Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
Hala kaldığına inandık bizlerden

 

 

Ana Sayfa
Arama
Ziyaretçi Defteri
Künye
Destekleyenler
İstek Formu
e-mail
 
 
 
 
 
 

 

Her ne kadar bu logonun adi bir reklam olduğunu tahmin etmemize rağmen.. ve görüldüğü gibi reklam çıkmasına rağmen
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Burak Ata /kimdir

“Dünyasını kaybedenler yeni bir dünya kurmak zorundadır.”

I. Bölüm

Yağmur, taş yola düştükçe o bildik sesini çıkarıyordu. Bu sesi evinizde şöminenin önünde yada bir handa pencere kenarında duysanız oldukça rahatlatıcı olarak düşünebilirdiniz. Ama Cimmura’da bir arka sokaktaysanız -özellikle şu dar olanlardan birinde- ses rahatlatıcı olmaktan çok tehditkardır. Ne de olsa soyulan, yada ölen bir insanın sesi gökgürültüsünde daha zor duyulur.

Bunun bilincinde olan Commar eli hançerinde hızlı hızlı yürümekteydi ara sokaklarda. Normalde bu saatlerde, hele böyle havalarda dışarıda olmazdı. Korkak biri sayılmasa da böyle dengesiz günlerde tedbirli davranmanın zararı olmazdı. Gerçekten de tehlikeli zamanlardı bunlar. Ortalık Kral Aldreas ve kızkardeşi ile ilgili dedikodularla çalkalanıyordu. Soylular genelde garip insanlar olurlardı zaten. Ama bu son durum otoritenin kral ile piskopos Annias arasında gidip gelmesine sebep oluyordu. Bu karmaşa da beraberinde suç oranının artmasını getirmişti kaçınılmaz olarak.

Onu bu saate dışarı çıkaran sebep aklına geldiğinde yüzü buruştu. Pek de isteyerek yaptığı bir iş değildi bu. Ama son zamanlarda haber taşımak oldukça karlıydı. Önerilen ücret piyasa değerinin nerdeyse üç katı olunca isteksizce de olsa kabul etmişti ulaklık görevini. Elindeki mühürlü zarfta ne olduğunu bilmiyordu. Açıkçası merak da etmiyordu. “Benim işim değil, zaten ne kadar çok bilirsem o kadar çok derde girmiş olur başım” diye düşündü kendi kendine.

Mesajı ona teslim edeni sanki tanıyordu ama bir türlü kim olduğunu çıkaramamıştı. Adamın şu her yerde görülen yüzlerden birine sahip olduğuna karar verdi. Pelerininin altında duran zarfı buluşma yerinde iki kişiye vermesini istemişti adam. Onları nasıl tanıyacağını sorduğunda ise “Merak etme onlar seni tanır!” cevabını almıştı.

Bu tip alışverişler neden böyle kuytu yerlerde yapılır diye düşünmekten kendini alamadı. Oysa pazar yerinde, herkesin gözü önünde el değiştiren bir zarf kimsenin dikkatini çekmezdi. “Böyle davranarak gizli kapaklı iş çevirenler kendilerini daha önemli zannediyorlar galiba!” diye yakındı içinden.

Buluşma yerine gelmişti. Bir hanın arka kapısıydı burası, atılan çöplerin kokusu genzini yakıyordu. Etrafına bakındığında çöplerden başka hiçbir şey göremedi yolun sonunda. Geç kalan alıcılara içinden sağlam bir küfür sallayıp, han binasının saçağına doğru ilerledi. Tam o sırada ensesinde bir karıncalanma hisseti. Bir anda karnı kasıldı ve kendisini iki büklüm yerde buldu. Tam bu esnada, ayakta duruyor olsa başının bulunacağı hizadan bir ok vınlayarak geçip, hanın kapısına saplandı. Bu kasılma hayatını kurtarmıştı ama hala kendisini pek şanslı görmüyordu.

“İki kişiler” diye bağırdığını duydu iri yarı bir adamın, biraz evvel boş sandığı sokağın sonundan. Yine nerden çıktığını anlayamadığı başka bir adam da okun geldiği yöne doğru koşmaya başlamıştı. O yöne doğru baktığında merdivenin üstünde iki kişinin durduğunu gördü. Birinin elinde kısa bir yay, diğerinin elinde ise oldukça büyük bir kılıç vardı.

