Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

Bu sayfalarda bilim dalında büyük işler yapmış isimleri bulacaksınız.

Tıklayın indirin.

ISAAC NEWTON

      (1642 - 1727)Isaac  Newton (1642 - 1727)

 

    Isaac Newton, 25 Aralık 1642’de Woolsthrope’de doğdu. Babası daha o doğmadan önce ölmüştü. Annesi, Newton henüz ikisine bastığında tekrar evlendi. Çocukken çeşitli ağat modeller yaparak el becerisini gösterdi. Çocukluğunun büyük bir kısmını büyükannesinin yanında geçirdi. Grantham’da okula başladı. Eğitimini 1661’den itibaren Cambridge’de sürdürdü. Ama bu arada pek hevesli olmadığı çiftlik işleriyle uğraştı. Newton, Cambridge’de çok başarılıydı. 1667’de Trinity College’de öğretin üyesi oldu. 1668’de asil öğretim üyesi oldu. 1669 yılında henüz yirmi altısındayken Lucasian matematik Kürsüsü’ne seçildi. Üniversite 1665’deki büyük veba salgını nedeniyle kapatılınca Newton annesinin Woolsthrope’deki evine çekildi. Böylelikle hastalıktan kaçmayı başarabildi. Bir sonraki yıl yaşamının en verimli dönemi oldu. Günümüzde mekanik biliminin dayanağını oluşturan hareketle ilgili üç yasa, önemli, buluşlarının ilkidir. İlk yasa, dışardan bir kuvvet etki etmedikçe hareketsiz bir cismin hareketsiz kalacağını ve düzgün doğrusal hareketli bir cismin de düzgün doğrusal hareketinin sürdüreceğini söyler. İkinci yasa da kuvvetin cisimlerde ivmeye neden olması kavramını açıklar. Üçüncü yasa da, her etkinin ters yönde eşit bir tepki doğuracağı yer alır.

 Bu yasaları ortaya koymasından kısa bir süre sonra sıradan bir olay Newton’un en büyük buluşlarından birini yapmasına yol açtı. Meyve bahçesinde otururken ağaçtan düşen bir elma dikkatini çekti ve elmanın neden düştüğünü düşünmeye başladı. Acaba o güne kadar varlığı bilinmeyen bir kuvvet tarafından mı dünyaya çekilmişti. Eğer varsa, böyle bir kuvvetin bütün cisimleri, hatta gezegenleri bile etkileyebileceğini düşündü. Bu düşüncelerini kullanarak ve yeni bulduğu hareket yasalarını uygulayarak evrendeki tüm cesimlerin aralarındaki uzaklıkla ters orantılı bir kuvvetle birbirini çektikleri kuramını geliştirdi. Bu yeni kuvvete Çekim adını verdi. Yeryüzündeki olayları biçimlendiren yasaların gökyüzündeki cisimler için de geçerli olduğu düşüncesini yerleştirdi.

           Newton’un 1665’teki buluşları mekanikle sınırlı kalmamıştır. Optikle ilgili çalışmaları sonunda beyaz ışığın cam bir prizmadan geçince yeniden birleşerek beyaz ışığa dönüştüğünü buldu. Renk tayfı üzerindeki çalışmaları zamanında kullanılan kırılmalı teleskop türü araştırmalarına yol açtı. O zamanlar da teleskoplarda kullanılan merceklerin oluşturduğu görüntüler camdaki kusurlar yüzünden, renkli çizgilerle gölgeleniyordu. Newton, mercek yerine ayna kullanmaya karar verdi, çeşitli deneylerden sonra, uzaktaki cisimlerin büyütülmüş görüntülerini oluşturan bir içbükey aynalar sistemini geliştirdi. Newton’un ilk yansıtmalı teleskopu bulması, astronomlara kırılmalı teleskopun yerine koydukları çok değerli bir alet sağladı.

 

       GALİLEO GALİLEİ 
       
 (1564-1642)

 

 

            Babası profesyonel bir müzisyen olan Galileo İtalya’nın eğik kulesi ile ünlü Pisa kentinde dünyaya geldi.Rönesanssın son döneminde yaşayan Galileo Descartes,Kepler,Shakespeare ve Francis Bacon gibi ünlülerle çağdaştı.İlme katkısı ise matematik, fizik ve astronomi alanlarında olmuştur.Aynı zamanda sanata karşı da bir yatkınlığı vardı;ut ve org çalmanın yanında güzel resim tablolarıyla dikkati çekiyordu.

