Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

 

 

 

 

 

 

 

 

RESİM SANATI (BÖLÜM 1)

 

 

 

KLASİK DÖNEM RESİM SANATI: (bölüm I)

 

 Mimari ve heykel alanında büyük başarılar elde eden Yunanlılar; mücevher, çömlek, sikke, her türlü madeni eşya ve bu arada zırh yapımında da son derece ilginç çalışmalar yaptılar. Bu işleri gerçekleştiren sanatçılar da aşağı yukarı, mimar ve heykeltraşların tuttuğu yolu izleyerek, katı bir şekilde üsluplaşmış arkaik formlardan başlayıp, giderek doğallığın ve teknik becerilerinin en güzel örneklerini verdiler. Bunları tarihlendirmek özellikle değerli maddelerden yapılan eşyaların çoğu kaybolduğu için pek kolay olmamaktadır.

Yunan resminden bugüne, hemen hemen hiçbir şey kalmamış gibidir. Bir eleştirmen bu durumu, "herhangi bir devrin ya da ülkenin sanat tarihi için en acı kayıp" olarak nitelendirir. Antik devir üzerine inceleme yapanlar, Yunan resim sanatının, mimari ve heykel alanlarında elde edilen başarıları geride bırakmasa bile onlara denk olduğu konusunda birleşirler. Yunan resmi ile ilgili olarak, orda burda ele geçen parçalarla bir şans eseri bugüne kadar gelen çok sayıda çömlek üzerindeki desen ve resimlere bakarak bir fikir sahibi olabiliyoruz. Ayrıca devrin Yunan yazarları da bu konuya ışık tutacak şeyler yazmışlardır. Herkesçe bilinen bir hikayeye göre çömlek ressamı Zeuksis'in yaptığı üzüm resimleri o kadar canlı olurmuş ki kuşlar bile bunu gerçek sanıp gagalamaya kalkışırlarmış.

M.Ö 5. Yy, Yunan seramiklerinin süslenmesinde en güzel örneklerin verildiği devir olmasına karşılık, klasik Yunan sanatının en büyük ressamlarının bir sonraki yüzyılda yaşayıp çalıştıkları ileri sürülür. Ne yazık ki bu ustaların

 

resimlerinden çok azı günümüze kadar geldiği için, elimizdeki çömleklere bakarak, onların tamamlanmış resimlerinden çok sadece çizim teknikleri konusunda bir fikir edinebiliyoruz.

Belli başlı bütün resimler kaybolduğu için Yunan vazoları, Yunan görsel sanatı konusunda genel bilgi veren kaynak olarak gerçek değerlerlerinin çok üzerinde bir ilgi uyandırmaktadır. Gene de bunlar, sırf kullanmak amacı ile yapılan kaplar olmayıp kendi başlarına birer sanat eşyası idiler. Antik dünya da çok beğenilip değer verilen bu çömlekler Yunanlıların öteki ülkelere sattıkları malların arasında önemli bir yer tutuyordu. Yunan etkisine çok uzak olan Galia, Almanya ormanları ve İran gibi ülkelerde bile bu Yunan kapları bulunmuştur. Fakir bir ülke olan Yunanistan bu vazoları satarak büyük gereksinim duyduğu ham maddeleri başka ülkelerden alabiliyordu.

Yunan vazoları dış pazarlardaki değerlerini yapım ve süslemelerindeki ince teknik ile koruyorlardı. Hellen kavimleri, Yunan yarım adasını ele geçirdikleri zaman burada büyük Girit ve Mykenai geleneğini parlak bir şekilde sürdüren bir çömlek yapımı ile karşılaşmışlardı. Yunanlılar, bu geleneği devam ettirmek yerine büyük sanatlarda belirledikleri kuralları izleyerek ayırıcı şekil ve süsleme özellikleri olan kendilerine özgü bir çömlek üslubu yarattılar. Vazolar da zamanla gelişerek tipik biçimlerini aldılar. Yunanlılar çömleğin kullanışlı olmasına dikkat ettikleri için bu biçimlenmede estetik kaygı ikinciderecede etkili oldu. En çok görülen kaplar, amphora dediğimiz iki kulplu, ince uzun boyunlu, yürek şeklindeki testilerdi.

 

Hydria, çeşmeden su getirmek için kullanılırdı. bir düşey, iki yatay üç kulbu bulunurdu. Oinokhoe ise bir şarap testisi idi.

