ikincisinde de elektriği direkten attırdılar.
İlkinde ortaya çıkan 600 TL'lik masrafı da ödememek istemektedirler.
Apartmanın tel sisteminin çürük olması onların suçu değilmiş...
Ancak apartman yapılalı beri böyle hiçbir sorun da yaşanmadığı kesindir.
Kimse onların başıbozuk tavırlarını çekmeye zorlanamaz."

Kendini Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin Enkarnesi olarak gören kitabın Vedia Bülent Çorak’a,
'Rab Kanalı Alfa Merkezine bağlı olarak yazdırıldığı' (hâşâ!) iddia ediliyor.
Böylece hem Bülent Çorak'ın vahiy alan bir peygamber olduğu,
hem de Bilgi Kitabı'nın kutsal bir hüviyeti hâiz vahiy kitabı olduğu imâ ediliyor.
Eserin genel söylemlerinden anlaşıldığı kadarıyla vahiy, ilham ve Tanrı gibi dinî kavramların yerine
Matematik, Astronomi ve Fizik gibi pozitif bilimlerin kavramları konulmakta
ve böylece modern çağa hitap eden yeni bir din ortaya koyma çabası içinde olunduğu görülmekte..."

"Bilgi Kitabı'nda 'Kur'an-ı Kerim'in 1999 yılına kadar geçerli olduğu, 2000 yılından itibâren
başlamış olan dördüncü dönemin kitabının Bilgi Kitabı olduğu' (hâşâ!) söylenmekte
ve bu kitabın 'bugüne kadar gönderilmiş tüm Kutsal Kitaplar'ın içeriğini hâiz
ve onları birleştiren bir kitap olduğu' (hâşâ!) ileri sürülmekte....
Yâni kendi yazdığı fasiküllere Kur'an özellikleri yakıştırıyor!"

"Dünya Kardeşlik Birliği (DKB) adı verilen örgütlenmeye rağbet edenlerin çoğunluğu, çeşitli kişisel,
toplumsal ya da âilevî sorunlarına çözüm arayışında olanlar... Ancak Bilgi Kitabı'nın ne söylediğini,
ne dediğini tam olarak yorumlayamayan bilinci zayıf üyelerde 'Obsesyon'
(Psikoloji'de bir konuya, bir korkuya takılıp kalmak) olgularının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Dernek içindeyken kriz geçiren, Psikolojik tedâvi görmek zorunda kalanlar var."

Biz de bir husus ekleyebiliriz... Bu kişiler sâdece şahsî, âilevî, ictimâî problemleri olan kişiler değil; aynı zamanda dinledikleri Kur'an, Mevlâna, Atatürk, Uzay, Astronomi ve diğer konularda zırcâhil, kitap okumaz kişilerdir. Bir sayfa dahi okusalar Bülent Çorak'ın zırvalarını gerçekten hemen ayırabilirlerdi... Neyse...
Alın Bilgi Kitabı'ndan bir zırva daha:

- "Bizler hiç bir zaman planetinize zorla el koyarak zorba bir düzen getirecek sistem tatbikçileri değiliz.
Sistem Rabbimizin Sistemidir. Siz yine kendi düzeninizi kendiniz kuracaksınız.
Ancak plânın öngördüğü doğrultuda (ATA'nız gibi). O yüce bir görevli ve plânın öz elemanı olarak
yaptığı reformik yansımalar ile Anadolu insanını kendine kazandırmıştır.
Bu yüzden Atatürk Türkiyesi, büyük koruma altındadır."
(Fasikül 27, s. 241).

Bir de GÜRZ safsatası var... GÜRZ "silâh olarak kullanılan ağır topuz, baş kısmı ağır ve üzerinde çiviler bulunan topuz çeşidi" demektir.


Bülent Çorak'ın Bilgi Kitabı'nda uydurduğu Gürz Sistemi, Cenap Başman'a da bulaşmış. İkisi de "mini atomik bütün" diye yazmışlar da, yazmışlar... Hatta resmini bile çizmişler. Dikkat edin, o resimde ALLAH nasıl (hâşâ!) parçalanıyor!..

Günde beş vakit her namazda tekrar tekrar okunan Fâtiha Sûresinde geçen o üç kelimenin, RAB, RAHMAN, RAHİM kelimelerinin mânâsını bile öğrense, kişi bu zırvayı kabullenmez!..

Önderliğini 14.5.2017 târihinde vefat etmiş olan Cenap Başman'ın yaptığı Maron Hareketi de sık sık Atatürk Türkiyesi'nin "vazifedar ülke" olduğunu söylüyor... TÜRKLER ve TÜRKİYE insanlığa hizmet konusunda elbette vazifelidir ama, öyle değil!.. Bir gün onu da ele alır, foyasını meydana çıkarırız... Bülent Çorak ta o iddiada... Devam edelim İnternet'ten aldığımız açıklamalara:

- "Çalışmalar Evrensel Birleşim Merkezi Derneği ve Mevlânâ Yüce Vakfı adı altında yapılıyor.
Ekonomik düzenlemeler, basın-yayın faaliyetleri, Alevî-Bektâşî dernek ve cemevleriyle ilişkiler
ve uluslararası ilişkiler vakıf tarafından yürütülüyor."

"Görünmeyen kısımdaysa, dernekle vakfın legal çatısı altında illegal çalışmalar var...
Buna '18 Çalışması' deniyor. 18 kişi her Salı günü ya da gecesi içlerinden birinin evinde
biraraya gelip, Bilgi Kitabı'nın 55 fasikülü içinden bâzı sayfaları dönüşümlü olarak okuyor.
Bununla kendini sayfalara vererek okurken, bir inanca kendini konsantre etmekten kaynaklanan,
'aura' denen bir manyetik alan oluşturabilmek amaçlanıyor."

Bilgi Kitabı hakkında Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın raporu şöyle diyor:

- "Baştan sona çelişki ve tutarsızlıklarla dolu olduğuna yüzlerce örnek gösterilebilecek 'Bilgi Kitabı',
din kitabı olmak bir yana; hiçbir bilimsel, edebî ve felsefî düşünce niteliği de taşımamaktadır.
Halkımızın zihinlerini karıştıracak, onları hem İslâm dışı, hem de akıl ve bilim dışı yönlere sevk edecek,
böylece ülkemizde din ve mezhep kavgaları yaratabilecek, dînî ve millî birlik ve bütünlüğümüzü bozabilecek
nitelikler taşıyan bu kitabın zararlı bir yayın olduğuna karar verilmiştir."
(Başkan ve 15 profesör ve doçent imzalı)

Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Raporu da benzer görüşte :

- "Kitabın ... fevkalâde yanıltıcı, şaşırtıcı ve zihinleri bulandırıcı olduğu, aynı zamanda halkımızın
dini ve milli değerlerini saptırıcı, küçük düşürücü ve Devlet kurumunun yapısını değiştirici nitelikte
olduğu görülmektedir. Kitap akıl ve gerçek dışı birtakım İmajinasyonlar'dan ibârettir.
Eserin bütünlüğü itibâriyle, İslâm dininin temel ilkelerine aykırı ve bâzen de yanıltıcı, küçük düşürücü ifâdelerle
dolu olduğu; başta büyük Peygamberler ve ünlü velîler olmak üzere büyük önder Atatürk'ün
yazar tarafından kişisel amaçlarla yanlış yorumlanıp çarpıtıldığı ve hattâ kötüye kullanıldığı görülmektedir.
Eserde görülen akıl, bilim ve din dışı abartılı ve kasıtlı yorumların zaman zaman lâiklik ilkesini zedeleyecek
ve Anayasamız'ın öngördüğü milli birlik ve beraberliğimizi zayıflatacak boyutlara ulaştığı görülmektedir."
(4 profesör imzalı)