Galileo öğrenimine bir manastırda başladı. Daha küçük yaşta iken kendine çeşitli oyuncaklar yaparak üstün yeteneklerini göstermiştir.O dönemde Pisa kenti iyi bir öğrenim merkeziydi.Bu durum onun yeteneklerinin gelişmesinde etkin rol oynamıştır.Babasının da yönlendirmesiyle öğrenimine tıp fakültesine başlar.Fakat hekimlikten daha çok ilgisini fizik, matematik çekmektedir.Bu arada dinlediği bir konferans üzerine geometriye büyük bir ilgi duymaya başlar ve önce kapı aralıklarından izlediği matematik derslerinin daha sonra ateşli takipçisi olur.Ne var ki ailesinin geçim sıkıntısı yüzünden üniversiteden ayrılmak zorunda kalır, özel derslerle geçimini sağlamaya çalışır.Çok geçmeden bazı buluşları sayesinde adını ilim meclislerinde  duyurur ,bunun üzerine ayrıldığı Üniversite kendisini matematik okutmanı olarak çağırır. girer.

Pisa üniversitesinden korkusuzca ifade ettiği düşünceleri dolayısıyla ayrılmak zorunda kalır ve 1592  yılında Padua üniversitesinde matematik profesörü olarak göreve başlar.Burada Euclid geometrisi ve astronomi derslerine Galileo’nun bilime başlıca katkıları şöyle özetlenebilir;

Fizikte devinime ilişkin;Daha önce devinim içinde olan bir nesnenin kendi haline bırakıldığında duracağı sanılıyordu.Galileo ise bu sanıya ters düşen bir düşünce ortaya koydu;devinen bir nesne dış etkenlerden serbest kaldığında devinimini tek düze bir hızla sürdürür.Nesnelerin deviniminde dış güçlerin etkisinin hızda değil ivmede kendini gösterdiğini ifade eder.Bu olay Galileo’ya serbest düşmeye ilişkin deneylerini açıklama olanağı sağlar;O zamana kadar bilinen, cisimlerin yere düşme hızlarının ağırlıklarıyla orantılı olduğuydu.Yani aynı  yükseklikten yere bırakılan 2kg. ve 1kg. ağırlığındaki iki cisimden birincisi yere ikincisinin yarısı kadar zaman diliminde ulaşmasıydı.Galileo yere düşen cisimlerin düşme hızlarının ağırlıklarıyla ilişkisi olmadığını ifade etmiştir.

                  

THOMAS EDİSON

                     (1847 - 1931)

 

 

 Thomas  Edison (1847 - 1931)

 

İnsanlık tarihinin en büyük mucitlerinden  biri olan Thomas Edison, 1847’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi.

On iki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki laboratuarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison; Michael!Faraday’ın “Experimental Research in Electricity” adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday'ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı.

          1868'de kendine atölye kurdu ve aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinesinin patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison, Boston'dan ayrılarak New York'a yerleşti. Edison'un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin istemi üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph Company'den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Ve sattığı patentlerle kısa sürede önemli bir servet edindi.
Bu parayla New Jersey'deki Newark'ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey'deki Menlo Park'ta bir araştırma laboratuarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı.

         Edison, 1876'da Graham Bell'in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir  iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877'de sesi kaydedip yineleyebilen gramofonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslararası düzeyde yayılmasına neden oldu.


         1878'de William Wallace'in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company'yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda (vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla 13 ay boyunca flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879'da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı.

          İki kez evlenerek altı çocuk sahibi olan Edison, 1931 yılında New Jersey’de hayata gözlerini yumdu.

LEONARDO DA VİNCİ

 

 

r.                Eşsiz ressam ,seçkin yontucu ve filozof,yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilim adamı...İşte insanlığı sanata,bilgiye ve doğaya açan Rönesans’ ın simgesi Leonardo Da Vinci!

