Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

 

GİZLİ BİR SAVAŞ: YAHUDİLER ERMENİLERE KARŞI

Bu Sitede Ara powered by FreeFind

 

Sizlere bu yazımda gözlerinizdeki perdeleri biraz olsun indirmek amacıyla Ermeni Meselesi ile ilgili hakikatleri anlatmak istiyorum:

Osmanlı İmparatorluğu içinde yüzyıllardan beri birbirlerine rakip iki büyük azınlıktan bahsetmek istiyorum sizlere. Yani, Yahudiler ve Ermeniler’den. Bu iki azınlik arasındaki çekişmeler Jön Türkler ve daha sonra da İttihat ve Terakki Partisi kurulana dek toprak kavgasından değil, iki zümrenin ticari çıkarlarının çatışmasından kaynaklanıyordu. Ermeniler, her zaman Yahudilerden çok daha zanaatkar olmuşlardı ve toplum kültürlerinde olmadığı ve öğretilmediği için hile hurda yollardan veya rakibi hakkında türlü fitneler uyduraraktan ticaret yapmazlardı. Yahudiler ise böyleydi, öğretilerinde vardı, Yahudi dediğin işte böyle olmalıydı.

1870’li yıllarda Yahudiliğin iki kolu, yani Sabetaycılar ve Museviler, kendi içlerinde toparlanmaya ve güçlenmeye başladılar. Fransız, İtalyan ve diğer dış güçlerin de yardımıyla iktisadi alanda kendi birleşmiş güçlerinin boyutlarının farkına vardılar. İmparatorluğu yıkıp, sistemlerini tamamen kendilerinin kuracağı yeni bir devlet kurmanın tohumlarını atmaya başladılar. Ancak, planları arasında en büyük rakipleri olan Ermenilerle dost olmak tabii ki de olamazdı. Bu yüzden, Jön Türkler, ve İttihat ve Terakki’nin içinde Ermenileri göremezsiniz. Ermenileri bir çeşit eritmek ve yoketmek için hazırlıklara giriştiler. Amaçlanan, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde, merkezlerde yüzyıllardir güçlü bir azınlık toplumu kurmus olan Ermenileri yokedip, tüm egemenliğin ve yönetimin kendilerinin elinde olacağı bir devlet kurmaktı. Sabetay Sevi’nin 17. Yüzyılda amaçladığı buydu, Hıristiyanlar yokedilecekti. Zamanı gelmişti ve amaçlara uygun haraket edilecekti. Ermeniler yok edilecek, Anadolu’ya Balkanlardan kendileri yani çoğu zengin ve güçlü Sabetaycılar gelip yerleşecekti. Yahudiler, imparatorluk içindeki en güçlü rakiplerini böylece bertaraf edeceklerdi.

Sabetaycılar, Balkanlardaki diğer toplulukların içerisinde kendilerini diğerlerine hissettirmeden geldiler. Diğer topluluklar, Sabetaycıların farklı olduklarını hissetseler de bir şey yapamazlardı. Diğer topluluklarda ekseriyet çok fakirdi. Güç ve para, Sabetaycıların elindeydi. Sabetaycılarda görülen davranış ve özellikler, diğer milletlere sanki onların maddi zenginliklerinden kaynaklanan davranışlar gibi geliyordu. Halbuki, tam tersiydi. Sabetaycılar kültür olarak çok farklıydı ve Musevilerle ortak haraket etmelerinden ve aslen Yahudi oldukları için zenginleşmişlerdi.

Ordu da komutanlık ve üst rütbeler elde eden Sabetaycılar da vardı. Ordu, Türk milletinin gözünde kurtarıcıydi, dolayısıyla ne yapıldığını ve maksadı bilmeden üst rütbeli askerlerin emirlerine boyun eğinildi. İttihat ve Terakki’nin emriyle, Ermenilerin çoğu ya köylerinde öldürüldü, ya da sefalet içinde Lübnan ve Suriye’ye sürülürken yolda öldüler.