Bir kere daha tekrarlıyalım: Bu uyduruk vakfa devam eden kadın ve erkekler elit tabakadan, diplomalı kişiler olsalar da, hayatlarında bir kere bile Kur'an-ı Kerim'in Türkçesi'ni okumuş, Mevlâna Celâleddin-i Rûmî'nin eserlerinden bir tek sayfa açmış, bu Muhterem Zât'ın hayâtını dahi inceleme ihtiyâcı duymuş değillerdir. Toplantılarda adı geçen Atatürk, Fâtih, Buda, İsâ gibi zatları da ancak ismen tanırlar. Ne târih, ne din yönünden haklarında bir tek satır okuma zahmetine katlanmamışlardır. O yüzden bu kadar büyük bir sapkınlık içinde bulunmaktadırlar!.. Kusur eğitim sistemimizdedir. Eğitim maalesef diploma, hatta doktora, hatta doçent-profesör gibi ünvanlar vermekte; ama araştırma, inceleme, branş dışı okuma melekesi kazandırmamaktadır. Sonuçta ortaya böyle "okumuş câhiller" çıkmaktadır ki, okumamış câhillerden daha tehlikelidirler.

Şöyle basit bir hesap yapalım: Bir insan mühendis olmak için 4 yıl üniversiteye gidiyor. Bu 4 yılda, her yıl en az 150'şer sayfadan 5 ders kitabı okuyor... 4 yılda toplam 3000 sayfa mühendislik bilgisi edinerek mühendis oluyor... Peki, görüştüğü Mevlâna, Atatürk gibi şahıslar hakkında, Din-Târih hakkında bilgi edinmek için ve iyi bir Spiritualist olmak için en az 3000 sayfa okumuş olmak gerekmez mi?.. Ne gezer!... Bunlar okumadan 600 sayfa "yazıyor"!..

Hulki Cevizoğlu da başından geçenlere dayanarak şöyle diyor:

- "Vedia Bülent Önsü Çorak ve üyeleri 7 yıl önce bir dâvâ açmışlardı.
Merkezleri dışında 12 şubenin aynı dilekçeyle açtığı dâvânın 11'ini kazanmıştım.
Bir tânesi ise, benim sırasıyla ATV, Show, Star, Flash TV ve Kanaltürk serüvenlerim
nedeniyle takip edemediğim için kaybettim. Toplam istenen para 455 milyar TL idi.
450 milyar liralık kısmını kazandım. 5 milyar liralık kısmını kaybettim."

Birisi tecrübesini anlatıyor, kendi üslûbuyla ve küfürlü... Affınıza sığınarak:

- "Geçen ayların birinde gâyet hoş giyimli, kibar bir hanfendi fikirlerini empoze ediyor, ben de ayıp olmasın diye
'hee' diyip geçiyordum... Derken bu hanfendi tava geldiğim zannına kapılıp, 'Bizim her ilçede şubelerimiz var,
sizin evin yakınlarında da mevcuttur. İsterseniz sizi burada çalışan arkadaşımla tanıştırayım,' dedi.
'Peki,' dedik... Ertesi gün o arkadaşını da alıp geldi, oturduk. Bu, bizi yalnız bıraktı."

"Kadın, 'Arkadaşım zâten size mevzuyu anlatmıştır,' diyerek fazla derine dalmadan üyeliğe getirdi mevzuyu.
O güne kadar fasikülleri de okumuş, gülmekten ölmüştüm. Ama bu kadının tavırlarıyla işin rengi değişiyordu.
Kadın bir an önce üyelik formunu doldurmamı istiyor, hafiften frikikler veriyordu
ve bakışlarıyla resmen baştan çıkarmaya çalışıyordu. Aldım elime formu. En altta şu yazılıydı:
'................. ödemeyi kabul ediyorum'. "

"O nokta noktalar s.kmişti mevzuyu işte... Dedim, 'Şimdi hazır değilim buna.'
Benden ümidi kesmiş olmanın siniriyle arkadaşına, 'Gidelim,' dedi, gittiler. Telefon numaramı almıştı
ama ertesi gün arayıp fikrimi sordu ve Kadıköy boğa heykelinin orda beklediğini söyledi. Kahve içermişiz.
Altında da son model cip var ve bu kişi İngilizce öğretmeni olduğunu söylüyor!.. Gitmedim...
O nokta noktaların ise kaç garibana giydirildiğini merak eder dururum."

Bir başkası anlatıyor:

- "Az önce markette alışveriş yaparken, sosis kısmındaki sosisleri yere devirmem sonucu yanımdaki bayan yardım etti.
Neyse, teşekkür ettim, gülümsedim falan. Bayan gitti... O sırada 60 yaşlarında bir teyze yanıma geldi.
'Afedersiniz, az önce gördüm de çok pozitif şekilde karşıladınız olayı. Dikkatimi çekti.
Dünya Kardeşlik Birliği Mevlâna Yüce Vakfı'nı duydunuz mu?' dedi. Ben de 'Hayır,' dedim tabii.
Sonra anlatmaya başladı, Şöyle tiyatrolar, seminerler.. Dünya Kardeşliği.. Bana bir de tanıtım kitabı misâli bir şey verdi.
'Kartımı vereyim, ya da siz numaranızı verin,' dedi. 'Kartınızı verin, ben istersem ararım sizi,' dedim.
Bir kez daha numaramı istedi, aynı şeyi söyledim. Kartı ve kitapçıklarını verip gitti.
Ne kadar güleryüzlü görünsem de kadına, anladım tabii ne olduklarını...
Ah, be teyzecim, sağol, sen de çok pozitiftin."

Ve yine bir başkası:

- "ICQ kullanılan zamanlarda profilimde yazan bilgilerden dolayı (ufolara inanırım, Uzaylılar kesin vardır gibi)
bunların üyelerinden birinin çağırması ile bir sefer toplantılarına katıldığım topluluk...
Toplantıdaki yöneticilerden birinin benim için yaptığı tespit aynen şuydu: 'Sen Uzaylı'sın ama,
bunun şu anda farkında değilsin. Dünyâ'daki görevin bitince, yâni Dünya insanlarının gözünde ölünce,
yörüngede bekleyen ana gemiye ışınlanıp yeni görevini alacaksın ve tekrar Dünyâ'ya bir bebek olarak döneceksin.'
... Gemide beni bekleyenleri de söyleyeyim de, nasıl önemli bir adam olduğum anlaşılsın.
Atatürk, Fâtih Sultan Mehmet, Hz. Muhammed, Buda, Büyük İskender vs.vs...."

"Elime de 5-10 sayfalık bir yazı verdiler. 'Bunu okursam, normalde 500-600 sene sürecek olan evrimimin
1 gecede tamamlanacağını ve artık galaktik lisânı anlayabileceğimi' söylediler...
Ama beni en çok şaşırtan olay üyelerin büyük çoğunluğunun toplumun üst kesiminden doktor, avukat vb. kişiler olması...
Ben yirmili yaşlarımda olayın komedisini anlamıştım da, o adamlar hâlâ nasıl bu topluluk için
şevkle çalışıyorlardı, bir türlü anlayamadım."

