
Vurulup tertemiz alnından
uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna
Ya RAB ne
güneşler batıyor.
![]()
ÇEÇEN MİLLİ
MARŞI
Gece kurt
yavrularken, geldik dünyaya
Sabah
kükrerken arslan, ismimiz kondu
Lâilâheillallah
Lâilâheillallah
Kartal yuvalarında emzirdi
analarımız
Eyer üstünde savaşı
öğretti babalarımız.
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Halk için, vatan için yetişdirdi
analarımız
Onlar tehlikede olduğunda
yiğit kesildik
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Dağların şahinleri gibi
özgürce yetiştik
Gururla çıktık zorluklardan,
bozgunlardan
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Tunçtan dağlar kurşun gibi
erise de
Onursuz çıkmayız hayattan ve
savaştan
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Ey kara toprak her zerren çatlasa da
soğuktan
Sana şerefsiz bi şekilde dönmeyeceğiz
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Hiç bir zaman hiç kimseye pes etmedik
biz
Ya özgürlük, ya ölümdür
seçeneğimiz
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Yaralarımızı
ağıtlarla sararken bacılarımız
Maharetle canlanır gözlerimiz.
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Açlık kıvrandırsa da kök yeriz
Susuzluk bezdirsede taşların
suyunu içeriz
Lâilâheillallah Lâilâheillallah
Gece kurt ulurken geldik dünyaya
Halka, Vatana ve Allah’a
bağlıyız biz
Lâilâheillallah Lâilâheillallah

![]()
ÖZGÜR ÇEÇENYA’YA BİR ADIM KALA
Benim
adım Cahar Dudayev
Ben Kafkas eteklerinde Çatal yürekli yiğitlerin efsanesiyim
İçimdeki ateş, gözlerimdeki umut
Bir volkandan boşanırcasına akan kanım
Eritecek milletimin zincirlerini
Ezilsem asla gülümseyerek karşıladım o kızıl
kurşunları
Ve öfkeyle ve dirençle büyüyerek ve bileyerek hıncımı
Dağlar bize gelmez dedik ve yumruk yumruğa
Yürüdük tanklara karşı, yarınlarımıza şekil
vermek adına.
Kalem tutmayı öğrenmedim,
Öğrendik silah kuşanmayı ve yüreğimizi sürmeyi namlu ucuna.
En ağır silahlarına rağmen bu moskof köpekleri
Gölgemden korkuyorlar Azrail görmüş gibi...
Yürüyoruz işte hırçın yüzlerle bir kutlu sevdaya doğru,
O sevda ki;
Yaşamak gölgesinde özgür bir Çeçenya’nın.
Bastırılan özlemlerin, susturulan türkülerin artık,
Başkaldırıyor Kafkas Dağları’na doğru...
Ölenler öldülerse, kalanlar başını dik tutsun diye...
Damar damar sökseler de yüreğimizi
Yine ÖZGÜR ÇEÇENYA var yüreğimizin bir köşesinde.
Moskof bunu unutmasın:
Ölen her ÇEÇEN Bin Kez ÖLÜM Doğurur!

![]()
KAN TOPRAĞA DÜŞÜNCE...
Kıyam gününün o en yakın
buluşma anında
Bir kurşun ile toprağa çakılsa bedenim
Bir daha o yerden kalkmamacasına
Önce bir damla kanım düşsün toprağa
Akacak temiz kanların habercisi olsun
Ve ardından ılık bir titremeyle
Bütün damarlarım boşalsın yağmur yerine
Ki daha güzel güller yeşersin o topraktan
Daha güzel canlar benden
Bu yola kurban,
Ağıtlar yakılmasın ardımdan
Bilinsin yüreklere işlensin
Yalnız Allah için yaşansın
Ve ölüm ölümde yanlız onun icin olsun
Ne gözyaşı avutur bu gönülleri
Ne bir müjde güldürür bu yüzleri
Kimbilir belki kanımı bekliyor
Açmak için bu toprağın gülleri
Varsın zülum bütün dünyayı sarsın
Varsın sevinçlerde başka bahara kalsın
Madem ölüm tek bir defa gelecek
O da neden Allah için olmasın
Yüreklerden yeni bir filiz çıksın
Hiç yılmasın beklesin gündüzleri
Birgün yine toprak kana susarsa
Bekletmesin açılacak gülleri
Varsın zülum bütün dünyayı sarsın
Varsın sevinçlerde başka bahara kalsın
Madem ölüm tek bir defa gelecek
O da neden Allah için olmasın!

