H. B. Paksoy
          TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK
             (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997)  
                 Kultur Sanat Yayini.  165 sayfa  
                      ISBN 975-96079-0-5

Copyright 1993 H. B. Paksoy TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK kitabinin butun yayin haklari, Bern-Isvicre uluslararasi Copyright anlasmalari uyarinca, H. B. Paksoy adina ABD Kongre Kutuphanesi Copyright kutugune kayitlidir.

Asagidaki Belgeleme Yazisi, ABD de kurulmasi ongorulen VAKIFLI TURK TARIHI KURSUSU calismalarini desteklemek amaci ile, ABD'nin ileri gelen arastirma universitelerinde gorev yapmakta olan bir ogretim uyesince, 1991 yili Eylul ayinda yazilmistir. Bu Belgeleme'nin Birinci Bolumu gene ayni ogretim uyesince, 1990 yili Mayis; Ikinci Bolumu ise 1990 yili Eylul ayinda kaleme alinmistir.

04 TICARET, TARIH VE ULUSLARARASI YARISMA

Ticaret, hem bir savunma, hem de bir hucum silahidir. Almanlar, Ikinci Dunya Savasi sonunda silah zoru ile parcalanmislardi. Gunumuzde, birlesmeyi silah zoru ile degil, ticaretlerinin gucu ile gerceklestirmek yolundadirlar. [Kaldi ki, Almanlar 19ci yuzyilda, bugunku Alman topraklari uzerinde 300 den artik Alman devletini gene ticaret yolu ile birlestirerek guclu bir imparatorluk kurmuslardi]. Japonlar Ikinci Dunya Savasinda agir bir yenilgiye ugradilar. Buna karsilik, ticaret yolu ile kendilerini toparlamakla kalmadilar, dunya onderleri arasina gectiler. Ingilizler, Ikinci Dunya Savasini galipler arasinda bitirdiler. Ancak, savasi kazanmak icin sermayelerini harcamak zorunda kaldilar. Sonucunda ticaretleri buyuk olcude aksadi, ve eski guclerini kaybettiler. 1960 ile 1980 yillari arasinda, Ingiliz Disisleri Bakanliginin dunyadaki butun Ingiliz Buyukelciklerine verdigi bir numarali emir: "Ingiliz ticaret'ini gelistirin" oldu. Bugun, Ingiliz dunya ticareti "kar etmektedir," uluslararasi satislari, alislarindan yuksek orandadir. Her uc ornek'te de goruldugu gibi, devlet ve millet'in yasamasinda ticaret buyuk katkida bulunur. Ticaretsiz ne askeri guc ne de siyasi bagimsizlik saglanabilir. Dolayisi ile: ticaret, ordu ve bagimsiz devlet birbirinden ayrilmaz ucuz kardestir.

Bu gerceklerin ortaya cikmasi da yeni degildir. 13cu yuzyilda kurulan Mogol imparatorlugunun cokme nedenlerinin basinda, ticaret yollarinin Asya kara yollarindan dunya deniz yollarina gecmesi ve Mogollarin kendi kulturlerini koruyamamalari gelmektedir. Buyuk duzeyde Asya'nin kara yollari ile ticaret yapmakta olan Mogollar, bu gelismeye ayak uyduramadilar. 19cu yuzyilda birbirlerine karsi "kuvvet dengesi" kurma ugrasina giren Avrupali devletler, bu amaclarini gerceklestirmek icin Asya ve Afrika'da somurgeler kurdular. Bu somurgelerden akan ticari gelir you ile birbirlerine karsi surdurdukleri yaris'ta kendi guclerini bu yontem ile arttirma yollari aradilar.

Yukarda ozetlenen bu gercekler nasil ve nereden bilinir?

1. Ticaret, bir yarisma'dir. Bu yaris'i, malini satan ve kar eden kazanir. Ticaret yarisini kazanma ugruna calismak, ortaya "Yeni Teknoloji" cikarir. Alicisinin isini kolaylastiracak ve gorecek, uygun fiatta mallari uretmek teknoloji yolu, yani surekli yarisma sonucunda ortaya cikarilir. Cin imaparatorlugunun 16ci yuzyilda "kendi icine kapanma" karari, Cin'in dunya pazarlari ile olan iliskilerini kesmesine neden oldu. Yarisma disinda kaldiklarindan, Cin ticaret, sanayi ve bilimleri geriledi. Bu ornekte de gorulecegi gibi, bir defa arka siralara dusmek, yeniden on duzey'e cikmayi cok guclestirmektedir.