O kişilerin neden o topluluk içinde olduklarını yukarda anlattık. bir husûsu daha ekleyelim: Hepsi bir arayış içinde... Ama işe içinde bulundukları toplumun kültüründen, dininden başlamıyor; marjinal ve eksantrik fikirler peşinde koşuyorlar... Diplomalı câhillikleri de buna çanak tutuyor. Hani, "Biz sıradan insanlar değiliz" demeye getiriyorlar!..

Bunca zamandır yazıp duruyorum. 700-800 kişi siteyi ziyâret etti. İki kişi dışında "spiritualist" bir meraklı iletişime geçmedi! Niye?.. E, bizim bu Spiritualist tarzımız zor, terlemek lâzım!.. Öyle "şıp" diye Tekâmül, ""hop" diye Cennet'e veya Orion gezegenine atlama vaadetmiyoruz!.. Falcılık, üfürükçülük te yapmıyoruz!.. Yaptığımız Spiritualist geçinenlerin ilgisini çekmiyor!

Akıllı ve mantıklı bir üniversite öğrencisi kız, "Rapsodik" rûmuzuyla bakın, İnternet'te neler anlatmış:

- "Şu an evinde birlikte yaşadığım kokona kadının üye olduğu, beni de türlü çabalarla
tarikatlarına katmaya çalışırken, ne halt olduğunu öğrendiğim dernek adı altında insanları hem maddî,
hem de mânevî açıdan sömüren dandik bir topluluk bu...

"Kadınla mutfakta karşılaşmamak için dua ediyorum, çünkü lâfa direk Mevlâna'dan girip,
bir türlü çıkmak bilmiyor."

"Örnek diyaloglar:

- Eee, Rapsodik, okul nasıl. dersler nasıl gidiyor?
- Teşekkürler, kokona teyzeciğim, her şey yolunda gayet iyi.. ehe.bb
- Tabii, kızım, burası Mevlâna kapısı. Sen buraya boşuna gelmedin. Yolumuz kesişti bizim.
Mevlâna senin burda olmanı istiyor. Senin çakraların açık, üçüncü gözün görüyor,
Mevlâna senin iyiliğini gördüğü için sana yardım ediyor.
Tesâdüf diye bir şey yoktur, yaratılmış ortamlar vardır,
Bilgi Kitabı bla bla... Mevlâna bla bla... Her şey çok güzel olacak bla bla...
Yeniden Dünya kurulacak bla bla... Yobazlar şöyle bla bla.... Uzaylılar bla bla...-
İnsanlar bunu yakında anlayacak bla bla... aaaghhhaa...
İç ses: - Ne diyor lan, bu?.. Ulan, ben hu eve okulda ilânı görüp geldim.
Yurt zam yapmıştı, eve de çıkamadık, satıcı bir arkadaşın yüzünden mecbur kaldım yani,
vallahi Mevlâna, 'git' filân demedi.
Dış ses: - Tabi, doğrudur. haklısınız. teşekkür ederim.

- Günaydın Rapsodik'ciğim, ne oldu okuldaki iş, kabul edildin mi?
- Daha belli değil, kokona teyze, başvuru yaptım, görüşmeye çağıracaklar.
- Olacak, olacak. Ben sinyalleri alıyorum, Mevlâna bu işin olmasını istiyor.
Sakın kötü düşünme, olacak bu iş.
- Âmin, inşallah, bakalım, bekliyoruz. Sonuçlanınca haber veririm.
- Yüce Mevlâna efendimiz.. Bilgi Kitabı.. Evren.. Manyetik alan.. hebele hübele..
İç ses: - Başladı yine, hadi artık, su kaynasa da kaçsam! Sanki işi kendi ayarlıyo!
Ulan, araya elli tane aracı koydum, olsun bir zahmet. Mevlâna'yla ne alâkası var?
Gittim, uğraştım, başvurdum. Bi sus, be kadın!
Dış ses: - Tabii, evet, haklısınız, kokona teyzeciğim."

"Sevgilimle kavga edip hafif moralim bozuk olduğu bir anda yakalanıyorum ve:
- Rapsodik, kızım bak, hiç kimsenin manyetik alanına girme, kendini ezdirme,
ayaklarının üzerinde dur. Yeniden yaratılış, insanlar, Mevlâna, Bilgi Kitabı... dıvıdıbıdı..
İç ses: - Sana da, Bilgi Kitabı'na da, derneğine de, bilmem neyine de... tövbe tövbeeeee..
Dış ses: - Merak etmeyin, kokona teyzeciğim, evet, aynen öyle."

"Bir de beni kandırıp, 'Üyelerimden biri gelmiyor, bu haftalık toplantıya gelir misin, lütfen?' diye
toplantıya götürdü, âdi kokona...
Gördüklerime, duyduklarıma inanamadım. Hayâtımda gördüğüm, katıldığım (sanki her hafta toplantıya katılıyorum)
en saçma toplantıydı, yemin ederim. Şöyle ki, dernekte her Cuma yapılan toplantılarda Bilgi Kitabı'nın bir fasikülü
ordaki 'Güneş Anne' denilen moruklardan biri tarafından okutuluyor, açıklanıyor.
İnsanların beyni yıkanmaya çalışılıyor. Fasikülün yarısı zâten anlamadığım Uzay terimleriyle dolu, Rabsal boyut,
bilmem kaçıncı Evren, dıdısının galaksisi, Kaadir-i Mutlak, direk enerji boyutu, Birleşik Nizam Konseyi,
santrifüj boyut, mini atomik bütün vb. sayamayacağım saçmalıklar bulunuyor. Öyle bön bön baktım,
etrafımda zâten yaşlı kokonalar dolu. Onu da geçtim, öğretim üyeleri, öğretmenler, avukatlar filân var.
Hani boş insanlar değil ama, resmen beyinleri çürümüş. Güyâ Allah, Rab, Peygamber kelimeleri geçiyor ama,
olayın inançla alâkası yok. Mevlâna'yı yüceleştiriyorlar."

"Ha, bir de çıkarken toplantı boyunca köşeden beni kesip duran adam gelip çaktırmadan elime kartını sıkıştırmaya çalıştı,
yüreğime indi. Kadına bunu söyleyince de, benim manyetik çekiciliğimden bahsetti. Ulan, ne çekiciliği???
Bildiğin kot pantolon, kazak var üzerimde... Hani Dünya güzeli bir kız da değilim."

"Bir de bu kokona Güneş Anneler'in ayda bir toplantıları oluyor bu kadının evinde.
Meselâ toplantı olduğu zamanlarda eve girip çıkarken onlarla yüzyüze gelmememiz gerekiyormuş.
Enerjilerimiz çakışıyormuş, fazla enerji kötülük doğururmuş. Yok, ebesinin şeyi!..
Bildiğin manyak, lan bunlar!.. Kadının evinde son senem, inşallah çıkıp kurtulcam saçmalıklarından.
Ama şu yönden iyi ki; kadın sürekli dernekte olduğu için evde çok rahat takılıyorum."

