Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

YAYIN YÖNETMENİNDEN   (İnadına sitesinden, www.inadina.com )

Uğur CANKOÇAK

   Önce bildiğimiz şeyleri tekrarlayalım:
   1- TC Anayasasına göre TC sınırları içinde yabancı asker bulunması için TBMM kararı gerekir.
   2- Meclisten geçen birinci hükümet tezkeresi bazı liman,havaalanı ve askeri üslerde (Bunların hepsi tezkerede teker teker sayılmıştır) ABD lı teknik heyetlerin inceleme yapmasına ve gerekirse modernizasyona gidilebilmesine izin veriyordu.(Bu teknik heyetin sayısı da tezkerede belirtilmişti)
   3- 1 Martta Meclisin tarihi bileşiminde ikinci hükümet tezkeresi kabul edilmedi.Bu hükümet tezkeresi TBMM nden TC sınırları içerisinde ABD nin silahlı askerlerinin bulunmasına izin verilmesini istiyordu.Tekrar ediyorum TBMM ABD nin Türkiye sınırları içerisinde silahlı asker bundurmasını kabul etmedi.
   4- TV lerde,hepimiz izledik ABD silahlı askerleri Mardin Kızıltepe ve Nusaybinde varlar.Güneydoğu illerimizde yerler kiralıyorlar.İskenderun limanından Türkiyenin içlerine doğru ABD askeri ve silahları sevkiyatı sürmekte.
   5- TBMM Başkanı Arınç bu durumdan"FEVKALADE RAHATSIZ" olduğunu söyleyerek gensoru verilmesini istiyor.
   6- Selamet Partisi Genel Başkan yardımcısı Bekaroğlu bu konuda Savcılığa suç duyurusunda bulundu.

ABD Askerlerin Türkiye sınırları içerisinde bulunmaları en hafif deyimiyle Anayasal bir suçtur.

TC sınırları koruma görevi TSK nindir.Sınırlarımız içerisinde TBMM kararına rağmen dolaşmakta ve yerleşmekte olan silahlı ABD askerlerini sınır dışına çıkartmak görevi TSK nindir.

Cumhuriyet Gazetesinin 10 mart günlü sayısında MUTABAKAT SIRLARI başlığı altında yayınlanan haberden anlaşıldığına göre TBMMince kabul edilmiş olan 1.tezkerede belirtilen liman.havaalanı,askeri üslerin tamir bakım ve modernizasyonu işlerinden çok başka konularda ABD ile MUTUBAKATA varılmıştır.

Bu mutabakatı imzalayan Türk yetkilileri ister asker ister sivil derhal bulunup yargı önüne çıkartılmalıdır.

ABD nin yurdumuzdaki askeri faaliyetleri de hiç zaman yitirmeden yasal çerçeveler içine oturtulmalıdır.

2 mart 1971 de Cumhuriyeti Koruma ve Kollama görevini yaptığını söyleyerek 100 binlerce sivil TC yurttaşını cezaevlerine dolduran TSK lerine 31 yıl sonra asıl görevinin sınırlarımız içindeki yabancı silahlı askerleri sınır dışına çıkartmak olduğunu bir kez daha hatırlatırım.    

www.inadina.com  sitesinden alınmıştır.   http://www.simbad.sida.nu/

'TÜRKİYE AMERİKAN İŞGALİ ALTINDA'

