|
'Roma döneminde değiliz'
Amerika'nın
Irak'taki savaşının meşru olmadığını
söyleyen Prof. Dr. Norman Paech, "Dünya, artık Roma
İmparatorluğu'nun dönemindeki gibi değil.
Amerika'nın askeri, ekonomik egemenliği ve eylemleri
hukuksal bir temele dayandırılmak zorunda" dedi.
REŞAD ÖZKAN
Özgür Politika, 1 nisan 2003
Uluslararası Hukuk uzmanı ve Hamburg Üniversitesi Öğretim
Üyesi Prof Dr. Norman Paech, Irak'ta süren savaşın
hukuk boyutunu ve Kürt sorununa ilişkin gelişmeleri değerlendirdi.
-Irak savaşı başladı. Çatışmalar
gittikçe yoğunlaşıyor. Irak krizinde uluslararası
hukuk iflas mı etti acaba?
Şu anda Birleşmiş Milletler ve devletler hukuku zor
bir durumda bulunuyor. BM ve devletler hukuku merkezi olarak, Irak
savaşını önleyemediler ve ağır bir
yenilgi aldılar. Bu savaş tamamıyla devletler
hukukuna aykırıdır. Bu savaşı meşru
gösterecek herhangi bir neden bulamıyorum.
-Yani bu bir saldırganlık savaşı mıdır?
Amerikalılar ve İngilizlerin bu saldırısı
BM Şartı'nın 2. maddesinin 4. paragrafının
tamamıyla ihlal edilmesi anlamına geliyor. BM Şartı'nın
sözkonusu maddesi ulusal savunma durumları olmadığı
sürece devletlerin birbirlerine karşı şiddete başvurmalarını
ve savaş açmasını yasaklıyor. Şiddete başvurma
ve savaş ilan etmek, ancak ve ancak BM Güvenlik Konseyi'nin
onayı ile gerçekleşebilir veya sınırlandırabilir.
Görüldüğü gibi Irak savaşında böyle bir durum
sözkonusu olmadığı gibi, BM'nin onayı olmadan
Amerika, İngiltere ve Avustralya bilinçli olarak devletler
hukukunu bir tarafa itip, Irak'a karşı kendi başına
hareket etmişlerdir. Çok az bir gurubun dışında
hemen hemen dünyadaki bütün uluslararası hukuk uzmanları
da aynı görüsü paylaşıyorlar. Bu birincisi.
İkincisi ise; diğer taraftan görüldüğü gibi
Amerika gibi çok güçlü olan bir ülkenin BM'ye ihtiyaç duyduğudur.
Örneğin Amerika 1991 yılından beri Irak'a yapılan
"Gıda için petrol" programını yeniden
canlandırıp, program çerçevesinde tekrar BM'nin yardımını
almaya çalışıyor. Savaş sonrası Irak'ın
yeniden inşası ve düzeni sağlamak için sorunu
uluslararasılaştırmak istiyor. Amerika'da belirli
durumlarda kendi başına hareket edecek gücü bulamıyor
ve BM'ye ihtiyaç duyuyor.
Bunun dışında Amerikan Savunma Bakanı Donald
Rumsfeld'in Irak'ın eline geçen Amerikalı savaş
esirlerine kötü muamele yapıldığını söyleyip,
Irak yönetimini Cenevre Antlaşması'na uygun bir şekilde
hareket etmesini istiyor. Ben şahsen Rumsfeld'in bu talebini
ciddi görmüyorum. Sıra kendilerine gelince herkesin
uluslararası sözleşmelere bağlı kalmasını
istiyorlar. Afganistan savaşında esir alınan
Taliban veya El-Qaide savaşçılarının
Guantanamo Üssü'ne getirilip onlar için Cenevre Antlaşması'nın
geçersiz olduğunu açıklayan Amerika'yı tanıyoruz.
Burada şu anlaşılıyor: Yeri ve zamanı
geldiğinde devletler hukukunun dünyada hegomonyasal bir güç
olan Amerika için de gerekli olduğudur. Ve buna sarılmak
zorunda kaldığıdır. Yani Dünya, artık
Roma İmparatorluğu'nun dönemindeki gibi değil.