"Mona Lisa" ve "Son Yemek" tablolarının yaratıcısı Leonardo’ nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek.Ama bilim adamlığı kimliği için aynı şey söylenemez.Bir kez,yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kişiliğinin gölgesinde ya gözden kaçmış,yada,önemsenmediği için unutulmuştur.Sonra,bu unutulmuşlukta Leonardo’ nun kent sıra dışı tutumunun da payı vardır.Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi,tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı.(400 yıl mahzende kalan,çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak yansıtılarak okunabilmiştir.)

Leonardo yaşam boyu biriken gözlemsel bulgularını;botanik,jeoloji,coğrafya,anatomi ve fizyoloji alanlarındaki inceleme sonuçlarını;mimarlık,şehir planlama,su ve kanalizasyon projelerini;savaş teknolojisine ait buluş ve icatlarını bu notlarda saklı tutmuştu. Leonardo mesleğinde cerbezeliğiyle tanınan hukukçu bir baba ile köylü bir hizmetçi kızın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti.Doğar doğmaz dede evine uzaklaştırılan bebek anasını hiç görmemenin acısıyla büyür.Babası ilk yıllardan başlayarak eğitimiyle ilgilenmiştir.(Matematik problemlerini çözmedeki üstün yeteneği dikkati çekmiştir.)

Leonardo çok yönlü tekinlikler içinde sürekli uğraş veren biriydi ancak yeterince dirençli değildi.Çoğu kez,coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden,daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir,yeni serüvenler arkasında koşardı.Sanat dışı çalışmalarında özellikle esemezli ve dağınıktı.(Araştırma alanları-paraşüt, uçak,helikopter,paraşüt türünden araçlar çeşitli silah modelleri vardı.Anatomi,kalp yapısı ve kan devinimini suyun doğadaki devinimine benzetir.)

Yarım ayın karanlık bölümünün belirsiz de olsa görünmesi:"Eski ay yeni ayın kucağında "betimlediği olayı,dünyamızın yansıttığı ışıkla açıklar.Leonardo,son günlerinde,zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmiştir."Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda ,nasıl ölmekte olduğumu gördüm."Simya,astroloji ve büyü türünden uygulamaları aldatmaca bulduğunu açıkça söyleyen Leonardo,doğayı neden-sonuç ilişkisi içinde düzenli,nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu.

Leonardo bilimde deney gibi matematiğin de önemini kavrayan bir düşünürdü.Ona göre insanoğlu sürgit kesinlik anlayışı içinde olmuştur.Ancak ,kesinlik görecelidir;olduğu kadarıyla,doğal bilimlerde değil,soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi.İşe gözlemle başlayan bilim adamı ise ulaştığı açıklamaları gözlem yada deneye dayanarak doğrulamakla yetinmeliydi.Vurguladığı bir nokta da ,teori ile uygulamanın el ele gitmesi gereğiydi:Uygulamaya el vermeyen teoriyi anlamsız,teoriye dayanmayan uygulamayı kısır sayıyordu.Doğaya tüm saplantılardan arınmış bir kafayla,bir çocuğun her şeyi kucaklayan açık yüreğiyle yaklaşmayı öğütlüyordu.

          Astroloji :(Astronomi değil) : 1179 yılında kahinler astrolojiye dayanarak dünyanın sonunun geldiğini iddia etmişlerdi.Yaptıkları gözlemlere göre 1186 yılının eylül ayında bütün gezegenler,birbirleriyle çarpışacaklar,dolayısıyla evrenin sonu gelecekti.Bu haber yayılınca,bütün dünyayı dehşet,korku aldı.Ama bir şey olmadı.Fransız kraliçesi Catherina yanına meşhur astroloji bilgini Nostradamus u aldı.

         Leonardo Vinci de meşhur unutkanlardan.Defterine kaydetmediği her şeyi unutması ve hemen her zaman bu defteri kaybetmesiyle tanınmıştır.

LAVOİSİER

            Kimyanın kurucusu.Yanma olayına ilişkin deneyleri ve oksijeni bulmasıdır. Kütle korunumu.Yanan maddeden flogiston maddenin çıktığı görüşü. Lavoisier; Fransız Devrimi adına kafası giyotinle uçurulur.

 

        JOHN DALTON

          Matematikteki üstün başarısı dikkat çekmişti. Dalton’ un çalışmalarıyla kimyanın matematiksel bir nitelik kazandığı,bir bakıma fizikle birleştiği söylenebilir.

