Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

                                                                                                                                                    

                                                           DÜNDAR TAŞER                                                                     

    O’na Türkmen Ağası lakabını dava arkadaşı, Başbuğ Alparslan Türkeş vermiştir.Ülkücü gençliğin yetişmesinde Başbuğ Türkeş ile birlikte büyük emeği olan Dündar Taşer, “Plânlar, programlar belli bir hedefe varmak için vasıtadır. Yoksa ortaoyununda pişekâr olursunuz” diyordu.

      O’na Türkmen Ağası sanını millî dava arkadaşı rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş vermiştir. Türk millî tarihinin en önemli dönüm taşlarından olan 27 Mayıs ihtilâlinin bu iki milliyetçi Türk subayının kaderleri de bu yolda birleşmiştir. Dündar Bey Türk millî kültüründe daha çok milliyetçi ve kültür adamı görüşleriyle yer etmiştir. 1925 yılında Gaziantep’te doğmuş 13 Haziran 1972’de Ankara’da şüpheli bir trafik kazasında vefat etmiştir.
      Tank okulunu bitirmiştir. Binbaşı rütbesinde iken 5. Zırhlı Tugay 1. Tank Taburu 2. Bölük Komutanı iken 27 Mayıs’a katılmıştır. Millî Birlik Komitesi üyesi olmuştur. Kasım 1960’da 14’ler arasında emekliye ayrıldı. Temsilcilikle yurt dışına gönderildi. Döndüğünde CKMP’ye girdi. Lider Türkeş ile birlikte çalıştılar. MHP’nin gençlik kollarının eğitimi ile görevlendirildi. Aynı zamanda milliyetçi, ülkücü gençlerin fikir meydanı olarak yayınlanan Devlet Dergisi’nde devamlı yazılar yazdı. Bu yazıları sonradan “Mesele” adıyla kitaplaştırıldı. Hakkında Ziya Nur’un da “Dündar Taşer’in Büyük Türkiyesi” adıyla bir eseri yayınlanmıştır. Bu son eseri onun aynı zamanda nasıl büyük bir Türk milliyetçisi olduğunu da belgelemektedir.
Ölümünden sonra her yıl Türk gençliği onu anmak için törenler, seminerler ve konferanslar tertip etmektedir. Yattığı yer cennet olsun.

 
“Devletin Bekası İçin”

Türk devlet adamlarında yaşayan bu büyük duygu ve endişe yüzyıllarca Türk milletinin ve kutsal Türk devletinin temelini oluşturmuştur. Bugünlerde büyük ihtifallerle andığımız rahmetli Dündar Taşer derdi ki: “Biz 27 Mayıs ihtilâline karar verdiğimizde en büyük endişemiz, ihtilâlden sonra devlet otoritesinin zaafa düşmesi ve bir anarşi ortamının doğması ihtimali idi. En çok bunun endişesini ve korkusunu yaşamıştık...”
Nitekim 27 Mayıs ihtilâli beraberinde bir de darbeler devrini getirmiştir. Hemen her on yılda bir hükümet buhranı ve bir askerî darbeler devrini yaşadık. Şimdi burada çok önemli tespitleri ile rahmetli Dündar Bey’in konu ile ilgili fikirlerini ve temel görüşlerini veriyoruz:

Dündar Taşer’den seçmeler

“... Ne hürriyet, ne demokrasi, ne insan hakları... Hiç bir şey ülke bütünlüğünden daha aziz, istiklâlden daha değerli değildir... Türk milletinin mukaddesatı için, hiçbir zaman saklamadığı gücü, kanıdır...”

“... 30 yıldır Türkiye’yi yönetenler ve bugün, bütün kadroları dolduranlar! Ne verdiniz de, ne istiyorsunuz?.. Zaten isteseniz de veremezsiniz; sizin ne ülkünüz, ne amacınız, ne emeliniz vardı ki? Kârlı çıkmaktan gayrı!...”