2. Ticaret ne amacla yapilir? Ticaret bir "silah" olduguna gore, bu silahin kullanilma duzeninin cok iyi bilinmesi ve anlasilmasi gereklidir. Her ulus'un bagimsiz, ozgur ve rahatlik icinde yasamak istemesi dogaldir. Ancak, bunu yapmak her ulus'un kendi ustune dusen gorevdir. Baska uluslar da bu yonde calistiklarindan, yarismanin yonu ortaya cikar. Bolsevik-Sovyet devletinin kurucusu sayilan Vladimir Lenin, bu konuyu tek bir sorusu ile acikliga kavusturmustur: "Yapilan is, kimin yararinadir?" Ticaret, yalnizca bir kisinin veya ailesinin yararina olamaz. Ticaret'in, ticaret'i yapan kisinin uyesi oldugu toplumun yararina da olmasi gerekir. Eger toplum bagimsiz ve duzenli olmaz ise, kisi ve ailesi de ticaret yapamaz. Orta Caglar'in en varlikli devletlerinden biri olan Venedik bu gercegi cok iyi kavramis oldugundan, 14cu yuzyilda bu konu ile ilgili pek cok yasa'yi yururluge koymaktan cekinmemisti. Gunumuzde cok kullanilan "acentelik" duzenini kurup genisletmis Venedik tuccarlarinin ticaretinin, Venedik Devletinin ic ve dis politikalarina yardimi saglanmisti. Bu kararlarin alinmasina Venedik tuccarlari da katilmisti. Gunumuzde ise, bu konu'da Japon ornegini gostermek mumkundur.

3. Yarisma, en cok ticari alanda goze carpmakla birlikte, yalnizca tek yonlu kalamaz. Dunya pazarlarinda neden Fransiz parfum'u; Hollanda peynir'i; Ingiliz kumas'i; Italyan ayakkabisi aranir? Ingilizler de cok iyi peynir, ayakkabi; Fransizlar da yuksek nitelikli kumas; Japon ve Amerikalilar da cok iyi parfum uretirler. Genellikle, aralarindaki fark, bir nitelik ayricaligindan degildir. Tuketicinin dusuncelerine islenmis goruntulerden dolayidir. Aktarilan "goruntu dusuncesi" ise "once beni, dolayisi ile de sattigim mal'i sev ve al" yonundedir. Bu da yeni bir gorus degildir. Diger ulkelerde de, Turkiyede oldugu gibi "hatir icin" cok is yapilir, ticari anlasmalara da girilir. Ancak, bu tutum ve dusuncelerin uluslararasi iliskilere etki yapmasi da kacinilmaz bir gercektir: TIME dergisinin kurucusu ve sahibi Henry Luce, Chiang Kai-shek'i sevdiginden, omru boyunca Taiwan'i yazilari ve dergisi ile savunmustur. Bu gibi nedenlerle, Arjantinli tuccarlar, Arjantin'in Ingiltere ile 1982 yilinda yaptigi Falkland savasi sirasinda bile Ingiliz mallarini satmakta hic gucluk cekmemislerdi.

4. Bu turde, "dusuncelere goruntu islemek," 20ci yuzyilin ilk yarisinda "reklam" olarak bilinmistir. Ancak, 20ci yuzyilin son yillarinda "reklam" gazetelere, TV'ye ve dergilere verilen fotografli, ya da yazili "aciklamalar" degildir. Baska bir deyisle, bir mal'in "var oldugunu," satista oldugunu aciklamak ne reklamdir, ne de satilmasini saglayacak demektir. Eger tuketici bir mal'i almak icin neden gormuyorsa, o mal'in varligini haber veren ne kadar "aciklama" yapilirsa yapilsin, o mal'in satilmasi gerceklesmez. Buna karsilik, "aciklama" yerine, tuketici'yi "imrendirecek" bir goruntu yaratilacak olursa, o mal'in cok cabuk satilmasi isten degildir. Bu da, "psikolojik harp" cercevesine girer. O noktada da, "reklam" ile "propaganda" arasindaki ayriliklar erir, birinin nerede bitip, digerinin nerede basladigi anlasilmaz olur. Fakat, bu "imrendirme" nasil yapilir? Nelere dayalidir? Neden Turkiyede degisik yabanci uluslarin "Kultur Merkezleri" vardir? Neden Turkiye'nin o ulkelerde "Kultur Merkezleri" yoktur? Bu tur uluslararasi anlasmalar "ikili" olarak yapilir, anlasmayi yapan taraflarin esitlikleri temel tutulur.