Bu kapların en eski örnekleri M.Ö 8. ve 7. Yüzyıldan kalmadır. Bunların tipik geometrik süslemesi, o devrin heykellerinde görülenlere çok benzer. İnsan ve hayvanlar aşırı derecede üsluplaştırılmıştır. Erkekler, ince bir bele ve "balta-bıçağı"nı andıran bir profile sahiptir. arabalar, altlarında iki çember olan birer dikdörtgen şeklindedir. Atlar ise birer çizgi oyunundan öteye geçmez. İnsan figürleri, içi tamamen boyanmış dış çizgilerden oluşur. Bu siluetler, kabın açık kahverengi doğal toprak rengi üzerinde hemen her zaman koyu kahverengi ile boyanır. Bazı örneklerde ise siluet siyah fon üzerindedir. Bu üslup çok geçmeden yerini, Anadolu'sundaki daha gelişmiş ülkelerden ve özellikle önemli bir merkez olan Rodos'tan alındığı açıkça belli olan daha süslü ve doğal bir üsluba bırakmıştır.

 

M.Ö 6. Yüzyılın ilk yarısında Atina, mimari ve heykelde olduğu gibi seramik dalında da üstün kal,iteli çalışmaların yapıldığı bir merkez oldu ve üretimi de bütün öteki sanat merkezlerinde elde edilenden daha fazlaydı. Herkes tarafından en güzel ve en "modern" olarak değerlendirilen Atina vazoları aynı zamanda en çok ihraç edilen mallar arasında idi. Öyle ki, Yunan çömlekleri Atina çevresinde giderek, yapılan "Attika" seramikleri ile eş anlama gelir oldu. Bu gösterişli ve güzel vazolar, toprağın kendi rengi boz-kırmızı üzerine siluet olarak siyah figürlerle süslenirdi ki "siyah figürlü vazolar" deyimi de buradan gelir. Figürlerin işlenişinde perspektif ve derinlik görülmezdi. Arkaik tasvir şekilleri bu devirde bile kullanılıyordu. Örneğin yüz profilden gösterilirken göz cepheden göründüğü gibi veriliyordu.(Doğu etkisi-Mısır sanatında olduğu gibi).

 

M.Ö 500 yıllarına doğru bu süsleme şekli tersine döndü, vazolar siyah bunların üzerindeki figürlerde kırmızı oldu. Bu, basit bir üslup değişikliği değil köklü bir değişikliğe yol açan bir yenilikti. Figürleri, toprağın doğal rengi olan kırmızı ile belirtmekle bunları siyah çizgilerle zenginleştirmek ve dolayısı ile figürleri birer silüet görünüşünden kurtarıp hacim fikri verecek şekilde canlandırmak kolaylaşıyordu. Bu gelişme büyük bir olasılıkla Delphoi'lu araba sürücüsü ya da Diskobolos heykellerinde görülen "sert" üslupla aynı tarihlerde ortaya çıkmıştır. Bu devir heykellerinde gerçeğe yakın bir anlatıma doğru gidilmekle birlikte gene de üsluplaşma tamamen kaybolmamıştı.

Öte yandan çömlekçilikte de, perspektif, basit çizgiler arayıcılığı ile derinlik ve üç boyutlu görünüm verilmesi ve figürlerin kısaltımı gibi incelikler daha sonraları bulundu. Buradaki perspektif anlayışı, örneğin İtalyan rönesans ressamlarınınkinden çok daha farklı idi. Attika vazolarında perspektif, geri planı verebilmek için büyük bir figürün arkasına daha küçük bir şekil yerleştirmek ya da düz alanda uzaklık izlenimi uyandırabilmek amacı ile zemine birkaç dalgalı çizgi eklemek gibi üsluplaştırılmış bir düzen olarak kabul ediliyordu. Bu kısıtlı araçlarla olağanüstü denecek kadar gerçeğe uygun resimler elde ediliyordu.

 

 

Yıllar geçtikçe Attika çömlekleri de yaratıcı özellikleri ile birlikte dış pazarlardaki yerlerini de kaybeder oldular. Siyah çömleklerin yapımına devam edilmekle birlikte, Attika seramikleri M.Ö 4. Yüzyılın sonlarında birer sanat değeri olma niteliklerini tamamen kaybetmişlerdi. Estetik başarılarının en yüksek noktasında oldukları devirde ise bu çömlekler Yunan sanatının herhangi bir dalından alınacak her hangi bir baş yapıtla boy ölçüşebilecek kalite ve güzellikte idiler.