IŞIK KANSU / SERTAÇ EŞ 

TBMM'den yabancı asker bulundurma tezkeresi çıktığı anda ABD, Türkiye topraklarının en hassas, stratejik ve önemli bölgelerinde konuşlanma olanağını bulacak. ABD'nin konuşlanacağı kimi alanlar arasında, İstanbul Boğazı'nın iki yakası, Konya, Afyon, boru hatları, Bağdat Demiryolu, petrol bölgesi Batman, enerji santrallarının bulunduğu GAP bölgesi yer alıyor. 
ABD askerlerinin Güneydoğu'da konuşlanacağı alan ise Kuzey Irak'tan başlayarak İskenderun ve Mersin'e değin bir dil gibi Akdeniz'e uzanıyor. Eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel , ''Bu, aslında egemenlik haklarımızın çiğnenmesi ve ülkenin işgal edilmesidir'' dedi. İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Yaşar Hacısalihoğlu da, bu görüntünün, Türkiye'nin ulusal güvenlik yaklaşımını, dolayısıyla geleceğini derinden etkileyecek bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguladı. 
ABD, Irak'a Kuzey'den açacağı cephe kapsamında Türkiye'nin birçok stratejik bölgesine konuşlanacak. Bölgede GAP tasarımı, Irak'tan Yumurtalık'a gelen petrol boru hattı, Bakû'dan Ceyhan'a planlanan petrol boru da hattı da yer alıyor. 
Deniz birlikleri de gelecek 
Irak'a deniz yoluyla saldırı olanağı olmamasına karşın tezkerede deniz birliklerinin konuşlanması da sağlanıyor. İskenderun Limanı'nın bir demiryolu limanı olması ve Bağdat'a kadar uzanma olanağı sağlaması dikkat çekici nokta olarak ortaya çıkıyor. 
Kuzeyden hava ve kara harekâtı yürütmeyi planlayan ABD, ağır sevkıyatını önce Akdeniz'deki Türk limanlarına getirecek. 80 gemi ile getirilecek asker, teçhizat ve ağır silahların yüzde 80'i İskenderun Limanı'na indirilecek. ABD, İskenderun, Mersin ve Taşucu limanlarının işletmeleriyle bu konuda anlaştı. ABD askerlerinin demiryolu bağlantısı nedeniyle İskenderun'da, Irak'taki yeniden yapılanmanın sonuna kadar kalması bekleniyor. 
Kuzey cephesi için Irak'a gönderilecek 47 bin muharip askeri ve bunların cephanesi İskenderun'dan Nusaybin'e kadar demiryoluyla nakledilecek . İskenderun'un ardından 2. geçici konuşlanma merkezi bu ilçe olacak. Birliklerin Irak topraklarına girmeden önce son konuşlanacakları yer ise Silopi olacak. ABD 'nin kuzey cephesinde savaşmayan 15 bin askeri, Türkiye'deki liman, havaalanı ve lojistik merkezlerde görev yapacak. 
ABD Irak'a yönelik hava harekâtında ise Çorlu ve Sabiha Gökçen ve Afyon havaalanları lojistik destek ve insani yardımlar gerekçesiyle ABD'ye açılıyor. Konya Havaalanı daha çok elektronik istihbarat ve erken uyarı uçaklarına açılacak. Hava saldırısını gerçekleştirecek 255 savaş uçağının İncirlik, Diyarbakır ve Batman havaalanlarında konuşlanması bekleniyor. Türkiye'ye yönelebilecek mülteci akını için gelecek yardım malzemelerinin ise Gaziantep Havaalanı'na indirilmesi, buradan Silopi'ye aktarılması planlanıyor. 
'Hedef büyük' 
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi ve Jeopolitik dergisi editörü Doç. Yaşar Hacısalihoğlu , tezkere onaylanırsa, Türkiye'de son derece sıkıntılı bir dönem başlayacağını ifade ederek ''Bu , ABD'li askerlerin Çorlu'dan başlayarak İç Ege, Doğu Akdeniz ve Güneydoğu'ya, geniş bir alan içinde konuşlanacağı bir dönem. Geleceği netleşmeyen bir sürecin başlangıcı olarak yansıyan bu yeni dönem, Irak ve Saddam ile sınırlı olmayan bir hedefin varlığını işaretliyor'' Durumun, Türkiye'nin egemenliği ve bağımsızlığı açısından son derece kaygı verici olduğuna dikkat çeken Hacısalihoğlu, ''1991 sonrasında çok daha sınırlı bir bölgede konuşlanan Çekiç Güç'ün ürettiği sıkıntı hatırlanacak olursa, bu denli geniş bir alanda gerçekleşecek olan konuşlandırmanın yaratacağı sorunların büyüklüğü artık görülmelidir'' dedi. 
'İşgal ediliyoruz' 
Eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel ise, ABD meşruiyete de sahip bulunsa, sınırlı bir harekât için Türkiye'den isteyebileceği olanakların da sınırlı olması gerektiğini belirtti. Gürel, şunları söyledi: 
''Halbuki ABD meşruiyete dahi sahip olmadan Türkiye'yi fiilen bir açık üs haline getirmek için ülkemizin tüm limanlarına, havalimanlarına, ulaşım ağına el koymaktadır. TBMM'nin izni dahi çıkmadan ABD bu faaliyete girişmiştir. Bu aslında egemenlik haklarımızın çiğnenmesi ve ülkenin işgal edilmesidir'' diye konuştu. 
'Manda kabulü' 
Eski CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay da, şu görüşleri savundu: ''Bütün enerji yolları, Bakû-Ceyhan hattı, İran gazı hattı, Yumurtalık petrol boru hattı ve GAP bu haritanın kapsama alanı içinde görülmektedir. Öte yandan, İstanbul çevresindeki Sabiha Gökçen ve Çorlu havaalanları, başkent Ankara çevresindeki Afyon ve Konya alanlarının Amerikan askerine açılması, Türkiye'nin telafisi mümkün olmayacak büyük tehlikeler eşiğinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, bir anlamda Sıvas Kongresi'nde kararlaştırılan 'Manda ve himaye kabul edilemez' tezinin ekonomik nedenlerle reddi ve ortadan kaldırılması anlamını taşımaktadır.'' 