"Velhâsıl-ı kelâm; böyle saçma sapan topluluklara filân inanan insanlara acıyorum sâdece.
Birisi bizim kadıncağızın da beynini yıkamış. 70 yaşında evinde oturup ibâdet edeceğine,
dernekte saçma sapan işlerin peşinden fink atıyor. O değil; edebiyat okuyorum,
Mevlâna canımızdır, ciğerimizdir, çok severim ama; resmen soğuttu kadın! İsmini duyunca
tüylerim diken diken oluyor. Daha gördüğüm, garipsediğim bissürü şey var da,
sinirlerim bozuldu, yazasım bile gelmiyor vallahi."

"Ay, sanırım bu konuda çok dolmuşum ben. Oh be!.. Anlattım da rahatladım."

Bir diğer şâhit şöyle diyor:

- "Arkadaşımla birlikte merak ederek gittiğimiz bir vakıf... Masonluğa karşı büyük bir eğilimleri var.
Örgütlenmeleri ve oluşumları Masonluk'tan örnek alınarak yapılıyor, ama Mason değiller.
Neyi savunduklarına gelince, kendileri de bilmiyor. Meselâ derneğin il sorumlusuyla 'Neyi savunuyorsunuz?'
diye sorup, düşüncelerini dinlemek istediğimde, bana iki saat dil döktü. Dedikleri şunlardı:
'Biz Dünya'yı kurtarmak istiyoruz. Sınırları kaldırıp evrensel Dünya barışını sağlayıp,
insanlığı Bilgi Kitabı'nın fikirsel boyutlarıyla şekillendirmeye çalışıyoruz.
Bu amaç doğrultusunda UFO'lardan, Uzaylılar'dan ve metafizik ögelerden yardımlar almaktayız.
Amacımız kalıcıdır, çünkü reenkarnasyon sonucunda yeniden doğarak amacımıza farklı
bir boyuttan hizmet sağlayacağız.'
Tam 1 saat 45 dakika boyunca hep aynı şeyleri anlattı durdu, bir süre sonra arkadaşımın
gülme krizine, benim de sigara krizine girmem üzerine derneği alelacele terk ettik.
Aslında terk etmedik, kaçtık!"

"Gerçekten de boşunda boşu yâni!.. Uzaylılar'ın işleri güçleri yok, size finans sağlayacaklar!
Dünyâ'yı kurtarıyoruz... Bir de sınırlar kalkacakmış, diyiler... Anarşist mi olacaksınız?"

"Bugün orta yaşın üstünde, gâyet modern görünen bir teyze otobüs durağında elinde bir ton fotokopi kâğıdıyla
yanıma geldi ve kâğıtları göstererek Mevlâna hakkında bir şeyler anlatmaya başladı... Adımı sordu, söylemedim.
Sonrasında 'elinde bu kâğıtlardan bir tâne kaldığını bana verirse biteceğini' söyledi. aldım
ve otobüse bindim. Okurken kahkahalar attım."

Bir başkası anlatıyor:

- "Haklarında anlatılacak çok şey var, nerden başlasam?..
Bir kere mor renge kafayı takmış 60 yaş üstü teyzeler görürseniz, % 80 bu oluşumdandır.
Mor renge, kozmik hedeflere, yıldızlarla, boyutlarla fena hâlde kafayı bozmuşlardır.
Bu teyzeler de bir nevi misyonerdir. Otobüste, çarşı-pazarda
zararsız görünüp, etraftaki gençleri çekmeye çalışırlar. Özellikle kadınları...
Başlarındaki Bülent kokonası da, ismine bakmayın, bir kadındır.

"Kadınlar, onlara göre, özgür birey olmalıdırlar, her insan gibi... Âile kavramı kesinlikle yanlıştır,
sâdece boyut atlamak için aşılan bir kademedir âile... Aslolan bu Allah'ın belâsı topluluktur,
can-baş ona verilmelidir, ama birey tek başına ayakta durmalıdır... ıvır zıvır...
Masonluk'la benzer yanı çoktur, çünkü bu misyoner teyzelerin hiçbiri çulsuz değildir.
Leopar desenli kürkler, acâip şapkalar, değişmeyen moda itemleridir."

"Bilgi Kitabı var bi de... Allahlık!.. Başka ne sıfat kullanılır?.. Sözde 4 Kitap'tan
sahih olan âyetler birleştirilmiş ve ortaya çıkarılmış bir kitaptır.
Devamı geliyor ama, nasıl mı?.. Bülent Hanım'a Uzaylıların gönderdiği titreşimler vasıtasıyla!..
Lâ havle!.."

- "Diğer vakıflar, birlikler ve sivil toplum kuruluşları gibi kolpa olması muhtemel
ve Yeni Dünya Düzeni içinde tezgâhlanan bir vakıf... varsayım bu tabii...
Belki çok azı adam gibi işlere hizmet etmektedirler... Ki, bir çoğu devletler eliyle
resmi olarakta desteklenmektedir."

"Eğer bu kitabı okuduysanız bu tip vakıfların, birliklerin, sivil toplum kuruluşlarının
büyük çoğunluğunun da saçma sapan işlerle iştigâl ettiğini anlarsınız."

Dikkat ediyor musunuz, terör örgütleri gibi, bilhassa PKK'nın lideri Artin Apo gibi, bu tarz dernekler deÂile ve Kadınlar üzerine oynuyorlar!.. Din'i zâten ifsat etmişler, dışlamışlar. Bir de Toplum Yapısı'nı bozarlarsa, Millet'in ayakta kalması mümkün mü?.. Bunun arkasında yabancı düşman devletlerin, istihbarat örgütlerinin iğrenç kokan nefesini seziyor musunuz?

Devam ediyoruz... Bu da bir yerel gazeteden:

- "Vedia Bülent Çorak'ın elemanları Bilecik'te de faaliyete başladı. Bilecik'teki işyerlerini gezen, vakfın broşürlerini dağıtan
Vakıf elemanları, yandaş toplamak için çalışıyor... Son yıllarda Bilecik'te de misyonerlik faaliyetleri de hız kazandı.
Bilecik'te görmeye alışık olmadığımız insanlar, farklı dinden, farklı mezhepten ve farklı inançlardan insanlar,
Bilecik'te boy göstermeye ve faaliyetlerde bulunmaya başladı.
Geçtiğimiz yıl gazetemizde 'Bilecik'te bir bu eksikti; misyonerler Bilecik'te cirit atmaya başladı'
başlıklı haberlerimizde konuyu gündeme getirmiş, yetkililerin dikkatini çekmiş ve kamuoyunu uyarmıştık.
Çünkü, bazı mülteciler Bahâîlik propagandası yapıyor, broşür dağıtıyor ve din dışı inançları Bilecik halkına dikte ediyorlardı."

"Aradan bir yıl geçtikten sonra, şimdi de kamuoyunda sahte peygamber olarak bilinen, Dünya Kardeşlik Birliği
Mevlana Yüce Vakfı Başkanı Vedia Bülent Çorak'ın elemanlarının Bilecik'te faaliyete başladığı öğrenildi.
Önceki gün Bilecik'e gelerek şehirde incelemelerde bulunan bir Vakıf elemanı, bâzı işyerlerine giderek
çalışanlara ve vatandaşlara telkinlerde bulunmuş ve kendilerinin kutsal saydığı kitaplardan fasiküller vermiş.
Görüştüğü kişilerin, Vakıf'la birlikte faaliyet gösteren Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birliği Birleşim Merkezi Derneği'ne
üye olmasını isteyen vakıf elemanı, üyelik broşürü de bırakmış."