MİCHAEL FARADAY

 (Deneysel Bilimin Prensi)

            Kimya,elektro-kimya,metalürji alanlarında çalıştı.Maden ocaklarındaki Davy lambasını geliştirdi.

           Yoksul bir ailenin çocuğuydu.Kısa süren öğreniminde okuma,yazma,bir miktar aritmetik öğrenmekle kalmıştı.Henüz 13 yaşındayken bir kitapçının yanında çırak olarak çalışmaya başlamıştır.Bu iş ona yaşamın büyük fırsatını sağlar.Boş bulduğu zamanlarını kitap okumakla;ilgilendiği konularla not almakla dolduran Michael böylece eksik kalan eğitimini kendi kendine tamamlama çabası içine girer.Faraday 19 yaşına geldiğinde,bilim merakı bir tutkuya dönüşmüş kendi olanakları içinde ciddi deneylere bile koyulmuştu.Bilim çevrelerinde pek rastlanmayan bir hızla ün kazandı.

          Bu arada yeni evlendiği eşine hazırladığı sürpriz de ilginçtir:Bir Noel sabahı Faraday eşini Kraliyet Enstitüsüne götürür.Bayan Faraday kendisini bekleyen Noel armağanının merak ve heyecanı içindedir.Ama bulduğu yalnız kendisine değil tüm dünyaya verilen bir armağandır.Elektrik akımıyla sürekli devinim sağlayan basit bir düzenek.

            Manyetik güç çizgileri,akım,...gibi terimleri bilim literatürüne kazandırmıştır. Faraday mıknatısın ışık üzerinde etki oluşturabileceği hipotezini ortaya koymuş.Uzun deneylerden sonra polarize ışığın manyetik alan aracılığıyla döndürülebildiğini kanıtlamıştı.Dinamoyu bulmuştur İleri görüşlü.(Dinamo hükümetinize vergi sağlar.)

 

PASTEUR

 

 

         Fransız kimyacı ve biyolog olup, mikropların kendiliğinden üremesi diye bir şeyin söz konusu olmadığını ispatlamıştır. Şarapları, biraları inceleyip,bira için pastörize yöntemini keşfetmiştir. Bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırıp,şarbon hastalığının mikrobik olduğunu kanıtlamıştır.Şarbon ve kuduz asısını ilk bulan bilim adamıdır.(1885)Bilim tarihinde pek az bilim adamı Lois Pasteur ölçüsünde insan yaşamını doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. (Pastörizasyon, Fermantasyon, Kuduz.)

         Onun çarpıcı bir başarısı da kuduza karşı oluşturduğu aşıdır.Kuduz özellikle köpeklerin taşıdığı ölümcül bir hastalıktır.Pasteur a gelinceye dek kuduza karşı bilinen tek çare ısırılan yerin kızgın bir demirle derinlemesine dağlanmasıydı.Kaldı ki,gecikme halinde bu yöntemin,hastanın canını yakma dışında bir etkisi olmadığı da biliniyordu..Pasteur hayvanlar üzerinde denediği ama insanlara henüz uygulamadığı aşısıyla 9 yaşındaki bir çocuğun yaşamını kurtarır.Azgın bir köpeğin 14 yerinden ısırdığı çocuğa kızgın demir uygulaması yapılamazdı.Umutsuz annenin çırpınışına dayanamayan,Pasteur aşısını ilk kez bu çocukta denemekten kendini alamaz.Sonuç,çocuk için bir kurtuluş ,gelecek kuşaklar için bir müjde olur.Büyük bilim adamı ölümünden önce yaşam felsefesini şöyle özetlemişti:

 

JAMES CLERK MAXWELL

      19.yy ın en büyük fizikçisi.Seçkin bir ailenin olanakları içinde büyüyen çocuk,yaşamının ilk yıllarında bile kendine özgü ilgileri ve bağımsız düşünebilme yeteneğiyle dikkat çekmekteydi.Annesi kız kardeşine yazdığı mektupta iki yaşındaki oğlundan övgüyle söz eder : "Çok canlı,mutlu bir çocuk...En çok kapı,kilit,anahtar,zil gibi şeyler merakını çekmekte.Ağzından hiç eksik olmayan sorusu :"Anne nasıl bir şeydir bu,göster bana.".Bir başka merakı da ,kırlarda dolaştığımızda suların akışını,derelerin çizdiği yolları izlemek!"

