Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

BIRINCI BOLUM

ULUSLARARASI HUKUKTA HAZAR’IN STATÜSÜ

www.asif.co.sr

1.1. Hazar Göl mü, Deniz mi?. 1

1.2. Uluslararası Deniz Hukukunun Hazar Denizine Uygulanması 2

 

1.1. Hazar Göl mü, Deniz mi?

Hazar, 371000 km2’lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük gölüdür. Hazar petrol rezervleri nedeniyle coğrafi kimliğinin belirlenmesinde önem kazanmıştır. Volga, Ural, Kür-Aras, Emba ve Etrek ırmakları sularını Hazar’a dökmesine karşın, hala kapalı bir havza gibi kabul edilmektedir.

Statü sorununu çözmede Hazar kıyısı devletlerin farklı yaklaşımları ileri sürmekle Hazar’ın kimliğinin belirlenmesi sürecini daha da uzatmıştır. Hazar’ın göl olduğu fikrinde duran Azerbaycan bunu Bakü’de dünyanın büyük petrol şirketlerinin kurdukları konsorsiyumda Rusya’nın Lukoyl şirketinin de yer alması ile Rusya’nın yeni iddialarını ortadan kaldırdı. Çünkü eski Sovyetler Birliği döneminde 1921 ve 1940 da Ìran ile yapılan anlaşmaya göre Hazar göl diye kararına bağlatılmıştır.

Hazar’ın önce göl olduğunu iddia eden Rusya menfaatleri gereği deniz demeğe başlamıştı. Rusya bu politikasıyla Hazar’da kıta sahanlığını 40 mile indirgemeyi ve böylece Azerbaycan ve Kazakistan’ın açıkça petrol çıkarttığı petrol platformlarının kullanım haklarını, uluslararası deniz sahasına ait olduğu iddiasıyla Hazar’a kıyısı bulunan 5 devletin kullanımına açmayı hedefliyordu.

Hazar’in göl veya deniz olmasini bu yaklaşimlardan sonra genel şekilde inceleyelim. Deniz veya göl olarak hukuksal statüsünün belirlenmesinde sırasıyla şu üç yola başvurulabilir. Bunlar; Hazar’a ilişkin bugüne kadar yapılan anlaşmalar, en gelişmiş deniz hukuku kurallarını koyan 1982 B.M.D.H.S (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmeleri) ve Hazar’a ilişkin olarak yapıla geliş kurallarının saptanması.

Deniz hukuku hakkında en son düzenlemeleri içeren 1982 B.M.D.H.S’ye müracaat etmek konu açısından yararlı olacaktır. 16 Kasım 1994’te yürürlüğe giren bu sözleşmeyi Hazar kıyısı hiçbir devlet onaylamamıştır. Sözleşmenin 122. maddesinde “Kapalı ve yarı kapalı deniz, iki veya daha fazla devlet tarafından etrafı çevrilmiş ve başka bir denize veya okyanusa dar bir çıkışla bağlanan veya tamamen veya esas itibariyle iki veya daha fazla sayıdaki kıyı devletin karasuları ve münhasır ekonomik bölgesinden oluşan bir körfez, havza veya deniz, yarı kapalı denize kıyısı olan devletlerin sözleşmeden doğan haklarını kullanırken ve görevlerini yerine getirirken birbirleriyle işbirliği yapmaları öngörülmektedir.

Tanıma göre Hazar’ın kapalı veya yarı kapalı deniz statüsünde kabul edilmesi, Hazar’ı Karadeniz ve Baltık Denizi’ne bağlayan yapay kanalların uluslararası su rejimine tabi olmaları sonuncunu doğuracaktır. Ancak gerek Sovyetler birliği döneminde ve gerekse bu günkü Rusya Federasyonu döneminde bu kanallar iç sular rejimine tabidir ve bulunduğu ülkenin bu kanallar üzerinde münhasır yetkileri var olagelmiştir. Zaten Rusya’nın Hazar’ın deniz olarak kabul ederse Don-Volga ve Volga-Baltık kanallarında uluslararası suyolu rejimini uygulamak zorunda kalacaktır. Bu durumda Hazar’a kıyısı olan diğer devletler bu kanallardan transit geçiş yapma hakkına sahip olabileceklerdir.