"Faaliyetlerine birkaç gün ara veren sahte peygamberin elemanlarının önümüzdeki günlerde tekrar Bilecik'e gelerek
yapılanmayı tamamlamak istedikleri belirtildi. Amaçları ise, vakfı Bilecik'te etkin hâle getirerek,
her gün Bilecik'te ne olup bittiğini öğrenmek... Çünkü vakıf elemanı her gün her gece
vakıf merkezini arayarak Bilecik'teki olup biten her şeyi anlatmak zorunda."

"Kim bu sahte peygamber?.. Olayın istihbaratını aldıktan sonra yaptığımız kısa bir araştırmada karşımıza çok ilginç iddialar çıktı.
İddiaların başında, Vakfın kurucusu Vedia Bülent Çorak'ın kendini peygamber ilân ettiği, Bilgi Kitabı adı altında bir kitap yazdığı
ve bu kitabı 'son kutsal kitap' olarak lânse ettiği geliyor... 1966 yılında başlayan bu akım,
1993 yılında resmileşen yapı, 2014 yılında kıyâmetin kopacağını ve kendi kutsal kitaplarının hüküm sürmeye başlayacağını
iddia ediyor... Bu nedenle geçmiş dinleri ve bu dinlerin getirdiklerini inkâr eden vakfın Uzaylı anlayışı mevcut
ve vakfın kurucusu Vedia Bülent Çorak, alfa kanalından kendisine ilâhî mesajlar geldiğini de iddia ediyor.
Dünyâ'nın bir çok ülkesinde yapılanması olduğu, Türkiye'de ise bir çok şehirde yapılanmasını tamamlayan vakfın,
81 ilde örgütlenmeyi hedeflediği belirtiliyor."

"Kendisinin peygamber, hatta peygamberler üstü olduğunu iddia eden Vedia Bülent Çorak, İzmir'de Ruh Çağırma
ve Hipnoz toplantılarına katılan sıradan bir evkadınıyken, bu faaliyetlerinden olsa gerek,
farklı bir Ruh hâline girip, Uzaylı güçlerden mesaj aldığını iddia etmeye başlar.
Bu sırada Psikolojik tedâvi gördüğü iddia edilen Çorak'a, eşinin bile inanmadığı ifâde ediliyor.
Çorak'ın iddiaları arasında, 'Uzay'dan geldiğini, peygamber üstü bir varlık olduğunu
ve hatta Yüce Yaratıcı'nın Yeryüzü'ndeki yansıması olduğu' da bulunuyor. 1993 yılında İstanbul'a taşınan Çorak,
Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi Derneği ile Mevlâna Yüce Vakfı'nı kuruyor.
Bülent Çorak'ın, UFO'lar aracılığıyla fasikül fasikül yazdırıldığı iddia edilen ve `Bilgi Kitabı`
denilen 621 sayfalık bir kitabı bulunuyor."

İyi gözlemci biri de şunları yazmış İnternet'te:

- "Bilen bilir, sosyetenin çok yaygın bir vakfıdır. Şimdi bilmeyenler diyecekler ki, (isminde Mevlâna geçtiği için)
'Ne var, canım bunda? Mevlâna ismi varsa, kesin iyi bişeydir.' Ama içine girdiğiniz zaman
Mevlâna'dan uzak bir dünya çıkıyor karşınıza."

"Ben aralarında bir dönem bulunmuş ve ayrılmış biri olarak... Tiyatro bölümünde oyunculuk yapıyordum.
Sonra bir gün provalardayken biri elinde telefon, 'Ben bağlantı yapıyorum' deyip,
bi yerleri aradı, telefonunu da açık bıraktı. Bu bir,iki,üç derken dayanamadım
'Ya, siz kimi arıyorsunuz, Allah aşkına?' dedim.....
Kendileri 'Uzaylılar'la bağlantıya geçtiklerini' söylediler!.... 'Nerde olduğumuzu ve ne yaptığıızı biliyorlar.
O zaman, bizi koruyup kolluyorlar.' ... İyi mi?..."

"O zamanlar yaşım 19'du, pek takmıyordum. Benim ordaki tek amacım tiyatroydu. Ne toplantılarına katılmışlığım var,
ne de Bilgi Kitabı'nı okumuşluğum... Ama ileride Bilgi Kitabı'nı elime alıp karıştıracaktım da."

"Tiyatro bayâ bir ilerlemeye başladı. Hatta oyunlarına bile çıktım. Sonra aralarından biri
'Tanrı'nın egolarının olduğunu' (hâşâ!) söyledi, hatta biri 'Ben belki Şeytan bile olabilirim,' dedi."

"Bu yazıyı okuyan biri diyecek ki 'Ne var bunda? İstediğini der, ben de diyorum.' ...
Ya, dersin tabii ki, ama bulunduğun çatı çok önemli. Seni içeri soktuklarında Mevlâna Kardeşliği
olarak giriyorsun da, ben Mevlâna'nın ağzından 'Tanrı'nın egoları vardır' (hâşâ!) diye bir şiirini duymadım!"

Burada duralım... İşte aklı başında, birkaç sayfa çevirmiş birinin değerlendirmesi!.. "Mevlâna, Mevlâna diyorsunuz da, Mevlâna'nın eserlerinde böyle birşey yok!" dedi mi, sapıtması imkânsız!...

Bakın şu bir örnek giyinmiş kadın ve erkek kisvesindeki EŞŞEK SÜRÜSÜ'ne!.. Şeyh Abdullah'ın İsmâilî tarikatının saf müritlerine dediği gibi,hepsi EŞŞEK!.. Ve o resimlerde yer almayan 4.500-5.000 eşşeğe bir sorun!.. İçlerinden biri çıkıp ta bu basit cümleyi kurabilmiş mi?.. İşte o yüzden hepsi MESLEK DİPLOMALI EŞŞEK!..

Devam edelim, bu aklı başında kişinin mantıklı değerlendirmelerine:

- "Sembol olarak piramit üçkenlerini kullanırlar. O Tanrı'dır, K İsâ, M ise Muhammed'dir.Ama şöyle birşey var ki,
üzerlerinde musevî yıldızları vardır. Dernek kapılarında musevî yıldızları vardır. Sorduğun zaman sana alâkasız bişiler söyler.
Bana sorarsan, hepsi Mason'dur. Bir çeşit misyonerlik yapıyorlar. Vediha Çorak denilen dernek başkanı ki,
bu kadın derneklerince peygamberliğini ilân etmiştir. Başkanlığını bu kadın yapar."

"Onun hikâyesi de şu şekilde: Bir gün evde temizlik yaparken bâzı sesler duyuyor ve yazması gerektiğini anlıyor.
Kadın o günden bugüne yazıyor... Bâzen yazmadığı da oluyor. Yine bir gün
Bağdat Caddesi'ndeki derneklerine tiyatro amaçlı gittiğimde yanyana dizilmiş 5 tane üstü kapalı
ama çalışır vaziyette bilgisayarlar gördüm. 'Bu bilgisayarlar neden açık?' diye sorduğumda
bana 'o bilgisayarlara bilgi indiğini' (vahiy) söylediler. 'Bu vahiylerin Cebrâil aracılığıyla inmesi gerekmiyor mu?' dedim.
'UFO'lar her biri birer Melek'tir zâten, iyileri olduğu gibi kötüleri de vardır,' (dediler.)"

