Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
Hala kaldığına inandık

 

 

Ana Sayfa
Arama
Ziyaretçi Defteri
Künye
Destekleyenler
İstek Formu
e-mail
 
 
 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Kara Karga /kimdir

Arven - Güneşin Kızı

Arven gerçektende çok güzel bir elf kadınıydı. Onu köle pazarında gören tüm insan erkekleri ona hayran olur ama o kadar paraları olmadığı için satın alamazlardı.

Köle olması Arven için tam bir trajediydi; Uzak diyarlarda insanlarlar Elflerin yaptıkları savaşlarda Elfler kaybetmiş ve tüm elf erkekleri öldürülüp kadınları ise köle olarak satılmak için esir tutulmuştu. Arven'de bunlardan biriydi işte. 70 yaşında daha gencecikken yitirmişti yurdunu ve insanlarını. Ama elinden hiçbir şey gelmiyordu. Kendisine en yüksek parayı veren biri gelene kadar bu zincirlere bağlı olarak yaşamak onun kaderiydi.

Bir gün Sarven kentinde çalan borularla uyandı. Daha güneş ısıtmadan hücresini, böyle uyanmak tüm moralini bozdu ve tekrar uyuyabilmek için üstündeki parçalanmış örtüyü sırtına doğru çekti. Aradan çok kısa bir süre geçmişti ki köle tüccarı açtı hücrelerin kapılarını ve yüksek sesle "uyanın bugün çok bereketli bir gün olacak, Prens ve adamları buraları ziyaret etmek için geleceklermiş, belki aranızdan birilerini prense beğendirebilirim" diyerek bir at kişnemesi gibi güldü.

Herkes ayaklandı ve zincirlerini temizleyip, kendilerine biraz çeki düzen verdiler. Ümitleri sadece bu lanet yerden ve bu lanet adamdan kurtulmaktı. Kimin kölesi olurlasa olsunlar bu yerden ve bu adamdan daha iyi olacağını düşünüyorlardı. Ama Arven hiçbir hazırlık yapmadı (aslında bunada gerek yoktu. Çok güzel bir kadın olduğunu söylemiştim). Pazara doğru yol aldılar; köle tüccarı önce köleler arkasında ve en arkada da tüccarın adamları.

Pazara vardıklarında daha güneş gökyüzünü yeni yeni aydınlatmaya başlamıştı ki, kalenin kapıları ağır bir sesle açılmaya başladı. Prens ve adamları geliyordu

Kalabalık arasından Arven'de yüzünü uzattı, uzaktan gelen bu ziyaretçilere, ama hiçbir şey görememişti kalabalıktan. Sustu ve yüzünü yere çevirerek öylece kaldı. Öğlen çoktan olmuştu, tüccar böyle bir günde para kazananaktan yakınıp duruyor, ikide bir kölelere dönüp "lanet olasıcalar sizi, beş para etmiyorsunuz" diye yakınıyordu. Tam o sırada borular tekrar çalmaya başladı, prens ve adamları gidiyorlardı kaleden.

Prens ve adamları tam kölelerin önünden geçiyordu ki tüccar hemen öne atıldı ve "yüce efendim, kölelerime bakmak istermisiniz" diyerek Prens Eode'nin önüne atladı. Prens atını durdurdu ve öfkeli bir sesle "siz halen köle mi satıyorsunuz" diyerek. Atından aşağıya indi ve tüccarın üzerine doğru yürüdü. Bunun üzerine tüccar "ama efendim bu bizim ülkemizde yasal" diyerek yeriye doğru adım attı. Eode kendi topraklarında olmadığı aklına geldi ve sadece yüzündeki ufak bir hiddet görüntüsüyle atına doğru ilerledi. Tam atına binmiş, hareket etmek üzereydi ki, insanların gülümseyen yüzlerinin arasından hüzün yayan bir ışık gördü, Arven'in yüzünü. Atından indi ve Arven'e doğru ağır adımlarla ilerledi. Arven konuşulanları duymuş, ilk bakışta iyi bir adam gibi görünen bu yabancının yüzüne baktı. O an gözgöze geldiler. Eode güneşin şimdiye kadar ne kadar az ışık yaydığını düşündü.