Kanuni Sultan Suleyman ile Fransa krali Francis arasinda 1536 yilinda yapilan anlasmaya gore, Osmanli ve Fransiz tuccarlari esit haklarla birbilerinin ulkelerinde kendi kanunlari cercevesinde [ornegin, Osmanli tuccari Fransada Osmanli kanunlarinca] ticaret yapacaklardi. Az sure sonra, Hollandali ve Ingiliz tuccarlari da bu Fransiz anlasmasi cercevesi ve korumasi altina girmeyi basardilar. Osmanli tuccarlari kendilerine taninan bu esit haklardan faydalanma yoluna gitmediklerinden, bu esit anlasmalar 18ci yuzyilda "kapitulasyon" haline donustu. Giderek, bu kapitulasyonlar tam anlami ile Avrupa devletlerinin politik ve askeri politikalarinin orta diregi haline geldi. Duyun-u Umumi idaresi ile en ileri duzeyde somurge yonetimi niteliklerini gosteren bu anlasmalar, Turk Kurtulus Savasindan bile degismeden cikabildiler. Bu "gudumlu yonetim" ancak Lozan anlasmasi ile sona erdirilebildi.

5. Yarisma, yalnizca ticaret'te kalmaz. Ana sorun, bir ulus'un, toplumun ve devletin hayatta kalmasidir. Yarismayi kazanan yasar. Kaybeden de iz birakmadan erir gider. Bir toplum'un, ulus ve devlet olarak yasamasini kim ve nasil saglar? Bu soru'nun tek karsiligi vardir: toplum'un kendi. Bir toplum'u toplum yapan veriler nedir? Hersey'den once, kim oldugunu ve kimligini bilmektir. Bellegini kaybetmis bir kisi ne yapabilir? Nerede oturdugunu bilemez, ailesini, yakinlarini taniyamaz, ne is yapmis ve yapmakta oldugunu bulamaz. Bellegini kaybetmis kisi ne yiyip ne icecektir? Nerede yatip uyuyacaktir? Ev'i bark'i nerededir? O kisi'ye kim bakacaktir? Yasamasi icin giderlerini kim karsilayacaktir? Bir toplum'un bellegi, gecmisi, yani tarihidir. Tarihini bilmeyen toplum ile bellegini kaybetmis kisi arasinda ne ayrilik bulunabilir?

6. Yalniz mallarinin nitelikleri yolu ile ticaret yarismasinda basari saglayamayanlar, diger yollara da basvururlar. Uluslar icinde de bu yollara sapanlar az degildir. Savas yolu ile yarismaya katilan diger uluslari ortadan kaldirmak amacini gudenler de olmustur. Birinci Dunya Savasi bu noktanin en onemli ornegidir. "Buyuk Devletler," Orta Dogu'yu kendi cikarlari [ozellikle petrol yataklari] icin istemis, oradaki devlet ve imparatorluklari ortadan kaldirip yerlerine acik ya da kapali "mandali" "devletler" kurmaktan kacinmamislardi. Ancak, "sicak savas" cok buyuk giderleri gerektirdiginden, amac degistirmeden "soguk savas" yolu da gudulebilir. Bu "soguk savas" in en onemli kolu da "Kultur savasi" dir.