Ermeniler, atalarını öldürenlerin aslında Jön Türkler/ İttihat ve Terakki, yani Yahudi soyundan gelen Sabetaycılar ve Museviler olduğunu hep bildiler. Katillerin dişi Türktü, içi aslen Yahudiydi. Sabetaycıların tamamen Türk isimli olmalarına ve Müslüman kimliğine bürünmelerine rağmen, bu ayrımı yapabildiler çünkü Osmanlı İmparatorluğunda yüzyıllardır Müslüman Türklerle aralarında hiçbir sürtüşme olmadı. Onlar, kimlerle sürtüştüklerini hep çok iyi bildiler ve gözlerinde perde yoktu. Ermeniler, Sabetaycılık ortaya çıktığından beri Sabetaycılar hakkında kitaplar bile yazdılar. İşte bu yüzden, Fransa’da geçen sene Soykırımı anmak için açtıkları anıtta da, bu farkı bildiklerini dile getirmek için de anıtın üstüne bu soykırımı Türklerin değil de, İttihat ve Terakki ya da Jön Türklerin (yani Sabetaycıların ve Musevilerin) yaptığını yazdılar.

Sizler farkında mısınız bilmiyorum ama ASALA hiç Müslüman kökenden gelen bir Türk’ü öldürdü mü? Dışişleri Bakanlığı’na sadece ve sadece Sabetaycıların alındığı söyleniyor. Bunu bilmeyen yok. Kökeni Müslüman olan Türk gençleri, Sabetaycıların varlığını anlamasın, oyunlarını farketmesin, dişarıdan kişilere anlatmasın diye senelerdir Dışişlerine Müslüman kökenli Türk genci alınmamaktadır. Şimdi bir düşünün, ASALA geçmişte neden sadece Dış İşleri Diplomatlarımıza ve çalışanlarına saldırmıştır? Nedeni basit. Atalarının soykırımından sorumlu ve bu emri verenlerin torunlarının Dış İşlerinde çalıştıklarını bildikleri için.

Geçen seneden beri Ermeni Soykırımı ile ilgili ATV, Show TV, NTV, Kanal D ve BRT’de türlü paneller yapılır. Nedense, konuşmacı olarak çağırılanlar hep Sabetaycılardır. Örneğin, Prof.
Eser Karakaş.. İlginçtir, kendisi Sabetaycıların üç kolundan biri olan Karakaş gurubunun ismini de taşımaktadır. Bu zatın, Ermeni Soykırımı ile bilgisi ve ilgisi nedir? Biz işletmeci bilirdik, tarih üzerine de mi ihtisas yapmıştır? Kendisi aynı panelde Hürriyet’in Fransa’dan bildiren gazetecisi Bn. Bernard’in ‘Dış İşlerine daha çok genç başvursun, daha çok kişi alınsın’ sözlerine neden şiddetle karşı çıkmıştır?

Ayrı bir ilginç nokta da, medya tarafından Harvard’lı süper
milliyetçi genç kızımız olarak lanse edilen öğrencinin de Sabetaycı bir aileden geliyor olmasıdır. Hatırlanırsa, kendisi göya Fransız parlamentere kafa tutmuştur! Fransız parlamentere dersini vermiştir! Fransız parlamenter, kızın ne dediğini bile duymuş mudur acaba? Türkiye milletinin ne güzel gözlerine perdeler indirilmiş, perde indirenler o gözleri ne de güzel boyamışlardır.

Ermeniler, özellikle son 10 senedir süre gelen Sabetayist-Rum yakınlaşmasını da bilmektedirler. Masonluk içinde filizlenen bu yakınlaşmanın bir örneği, Show-TV’de yaşanmaktadır. Bakalım bizler bu yakınlaşmayi ne zaman farkedeceğiz?