www.inadina.com sitesinden

 Apaçık
Kurmay Ayıbı !..

 Erol TOY

Herkesin ezberindedir !..
Osmanlı, İmparatorluğun kuruluşunu şu söylenceye bağlar.
Kayı Boy'u, Anadolu yaylalarının birinden ötekine gitmektedir.
Ovada çarpışan iki ordu görür.
Hiç duraksamadan yenilmek üzere olanın yanında saf tutar. 
Desteklediğinin Selçuklu olduğunu yengiden sonra öğrenir. 
Ve zayıftan yana olma töresinin erdemi, Namık Kemal'e göre ; "Bir aşiretten bir imparatorluk çıkarır."
Tarihin dersi ne güzeldir !..
O imparatorluğun son yöneticileri... Vahdettin'le Talât, Enver ve Cemal paşalar. "İç ve dış borç çevirme kolaylığı. Maaş cukkası... Ordu donanımı lüpü... Uğranan zararın bir kısmını telâfi kulpuyla," Osmanlı olmasa da(!) petrol alanları için çarpışmakta kararlı büyük ve güçlü(!) Almanya'nın yanında, "tarafı olmadığı," savaşa sürüklenir(!)
Sonuç herkesin aklını başına devşirecek kadar çarpıcıdır.
6 yüzyıllık imparatorluğun ruhuna fatiha okunur !..
O yangının küllerinden kuruluş ateşiyle silkinen Anadolu halkı, yeniden dirilir. Topyekûn kalkışarak Büyük Millet Meclisi'ni... O da, tıpkı Osmanlı söylencesindeki erdemle, hem egemenliğini dayatma... Hem "mazlum milletler" umudu diye Türk Silâhlı Kuvvetlerini kurar.
Ne mutlu !..
Aradan 83 yıl geçer.
O Meclis'in 22. süreği, 1 Mart 2003 tarihinde, tıpkı ilk Meclis gibi toplanır. Hükümeti'nin, Vahdettin'le Talât, Enver ve Cemal Paşalarınkinin aynısı gerekçelerle sunduğu "Teskereyi" kabul etmez.
Böylece hem halkın "taraf olmadığı" bir savaşa... Hem devletin o olmasa da petrol alanları için çarpışacak büyük ve güçlü(!) ABD'nin yanında haksızlığa "sürüklenmesine(!)" izin vermez.
Onur kıvancı, safoş Kuvvay-ı Millicilerle, iyi niyetli savaş kar-şıtlarının göğüslerini davul gibi gerer... Ellerini dümbelek gibi patlatır. 
Oysa Başkomutan TBMM bilir ki, büyük devlet baskı, şantaj, tehdit ve yeme başvurur... Tutturabilir, yutturabilirse dediğini yaptırır. Ama asla kendi kurduğu "uluslararası hukuk meşruiyetinin" dışına çıkamaz. Çıkarsa bütün sorunları salonlarda değil, arazilerde çözmeye koşulur. O zaman da, çöküşünü hızlandırır.
Hem bu yüzden... Hem sıkmadığından karar öncesi yeri göğü inleten büyük, güçlü(!) ABD, Mersin Limanında şallak mallak kalır.
Ne yazık !..
O erdem ve özgüvenin sevinci 5 gün bile sürmez.
Ne ayıp !..
Genelkurmay Başkanı Orgeneral sayın Hilmi Özkök çıkar ;
Hem, "MGK'nın yüce Meclis'e baskı yapıyor görüntüsünden kaçındığı için, karar öncesi tavsiyede bulunmadığı" kabahatını...
Hem, "Meclis'in yanıldığını. Yanlış hesabın Bağdat, (Pardon, Siirt'ten) dönerek "Teskereyi" geçirmesi gerektiği," özrünü açıklar. 
1 Mart 2003'te, 23 Nisan 1920 Meclisi gibi karar çıkartan 22. Meclis koşul oluşmamışsa,"Milletlerarası hukukun meşru saymadığı" o yeni "Teskereye" 15-20-25 Martta ne der bilemem.
Kehanet, Rufailerle "olmayana ergi" uzmanlarının alanına girer.
Onu o zamana bırakıp ben bugün bildiğimi apaçık söyliyeyim.