Amerika'nın askeri, ekonomik egemenliği ve eylemleri
hukuksal bir temele dayandırılmak zorunda.
-Tüm bu gelişmelere rağmen BM'nin gelecekte bir rolü
ve önemi olacak mı?
Tabii buna kesin inanıyorum. BM, gelecekte de uluslararası
meselelerde çok önemli bir rol oynayacaktır. BM'nin Irak
krizini önlemek istemesi, savaş ve savaş karşıtı
devletler arasında arabuluculuk yapması, silah denetçileriyle
çok iyi bir şekilde koordineli çalışması,
sorunu Güvenlik Konseyi'nde detaylı bir şekilde tartışmaya
açması ve gereken bütün siyasi çözüm araçlarına
başvurmaya çalışmasının, bu kurumun zayıflamasından
daha çok güçlenmesine yol açtığı görüşündeyim.
Amerika'nın Irak'a her şeye rağmen savaş açması
BM'yi zayıflatmamıştır. Tersine BM'nin ne
kadar haklı ve gerçekçi bir kurum olduğunu göstermiştir.
BM'nin bir yenilgi yaşadığı doğrudur.
Fakat uluslararası camiada ne kadar önemli olduğu da
ispatlanmıştır. Devletlerarası sorunların
çözümü için hukuksal çözümlerin ne kadar önemli olduğunu
bize göstermiştir. Sorun şu: Eğer devletler
uluslararası hukuka göre hareket ederlerse çözülmeyecek
sorun yoktur. Bu da tek tek devletlerin sahip olduğu hukuk kültürlerine
bağlıdır. Almanya Irak halkına insani yardımlar
için hazır olduğunu dile getirmiştir. Fakat
Amerika tarafından kendisinin bu hususta araç olarak
kullanmak istemesine karşı çıkmaktadır. Tüm
bunlar da Almanya ile Amerika'nın hangi konularda görüş
ayrılıkları içinde olduğunu bize gösteriyor.
-Alman hükümeti bir yandan savaşa karşı olduğunu
belirtiyor, diğer yandan da savaş bölgesinde askeri mürettebatı,
erken uyarı uçakları Awacslar ve kimyasal silahların
izlerini tespit eden Fuchs adlı tankları bulunuyor. Tüm
bunlar yetmiyormuş gibi bir de Amerikan ve İngiliz uçaklarına
hava sahasını açmış bulunuyor. Sizce Almanya
da savaşın içinde mi?
Hayır, ben Almanya'yı böyle değerlendirmek
istemem. Durum belirtildiği gibi değildir. Almanya açık
bir şekilde savaşa karşı olan tutumunu göstermiştir.
Almanya bu savaşa karşıdır. Bunun dışında
da Almanya'nın, bu savaş karşıtı
tutumundan dolayı diğer ülkeleri de savaş karşıtı
bir yörüngeye çektiği görüşündeyim. Dünyada savaş
karşıtı cephenin bu kadar güçlenmesinde bence
Almanya'nın tutumu çok önemli bir rol oynamıştır.
Savaş karşıtı olan devletler Almanya ile dayanışma
içine girmişlerdir. Avrupa'da Almanya gibi güçlü olan bir
ülkenin tutumu Fransa Devlet Başkanı Chirac ve Rusya
Devlet Başkanı Putin için örnek teşkil etmiştir.
Bence eğer Federal Almanya hükümeti savaş karşıtı
bir çizgi izlemeseydi, belki ne barış hareketi ve ne de
savaş karşıtı cephe bu kadar güçlü
olabilirdi. Bölgede bulunan Almanya'nın silahları ve
askerlerine gelince; tüm bunlar bence NATO'nun sorumluluk çerçevesinde
olmasıdır. Ayrıca Almanya'nın bir bütün
olarak Amerika ile ilişkilerini kopmaması için gösterdiği
küçük bir jestidir. Bu da tabi işin başka yüzünü
oluşturuyor. Bunlarla birlikte Almanya savaşa ortak
olmamak için gereken yardımları çok az tutmuştur.