        Son derece duyarlı ve aydın bir kişiliği olan babası,giydiği elbiseden oturduğu evine dek kullandığı hemen her şeyi kendi elleriyle yapan "garip" bir insandı. Öyle ki,oğlu 8 yaşında okula başladığında babasının özenle hazırladığı gösterişli giysi içinde bir süre okul arkadaşlarının alay konusu olmuştu.Maxwell in yaşam boyu süren çekingenlik ve dil tutukluğunda,belki de küçük yaşında geçen bu olayın etkisi olmuştur.

ARCHİMEDES

        Üstün matematik yeteneği,göz alıcı teknisyen becerisi.Geometri (Öklid) ye  Uygulamalı Fiziğe ilgili. Örn : Som altından taç yapılmış.Ama gümüş katılmış olduğu düşünülüyormuş. Sorunun çözümü özgül ağırlık-suya batırılan cismin ağırlığı kadar taşırması.Bunu banyoda bulmuş. Önemli olan bakmak değil görmektir.İçbükey aynalarla gemilerin yelkenlerini yakmış.

 

 
 

MARİE CURİE  PİERRE CURİE

      Kocası Pierre Curie olağanüstü bir yetenekti. Daha 16 yaşında iken üniversiteyi bitirmiş,18 yaşında fizikte mastır derecesi almıştı.Yaşamını bilime adamış Piere karşı cinse önyargıyla bakıyordu.Ona göre ,"dahi" diyebileceğimiz kadın yok denecek kadar azdı."Sıradan kadın ise ciddi kafalı ilim adamı için bir ayak bağı olmaktan ileri geçmez "diyordu. Taki Marie ile karşılaşana dek.

              Kocasının ölümünden sonra dünyası bir anda kararan Marie kurtuluşu tekrar laboratuara dönmekte buldu.Kimi çevrelerin karşı çıkmasına karşın,Fransa yerleşik normları bir kenara iterek Marie Curie ye kocasından boşalan kürsüyü önerdi.Radyum u yalın biçimiyle elde etmeyi başardı.İki kez Nobel ödülü aldı. Öldüğünde ,ünlü bilim kadınının yıllarca radyum ışınlarının etkisinde kalan iç organlarının neredeyse tümüyle yıkım içinde olduğu görüldü.Keşfettiği radyum bir bakıma ondan öcünü almıştı.

                                       MAX PLANCK

              Max bilime gönül vermiş bir öğretmenin etkisinde,fiziğe özel bir ilgiyle bağlanır.Fizik öğrenimi için üniversiteye başvurduğunda,dönemin büyük fizikçisi Hermann Helmholtz, "Fizik"te artık yapılacak fazla bir şey kalmamıştır;ilerlemeye açık başka bir bilim dalını seçsen daha iyi olur."demişti.Ama Max,çocukluk hayalinden kopmamaya kararlıydı.Üstelik,üniversite öğreniminde,Helmholtz ve Kirchhof gibi gerçekten seçkin profesörlerin öğrencisi olmanın kendisi için kaçırılmaz bir fırsat olduğunu biliyordu. Planck’ ın uzmanlık alanı "termodinamik teori" diye bilinen ısı bilimiydi.

            Bu erdemli kişi,ne yazık ki,uzun yaşamını trajik bir kararla noktalamak zorunda bırakılır.Yedi çocuğundan yaşamda kalan tek oğlu 1944 de Hitler e suikast suçlamasıyla yakalananlar arasındaydı.Nazi yöneticilerinin Planck a önerileri "basit" olduğu kadar korkunçtu :"Nazizme inanç ve bağlılık duyurusunu imzala;oğlun idamdan kurtulsun!"Planck tek umudu olan oğlunun ölümü pahasına,yaşam anlayışına ters düşen duyuruyu imzalamaz!

           ERNEST RUTHERFORD

Rutherford ,dış görünümüyle bir bilim adamından çok bir "çiftlik kahyası" yada "aşiret reisi"ni andırmaktaydı.Esmer, irikıyım yapısı,gür sesi ve pos bıyığıyla yabanıl ve ürkütücü;her yönüyle heybetli bir kişiydi.