Attika çömleklerini zemini bazen açık renk olup, kırmızı yerine altın yaldızla boyanırdı. M.Ö 6. Yüzyıldan kalma krater formundaki François Vazosu açık renk fon üzerindeki siyah figürler çok güzel bir kontrast yaratmaktadır. Bulucusunun adıyla alınarak "François Vazosu" denilen bu çömlek İtalya'nın Etrüsk bölgesinde bulunmuştur.

 

 

Renkli üslubunun yayılmasından önceki devirde siyah figürlü çömlekler görülür. Siyah figürlü üslupta resim, bazı renklerinde yer aldığı görülür.

Gerçeğe uygun bir görüntü verebilmek için siyah üzerine kırmızı figürler, kırmızı üzerine siyah figürlerden çok daha elverişli idiler. M.Ö 5. Yüzyılın ilk yarısından kalan aşağıdaki örnek Penthesilela ressamı olarak tanınan ustanın eseridir. Bordürler "gösterişli üslup" denilen çok süslü biçimdedir.

 

 

Sanatın Öyküsü adlı kaynaktan edindiğim bilgi, yukarıda yazdığım diğer kaynakla şu anlamda çelişmekte. Sanatın öyküsü'ne göre; Yunan ressamlarının çalışmaları ile ilgili bilgilerimiz, Yunan yazarlarının bize söylediklerinden öteye gitmiyor. Fakat bir çok Yunanlı ressamın, çağlarında, heykelcilerden daha ünlü kişiler olduğunu bilmemizin önemli olduğunu bize söylüyor. Yine Sanatın Öyküsünden devam edersek; belirsizde olsa erken Yunan resim sanatı ile ilgili bilgi edinmemizin tek yolu, çanak çömlek resimleridir. Bu resimlenmiş çanak çömlekler,içine çiçek koymaktan çok, şarap ve yağ kondukları halde genellikle vazo adıyla tanımlanırlar. Vazoların resimlenmesi Atina'da önemli bir sanayi haline gelmişti. Dükkanlarında bu işle uğraşan iddiasız sanatçılar, ürettikleri nesneleri en yeni bulguları katıyorlar, işlerine, öteki sanatçılar kadar tutkuyla sarılıyorlardı. M.Ö 6. Yüzyılda resimlenmiş en eski vazolarda bile Mısır üslubunun izleri sezilir. Aşağıda Homeros destanlarının iki kahramanı Akhilleus ile Aias'ı, çadırlarında dama oynarken görüyoruz. Her iki figürde hala tam profilden gösteriliyor. Gözleri de hala karşıdan gösterilmiş. Ama vücudları, Mısır yöntemiyle verilmiyor artık.

 

 

Kolları ve elleri de çok açık ve katı bir Mısır üslubu ile verilmemiş. Ressam, belli ki böyle karşı karşıya oturmuş iki insanın, gerçekte nasıl göründüğünü düşlemeye çalışmış.

Diğer kısımlarını omuz kapattığı için, Akhilleus'un sol elinin yalnızca bir parçasının görülmesini önemsemiyor, ne de kendini, orada yer aldığını bildiği her şeyi gösterme zorunluluğunda duyuyor.

Eski kural bir kez parçalandıktan, sanatçı bir kez yalnızca gördüğüne güvenmeye başladıktan sonra, gerçek anlamda bir toprak kayması başlamıştır. Ressamlar, bulguların en büyüğünü gerçekleştirip perspektif kısaltımı (foreshortening) buldular. Sanatçılar M.Ö 500 yılından az önce tarihte ilk kez, karşıdan görünen bir ayağın resmini çizme cesaretini gösterdiklerinde, sanat tarihinde korkunç bir dönüşüm oldu.

 

 

Ana sayfa  -  Felsefe  - Antoloji - Makaleler - Psikoloji - Arkeoloji - Astroloji -  Edebiyat  -  Tarih ve Bilim  -  Seçmeler  -  Resimler  -  Fıkralar  -  Şarkı sözleri  -  Ayın filmleri 

Oscar Ödülleri  -  Ne ? Nerede  -  Aylık özel bölüm  -  En iyi mp3'ler   -   En çok arananlar  -  Programlar  -  Hacker  -  Crack   -  Warez  -  Ayın en iyileri  -  Sizden Gelenler