"Ya, tabii şimdi UFO'ları bilmiyoruz ki... Telepati kurup görüşen varsa da, bir tek kendine saklıyor.
Muhakkak varlar ama, iyi mi kötü mü, bir fikrimiz yok. Kötülüğünü görmedik ama, iyiliğini de görmedik.
Hatta biz tam anlamıyla Uzaylı göremedik."

Gene duralım... Gördünüz mü, "bilimsel şüphe" nedir?.. "Gökten bilgi iniyorsa, bu vahiydir. Vahiy de Cebrâil vâsıtasıyla iner" dedin mi, akan sular durur. Neymiş, UFO'lar Melek'miş!.. Hiç mâdenî bir Uzay gemisi "melek" olur mu?.. Hiç bir "melek" Uzay gemisi de olsa, uçağa, gemiye, trene, otobüse biner mi?.. Hani, böyle bir sapıklığı vaktiyle Fethullahçı Samanyolu televizyonu yapmış, Şevkat Tepe dizisinde Hz. Muhammed'i siluet hâlinde Yeryüzü'ne indirmiş, insanlarla görüştürmüş, sonra bir kamyonetin arkasına bindirip götürmüştü!.. Niye gökten inip tekrar çıkacağına, kamyonetle gittiğini kimse açıklıyamamıştı... Sapık tarikatların birbirinden farkı yok!..

Bunlara göre Hz. Mûsâ'dan Atatürk'e kadar bütün üstün şahsiyetler Uzaylı'dır!.. Hiç olur mu öyle şey? Rahmetli Mustafa Kemâl Atatürk, sizin benim gibi bir insandı. Uzaylı falan değildi!.. Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed, "Ben de sizin gibi bir insanım. Yer, içerim" demiş iken, nasıl kalkar da onu "Uzaylı" gösterirler, anlamam... Peygamber'in bu sözü Kehf Sûresi 110. âyete, Fussilet Sûresi 6. âyete dayanır... Atatürk de, "Benim fâni vücûdum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar ve muzaffer olacaktır" diyerek kendini bu Dünyâ'nın toprağına bağlamış iken, nasıl onu "Uzaylı" sayabilirsiniz ki?.. Eğer bütün ulu kişiler Uzay'dan geldi ise, bu Dünyâ'nın "Tekâmül Ortamı olma" vasfı kalır mı?.. Hiç kimse bu Dünyâ'da Tekâmül edemiyecek mi?..

Sonra Mûsa, İsâ, Muhammed (s.a.v.) gibi Tekâmül edip Peygamberlik mertebesine ulaşmış insanlar, neden Reinkarne olsunlar?.. Onların yeniden Dünya Tekâmülü'ne ihtiyaçları mı var?.. Vazife ise konu, onlar vazifelerini zâten geçmişte yapmışlar!..

TÜRKLER'in ve TÜRKİYE'nin özel bir yeri ve vazifesi olduğu doğrudur. Bunun tesbiti, Cenap Başman'dan, Bülent Çorak'tan çoook önce Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 yılında yapılmıştır. Şöyle ki:

- "Yüce PEYGAMBER'in bir hadisine göre, ALLAH-Û TEÂLÂ 'Benim bir ordum vardır, ona TÜRK adını verdim
ve onları doğuya yerleştirdim. Bir ulusa kızdığım zaman TÜRKLER'i o ulus üzerine musallat ederim,' diyor."

- "İşte bu, TÜRKLER için bütün insanlara karşı üstünlüktür. Yüce TANRI, onların adlandırılmasını kendisi üstlenmiş,
onları Yeryüzü'nün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara 'Kendi Ordum' demiştir.
Bunların yanı sıra TÜRKLER'in güzellik, sevimlilik, zariflik, incelik, tatlılık, büyüklere saygı, sözünde durma, sadâkat,
alçakgönüllülük, yiğitlik, mertlik gibi her biri ayrı ayrı övülmelerini gerektirecek erdemlerini anmaya bile lûzum yoktur!"

Ayrıca TÜRK öyle bir kapsayıcı, birleştirici bir kavramdır ki, TÜRKİYE'deki Rumlar'ı, Ermeniler'i, Yahudiler'i, Süryâniler'i, Keldâniler'i, Levantenler'i bağrına basar, kendinden ayırmaz, onlara bu topraklarda yabancılık hissettirmez!.. Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Bartolameos bile "Ben TÜRK'üm" , Ermeni asıllı vatandaşımız Levon Dabağyan "Ben TÜRK'üm" der de, Rum kökenli şarkıcı Fedon "Ben TÜRK'üm" der de, şu kürtçüler niye demez?!..

Der, der!... Bir gün gelir, onlar da der!.. TÜRKLÜK onları zâten kapsar.

Devam edelim, bu gerçek aydın kişinin anlattıklarına:

- " 'Ulan,' diyorsun 'Mevlâna diye geldik, Uzaylı çıktı... Uzaylı soruyorsun, kadın peygamber çıkıyor, falan' derken,
benim askerlik vakti geldi. Kaydımı dondurmadım, onlar da ben dondurmadım diye beni silmişler.
Ben de bir daha dönmedim. Zâten şu anda kaydım olsa, kendim silerdim...."

Ayrıca '2000 yılında Dünyâ'nın sonu gelicek,' dediler, 2009 oldu, hâlâ bişi yok!..
Kısacası, bunlar nedir, size söyliyim: Siyonist, Mason, Sabetayist karışımı..
Seni, senin isteklerine saygı duyarak yoldan çıkartan bir tarikattır..."

"Bir de 'Güneş Öğretmenliği' vardı. Bu öğretmenler 6 kişi toplamalı. Toplayamazsa dernekten ihraç ediliyor.
Bu da seni 6 kişiyi mecbûren bulmaya zorluyor. Her giren kişi Devlet idâresinde yasal gözüktüğü için en az
(en son 5 TL) vermeli. Millet Güneş Öğretmenliği için çırpırnıyor. Paranın kaynağını siz hesap edin."

"Güneş Öğretmeni oldun, 6 kişi buldun, bilincin tamâmen açılma noktasına gelmiş demektir o zaman.
Güneş Öğretmenleri sergi yapabilir, oyunlar yazabilir, dernekte Konsey'e girebilir."

"Bunu pek fazla kimse bilmez, dernekte 'konsey' vardır. Yuvarlak masada, en başta Vediha Çorak oturur.
Hepsi temiz giyinir. Bu insanları öyle sıklıkla görmen biraz zordur. Bir çeşit gizli koruma gibidirler.
Ben ilk Konsey'le tanıştığımda, dediğim gibi, 19 yaşındaydım. Öyle bir telâş var ki kapıda,
sanırsın içeride bütün peygamberler toplanmış, konuşuyorlar gibi... İnanılmaz bağlamışlar kendilerine."

Şunlar da kısa kısa değerlendirmeler... Yine İnternet'ten alındı:

- "Küçücük çocuklara 'bismillah demiyeceksin, bu çok saçmaaa' diyenleri barındıran kâfir topluluktur."

- "Alt komşumuz bu derneğe üye ve aynı zamanda kedisinin Reenkarne olduğunu söylemekte!"

- "Yaklaşık 15 senedir çok yakınım bir insanı kaptırdığım şerefsiz, âdi, sömürgeci, vantuz topluluk...
Geberesice Bülent denen o kadın da sözde '2003 yılında öleceğini' vahiy almış idi.
5 senedir geberecek, hasretle bekliyoruz."