Mc Gill Üniversitesinde geçirdiği yaklaşık on yıl içerisinde hem radyoaktif atomların kendiliğinden değişik nitelikte atomlara dönüştüğünü ispatlayarak Nobel ödülünü kazandı;hem de atomun yapısına ilişkin olarak aranan açıklığı getiren çekirdek buluşunu ortaya koydu. Birbirini izleyen başarılarına değinen bir meslektaşı,"Sen gerçekten çok şanslı birisin,hep dalganın tepesinde seyrediyorsun."diye takıldığında ,Rutherford un cevabı kısa ve çarpıcı olmuştur : "Unutma o dalgayı ben kendim yarattım." Alçakgönüllülük bir yana ,Rutherford çoğu kez insanları küçümserdi.Ona göre ,bilim ya fizikti,yada pul koleksiyonculuğu.Ama Nobel ödülünü fizikten değil,küçümsediği kimyadan almıştı.Hatırlatılınca elementler gibi kendisinin de trans mutasyona uğradığını söylerdi.

Mikroskopla görülebilen nesnelerden bile küçük olan atomdan daha da küçük olan çekirdek ve elektron gibi parçacıkları hayalde canlandırmak kolay değildir.Rutherford un modelini çizdiği atomu bir futbol sahası büyüklüğünde düşünürsek,çevresinde birkaç sineğin döndüğü çekirdek,bu alanda bir golf topu büyüklüğünde olacaktır.Rutherford ortaya koyduğu atom modelinin kuramsal açıklama gerektiren önemli bir sonucuna duyarsız kalmıştı.Üstelik atom modeline ilişkin deneysel kanıtları,yerleşik fizik yasalarıyla da tam bağdaşır değildi.Örneğin - yüklü elektronlar belirtildiği gibi gerçekten çekirdek çevresinde hızla dönüyorlarsa, bunların da devinen diğer elektrik yükleri gibi,radyasyon oluşturmaları gerekirdi.bir elektrik yükünün antende yukarı ve aşağı hareket ettirildiğinde radyasyon üretmesi buna bir örnektir.Çekirdek çevresinde dönen elektron,gerçekten radyasyon çıkarsaydı,çok geçmeden yavaşlayıp çekirdeğe kapanması ve atomun tümüyle çökmesi beklenirdi.(Soruna kuramsal açıklamayı ortaya koyan kişi ,daha sonra Rutherford un seçkin öğrencisi olan Niels Bohr dur.)

Rutherford,bir dizi seçkin fizikçi yetiştirmekle kalmadı,onlara büyük bir esin kaynağı da oldu.nükleer fizik onun dünyasıydı.Bu alandaki öndeyişlerinden pek azı yanlış çıkmıştır.Yanılgılarından biri,çekirdekteki saklı enerjinin sürgit kilitli kalacağı inancıydı.Ölümünden çok değil iki yıl sonra bu enerjinin atom bombasına dönüştürülebileceğine artık kesin gözüyle bakılıyordu.Neyse ki şansı bir kez daha yüzüne gülmüştü:Hiroşima’ daki korkunç patlamayı duymayacaktı.

    ALBERT EİNSTEİN               

 

          Einstein in getirdiği çözüm,deney sonuçlarını yansıtan şu iki temel ilkeyi içermektedir :

1-Doğa yasaları ivmesiz hareket eden tüm sistemler için aynıdır.

2-Işığın hızı,kaynağına göre hareket halinde olsun veya olmasın,her gözlemci için aynıdır.

            Sonuçlardan biri bir gözlemciye bağıl olarak nesnelerin hareketleri yönünde uzunluklarının kısaldığı,kütlelerinin arttığı öndeyişiydi.Örneğin;bir topu ışık hızına yakın(yakın,çünkü kurama göre ışık hızını yakalamaya ve aşmaya olanak yoktur.)bir hızla uzaya fırlattığımızı varsayalım:Hareket dışındaki bir gözlemci için top bir tepsi gibi yassılaşırken,kütlesi büyük ölçüde artar.Hızı kesildiğinde top,önceki biçim ve kütlesine döner.Kurama göre hızı ışık hızına erişen bir nesnenin oylumu sıfır,kütlesi sonsuz olur.Ancak öyle bir şey düşünülemeyeceğinden,hiç bir nesnenin ışık hızıyla hareketi beklenemez.Başka bir deyişle,kütle eyleme direnç demek olduğundan,kütlenin sonsuzlaşması hareketin yok olması demektir.

