KIRK
İKİNDİ YAĞMURLARI
Sabahları
aşık değilim dedim
Hakikaten
de öyleyimdir
Her sabah
rahat, neşeli olurum
Hatta
sesime bakmadan türkü söylerim
Herkes
gibi işime giderim bende
Çalışmak
sanki özlediğim bir şeydir
Sonra
yavaş yavaş o aklıma gelir
Havam
bulutlanır gitgide
Peşinden
koşmaktan yorgun düşerim
Çekilmez
olur artık şehir
Bilirim
şimdi kırlarda
Bir hayvan
sakince suya eğilmiştir
Trenler
geçip giderken küçük kuşlar
Durmadan
yer değiştirir telgraf tellerinde
Gitsem
gezinsem derim limanda
Rıhtım
kahvelerinden birinde otursam
Bir şey
içsem ve dönsem
Değiştirsem
elbisemi,
Yahut
uzanıp saatlerce uyusam
Belki
bu dertten kurtulurum
Derim
ama akşam olur
Gene kapına
düşer yolum.
Necati CUMALI
UÇANA'LI
ZÜLFİKAR BEY'E AĞIT
Sağlığında
yüzüne gülenler
Sofrasında
ekmeğini yiyenler
Uykusunda
pusu kurdular
Zülfikar
Bey'i vurdular
Zülfikar
beyi vuran Uçana'lı İsmail
Cellat
olmasına cellat, çingene değil
Zülfikar
Bey mertti yiğitti,
Fakir
ağlatmadı, mazlum ezmedi
Hile nedir,
şüphe nedir bilmezdi
Korkusuz
uyudu, korkusuz gezdi
Var git
İsmail var git, namert kişisin
Hem sen
düşün hem de sana yol gösteren düşünsün
Varmayın
üstüme, yeter, beni söyletmeyin
Ben bilirim
dost kim, düşman kim
Bilirim
kim sinsi adımlarla peşimde gezer de
Göz
göze gelince başını eğer
Nolaydın
Zülfikar Bey nolaydın
İsmail'e
güvenmeyip teslim olaydın
Bu dağlar
uçana dağlarıdır
Manastırdan
Filorina'ya uzanır
Uçana
dağlarında akan sular, uçan kuşlar
Zülfikar
Bey diye ağlaşır
Gayri
İsmail netse neylese
İçine
korku düşmüştür, yüzü karadır
Uçana
dağlarına gözü pek, yüreği pek
Zülfikar
Bey gibi adam yaraşır
Necati CUMALI