Ticaret ve sanayide, "patent"ler vardir. Yeni bir gerec veya mal ureten bir kisi veya kurulus, "patent" alir. Patent alan kisi ya da kurulus, boylelikle yarattigi yeni mal'in getirecegi cikarlardan faydalanma hakkini korumus olur. Bu patent, yalniz bir ulus icinde degil, uluslararasi anlasmalar yolu ile dunya cercevesinde de yasa yolu ile korunur. Kultur'un patent'i yoktur. Kultur'un surekli uygulanmasi, gunluk yasamda surdurulmesi yolu ile sahibinin hangi toplum oldugu bilinir. Gunluk yasamda sevilen ve kullanilan kultur ise en basarili "satici"dan cok daha etkendir. Kultur'un sahibinin bilinme baslangici ise tarih'tir. Tarih, yazilmadikca tarih olamaz. Yazilmayan tarih okunamaz, bilinemez. Bilinmeyen de gelecek kusaklara aktarilamaz. Tarihini yazmayan, bilmeyen, yaymayan millet geleceginden vazgecmis demektir. Gecmisini bilmeyen millet benligini saklayamaz, kaybolup gitmeye mahkumdur. Bu gercegi cok iyi kavrayan ozel kisiler, uyesi olduklari toplumlar yararina, kendi ozel varliklarini harcayarak arastirma universitelerinde tarih ve kultur kursuler kurmus ve kurmaktadirlar. Ek olarak, hemen butun ticari ve sinai kuruluslar bu yarisa katilmis, savunduklari ve uyesi olduklari kultur'un belgelenmesi ve yayilmasina calisacak kursulerin kurulmasina para yardiminda bulunmaktadirlar. Bu gerceklerin Orneklerini gunluk gazetelerde bile okumak mumkundur.

7. Gunumuzde "tarih yazip ta ne olacak, sanki herkes gercegi bilmiyor mu?" diyen kisiler de bulunabilir. Bu gorus'e verilebilecek tek karsilik vardir: Bu gerceklerin bilindigini kim biliyor? Nasil ve nereden biliyor? Konu ile ilgili, Turkiye disinda yazilmis kitaplara bakilacak olursa, ortada Turk tarihi ya da Turk kulturu diye bir kavram yoktur. 1919-1924 Turk Kurtulus Savasindan da soz edilmez. Eger Turkler tarihlerini ve kulturel dayanaklarini uluslararasi duzey ve bilinc ile yazmayacak ve yaymayacak olurlarsa, diger ulus ve toplumlarin yetistirdigi universite ogretim uyeleri, kendi ulus aci ve cikarlari yonunden bu isi yapmaya hazirdirlar. Hatta gunumuzde yapmakta ve yazmaktadirlar. Ozellikle, 1912 ile 1930 yillari arasinda diger uluslarin bilim adamlarinin kendi acilarindan Turk tarihi uzerine yazdigi kitaplar bu gun okutulmakta ve dunya kamu oyu uzerine buyuk etki yapmaktadir. Bu gun yazilmakta olan yeni kitaplar, 1912-1930 arasi yazilan kitaplari kaynak gostererek kaleme alindiklarindan, daha once yazilanlarin etkenlikleri cig gibi buyumektedir. Sozu edilen kitaplarin topluca ortaya cikardigi sorunlar ayrica kitaplar yazmayi gerektirecek olcu'de de buyuktur.