- " http://www.ozeldedektif.com/mevlana.html
İlhan İrem'in de içinde bulunduğu vakıftır. Dünya Kardeşlik Birliği
Merhale Sokak (Beştepe)"

"Demirlibahçe Mah. Ağaçlı Sok. 8/A Mamak, Ankara
http://www.bulurum.com/details/4a5562bh020a44agd0d_0ia4b50h7fcf "

Bu uyduruk dernek ve vakıf kendini şöyle tanımlıyor:

- "Merkezimiz Anadolu Türkiye'sinde İstanbul şehridir. Derneğimizin İzmir, Ankara, Antalya, Bursa,
Tekirdağ, Adana, Mersin, İzmit (Kocaeli) ve Hatay'da şubeleri bulunmaktadır. Bunun yanısıra İstanbul'da Bakırköy,
Beyoğlu, Beykoz, Eyüp, Kartal, Maltepe, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Tuzla ve;
Ankara'da Altındağ ve Yenimahalle; İzmir'de Buca ve Konak; ve Antalya ilimizde de Serik gibi
ilçe merkezlerimizde faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz. Bunun dışında çeşitli merkezlerde de odaklarımız bulunmaktadır."

"Sâdece Merkez odağımızda (diğer şehir ve ilçe şubelerimiz hâriç) 4.500 üyemiz vardır.
Ayrıca tüm Dünya'da Bilgi Kitabı ortamında hizmet veren pek çok odaklarımız da mevcuttur.
Bunlardan bazıları ABD, Almanya, Arjantin, Brezilya, Dubai, Ekvator, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere,
İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, Kanada, Kanarya Adaları, Kolombiya, Meksika, Polonya, Rusya,
Sırbistan, Şili, Ukrayna, Venezuela'dadır. Bunun dışında ABD, Avusturalya, Avusturya,
Danimarka, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, İtalya, Japonya, Kanada, Lübnan, Moldovya, Norveç,
Romanya, Tayland, Tibet ve Yeni Zelanda'nın bir çok şehirlerinde bizimle irtibatta olan
ve Bilgi Kitabı ortamında hizmet veren pek çok dostlarımızla devamlı diyalog hâlindeyiz."

"Kitabımız Almanca, Arnavutça, Farsça, Flamanca, Fransızca, İbrânîce, İngilizce, İspanyolca, İsveççe, İtalyanca,
Lehçe, Portekizce, Rusça ve Sırpça’ya tamâmen çevrilmiş durumdadır. 1996 yılında İngilizce
ve Türkçe olarak kitap halinde ciltlenerek ilk baskısı yayınlanmıştır.
Daha sonra Almanca, Rusça, İbranice, İsveççe, İspanyolca ve Flamanca baskıları yapılan kitabımızın
Türkçe, İngilizce ve Rusça ikinci baskıları da yapılarak dağıtıma alınmıştır."

"Bunun dışında kitabın tümü olmasa da, kitabı tanıtıcı fasiküller Arapça, Çince, Danca, Hintçe, Japonca, Norveççe,
Tai ve Yunanca'ya çevrilerek bu dillerde tanıtım setleri hazırlanmıştır."

"1995 yılından itibâren her yıl 1 Kasım târihinde 'Evrensel Kardeşlikten Dünya Barışına Çağrı' sloganı ile
bir sempozyum devreye almaktayız."

İşte böyle... Bu dernek ve vakıf kılıflı sapık tarıkat Altın Çağ adlı bir de dergi çıkarıyor... Çıkarttığı dergide, homoseksüelliğe övgü, âile ve iffetli kadın tipine sözgü yağdırılıyor. "Bilgi Kitabı" dedikleri zırvalar kümesinde târifler, tasnifler, iddialar var. Sakın ola ki, adres verdik diye okuduklarınıza kapılmayın!.. Sonra siz de İsmâiliye Tarikatı Şeyhi Abdullah'ın ve ondan sonra gelen bütün şeyh bozuntularının saf müritlerine dedikleri gibi EŞEK SÜRÜSÜ'ne dâhil olursunuz!

Bir de şu bilimdışı açıklamalara bakın. Neymiş?.. İlk Çağ, Orta Çağ vesâireden sonra bakın, ne çağlar geliyormuş?..

"1. Uyanış Çağı : Bu, yaşamış olduğumuz Geçiş Boyutu ve bugüne kadar bizlere bildirilen KIYAMET tâbir edilen dönemdir.
Şu an Planetimiz bu kaosun içindedir."

"2. Yeni Çağ : Burada alışılagelmiş dönemlerin dışına taşılarak, Bilinmeyene Ulaşma - Çalışma - Araştırma - İdrâke varma Dönemi devreye girecektir.
İki asırlık Kozmik Çağ bu dönemi yaşayacaktır."

"3. Altın Çağ : 23. Yüzyıl'dan sonra 7 Asırlık bir dönemin yaşamını kapsar. Burada Birlik - Bütünlük Bilinci doğrultusunda,
Evrensel Şuurun ve Birleşiminin Direkt İdrâkine varılarak, Planetimizde henüz anlaşılamayan, fakat tanıtmaya çalıştığımız
bir Mekanizmanın - Sistemin - Tanrısal Düzenin -Realitenin Varlığına tanık olunacak ve Bilinmeyenlere Bilinçli olarak kanat açılacaktır."
(Bu Altın Çağ tâbirini ilk Nostradamus kullanmıştır, Hıristiyan terimidir. Her nekadar Türk Mitolojisi'nde geçtiği söylenirse de,
biz Müslümanlar'da böyle birşey yoktur!)

"4. Işık Çağı : Altın Çağ'dan sonra başlayacak olan çağa, Işık Çağı denilmektedir. Bu 30. Yüzyıl'dan sonra
devreye girecek bir çağdır ki burada direkt Allah'ın Düzeni devrededir."

"BİLGİ KİTABI : 1.11.1981 yılında Birleşik İnsanlık Realitesi Kozmos Federal Meclisi tarafından
Anadolu Türkiyesi'ne, ALFA Kanalı'ndan yazdırılmaya başlandı.
1996 yılında Bilgi Kitabı adı ile basılan bu kitabın, Planetimiz'de aynı görüşü paylaşan dostlara ulaştırılması istenmiştir.
Kitabın bir başka özelliği de, bugüne kadar Dünyâmız'a indirilen ve kutsal kitaplar olarak bilinen
Tevrat - Zebur - İncil - Kuran ve Uzak şark felsefelerinin tüm frekansları, Kadir Enerji odağının enerjisi ile
birleştirilerek 6 frekansın bir Bütün olarak Kitab'ın tüm harflerine yüklenmesidir. Ancak daha evvel de söylediğimiz gibi
bu Kitap tapılacak bir Kitap değildir. Rehber bir Kitaptır. Bu neden ile Kitap tüm İnsanlığın Kitabı olarak Planetimize hediye edilmiştir."

"Göksel Otoriteler Alfa Giriş - Omega Çıkış Projesine göre hazırlanmış olan Bilgi Kitabı'na KURTULUŞ KİTABI da demektedirler.
Çünkü 9 Katman'dan oluşan OMEGA Kanalı'nın tüm Frekansı olan 76. Enerjiyi alabilmenizi,
ancak bu Kitab'ın içinde birleştirilmiş olan tüm Kutsal Kitaplar'ın frekansları sağlamaktadır."