Eode, Arven'e her adım atışında biraz daha ürperiyor ve biraz daha korkmaya başlıyordu. Eski cesur Prens bile bu güzelliğin önünde bir mum gibi eriyordu. Arven'in yüzüne bakarak "isminizi öğrenebilirmiyim leydim" dedi. Arven biraz şaşkınlık ve birazda utanarak ki yüzlerce göz sadece ikisine bakıyordu "Arven" dedi susuzluktan çatlamış dudaklarıyla. Eode bir an durakladı ve Arven'den, kendisi için, tüccarın istediği parayı vermesi için izin istedi. Arven yarı şaşkınlık ve yarı kuşku içinde duraksadı ve usulca "siz istiyorsanız" dedi. Eode hızla tüccarın yanına ilerledi ve "bu leydi için ne kadar istiyorsun" dedi. Tüccarın yüzü güldü, istediği parayı verebilecek biri ile sonunda karşılaşmıştı ve ondan 60000 altın istedi. Eode bir an geriledi çünkü bu para çok yüksekti. Ama Eode biliyordu ki bu değer Arven için azdı bile. Sonra Eode 30000 altın verebileceğini söyledi. Tüccar hemen karşı çıktı, "hayır olmaz" diye homurdandı. Ama 50000 bine anlaşabiliriz derken pispis sırıtmasından Eode bile rahatsız oldu. Bunun üzerine Eode 40000 dedi ve tüccarda bunu kabul etti. Çünkü bu kadar parayı verebilecek biri bu kalede yaşamıyor ve verebilecek biri ise sadece dörk yılda bir geliyordu kaleye.

Eode hemen bir at istetti Arven için ve "benim yanımda sürmenizi istyorum tabi kabul ederseniz" dedi Arven'e. Arven üzerinden atamadığı tereddütler içerisinde kabul etti bu teklifi, çünkü Eode'yi hiç tanımıyordu ve bu kadar kibar bir insan olması ona çok ters geldi. Çünkü bütün insanlar onun için kötü, soyunun katilleriydi.

Aylarca yol aldılar atlarının üzerinde. Arven tekrar sabahı ağaçların altında karşılamaktan mutluydu. Sabah olduğu zamanlardaki ağaçların şarkılarını duyuyor, yeni gelen güne sevgisini göstermek için o da tüm ağaçlar ve kuşlarla şarkılar söylüyor, Eode ise içinde anlam veremediği bir mutlulukla dinliyordu onun o mükemmel sesini.

Sonunda ışık tepesine vardılar ve Eode ona topraklarını büyük bir gururla gösterdi. "İşte şu uzakta, parıldayan bir yıldız gibi duran benim şehirim, Talos" dedi." hadi daha fazla insanları bekletmeyelim, hadi ileri" diyerek dört nala sürdüler atlarını, ormanın köşesindeki Talos kentine.

Şehirin büyük kapıları aralandı, içerideki insanlar prensi ve yanındaki elf kızını çok merak ediyorlardı. Daha Arven gelmeden güzelliğinin adı duyulmuşdu bu topraklarda. Herkes sevgi içerisinde karşıladı onları ve prens bir an önce babasının yanına çıkmak için izin istedi Arven'den. Arven'i geçici olarak bir eve bıraktı ve hemen saraya doğru koşar adımlarla uzaklaştı.

Kralın önünde eğilerek selam verdi ve komşu kralın haberlerini iletti kendisine. Ama babası bunlar dışında birşeyle daha ilgileniyordu, "şu güzeller güzeli elf kızı nerede" dedi. "Kendisi gelmeden güzelliğinin haberleri geldi bana, hadi bakalım göster" dedi. Eode eğilerek ayrıldı babasının yanından ve Arven'i kralla tanıştırmak için hazırlattı. Arven ipekler içerisinde, bir tanrıça gibi görünüyordu Eode'ye. Eode gönlünü kaptırmanın telaşı içerisinde yanarken Arven'de ona gülümsüyor ama tek bir söz dahi söylemiyordu. Akşam prensin sağsağlim dönüşü ve ne kadar da saklansada Arven'i görmek için bir yemek düzenlendi. O akşam Eode ile birlikte girdi büyük salona Arven. Prenslerin ve kralların o yemek yedikleri büyük salona. Ürperti ile Eode'ye onu yalnız bırakmaması için yalvardı. Eode ise tastikler şekilde onun elini hafifce sıktı. İçeri girdiklerinde müzik bir anda durdu. Çünkü hiçbir müzik onun kadar güzel olamazdı. Hemen müzisyenlerden biri bir mısra mırıldanmaya başladı, kendi duyabileceği şekilde;

Arven, uzaklardan gelen elf kızı,
Yüreklere umut salan güzel,
Şimdi susar tüm şarkılar,
Ve konuşur güneş, ay, yıldızlar,
Arven'in güzelliği için

Böyle girdiler büyük kapıdan, sessizlik içinde. Sonra kral ayağa kalktı, tabi diğerleride, ikiside yanyana oturdular masada. Sonra müzik tekrar başladı ve yemek tüm gece sürdü. Akşam herkes yataklarına çekilmek için birer birer kalktılar, yemek sonrası geçilen küçük salondan. En son Arven, Eode ve kral kaldı odada. Kral, Arven'den hikayesini anlatmasını istedi. Arven herşeyi anlatmadı, çünkü tüm soyunu insanların öldürdüğünü bilmelerini istemiyordu. Sonunda hikayesi bittiğinde kral "artık buradasın ve emniyettesin, Eode sana iyi bakacaktır" dedi ve yatmak için odasına çekildi. Eode, "artık sizde yatmak istersiniz sanırım" dedi. Arven bir an şüpeye düştü ama daha sonra tüm korkuları ona ayrılan özel odayı görünce geçti. Çok iyi bir uyku çekti Arven. Ve günler birbir geçti koca sarayda.