Bu konu'da canli bir ornek daha verilebilir: Birinci Dunya Savasi sonucunda, 1919 da yapilan Paris Anlasmasi, Osmanli devletinin "manda"lara bolunmesini ongormus idi. Boylelikle, ABD, Ingiltere, Fransa, Italya, Yunanistan devletleri Kucuk Asya'yi [bilindigi gibi, "Anatolia" Yunanca'dir] da aralarinda paylasacaklardi. Buna gerekce ise, "kitaplarda yazili oldugu gibi," Kucuk Asya'da kultur sahibi olanlara "maddi ve manevi haklari geri verilecek idi." Dolayisi ile, Turklerin bildikleri ve hatta varliklari "kitaplarda yazili olmadigindan" soz konusu bile edilmiyordu. Buna karsilik, Bati dillerinde yazilmis buyuk sayida kitaplar, Kucuk Asya'da yasamis "diger" uluslarin kultur ve medeniyet'ini ayrintilari ile anlatmakta idi. Baris Anlasmasini yapacak politikacilarin danismanlari, Batili kitaplari okuyarak egitimlerini tamamlamislardi. Arazi ve icinde yasayanlari yerinde gormek icin, Kucuk Asya'ye iki buyuk, birkac tane de kucuk "Arastirma Komisyonlari" da gonderilmisti. Bu komisyon uyeleri de, egitimleri sirasinda okuduklari kitaplardan ogrendiklerini aramakta idiler. Zekalari dolayisi ile, okuduklari ile gordukleri arasinda buyuk ayricaliklar oldugunu anlamakta gucluk cekmediler. Bununla birlikte, yazdiklari raporlar Pariste toplanmis olan politikacilarin gorus ve kararlarini degistiremedi. Arastirma Komisyonlarinin raporlari, basilmis kitaplara aykiri idi. Sonucunda, Paris Baris Toplantisinin kararlarini geri aldirmak gene milyonlarca Turk'un kanina maloldu. Kucuk Asya'da yasayan Turkler yillarca ekonomik sikinti cekmek zorunda birakildi.

"Kongrelerin, Parlamentolarin kanun cikarmasi ile tarih yazilir mi? Keyifleri bilir, buyursunlar yapsinlar. Bizim icin gecerli degildir" diyenler de Turkler arasinda duyulmaz degil. Bu gorus'e karsilik olarak [Ingiliz Disisleri Bakani Arthur James] Balfour Declaration'i gostermek yeterlidir. 1917 yilinda, Ingiliz Hukumetinin kararlari uyarinca yazilmis uc kisa paragraflik bir mektup, bugunku Israil Devletinin Filistin topraklarindan basari ile ayrilarak kurulmasina kanuni dayanak olarak gorulmus ve gosterilmisti. 1980 ve 1990larda, bu tur bir beyanat ile yeni devletler kurma cabasinda olanlarin varligi gunluk gazetelerden okunabilir. Boyle Beyanatlari yazanlar, o beyanatlari imzalayan kisiler degildir. Yardimcilaridir. O yardimcilar, hangi kaynaklara dayanarak genis uluslararasi sinir degistirme islerine girisebilirler? O "yardimcilarin" kabul ettirmeye calistiklari iddia ve gorusler nasil ve neden taraftar kazanabilir? Yazilmis tarih kitaplari ile karsilastirildiklarinda, "bilimsel aci'dan dogru olduklari" gorulebilir. O kitaplar kimler tarafindan, ne zaman ve hangi amacla yazmistir?

8. Gorulebilecegi gibi, uluslarin arasinda yer alan "Genel Yarisma" icinde "Kultur Yarismasi" da hem savunma hem de hucum silahidir. Kendi benliklerini iyi bilmeyen uluslar bu yarismadan cok zararli cikarlar. Ustelik, bir ulus kendi benligini bilmez ise, diger uluslarin bilim adamlari, hedef alinan birinci ulus'un benlik bilgisini degisik nedenlerle carpitabilir.