Hakan 
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 
Ermeni Kırımını Yöneten Aile ve Mazhar Germen ile Oğlu Bülent Fenmen

"Diyarbakırlı toprak ağası Ali Ağa'nın oğlu, 1. ve 2. Meclis üyesi, 1922—25 arasında Bayındırlık Bakanlığı yapmış Fevzi Pirinçcioğlu'nun (aile pirinç ektiği için bu soyadını almıştır) torunu olan Yasemin Pirinçcioğlu'nun babası da Ali Fethi Bey'dir.

Ziya Gökalp, Süleyman Nazif ve
Cahit Sıtkı Tarancı (halasının oğlu) ile kuzen olan Arif Fevzi Pirinçcioğlu'nun Çerkez eşi Nazime Hanım'dan, Ali Fethi ile birlikte yedi çocuğu gelir dünyaya. Çocuklarından Vefik Pirinçcioğlu, 12 ve 13. dönem Diyarbakır ve Kahramanmaraş milletvekilliğinin yanında, 1963—64'teki İnönü kabinesinde de devlet bakanlığı görevi üstlenir. Hiç evlenmeyen Vefik, Nedim, Nezihe, Remziye (Fikri Alpay ile evlenir), Hikmet (o da yine TBMM'nin ilk üyelerinden Mazhar Germen'in büyükelçi Şefik Fenmen ile Yüksel dışındaki çocuğu Türkan Hanım'la evlenir….

Ali Fethi Pirinçcioğlu, daha sonra eşi olacak Hayrünnisa İnci(Arkan)'yle üniversite yıllarında tanışır: "Zannediyorum imtihanda tanışıyorlar. Annem Üsküdar Amerikan, babam Robert Kolej mezunu. …
Hayrünnisa İnci Hanım ise, Dr. Ekrem ve Saadet (Arkan) çiftinin iki kızından biridir (diğeri de Kırlangıç zeytinyağlarının eski sahibi Sevinç Özer'le evlenen ve Kazım ile Ekrem adında iki çocukları olan Gülören Hanım'dır). Yasemin Pirinçcioğlu'nun anneannesi Saadet Hanım aslen Rodoslu'dur. Tütün rejisinin başında bulunan Bayramzade İzzet ve Vus'at çiftinin çocuğu olan Saadet Hanım'ın kızkardeşi, Durmuş Bey'le evlenen ve sanayici olarak tanıdığımız Selçuk ile Selman Yaşar'ın da annesi olan Hikmet Yaşar'dır. Saadet Hanım'ın bir diğer kardeşi ise, Sultanahmet'teki İktisadi ve Ticari İlimler Akadamesi'ni kuran ve ilk ticaret ansiklopedisini yazan kişi olan İsmet Alkan'dır. Vecahat Hanım ise, Dr. Mazhar Paşa'nın torunu ile evlenip Oranus soyadını alan Saadet Hanım'ın başka bir kardeşidir " (Cemal Kalyoncu, Rana Pirinçcioğlu Röportajı)

Pirinçcioğlu Ailesi Diyarbakır'da Ermeni Kırımı'nı yöneten aile; insanlık suçları o kadar açık ki, Bilal Şimşir bile kitaplarında savunamamış.

Mazhar Germen ya da Doktor Mazhar, Aydın Doğumlu, Fransa’da uzman olmuş; 1920’de milletvekili yaplımış ve bu milletvekilliği 1946’ya kadar sürmüş. Mustafa Kemal’in Sağlık Bakanı (1925) CHP Yöneticisi ve TBMM Başkan Vekilliği yapmış. Her nedense büyükelçi oğlu Yüksel’in soyadı Germen değil Fenmen. Bülent Fenmen mason.

