Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

ÖNSÖZ

17 Ağustos 1999… Saat 03:02.. Türkiye için yeni bir milât…Merkez üssü Gölcük olmak üzere Marmara Bölgesi 7.4 büyüklüğünde 45 saniye sallandı..  Resmî raporlara göre 17 küsur bin ölü, gerçekte ise en az 30 bin ölü, 25 bin yaralı, Bunların Ardından yüzlerce artçı deprem.. Onlarcası Istanbul'da bile insanları evlerinde sallayan, tedirgin eden şiddette.. Ve.. 12 Kasım 1999 akşamı, saat 18:58'de Bolu'nun Düzce ve Kaynaşlı bölgesinde olan deprem.. 7,2 büyüklüğünde 30 saniye süreli...  Toplam bilançoda, 100 bin konut, 25 bin işyeri yıkılmış ya da hasar görmüş... 

Türkiye'nin altında, Kuzey Anadolu Fay'ı (KAF) adı verilen bir fay (yeraltı kusuru) varmış… Bu fay, Dünya'nın en tehlikeli faylarından birisiymiş… Çünkü, "aktif" bir faymış ve bundan dolayı "deprem"leri yaratıyormuş… 

Ben, şahsen 16 sene tahsil yaptım.. İlkokul'dan, Üniversite'nin lisans üstü M.Sc. seviyesini tamamlayıncaya kadar, 16 sene okula gittim.. Üniversite öncesi eğitimde, Karlofça Antlaşmasını, kurbağanın sindirim sistemini, kuşların taşlığını, Ege'nin incir ve üzüm cenneti olduğunu… defalarca, orta okul ve lise derslerinde tekrar tekrar öğrettiler de, bu Kuzey Anadolu Fay'ının ne olduğunu, neler yaptığını, neler yapacağını öğretmediler.. Tarih dersinde, Alpaslan'ın Malazgirt Meydan Muharebesi'nde, atına nasıl ne giyerek bindiğini, Ulubatlı Hasan'ın Istanbul'un fethinde nasıl şehit olduğunu detaylı olarak anlattılar da, 1509 ve 1766 tarihlerindeki depremlerde Istanbul'un nasıl yerle bir olduğunu anlatmadılar.. 1939'da, Erzincan'ın nasıl dümdüz olduğunu da anlatmadılar.. Üzerinde durmadılar.. Üzerinde yaşadığımız toprağın, evlerimizi, işyerimizi başımıza nasıl yıkabileceğini, canımızı, malımızı nasıl sona erdireceğini, bunlara mani olmak için ne önlemler almak gerektiğini bize anlatmadılar.. Üzerinde durmadılar..

Ama, artık, 1999 yılının 17 Ağustos gününden itibaren, bunları öğrenmek, hiç olmazsa, gelecek nesillere bunları anlatmak, bilinçlendirmek gereğini anlamış bulunuyoruz…

Bir eve taşınırken, o binanın "zemin etüdü", "inşaat kalitesi", "depreme dayanıklılık testi", "kalite raporu veya belgesi" gibi can noktalarına dikkat etmemiz gerektiğini öğrendik.. Evin , manzarası, mutfağın büyüklüğü, fayansın kalitesi, perdenin cinsi gibi "estetik" husulardan daha önemli hususların bulunduğunu öğrendik..

Bu websitesi'ni, 17 Ağustos 1999 tarihinden sonra yayınlanan gazete, dergi, kitap gibi yayın organlarının verdiği bilgiler ile derledim.. Kendimce "en önemli" olanlarını seçerek, deprem hakkında insanlarımızı bilgilendirmek istedim. Bilginin, hayatta en önemli hazine olduğuna inanan birisi olarak, insanlarımızın, gelecekte olması muhtemel depremlere karşı uyanık olmasını, önlem almasını ve böylece, hem canlarımızı, hem de mallarımızı depremden koruyarak, ülkemizin geleceğinin kararmamasını hedefledim.

Istanbul'da 10 veya 30 sene içinde büyük ve yıkıcı bir deprem olacağı belirtiliyor, dünyaca tanınan bilimadamları tarafından. Prof.Le Pichon, Doç.Dr.T.Taymaz, Prof.Dr.Celal Şengör ve Prof.Dr. Ahmet Ercan'ın bu konudaki tahminleri beklenen depremin en az 7.3 hatta 8 olabileceği yönünde. Buna karşılık, Devlet yöneticileri ve Istanbul'lular ne yapıyorlar? "Bizim zemin sağlammış..", "Bize birşey olmaz..", "Kader.." deyip çoğu oturuyor.. Kimisi de, evini kontrol ettirmek için gerekli harcamayı yapmak istemiyor. Bunun için, devletin "bina kontrollerinin yapılmasını zorunlu" yapmasını ve "bu konudaki harcamaların vergiden düşülmesi" uygulamasını getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Istanbul'un geleceği Türkiye'nin geleceği demektir. Türkiye, ancak bu konuya önem vermekle geleceğini kurtarabilir.. Devlet, sadece deprem sonrası için değil, deprem öncesi için önlem almaya ağırlık vermelidir. Ancak, ne yazık ki, 17 Ağustos 1999'tan bir yıl  geçmesine rağmen bu yönde somut bir adım atılmadı henüz..

Gelen haberler, depremden bir yıl sonra bile iç açıcı değil. Zemin sıvılaşmasının kurbanı olan Adapazarı, yine olana bitene aldırmadan, yine aynı yoğunluğu çekecek "metropolleşme"ye yeşil ışık yakıyor!.. 

Yalova'da yüzlerce kişinin öldüğü çöken site ve binaları inşa eden Yüksel İnşaat ve Ceylan İnşaat firmalarına, oralarda yapılacak yeni konutların ihaleleri veriliyor!..  Madem ki öyle, o zaman Veli Göçer ihaleye katılsa idi, ona da iş verilecek miydi?

Daha önce yaptıkları binalar çöken firmaların yapacakları konutları, hak sahipleri reddederek tavır koyabilirler mi? Gelecek depremde yıkılmayacakları ne malum?

B,ir diğer konu da, deprem sonrasında toplanan yardım paralarının nereye harcabndığı belli değil. Somut olarak sormak gerekirse:

1) Çeşitli gönüllü ve resmi kuruluşların çeşitli bankalarda açtıkları ‘‘depremzedelere yardım’’ hesaplarında ne kadar para toplandı? Nereye, nasıl harcandı? Tam ve kesin bilanço nedir?

2) ‘‘Deprem vergisi’’ diye toplanan, herkesin gönlünün derinliklerinden ve kesesince katıldığı fonlar, tam ve kesin olarak, nereye aktarıldı?

Gelecekte, "deprem"in zarar veremeyeceği bir Türkiye yaratılması umudu ile…

Deprem Anasayfası