Hazar’ın göl veya deniz gibi kabullenme durumunda sadece Kazakistan, Hazar’ın deniz olduğunu ve bundan dolayı 1982 B.M.D.H.S.’nin uygulanması gerektiğini söylüyordu. Ancak Kazakistan’ın Şubat 1998’de Rusya ile vardığı anlaşma, Hazarı göl gibi değerlendirdiği izlenimini uyandırmaktadır. Hazar’ın deniz olduğunu savunan ikinci bir devlet de Azerbaycan’dır. Ancak Azerbaycan öncelikle Hazar’ın bir sınır gölü olduğunu iddia etmekte ve ikinci bir seçenek olarak Hazar’ın kabul edeceğini söylemektedir. Zaten Azerbaycan için önemli olan Hazar’ın göl veya deniz statüsünde olması değil kendi egemenlik alanının tanınmasıdır.

Uluslararası göllerin kullanımına ve paylaşımına ilişkin geniş geçerliliği olan uluslararası hukuk kurallarının varlığından söz etme olanağı yoktur. Bu yüzden kıyı devletlerin uzlaşması önem taşımaktadır. Bu güne kadar Hazar’ın kullanımı ve paylaşımı için iki önemli öneri vardır. Bunlardan biri “Condominium“ (ortak) mülkiyet olarak da belirtilen ortak egemenlik görüşü, diğeri ise sektörel paylaşım görüşüdür. Geçmiş dönemdeki uygulama Hazar’ın bir sınır gölü olduğunu tescil etmektedir. 1991’e kadar Ìran ve Sovyetler Birliği kendi aralarında fiilen aşağı yukarı Astara-Hesenkulu çizgisine denk düşen bir sınırı Hazar için belirlemiştir. Son olarak Hazar’ın yakın geçmişte bir sınır gölü olarak değerlendirildiği ve sektörel olarak paylaşıldığı yolunda bir sonuca varılmaktadır. Bu da Hazar’a ilişkin olarak sektörlere bölünmüş bir göl olduğu yönünde bir teamül kuralının varlığını desteklemektedir.

 

 

1.2. Uluslararası Deniz Hukukunun Hazar Denizine Uygulanması

 

Uluslararası Deniz Hukukunun Hazar’a uygulanmasında temel sorun Hazar’ın 1982 B.M.D.H.S.’ de yer alan tanımlamalardan her hangi birine uyup uymamasıdır.

Hazar Denizininin statüsüyle ilgili bugünkü sorunla ilgili uluslararası antlaşmaların analizine göre her iki tarafın kendi argümanı için meşru temele sahip olduğu açıktır. Uluslararası ilişkilerde ortak egemenlik rejimi genel olarak “Condominium“ (ortak mülkiyet) şeklinde belirtilir. Uluslararası Hukukta kapalı su kütlesi üzerinde ortak mülkiyet sadece bir tane önemli emsal vardır: El Salvador, Handum ve Nikaragua arasında Fonseca Körfezi’nin paylaşımıdır. Nedeni Körfezin eskiden tek bir devlete-Ìspanya-ait olması ve bütün bir su kütlesi olarak değerlendirilmesidir. Mahkeme halef devletlerin ortaya çıkmasını takiben bu bütünlüğün bozulmasını uygun görmemiştir. Bu örnek Hazar’daki duruma benzese de Hazar hiç zaman tek bir devletin olmamıştır.

Bir diğer yol ise Sektörel Bölünmedir. Bu tutuma göre Hazar Denizinin beş kıyı devlet arasında bölünerek oluşturulacak Hazar’ın karasal sektörü üzerinde münhasıran egemenlik hakkına sahip olmasıdır. Coğrafi bakımdan Hazar bir göldür ve göllerin iki ve daha çok devlet arasında bölünmesiyle ilgili örnekler de çoktur. Çok iyi bilinen örnekler şunlardır: Victoria Gölü (Kenya/Tanzanya/Uganda) Malawi Gölü (Fransa/Ìsveçre). Hazar’ın bu şekilde bu şekilde bölünmesine engeller yoktur. Buna göre de iki veya daha çok devletin kıyı olduğu kapalı bir deniz veya göle ilişkin sınırlandırma sözkonusu olduğu zaman orta hat ilkesi adil ve hakkaniyete uygun ve karar verilmesi açısından önemlidir. Bu konuda Almanya Federal Mahkemesi tarafından 1920 yılında karara bağlanmış olan Constance Gölü davasında da orta hat uluslararası hukukun genel bir ilkesi olarak kabul edilmiştir.