Demokratik Cumhuriyetlerde... Anayasasının 1. Maddesinde öyle diyen Türkiye Cumhuriyeti'nde de Silâhlı Kuvvetler hiçbir özür ya da, kabahata sığınamayacak biçimde Meclis'in emrindedir. 
Kerameti kendinden menkul şeyhler de... Kudreti rütbesinden meşhur generaller de, lütfen Anayasa'nın 117. Maddesine bakıversin. 
"Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi varlığından" ayrılır mı, "ayrılamaz" mı? 
Askerlikte kuraldır.
Kurmayı, komutanının önüne bin seçeneğin binini de önceden kor... Komutanı karar verdiği an da hayata geçmesi için hayatını verir. 
Değil mi ? 
Eee !.. 
O perhiz ne ? Bu lâhana turşusu ne ? 
Gerekçesi ister ABD'ni yatıştırarak, dolap çevirmek... (Ki, Grosman'ın 7 Mart ültimatomu yutmadığını gösterdi.) İster 9 Mart sonrası Başbakanına hulûs çakmak olsun... Genelkurmay Başkanı Orgeneral sayın Hilmi Özkök nasıl oluyor da, "uluslararası hukukun meşru hali"gerçekleşmemişken,veto yetkisine sahip müstemleke valisi gibi asıl Başkomutanının yanıldığını söylüyor ? 
Ve 1 Martta durdurulan ABD konvoyları üs ve liman onarımı iznine bohçalanarak, yola düzülüyor ? 
Nasıl oluyor da, Başkomutanı "istemediği, taraf olmadığı halde" Türkiye olmasa da savaşacak büyük gücün sürükleyeceğini açıklıyor ? 
Nasıl oluyor da,Kürt kardeşlerimiz çatarsa, bire kadar kıracağını açıklarken... Onların arkasından tanrının yerdeki gölgesi (!) ABD sırıtıverince, yelkenlerin mayna edilmesini... Vahdettin, Talât, Enver, Cemaller'in tıpkısıyla aynısı koşullar gereği yenilenecek "teskereye" olumlu oy verilmesini...Ve böylece Başkomutanı yüce Meclisin, eliyle tescil ettiği kayıtsız koşulsuz egemenliği temsil yetkisini sayın Erdoğan, Gül ve Özköklerin post hevesleri... Cukka cinliği... Veya "Düvel-i Muazzama" korkularına teslim etmesini isteyebiliyor ?
Ve nasıl oluyor da, cuntacıdan cukkacıya... Kuvvayı Milliciden, dinciye bu açıklamayı tüyleri diken diken, suspus alkışlıyor ?
İsteyenin bir, vermeyenin iki yüzü kara olduğundan mı ? 
Öyleyse, hodri meydan !..
Kararıyla ilki düzeyine yükselmiş yüce Meclis, "uluslararası hukukun meşru saydığı koşullar," oluşmadan tükürdüğünü yalarsa... Oy ve kararıyla o zillete katlandığından neredeyse topyekûn değişen 21. Meclis'in durumuna düşer. 
Ve yenginin de, yenilginin de bedelini peşin peşin ödeyecek Türkiye halkı, bulacağı ilk demokratik fırsatta... Bir yıl sonraki yereli olmazsa, 3 yıl sonraki genel seçimde... Her kurum ve kişinin ayıbını nasıl sırtına yüklüyor... Erdemle demokrasinin anlam, önem ve değerini nasıl öğretiyor, bir kez daha görülür.
Çünkü aslını inkâr, her varlığın sonudur.
www.inadina.com sitesinden alınmıştır     http://www.simbad.sida.nu/           

ABD TÜRKİYEYİ İŞGAL EDİYOR
İSKENDERUN' DA GERGİNLİK

AKIN BODUR 

* Limanda güvenliği sağlayan Türk askerleri kendilerine karşı koyan ABD askerlerini yere yatırarak silahlarını aldı. Amerikalılar liman içerisinde konuşlandıkları sahaya geri gönderildi. 