Günlerden bir gün Eode, Arven'i sarayın bahçesinde tek başına dolanırken gördü. Hemen yanına gitti ve onun gözlerindeki özgür olma isteğini gördü. Ona "Bir köle olmadığını, istiyorsa hemen gidebileceğini" söyledi, istemsiz bir tavırla. Sarayda ki güneşin batmasını hiç istemiyordu. Arven ise hemen cevapladı, hiç düşünmeden ve tereddütsüz "Bunu biliyorum, teşekkürler. Ben bundan şikayetci değilim, aslına bakarsanız" dedi ve sustu. Eode "söyle" dedi. Arven mahcup bir durumda "sarayda yaşıyorum ve bu bana hiç mutluluk vermiyor" dedi. "Ben ormanlarda gezinmek, dağlarda yürümek ve çimlerinin üstünde geçen bir gecenin ardıdan, yeni doğan güneşle bedenimi ısıtmak istiyorum" dedi. Eode gülümsedi ve "eğer" dedi ama daha sonra yüzü kızardı ve sustu. Arven "devam edin lütfen" demeseydi, konuşmaya hiçde niyeti yoktu aslında. Ama kendini toparladı ve "eğer, eğer" dedi ama gene yapamadı. Ve hemen uzaklaştı orada. Arven sadece gülümsedi ve arkasından kaybolana kadar baktı. Daha sonra gökyüzüne çevirdi gözlerini.

Eode kaleden çıkalı baya bir olmuş ve daha geri dönmemişti veya Arven'i görmeye gelmemişti. Arven'in içini korku kapladı ve kralın huzuruna çıktı. "Kralım, Eode ne zamandır göremiyorum, yoksa birşey mi oldu ?" dedi ve Kralın durgun ve hüzünlü yüzünü gördü. Çatlak bir sesle "Sarven şehirine gitmişti ama onu orada esir almışlar, bizden kuzeyki topraklarımızı istiyorlar onun karşılığında" dedi. Arven'in yüzünde kalan ışıkta kayboldu bu sözlerle. Bu dünyada değer verdiği şeyler tektek çalınıyormuş gibi geldi kendisine, sonra birden Eode'ye ne kadar değer verdiğini anladı ama artık çok geçti.

Ancak iki gün bekleyebildi ve bir gece kimseye haber vermeden ayrıldı saraydan, Eode'yi kurtaracaktı, o kendisini nasıl o adamın elinden kurtardıysa oda onu kurtaracaktı.

Sarven şehirinin kapılarına geldiğinde tekrar köle olmak korkusu ve Eode arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Yakalanırsa tekrar o zincirleri takacak ve bütün ömrünü harcayacaktı. Buna değer diye düşündü ve kapıdan sessizce içeri girdi.

Sabah tekrar borular çaldı Sarven şehirinde. Ama bu sefer büyük kapılardan gelen bir prensi karşılamak için değil, darağacında gelecek ölümü selamlamak için. Arven yakalanmış ve ölümle cezalandırılmıştı. O sabah güneş doğmadı Sarven'e, hiç kuş sesi duyulmadı ağaçlarda, hiç çığlık duyulmadı, sadece zindanlardan gelen bir şarkı kulaklarda. Eode'nin sesi yükseldi koca şehirde.

Aradan uzun yıllar geçti. Savaş olmadı ve barışla sonuçlandı herşey. Eode bırakıldığından beride kimse görmedi onu, ne Sarven'de ne de Talos'ta. Sadece bir gezgin gördü onu ormanlarda, dilinde aynı şarkıyla;

Yok sonu gecenin,
Doğmuyor bir türlü güneş,
Şimdi o yok, çok uzaklarda,
Uğruna güneşin doğduğu kız,
Sen yoksun buralarda,
Arven güneşin kızı.

Şimdi yoksun yanımda,
Yoksun bu ormanda,
Hani sana eğer demiştim ya,
İşte gelecektik seninle ormanlara,
Başında kraliçe tacı ile,
Bu ormanda yaşamaya,
Arven güneşin kızı.

Eode'nin gökyüzüne bakarken öldüğü söylenir. Ve son sözünün "sonunda" olduğu.


KaraKarga


Yazdır Mail

KaraKarga'ya
Yorumunu Yolla

Kimden:  
Konu: 
Mesaj: 

    
 
Yardim/Eleştiri/İstek Formu

Copyright © Celal Yahşi
CHElal