Biraz evvel arkadaşına seslenen adamın da koşarak merdivenlere doğru ilerlediğini gördü. Adam tam yanından geçerken Commar’a bakarak “Burda bekle!” dedi sert bir sesle. Biraz önce bu sokaktan hemen kaçmayı düşünüyor olsa da, beyaz saçlı genç adamın emrine uymamayı göze alamadı. Yerden doğrulmadan kapının yanında duran bir varilin arkasına doğru süründü. Bir yandan da merdivendeki mücadeleyi izliyordu. Elinde yay olan adam sadağından bir ok daha almış, bir atış daha yapabilmek için hazırlanıyordu. Önündeki kılıçlı olan ise ona bu zamanı kazandırabilmek için, kendilerine doğru koşan adamların önüne atladı. Zaten yaptığı son hata da bu olmuştu.Elindeki kılıcı kendisine doğru koşan iri adama fütursuzca savurmuştu. Koşmakta olan adam çalışılmış bir refleksle kendisini yana çevirmiş ve kılıcını rakibinin kaburgalarının arasına yan taraftan saplamıştı. Bu manzara karşısında bir an duraksadıysa da, okunun yerleştirmeye zaman bulan diğer adam kabaca nişan alıp, kendisinin üç dört metre önünde duran adama okunu fırlatmıştı. O anda boynunda yeni bir karıncalanma hissetti Commar. Gözleriyle görmese asla inanmayacağı bir durumla karşı karşıyaydı. Üç-dört metreden, biraz evvel öldürdüğü rakibinden kılıcını çıkartmaya çalışan adama doğru gelen ok, bir anda yönü değiştirip duvara çarpmış ve parçalanarak yere düşmüştü. Oku atan da en az Commar kadar şaşkındı. Çaresiz gözlerle arkadan gelen beyaz şaçlı adamın kılıcını kendisine doğru fırlatışını izliyordu. Kılıç, ok gibi yönünü şaşırmamıştı.

Elindeki kılıcını kınına sokan adam arkasından gelene dönerek “ Onu öldürmen gerekmezdi, Martel!” diye çıkıştı. “Belki bir şeyler öğrenebilirdik!”

“Ama sen, seninkini öldürdün? Neden hep sen eğlenesin ki?” diye kendini savundu diğeri. İkisi de dönerek varilin arkasına sinmiş Commar’ın yanına geldiler.

“Artık saklanmanı gerektirecek bir şey yok komşu, çık o varilin arkasından istersen” dedi biraz evvel ikinci okun hedeflendiği adam. Commar şöyle bir doğrularak yerinden kalktı. İki adamı da korkuyla süzdü. İkisi de genç sayılabilirdi. Yirmili yaşlarının ortalarındaydılar herhalde. İkisi de yapılıydılar ama biraz evvelki dövüşte oldukça çevik de olduklarını ispatlamışlardı. Varilin arkasından çıkmasını söyleyen adam direk gözlerinin içine bakıyordu. Adamın yüzünde bir gariplik vardı. Normalde oldukça yakışıklı sayılabilecek yüz, belli ki daha evvelden kırılmış bir burun sayesinde biraz ürkütücü gözüküyordu. Ama adamın Commar’a dikilmiş bakışları güven vericiydi.

“Haydi ama komşu topla kendini, sabaha kadar şoktan çıkmanı bekleyemeyiz, bizim için bir şey getirmiş olman lazım!” dedi şekilsiz burunlu adam. Commar kendisini toparlayarak pelerinin içinde duran zarfı çıkarıp adama uzattı sessizce.

“Sağol komşu, bu da bu kötü havada dışarı çıkıp bunca zahmete katlandığın için!” deyip cebinden çıkardığı parayı Commar’a doğru fırlattı. Gözleri parlayan Commar havada dönen parayı yere düşmeden kaptı.

“Dostumuz oldukça çabuk kendisine geldi anlaşılan!” dedi gülerek beyaz şaçlı adam Commar’dan uzaklaşırlarken

Burak Ata


















































Yazdır Mail

Burak Ata'ya
Yorumunu Yolla

Kimden:  
Konu: 
Mesaj: 

    
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.



Webmasterın Notu:
Burak Ata'nın bu hikayesi, D.Eddings'in Elenium Ve Tamuli adlı üçlemelerindeki dünyada geçmektedir. Siz de kabul edersiniz ki, hikayenin gelişip budaklanıp bir nihayete ulaştığı bir kurgunun üzerine bir şeyler eklemek gayet zordur, fakat Burak - her ne kadar fenerli olmasına rağmen - zekice bir yöntemle, Elenium'da anlatilanlardan daha öncesinde başlatmış kendi hikayesini. İtiraf etmeliyim ki ben ve arkadaşlarım yazıyı ilk okudğumuzda Sparhawk'ın "komşu" diye seslendiği paragrafa geçtiğimizde yüzümüze bir sırıtış yayıldı. Herhalde, bu öyküyü yazan Eddings'in ta kendisi olsaydı pek de farklı olmazdı..Tebrikler Burak.
















 
Yardim/Eleştiri/İstek Formu

Copyright © Celal Yahşi
CHElal