Daha az şaşırtıcı olmayan bir sonuç da ,zamanın göreceliği.Örneğin,birbirine tam ayarlı iki saatten birini çok hızlı bir roketle uzaya yolladığımızı düşünelim.Bu saatin yerdeki saate göre daha yavaş çalıştığı görülecektir.Roket saniyede yaklaşık 26.000 km hızla yol alıyorsa,yerdeki saatin yelkovanı iki tam dönüş yaptığında roketteki saatin yelkovanı ancak bir tam dönüş yapacaktır.Oysa rokette bulunan gözlemci için öyle bir yavaşlama söz konusu değildir;saat normal hızıyla çalışmaktadır.Ne var ki ,bu kişi dünyaya döndüğünde kendisini karşılayan ikiz kardeşini daha yaşlı bulacaktır.

Kuramın belki de en önemli(atom bombası nedeniyle en çok bilinen)bir sonucu da E=m x (c x c ) ‘dir.Küçük bir kütlenin büyük bir enerji demek olduğunu ortaya koyan bu denklem yıldızların (bu arada Güneş in)ışığı nasıl ürettiğini de açıklamaktaydı.

Özel görecelik,Newton un mekanik yasalarını değiştirmişti.Genel görecelik daha ileri giderek "gravitasyon" kavramına yeni ve değişik bir içerik getirmekteydi.Klasik mekanikte gravitasyon,kütlesel nesneler arasında çekim gücü olarak algılanmıştı.Buna göre,bir gezegeni yörüngesinde tutan şey,kütlesi daha büyük güneşin çekim gücüydü.Oysa genel görecelik kuramına göre,gezegenleri yörüngelerinde tutan şey Güneş in çekim gücü değil,yörüngelerin yer aldığı uzay kesiminin Güneş in kütlesel etkisinde oluşan kavisli yapısıdır.Öyle bir uzay yapısında,nesnelerin başka türlü hareketine fiziksel olanak yoktur.Genel kuram,ayrıca gravtasyon ile eylemsizlik ilkelerini "gravitasyon alanı" adı altında tek karamda birleştiriyordu.

Einstein ın olgusal yoklamaya elveren öndeyişi şuydu:Kuram doğruysa,güneşin gravitasyon alanından geçen bir ışık ışınının,eğrilmesi gerekirdi.Bu etkiyi gündüz aydınlığında belirlemeğe olanak olmadığı için,Güneş in tutulmasını beklemekten başka çare yoktu.1919 Mayısında Eddington un önderliğinde bir grup bilim adamının gerçekleştirdiği gözlem ve ölçmeler öndeyişi doğrulamaktaydı. Kuram daha sonra başka gözlemlerle de doğrulanmıştır.Bunlardan biri açıklamasında klasik mekaniğin yetersiz kaldığı bir olaya (Merkür gezegeninin peri helisinin kaymasına)bir diğeri,Güneş(ve diğer yıldız)atomlarının saçtığı ışığın frekans düşüklüğü nedeniyle spektral çizgilerin spektrumun kırmızı ucuna doğru kayması olayına ilişkindir.Özel görecelik kuramı gibi Genel Görecelik kuramının da ilk bakışta çelişik görünen ilginç sonuçları vardır.Örneğin,kurama göre ,evren büyüklük bakımından sonlu ama sınırsızdır.Gene kuram evrenin giderek ya büyümekte yada küçülmekte olduğunu içermektedir.(Nitekim yıldız kümeleri üzerindeki gözlemler evrenin büyümekte olduğunu göstermiştir.)

Einstein’ ın ömür boyu süren düşü şuydu : Doğanın tüm güçlerini(gravitasyon,elektrik,manyetizma vb.) "birleşik alanlar" dediği temel bir ilkeye bağlamak.Bu düşün gerçekleştiği söylenemez.Evrenin nedensel düzenliliği onda bir tür dinsel inançtı :"Seçeneğim kalmasa,doğa yasalarına bağlı olmayan bir evren düşünebilirim belki ; ama doğa yasalarının istatistiksel olduğu görüşüne asla katılamam.Tanrı,zar atarak iş görmez!"diyordu.

Einstein : "Bende özel yetenek arayanlar yanılıyorlar;sadece derin bir anlama merakım var."