![]()
Gül günler sağnak sağnak
hayâle düştü.
Canlandı hatıralar, gönlüme hüzün düştü.
Hazân mevsimi iki gözüm, yapraklar düştü.
Gitti gelmez ama toprağa tohum düştü.
Al kanlara boyandı toprak, nice
baş düştü.
Canım efendim, yetiş içimize ateş düştü.
Yine yoldan çıktı insan, insanlık düştü.
Delikanlı keyfince yürüdü, şeref düştü.
Unutuldu memleket, kirlendi, şehir düştü.
Karanlık adamlar iş başında, kin yola düştü.
Yürüyen çocuk göze geldi, canım umut düştü.
Kim demiş su boğar ateş yakar diye?
Yangın yeri dostum, uyan iş başa düştü.
Sen yürürsen, sen yürürsen bahtımız açık
Yedi iklim son nefesti, Akdeniz düştü.
Kolum kanadım kırıldı efendim,
Kelime kelime kayboldu anlam, millet düştü.
Önce can suyumuz kesildi, sonra bülbül düştü.
İyi insanlar bir
bir göçtü canım, can düştü.
Açıldı ruhum yaprak yaprak içime
ışık düştü.
Çözüldü kör düğüm, devrildi taş taş yalanlar
Uyanış vaktine doğru toprağa cemre düştü.
Açıldı ruhum yaprak yaprak içime ışık düştü.
Çekil yolumdan yılan, çekil yolumdan şeytan;
Yıkıl karşımdan zalim, yıkıl karşımdan
düşman!
Damarda, cana can veren kan, yükselen yükselen iman
Yeniden doğdu zaman ayaydınlık adı hicret olan zaman.
Doğuştaki sırrı kim bilir?
Unutuldu kardeşlik heyhât insan insana düştü.
Gerçek aşkın yuvasını kim bozdu?
Unutuldu kul hakkı heyhât vicdan yele düştü.
Sınır boylarında
sınırsızlık özlemi var.
Beklenen vakit geldi ve uyandı ashab-ı kehf
Uyandı taş, uyandı toprak, uyandı ashab-ı kehf
Dirildi hayat çiçek çiçek dirildi insan rahmet rahmet.
Su yürür damar damar ağaç bize doğru
Bahar yürür aşk ile çiçek bize doğru
Gün yürür, yürüdükçe çocuk bize doğru
Demet demet iyilik ve solmayan güzellik...
Bir ölüp bin dirilen, ölüp ölüp dirilen ey!
Kırıldı kalem, kırıldı zaman,
kırıldı kalem
Yetiş, canımıza cankat önümüze düş.
Bırakma bizi, bırakma yaban ellerde bizi.
Beklerim yolunu, seni gözlerim.
Sen ki uyan diyen, diri diyen, hâk diyen.
Yolumuza işaret taşları dizen, yol gösteren,
Gözüm yollarda seni gözlerim.
Anlamını yitiren hayat bir derde düştü.
Ekmek derdiyle dertlendi nice insan,
Evvel zamanda verdiği sözü unutan insan,
Anlamını yitiren hayat bir derde düştü.
Gelin acıyan yerlerimizi ışığa
tutalım.
Gelin sonsuzluk ikliminde dertleşelim.
Bakalım sızlanmalarımız niye ve kime;
Bakalım bu yol nereye çıkar, yolcu nereye?
Büyülenmiş bakışlar ve tutulmuş yollar;
Yalancı sevda, yalancı söz, yalancı dert
Yırtın perdeleri, sığının ölüm gerçeğine
Yeniden yeniden var olun beş vakitte...
Gün doğmadan içimize bir gün düştü.
Gözledik, sabrettik yalancı şafak düştü.
Candüştü “çan çan”dışımızda batıl düştü.
Söndü sönmeyen ateş, doğdu batmayan güneş.
Yer ve gök yaklaştı yaklaştı
O dem filizlendi rahmet, filizlendi bereket
Yer ve gök yaklaştı yaklaştı
O dem yıkandı yeryüzü sevindi gökyüzü...
Çöl şimdi yemyeşil şimdi doğum vakti
Süt ve göz, süt ve gönül, süt ve söz
İnkârın üstüne şimşek gibi cevap düştü.
Çöl şimdi yemyeşil şimdi doğum vakti.
Düşünenler için hayata işaret düştü.
Titredi insan, uyandı uykularından;
Aklına ben kimim, niçin varım sorusu düştü.
Rahman ve Râhim olan Allah’ın adıyla
Âyet âyet dilimize sözlerin sözü düştü.
Murat Soyak