Röportaj yapılan Yasemin Pirinçcioğlu’nun dedesi Arif Fevzi Pirinçcioğlu’nun babası ile Ziya Gökalp’in annesi kardeş. Arif Fevzi Bey, Ziya Gökalp’in dayısının oğlu. Anlatıma göre, Arif Fevzi’nin babasının kız kardeşlerinden, diğer üç kız kardeşten olan çocukların birisi Cahit Sıtkı Tarancı, diğeri Ziya Gökalp ve Süleyman Nazif. Demek ki, Cahit Sıtkı, Süleyman Nazif ve Ziya Gökalp üçü teyze çocukları.
Yasemin Pirinçcioğlu’nun annesinin, geçenlerde ölen Halide Edip’in asistanı da olan Hayrunisa İnci Hanım, teyzesi
Selçuk Yaşar’ın annesi. Yani, Hayrunisa İnci Hanım’la, Selçuk Yaşar teyze çocukları. Hayrunisa İnci Hanım yakın zamanlarda vefat etti ve Teşvikiye’den kalkan cenaze Zincirlikuyu’ya gömüldü.

Gokyuzu - Mavera
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


Ermeni Patriği Şunork Kalustyan’ın üvey kardeşi Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan
(...)
Yıllar önce, 1965 yılıydı. 1915’in 50. yıldönümüydü. Soykırım anıtı fikri doğmuş, basın mensupları, dönemin İstanbul Ermeni Patriği Şunorhk Kalustyan’ın kapısına dayanmıştı: ”Soykırım oldu mu?” Soru basit, cevabı zordu. Çünkü İstanbul’da, Patrik de olsanız, bir Ermeni olarak yaşamak kolay değildi. Patrik, o yıllarda şimdiki Cumhurbaşkanı’nın verdiği cevabı tercih etti: ”Soykırım meselesini tarihçilere bırakalım.”

Basın mensupları tatmin olmadı. Türk gazetelerinin, ”Ermeni Patriği dedi ki: Soykırım olmamıştır!” manşetine ihtiyacı vardı. ”Kişi olarak ne düşünüyorsunuz?" diye sordular.

”1915’de yedi yaşındaydım.” dedi, Yozgat ili, İğdeli köyünde doğan Kalustyan, ”Yetmiş kişilik ailemden bir annem, bir de ben kaldık. Sürgün sırasında annemi de kaybettim. O zamanlar genç bir kadın olan annem, Müslüman bir Türk ile evlenmeye mecbur bırakıldı… Şimdi siz bana cevap verin: Benim akrabalarım neredeler? Siz bu sorunun cevabını bulursanız, soykırım olmuş mudur, olmamış mıdır sorusunun cevabını da aydınlatmış olursunuz.”

1990’da vefat eden Kalustyan’ın sözlerini, 35 yıl sonra Köln’de Ermeni Kilisesi Almanya Başpiskoposu Karakin Bekdjian’dan öğreniyoruz. Onunla görüşmemizin amacı, Türkiye’de ”Anti- Ermeniciliğe” dönüşen yüz kızartıcı kampanyanın Almanya’da yaşayan Ermenileri nasıl etkilediğini öğrenmek.
(...)

Görüşmemiz bitiyor, Başpiskopos’un sözleri ve kulağımıza çalınan kederli bir ezgi, faciayı 300 bin, 800 bin, 1 buçuk milyon gibi rakamlar olmaktan çıkarıyor. Katliam, yetmiş kişilik bir aileden bir oğul ile annesinin sağ kalmasına, annenin bir Müslümanla evlenmesine, bu mecburi evlilikten bir oğlunun daha olmasına ve yıllar sonra,
Şunork Kalustyan ’ın, kendisi İstanbul Patriği iken, üvey kardeşinin aynı dönemin Diyanet İşleri Başkanı Lütfü Doğan olduğunu öğrenmesine dönüşüyor! Bugün Ermenilere karşı seferberlik ilan edenler benzer sürprizlere hazır olmalıdırlar. Çünkü, kırımın yaşandığı topraklarda doğanlar, kimliklerinden asla emin olamazlar.

Berivan Aymaz & Doğan Akhanlı 2000/07  
http://www.persembegazetesi.de           BİR SONRAKİ SAYFA