“... Plânlar, programlar, belli bir hedefe varmak için vasıtadırlar. Bu hedef tesbit edilmeden yapılacak işler, yerinde saymak yahut orta oyununda “pişekâra çıkmak”tan farklı sayılmaz. Pek çok siyasi grubun başarısızlığının sebebi, bu hedefin yokluğudur...”

   Cinnet Rüzgârı

Bizim Osmanlı Devleti’ne milyonlarca kilometrekarelik bir ülkede bir sürü kavim, bir sürü dil, bir sürü din mensubu kendi özel şartlarına tabi, her çeşit tecavüzden masun, mutlak bir emniyet, adalet ve hürriyet içinde yaşıyordu. Eflâk ve Buğdan’da prenslik Rumlara tahsis edilmişti. /Suçi, İpsilanti, Mavrokordato da). Aileleri bu makamları ve Divân-ı Humayun tercümanlıklarını ellerinde tutardı. Osmanlı hariciyesinde Musürüs Paşa, Alfred Rüstem Bey gibi Hıristiyanlar büyükelçiliğe kadar yükselebilir, Artin Paşa Maliye Vekili olur. Müslüman teba için, hiçbir makam memnu değildi. Cezayir’den Kafkas’a, Belgrad’dan Yemen’e kadar bir ülkede tek kanun, tek vergi, tek pasaportla yaşanır, birbirini tamamlayan, gelişme ve yücelme için, bütün imkânların sağlandığı, Osmanlı Nizamı yürürdü. 19. Asırda, Lord Redcliff’in tavsiyesiyle gizli polis kurmak için yapılan teşebbüs, boşa çıkmıştı. Çünkü hiçbir Türk başkasını Hıristiyan da olsa gözetleyip, jurnal etmeye razı olmamış, teşkilâtın başına geçecek adam bulunamamıştı. Şahsi hürriyet mutlaktı. Bu mutlak hürriyet devletin lütfu değil, Türk milletinin imânının icabı idi. Padişahlıktan başka her hizmet, herkese açıktı. Sonra bir rüzgâr esti, hürriyet istendi. Rumlar, Sırplar, Bulgarlar, Rumenler bu hür ülkede hürriyet aradılar. Varlığı mutlak olduğu için bilinmeyen hürriyetin, yokluğundan şikâyet ettiler. Dövüştüler, vuruştular devletçikler oldular. Amma yine yabancı krallar emrine girdiler: Yunanistan, Alman soylu bir İngiliz’i, Bulgarlar bir başka Alman’ı kral edindiler. O günden beri de Alman çizmesinden Rus pençesine kadar görmedikleri tazyik kalmadı.
Ya Müslüman teb’a? Mekke Şerifleri Ayan’da aza olur, Arabistan’da emirlik eder. Çöl şeyhleri maşlahlarında birinci sınıf nişanlarla gezerdi. Kürtler, Arnavutlar, Çerkezler müşir, vali, nazır olarak devletin en yüksek makamlarını doldurur, bir Trablus’lu zabit, Konyalılardan kurulmuş bir tabura yadırganmadan kumanda ederdi. Sonra şerif, kral olmaya heveslendi. Peygamber’in torunu, şeriflikten daha kudretli olmayan bir taht için, Halife’ye karşı, İngilizler’e hizmet arzında bulundu. Irak’ın, Suriye’nin, Lübnan’ın okumuşları, alafrangalık olsun diye cemiyetler kurdular. Sultanın “necip” teb’aları, Osmanlı Devleti’nin eşit vatandaşları, İngiliz, Fransız’ın ikinci sınıf müstemleke mahlûku haline geldi.
Ya Kürt Teali Cemiyeti’ne, Çerkez Teavün Cemiyeti’ne ne demeli? Ne istiyorlardı acaba? Padişahların karısı Çerkez, Kürtlerin beyleri, aşiret alaylarında subaydı. Neyi elde etmek için birleşip, baş kaldırıyorlardı? Hangi tealiden mahrum, hangi muavenete muhtaç idiler?
Ya bizim “Jeunes Turcs” v.s. hürriyetçilere şaşmaz mısınız? Sultan Hamid’e attığı bombayı isabet ettiremeyen Ermeni komitecisine, “Şanlı Avcı” diyen şair, hürriyet diye Avrupa’ya kaçan valiler, paşalar, mutasarrıf beyler, kime, ne için, ne hürriyeti istiyorlardı? Ferdî hürriyet; zaten vardı. Siyasî hürriyet devleti batırırdı. Senyörlerine baş kaldıran Batılı serf’lere özenmenin manâsı var mı idi?
Evet, yüz seneden beri Türkiye’de bir cinnet rüzgârı esmekte, bir gaflet fırtınası kopmaktadır. Halâ durulmuş değiliz.
Sovyet ajanları, Mao hayranları, Batı mukallidleri türemiş; profesörden talebeye, memurdan satıcıya kadar, yeni bir buhrana sürüklenmiştir. Kürtçülük-komünizmi, komünizm de Kürtçülüğü istismar ederek, Türkiye için yeni felâketler, etnik gruplar için de yeni esaretler peşinde koşmaktadırlar. Yemen’den Belgrad’a, Bağdat’tan Bükreş’e kadar hiçbir yeri mantık ve müzakere ile terketmedik. Kurduğumuz nizamı nutuklarla bozdurmadık. Bu vatanı da birkaç nazariyecinin safsatasına, birkaç hainin fesadına, birkaç ahmağın gafletine kurban etmeyeceğiz.
Ne hürriyet, ne demokrasi, ne insan hakları, hiçbirşey, hiçbir şey, ülke bütünlüğünden daha aziz, istiklâlden daha değerli değildir. Türk milletinin, mukaddesatı için hiçbir zaman sakınmadığı; gücü, kanıdır.
Gafiller uyanmalı, hainler mukadder silleyi göze almalıdırlar. Osmanlıdan kopanların hepsi, pişman ve perişandır. Yeni nedametlere fırsat vermemek, Türk milletinin vazifesidir. Vazife uğruna can vermek, milletimizin itiyadıdır.