![]()
“Ey kara toprak!
Her zerren çatlasa baruttan
Sana şerefsiz bir şekilde dönmeyeceğiz!”
(Çeçen milli marşından)
![]()
DAĞLARI TUTUŞTURAN
Zincirlerin nabzına vurdu
dağların sesi
İçimde kanatlanan umudu
saldım sana
Barut kokan elimde cennetin gül nefesi
Hayalimle cennetten bir vatan
aldım sana
Hazan seherlerinde tarifsiz çile
yandı
Asırların hasreti
şehadetlerle yandı
Varlığın son hududu hayaline dayandı
Zindanların koynundan hürriyet çaldım sana
Yüreğinde taptaze hasretlerin
izleri
Sabrında ve azminde erdemin remizleri
Dünyalarca duayı göğüsleyen
gözleri
Taşıyıp gözlerimde
duayla daldım sana
Yürekte kurşun kalmaz,
imanın kaldı bugün
Aşk en güzel gülleri kapına
saldı bugün
Savaşmış,
katliammış... hepsi masaldı bugün
Ebedî zaferlerden tatlı bir
hâldim sana
Kartallar yalnız uçar
dağların yücesinde
Ezanlar senin için vuslatın
gecesinde
Dillerinden dökülen sevdanın
hecesinde
Dağları tutuşturan yangınla geldim sana
Hayalinle cennetten bir vatan aldım sana!

![]()
ÇEÇENLERİN
FERYADI
Talihsiz günümdeyim, dünya yine
karardı,
Nice asırlar var ki gelmiyor zulmün ardı.
İnsafın gözü kuru, vurur
kâfir-i gaddâr,
Gül yüzlü bebeklere cihanın ovası dar!
Bu öyle bir sırtlan ki,
vicdanı bilmez sızı,
Dünyanın günlerince kanattı yaramızı!
Korkmadı Yüce Hak’tan,
bakmadı gözde yaşa,
Yağdırdı füzeleri, topları dağa, taşa!
Zulüm ve canavarlık zannetmeyin
hız kesti,
Kanlı eller her saat, kadın, çocuk, kız kesti!
Bacaklar kollar kopmuş, kemikler
küme küme,
Dünya şahit olmadı böyle vahşi ölüme!
Bu vahşeti gördükçe semalar ve
zeminler,
Kurt pençesine düşmüş bir kuzu gibi inler!
Gövdeler pâre pâre, gözlere
girmiş mermi,
Bunu kanlı timsahlar, bunu sırtlan eder mi?
Bu nice dünyadır ki, hep feryat,
hep zâr bana?
Tanklar, füzeler, toplar, kazıyor mezar bana!
Aklım almıyor bunu,
yandı beynimin zarı,
Heyhat! İnsanda artık yok bir ibret nazarı!
Kirli eller zulmünü
alkışlamada rus’un,
Dilerim Yüce Hak’tan onun zulmû kurusun!
Ah o gam değirmeni nice
başları ezdi;
Ceddi, babası dahi merhamet ne bilmezdi!
Kalbimdeki îmân’a bütün kini ve
hışmı,
Hayretteyim dünyada böyle belâ kalmış mı?
Eyvah! Bir faydası yok, ne
dedimse başlara,
Belki tesir ederdi söyleseydim taşlara!
Ölmüş müdür, ah nedir, bilmem insan âlemi?
Kurtlar kuşlar duyar da, kimse duymaz nâlemi!
Yürekler taştan katı, gözler kum dolu kuyu;
Fakat ölüm kesecek bu uğursuz uykuyu!
Sanki bir kovboy filmi seyretmededir beşer,
Zulme razı olmaktır, işte en dehşetli şer!
Ben Muhammed yetimi, ben Şâmil garibiyim,
Müslümanlar içinde hep sahipsiz biriyim!
Kimi petrol ağası, kimi karun’dan zengin,
Fakat, ey can bülbülü, nerdedir gayret-i din?
Nerde Ebû zer aşkı, nerde Sıddîk
vefası?
Bütün kalbleri sarmış bir cimrilik belâsı!
Unutulmuş öteler, beşer dünyaya müştak,
Sen o zaman gör hâli bir gelsin de emr-i Hak!
Artık kâr etmez mal mülk, kâr etmez sîm-ü zeheb,
Sade günahlar kalır, her şey elden gider hep!
Kardeşim doğranırken bu oyun, eğlence
ne?
Kızıl
ejder gece gün kan kusturur Çeçene!
Kim kaldırır ölümü, kim
siler gözyaşımı?
Bir zerrecik fayda yok, kime vursam başımı!
İnsanın cinnetinden
hep değişti kara, ak;
Bu nice âlemdir ki tanınmaz mazluma hak?
Gönül dağıma ateş,
ocağıma kor düştü,
Eyvah! Canlar, yavrular, hakîr düştü, hor düştü!
Tek yürek taşıyamaz,
gamım, elemim büyük;
Sanki kurşundan bir dağ benim sırtımdaki yük!
Nasıl feda ederim, ben hürriyet
nurumu?
Hiç ibret nazarı yok, sizde insaf kuru mu?
Ey Ulular, bir nefes, bir himmet edin bize;
Tutunduğumuz dallar hep geldi elimize!
Şimdi gayret günüdür, şimdi vefa zamanı,
Değil yan gelip yatmak, değil cefâ zamanı!
Gözler var mil çekilmiş, gönüller var gecedir;
Şu dünya çemeninde yaralıyım nicedir!
Yâ Rabbi, kahra uğrat, düşmanları cem etme;
Sen hiçbir zaman beni o moskofa yem etme!
Lütfunu yoldaş eyle, bir yuvasız kuş etme,
Ey Azîz olan Allah, yolumu yokuş etme!
Âdem, Havva, Şit ve Nuh; Mîrac’taki sır için,
Katından bir nur indir, Musâ ve Hızır için!
Hayırlı kapılar aç, kurtuluş
beratı ver,
Şahitler ve Velîler kervanına katıver!
Sen Hâlık’sın Allah’ım, ben âciz bir
yaratık;
Zâlimin insafına bırakma beni artık!
Mustafa Necati Bursalı