"Pan-Turkizm" "hucumu" bunun bir ornegidir. "Pan-Turkizm" bir Turk icadi degildir. [Bilindigi gibi, "Pan-Turanizm" "Turancilik" ve "Pan-Turkizm" Turkiye disinda es anlamda kullanilan deyimlerdir]. Eski Turk kaynaklarinda, "Turklerin dunya hakimiyetini ele gecirmek icin yasadiklari"ni belgeleyen bir kavram yoktur. Bununla birlikte, ozellikle 20ci yuzyil baslarinda, Turkleri bu suc ile itham edenler oldu. "Pan- Turkizm"in ozet olarak "tarihsel cervesi" nedir? Bugun bilinen kaynaklara gore "Pan-Turkizm", yukarida sozu edilen 19cu yuzyil Avrupa kuvvet dengesi ugrasmalarina yardimci olmasi icin Avrupalilarca Avrupa'da icadedilmis bir iddia'dir. Ilk olarak, 1865 yilinda basilan bir kitapta gorulur. Ruslar 19cu yuzyil'da [1552 yilinda baslattiklari bir tutumu surdurerek] Asya'ya ekonomik somurge bulucu yayilma hareketlerine devam ettiler. 1828 den baslayarak, Ingilizler Hindistan'daki imparatorluklarini Ruslardan koruma yollari aradilar. Rus ve Ingiliz imparatorluklari arasinda yasayan Turkleri birlestirip, Rus yayilmasina karsi bir engel olarak kullanmak istegi bu "Pan- Turkizm" "cozumunu" ortaya cikardi. Ruslar da bu "Pan-Turkizm" iddialarini dini nedenlerle oldugu gibi kabullendiler. Cunku Ruslar, Asya'ya yayilma calismalarinin yaninda, kendi Hristiyanliklarini da yaymaya calisiyorlardi. Eger Turkleri "Batili medeniyetlere zararli" gosterebilirlerse, hem Ingilizlerin kurmaya calistigi "Turk kalkani"ni kirabilecekler, hem de kendi Asya'ya yayilma cabalarini diger Hristiyanlarin da yardimi ile surdurebileceklerdi. 1907-1909 larda yapilan gizli anlasmalarla, Ingiliz ve Rus imparatorluklari birbirlerine karsi bu silahi kullanmama karari aldilar. Bunun uzerine, Ruslar "Pan- Turkizm zararlarini onleme" adi altinda calismalara basladi. Erzurum ve cevresinin Birinci Dunya Savasinda Ruslarin eline gecmesinin altindaki "neden"lerden biri oldu.

Birinci Dunya Savasi baslamadan once, Alman bilim adamlari ve subaylari, bu "Pan-Turkizm"i Almanya cikarlarina [Rus ve Ingilizlere karsi] yardimci olmasi icin ele aldilar. Basta Enver Pasa olmak uzere, butun Turk subay ve politikacilarina benimsetmeye calistilar. Almanlar bu "ozendirme, imrendirme" calismalarinda toptan basarili olamadilar: Mustafa Kemal, Kazim Karabekir gibi genc ve yetenekli subaylar Almanya'ya, Fransa'ya gonderildi ise de, diger uluslarin gutmekte olduklari hedefleri gorup anladilar ve karsi ciktilar. Omer Seyfettin Alman bilim adamlarinin ve tuccarlarinin "imrendirme" calismalarini yakindan gorup, toplumu uyarmak amaci ile diger yazdiklarina ek olarak ozellikle "Von Sadrinstayn" ve "Von Sadrinstaynin Oglu" hikayelerini yaratti. Buna ragmen, Turkler Kafkaslarda savasa sokuldu. Amac, Bati cephesinde Ingiliz ve Fransiz'larla carpismakta olan Almanlara nefes aldirmak idi.

Turkler arasinda "Pan-Turkizm" dusuncesine yakinlik, Ikinci Dunya Savasi baslamadan once gene Almanlarca, gene ayni Alman yararlari yolunda filizlendirildi. 1960 sonrasi "Pan-Turkizm" akinlari, Ikinci Dunya Savasi baslamadan once atilan tohumlardan yesermis ve kok salmistir.

Bu olaylarin belgeleri, Avrupali uluslarin resmi devlet arsivlerinde bulunmaktadir. Bu belgelerin kopyalarini satin almak mumkundur. Buna ragmen, "yarisma kavgasi" dolayisi ile, Turkler kendi yaratmadiklari bir akim olan "Pan-Turkizm" iddialariyla, uluslararasi kamuoyu onunde mahkum edilmeye calisilmaktadir. Cunku, bu olaylar yakin yillara kadar yazilmamis, kamu oyu onunde belgelenmemis, yayinlanmamistir. Son yillarda konu'yu acikliga kavusturan arastirmalarin basilmasini bile onlemeye calisanlar oldugu gibi, basilan yazilara hucum etmeyi gorev bilenlerin sayisi da az degildir.

9. Bu ornekleri, kaynaklari ile, uzatmak zor degildir. Tarih, bir defa yazmakla da bitecek bir is degildir. Yeni belgelere dayanarak tekrar tekrar yazilmasi gerektigi gibi, her yil okutulmasi ve okunmasi, diger gorevlerine ek olarak aydinlarin ustune dusen kacinilmaz bir sorundur. Konu, Turk ulusunun sagligidir.

This counter has been placed here on 25 February 1999