Kıta sahanlığın belirlenmesinde orta hat esası sıkça kullanılan bir yöntemdir. 1958 kıta sahanlığı Sözleşmesinde bir anlaşmanın olmaması durumunda özel durumlar çerçevesinde başka bir yola gidilmedikçe kıta sahanlığı sınırının belirlenmesinde orta hat eşit uzaklık ilkesinin uygulanacağı ifade edilmektedir“. Ancak bu ilkeden 1982

B.M.D.H.S.’ de vazgeçilmiştir. 1982 B.M.D.H.S.’ ye göre, kiyilari karşi-karşiya veya yan-yana olan devletler arasinda kita sahanliginin sinirlandirilmasi, hakli bir çözüm bulmak üzere U.A.D.(Uluslararasi Adalet Divani) Statüsünün 38, maddesinde belirtilen hükme göre anlaşma ile belirlenecektir

Bitişik kiyilarin sinirlandirilmasina ilişkin olarak iki ayri yöntem daha bulunmaktadir: Kiyinin genel yönüne dikey bir çizgi çizilmesi ve iki devletin kiyi çizgisinin oluşturdugu açinin ikiye bölünmesi. Ancak, karşilikli sinirlandirma sözkonusu oldugunda ve kiyi çizgilerinin büyük ölçüde orantisiz olmadigi durumlarda tercih edilen yöntem orta hattir. Bu sinirlama bitişik sularin sinirlandirilmasi için geliştirilmiştir ve fiziksel olarak karşilikli sularin sinirlandirilmasina firsat vermemekteděr.

Hazar’a gelince bu yöntemlerden hem karşilikli hem de bitişik sular için yapilan uygulamalar degerlendirilmelidir. Zira Hazar’i kuzey, orta ve güney olarak üç bölüme ayirmak mümkündür. Hazar’in kuzey kesimi Rusya ve Kazakistan arasinda paylaşmiş bulunmaktadir. Hazar’da bu iki devletin egemenlik alanlarinin belirlenmesi için hem bitişik hem de karşilikli sular için uygulanmasi gereken yöntemler uygulanabilecektir. Bu açidan Rusya ve Kazakistan’in Nisan 1998’de kendi aralarinda anlaşarak “progmatik orta hat esasina göre bir sinir belirlemeleri, Hazar’in üç bölümlü özelliginin dogal bir sonucudur. Rusya’nın Azerbaycan ve Kazakistan’ın Türkmenistan ile olan yan deniz sınırı yine bitişiklik esasına göre belirlenecektir.

Azerbaycan ve Türkmenistan ile ise durum üçüncü devletlerin müdahalesine gerek kalmaksızın sınırı kendi aralarında çözülebilir. Hazar’ın güney kısmında İran tek başına yer almaktadır. Ìran’ın egemenlik bölgesinin Azerbaycan ve Türkmenistan ile olan sınırı ise bitişik sulara uygulanan yöntemlerle çözülecektir.

Sonuç olarak Hazar, büyüklüğünden ve suyunun tuzlu olmasından dolayı tarih boyunca sürekli deniz sıfatıyla anılmıştır. 1935’te Sovyetler Birliği ve İran arasında yapılan anlaşmayla Hazar bir “Sovyet-İran Denizi“ olarak tanımlanmıştır. Ancak Hazar’ın doğal kanallar veya boğazlarla açık denizlere çıkışının olmayışı onun göl olarak değerlendirilmesine de yol açmıştır. Ancak Hazar üzerindeki tartışmalar, onun göl veya deniz olmasına değil, ne şekilde paylaşıp kullanılacağı üzerinde yoğunlaşmıştır. Özellikle 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılıp ortaya yeni kıyı devletlerin çıkması ve bu yeni devletlerin Hazar’daki petrol ve doğalgaz yataklarını işlemeye açmaları beraberinde büyük tartışmalar getirmiştir. Ama mevcut durum, geçmiş antlaşmalar ve adil bir çözümün sonucu odur ki, Uluslararası Deniz Hukuku açısından Hazar’ın statüsünün açık, kapalı veya yarı-kapalı olarak belirlenmeyeceğini söylemek mümkündür: Öyle ise Hazar’ın uluslararası göl olarak kıyı devletlerinin kendi alanlarına düşeceği kadar bölmek mümkündür.  

www.asif.co.sr