"Her güneş sistemi kendi boyutunun Evrim'ini yapmak ile mükelleftir. Bizim Evrim ve Çıkış Boyutumuz SATÜRN'dür.
Omega'ya buradan geçilir. 6. Boyut Nirvana Ölümsüzlük Boyutu'dur. 7. Boyut İnsanlığın son Evrim sınırıdır
ve burası Satürn'dür. Yâni buraya ulaşabilmiş İnsan Bilinci, Hakiki İnsan olarak Ruhsal Enerjisi'ne sâhip çıkar
ve Omega'dan çıkış hakkı kazanır."

Hani deveye, "Boynun eğri" demişler, o da "Nerem doğru ki?" cevâbını vermiş!.. Bunlar deve değil, EŞŞEK!.. Hem de şeddeli EŞŞOĞLU EŞŞEK!.. Hiçbir yerleri, hiçbir söyledikleri, yazdıkları doğru değil!..

"Boyutumuz Satürn'dür" diyor... Bir defa Satürn gezegeni bizim de içinde bulunduğumuz 3 boyutlu âlemin bir parçasıdır. Kütlesi Dünyâ'nın kütlesinin 318 katıdır. Çapı ise 143.000 km'dir. Hacmi Dünyâ'nın hacminin 1.323 katıdır. Gezegenin en dış tabakasında 20.000 km kadar bir kalınlıkta moleküler hidrojen katmanı bulunur. Yüzeye yaklaştıkça basınç, yoğunluk ve ısıda düşüş görülür. Böylelikle hidrojen gaza dönüşür... Böyle bir gezegende insanın, veya insan benzeri bir Uzaylı'nın yaşaması mümkün mü?.. Yaşayan başka tipler varsa, onlar kendi Tekâmülleri ile uğraşmaktadırlar.

Nirvana Hint felsefesinin bir parçasıdır. Bizimle alâkası yoktur ama benzer inançlarımız vardır. Nirvana, ölümden sonra değil, burada ve şu anda gerçekleştirilebilecek bir Rûhî Merhale'dir, yâni Ruhsal Aşama'dır. İstek ve arzuların bitmesi, ıstırâbın artık olmadığı bir iç dinginliğine, aşkın bir sevince ulaşmaktır.

"7. Boyut insanlığın son Evrim sınırı"ymış!.... E, hani Omega 24. Boyut vardı. Biz o zaman baştan sınıfta çakmış oluyoruz!..

"76. Enerji" nedir bilemedik ama, biri çıkıp ta, 1. Enerji'den başlayıp, 2. , 3. , 5. , 10. , 25. , 50. , 75. Enerjiler'i bize bi anlatsa da, 76. Enerji'yi kavrayabilsek!..

Sevgili dostlar!.. Biz ilk yazımızda "Spiritualistler!.. Ruhiyatçılar!.. Öte Âlem'le ilgilenenler!.. Gizli İlimler Meraklıları!.. " demiştik, şimdi ekliyoruz:

Ey UFO'cular!..

Peygamberler, Melekler, Buda, Zerdüşt, Konfüçyüs, Dört Halife ile görüşülemez!... Gelmezler!..
"Geldim" diyenler Aldatıcı, Artniyetli, hatta Tehlikeli Varlıklar'dır. Hele ALLAH'tan mesaj falan alınmaz!..

Bizim görmediğimiz âlemde Ruhlar gibi nice Varlık vardır. Cinler, Periler... Muhtemelen Uzaylılar da vardır ama, bunlarla görüşme olmaz!.. Ama bir CİN veya bir GERİ RUH gelip kendini bunlar gibi gösterebilir. Sayfalarımızda gerçek bir irtibatın nasıl kurulabileceğini, nasıl denetlenebileceğini, alınan bilgilerin nasıl inceleneceğini göstermeye çalıştık. Biraz ibreti alın!.. Böyle sapkınlıklara kalkmayın!.. Sapmış olanları da bu delilleri göstererek uyarın!..

Ruhi Selman

selman@journalist.com

NOT: Kendini Medyum diye yutturan Bülent Çorak adındaki bu sapkın kadını öylesine detaylı inceledik ki, bıktırmamak için, bundan sonra ele alacağımız şahıs ve gruplar hakkındaki değerlendirmelerimizi bu kadar uzatmıyacağız. O yüzden, zaman zaman dönüp bu sayfaya bakmakta yarar var.

***

  • Önemli Sayfalar:

    - BİR SPİRİTUALİSTİN DÜNYASI - ANA SAYFA
    - Bülent Çorak'tan Uzaylı "Tebliğ"i - ALTON'DAN MESAJ
    - BİR TEBLİĞ
    - KADIN HAKKINDA BİR TEBLİĞ
    - ÖLÜM VE SONRASI
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 1
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 2
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 3
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 4
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 5
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 45
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 46
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 47
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 48
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 49
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 50
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 51
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 52
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 53
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 54
    - ÂHIRETTEN SİMÂLAR - 55
    - BİR OBSESYON VAK'ASI
    - ÖTE ÂLEM'DEN ŞİİRLER - 1
    - RÜYÂLAR - 1
    - RÜYÂLAR - 2
    - REİNKARNASYON - 1
    - REİNKARNASYON - 2
    - ANADOLU'DA REİNKARNASYON ŞİİRLERİ
    - İRLANDALI ŞÂİR JAMES CLARENCE MANGAN ANADOLU'DA MI YAŞADI?
    - FİNCAN CELSELERİ - 1
    - FİNCAN CELSELERİ - 2
    - FİNCAN CELSELERİ - 3
    - EKMİNEZİ ÇALIŞMASI
    - RÛHÎ FİLİMLER - 1
    - ENTERESAN RÛHÎ OLAYLAR
    - ERGUN ARIKDAL VE SÂDIKLAR PLÂNI'NI TENKİT
    - CENAP BAŞMAN VE MARON TARİKATI
    - SAPKIN RAEL TARİKATI
    - TRANSANDANTAL MEDİTASYON KANDIRMACASI
    - MELEKLER'DEN MESAJ ALDIĞINI SANAN ŞAŞKINLAR
    - ŞEYTANA TAPAN SATANİSTLER
    - SILVER BIRCH TEBLİĞLERİ
    - KRYON "TEBLİĞ"LERİ VE LEE CARROLL'UN "MEDYUM"LUĞU
    - J. Z. KNIGHT ADLI KADIN MEDYUM VE RAMTHA "TEBLİĞ"LERİ
    - AKHENATON VE KURGU AGARTA "TEBLİĞ"LERİ
    - "SÜPER İNSANLIK" DERNEĞİ VE UYDURUK "TEBLİĞ"LER
    - ZIRVA RA-KA TEBLİĞLERİ
    - SÂDIKLAR PLÂNI'NI TENKİT - 2
    - KASYOPYA CELSELERİ'NDE ATMASYON, KITIRASYONLAR
    - RA "TEBLİĞ"LERİ
    - HAYÂLÎ ANDROMEDA KONSEYİ
    - VARMIŞ GİBİ YUTTURULAN PLEİADES KONSEYİ
    - HATHOR GEZEGENİNDEN İNANDIRICI OLMAYAN MESAJLAR
    - ÜSTAT KUTHUMİ'DEN SAHTE İNCİLER
    - ARKTURUSLULAR'DAN ZIRVA MESAJLAR
    - MEKTUPLAR