TCDD İskenderun Limanı'nda bulunan 700 dolayındaki ABD'li askerden bir grup, dün izinsiz olarak limandan çıkmak istedi. Ancak, Türk askerinin engellemesiyle karşılaşınca, ABD'liler silah kullanmak istedi. 
İddialara göre olay dün meydana geldi. Sivil bir otobüsle İskenderun Deniz Üs Komutanlığı'nı limana bağlayan kapıdan dışarı çıkmak isteyen bir grup ABD askeri, kapıda çıkış belgeleri olmadığı gerekçesiyle engellendi. 
Bunun üzerine, Türk askerleri ile ABD askerleri arasında bir tartışma yaşandı. Tartışma sırasında ABD askerlerinin bazıları, dışarı çıkabilmek için silahlarını çekti. Limanda güvenliği sağlayan Türk askerlerinin müdahalesiyle yere yatırılıp silahları alınan ABD askerleri, liman içerisinde konuşlandıkları sahaya geri gönderildi. Bu gelişmelerden sonra, limanda güvenlikten sorumlu İ. Ç. adlı bir Türk binbaşının görevden alındığı iddia edildi. İskenderun Deniz Üs Komutanlığı yetkilileri, iddialara ilişkin sorularımıza ''Bilgi veremeyiz'' dediler. İskenderun Liman Müdürlüğü yetkilileri ise dün liman sahasında böyle bir olay yaşanmadığını söyledi. 
İddialara göre, olay üzerine gündüz saatlerinde limana giriş yapması gereken askeri malzeme yüklü Panama bandıralı 33 bin grostonluk ''Rokıadelmas'' adlı yarım Ro-Ro gemisinin limana girişi geciktirildi. Gemi, limana ancak, gece 22.30 sıralarında giriş yapabildi. 

ABD HER YERİ KİRALIYOR 
MAHMUT ORAL

**Nusaybin Sanayi Sitesi'nde 153 dükkânı kiralayan ABD askeri yetkilileri, Habur Sınır Kapısı'na giden transit yol üzerinde bulunan ve İdil ilçesine bağlı köylerde de 10 bin dönüm arazi kiraladı. 

ABD askeri yetkilileri, Mardin Kızıltepe'deki Organize Sanayi Bölgesi'ndeki dükkânların ardından Nusaybin Sanayi Sitesi'nde 150 dükkân ve 10 bin dönümlük arazi daha kiraladı. ABD'li yetkililer, 153 dükkân için 253 bin dolar, bir dönüm arazi için 200 dolar, hasat dönemine kadar boşaltılmayan arazi için de ürüne karşılık 300 dolar ödemeyi taahhüt etti. 
Stratejik üstünlüğü nedeniyle Kızıltepe'yi lojistik destek üssü olarak belirleyen ABD askeri yetkilileri, kiraladıkları tesislerde bir haftadır altyapı çalışmalarını sürdürürken, KİDAŞ İplik Fabrikası'nda da arazi düzeltme ve restorasyon çalışmalarına başladı. 
150 dükkâna 253 bin dolar 
Nusaybin ilçesinin yaklaşık 1 kilometre uzaklığındaki Sanayi Sitesi yöneticileriyle görüşen ABD'li yetkililer, 150 dükkân için aylık 253 bin dolar ödemeyi önerdi. 
Yöneticilerin teklifi kabul ettiği ve ABD'lilerin kısa süre içinde Sanayi Sitesi'nde çalışmalara başlayacağı öğrenildi. 
ABD'li yetkililer, Habur Sınır Kapısı'na giden transit karayolu üzerinde bulunan İdil ilçesine bağlı Oyak, Kurtuluş, Uğrak, Özbek, Kırca ve Çığır köylerinde de yaklaşık 10 bin dönüm arazi kiraladı. ABD'lilerin dönüm başına 200 dolar teklifine köylüler sıcak bakmasına karşın ekili ürünler sorun oldu. Kiralandığı süre içinde tarlalarına giremeyecek olan köylüler, ürünlerin karşılığının da ödenmesini istediler. 
Bunun üzerine ABD'liler hasat dönemine kadar araziyi boşaltmadıkları takdirde, tarladaki buğday, arpa, mercimek gibi ürünlere karşılık bir defaya mahsus olmak üzere 300 dolar daha ödemeyi taahhüt etti. 
Cumhuriyet' ten alınmıştır.

 www.inadina.com sitesinden alınmıştır         http://www.simbad.sida.nu/