       Dündar Taşer Sagusu

“Aman karlı dağlar ne olur!
Esker ağam gelende yaralarım ey olur.”

Dündar ağam, çok görestim hardasan?
Eller sanir bir karanluk gordasan,
Mene göre Tanrı nerede ordasan,

Get Cennete Nebileri gör ağam,
Muhammedin sağ yanında dur ağam.

Ulduz ahar, yuhadaki er bilmez,
Yol nicedür, degeneksiz kor bilmez.
Yadlar helber gadir bilmez, ar bilmez,

Beşbin yıldur biz tanışuh hey ağam,
Esker, ağam, yiğit ağam, beğ ağam,

Neçe yıldur, bir işıhlı düşüm var.
Durağım yoh; beyler böyük işim var.
Hele bahın, ne çileli başım var;

Abu Felek merd ağamı apardı.
Cigerimin bir parasın kopardı.

Her gavgede duzah olur, al olur,
Ülkü içün boz tikenler gül olur.
Rehmet yağar ifak sular sel olur.

Şahin gelür, mökkem buzlar çözülür,
Gözelerden duru sular süzülür,
Durmak anlamaz! Dündar ağam üzülür,

Allah deyip, öz yurtlara varalım,
Zalimlerin bayrağını cıralım.
Ataş yanıp tütün göğe ağanda,
Deli kurtlar düşmanını boğanda,
Tanrıdağ’da beyaz aylar doğanda

Dündar Ağam, Ötüken’de toy edek,
Kara kımız göl olanda pay edek,

Beyle yazdım, Türklük bunu tez bilsin,
Türkmen bilsin, Yörük bilsin, Uz bilsin,
Kafkas ilde bala bilsin, kız bilsin,

Dündar ağam heç çıkmasın ürekten,
Sayasında dertleşirih ıraktan...