![]()
Bir leyle-i kadirde düşen din
için yere,
Şu matemli kalbimden, o ülkücü
şehide…
Saldırtmadın sağ iken
mübarek mağbedine.
Uzanan el kırılır bu
kutsal dine!…
Yemin ettik ülküdaş, yolumuz
yolun olsun,
İmansız alçaklardan zafer
kimin haddine?
Bakma gözlerimize, gözden
değildir o yaş,
Neden ağlayalım, ölmedin ki
ülküdaş’..
Övmeyeceğim seni, çünkü övgü az
sana,
Sen ki bayrağın gibi,
boyandın bir al kana.
“Düğün gecesi” demiş bu
ölüme Mevlana
Bir Leyle-i Kadirde kavuştun sen
Mevla’na
Omuzlarda gitsede albayraktaki
naaş
Sana öldün diyemem, ölmedinki
ülküdaş.
Seninle din yolunda, olmuştuk biz
yoldaş.
Sen bizi geçtin ama, yetişiriz
ülküdaş
Ne tez geldi yiğidim, genç
yaşta sana hazan
Şehide su ısıttı,
aklaştı kara kazan.
Sen borcunu ödedin sıra bizde
ülküdaş”..
Şimdi senin dinini bu emin eller
bekler
Atom atsalar bile,
YARADANI
kim
terkler?
Ama
ne var ki böyle ürüyecek köpekler
Sen şehit oldun yiğit, onlar geberecekler”..

![]()
MÜJDE
O gün kanlı şafak, gökten
üflenen ateş
Birden, dağın
sırtında atlılar belirecek
Atlılar put şehrine gedikten
girecek;
Bir şehirki, orada insan ayaküstü
leş.
Yalnız iman ve fikir; ne sevgili,
ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar
delirecek.
Ve bir devrim, evvela devrimi
devirecek.
Her şey, birbirine denk, her
şey birbirine eş.
Fertle toplum arası kalkacak
artık güreş;
Gökler iki şakkolmuş haberi
bildirecek.
Müjdeler olsun size; doğdu
batmayan güneş!..
N. F. Kısakürek