Almanya'nın savaşa ortak olmamak istemesinin diğer
işareti de, savaştan sonra harabeye çevrilmiş
olacak Irak'ın inşasında yer almayacağını
açık bir şekilde açıklamış olmasıdır.
Almanya, Irak'ta bir temizlikçi firma olmayacağını
ifade etmiştir.
-Daha savaş bitmiş değil Amerika Irak'ı
ihaleye çıkarttı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce Amerikalılar en yağlı
ihaleleri kendilerine alacaklarıdır. Başkalarının
Irak'ta fazla kazanç sağlamalarına fırsat tanımayacaklardır.
Amerikan şirketleri daha savaştan önce harekete geçmişlerdi.
Irak'ın zenginlik kaynakları üzerinde, ilk olarak
Amerikalılar söz sahibi olacaklardır ve sömüreceklerdir.
Bunun dışında da başka devletlerin şirketlerini
az denecek bir oranda ortak etmeye çalışacaklar ve
hatta Irak'ta yaptıklarına sonradan savaşa meşruiyet
kazandırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'nde bir karar çıkartılmasına uğraşacak
ve ortak etmeye kalkışacaktır. Çıkartılan
1441 Sayılı karar için çaba gösterdiklerini
biliyoruz. Fakat savaşa bir meşruiyet kazandırmak
isteyen bir kararın çıkması imkansız görünüyor.
Fransa da savaşa sonradan bir meşruiyet sağlayacak
böyle bir karara -insani yardımları kapsasa bile-
kesinlikle karşı olduklarını belirtmiştir.
Fransa bu konuda Almanya ile de ortak görüşü paylaşmaktadır.
-Savaş sonrası Amerikalıların planları
nelerdir?
Ana planları Irak'taki (Basra, Kerkük ve Musul) zengin
petrol yataklarını sömürmek ve petrol sömürme haklarını
kendi şirketlerine devretmektir. Amerika Irak'taki yeraltı
ve yerüstü zenginlik kaynaklarını ele geçirmek
istiyor ve bunların üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar.
Diğer devletleri bu kaynaklardan uzak tutacaklardır. Bu
çerçevede hazır planları vardır. Bunun dışında
Amerikan çıkarlarını garanti altına alacak
-Afganistan da olduğu gibi- yeni bir hükümet atayacaklardır.
Fakat Irak'ın nasıl bir devlet yapısına kavuşacağı
-federasyon mu merkezi bir devlet mi-, tüm bunlar savaş
sonrası Amerikan stratejisinin başka önemli bir parçasını
oluşturuyor. Halen açık olan bu durum pazarlıklar
konusudur. Bilindiği gibi savaşlar yapıcı değil
yıkıcıdırlar.
Belki bir konfederasyon çözümü!..
-Daha önceden olası bir Irak savaşında Kürtlerin
kaybedenler arasında olacağını belirtmiştiniz.
Halen aynı görüşü savunuyor musunuz?
Kürtlerin bu savaşta kaybedenler arasında olacağından
korkuyorum. Bu konudaki endişelerim büyük. Kürtler
Amerikan ve Türk çıkarları arasında kalıp
yem olabilirler. Diğer yandan da KDP, YNK ve KADEK'in görüş
ayrılıkları içinde de bulunmaları, bu savaşta
kazançlı ve başarılı çıkmaları önünde
büyük engeller teşkil edebilir. Bağımsız bir
devlete sahip olmayacakları zaten biliniyor. Fakat Kürtlerin
umut ettiği gibi Kerkük'ü merkez yapacak bir Kürt otonom
ve federal bir yapısının da oluşacağına
fazla sıcak bakmıyorum. Çünkü büyük bir ihtimal ile
buna ne Amerikalılar ne de Türkler izin vermeyeceklerdir.
Ben şahsen şu anda Irak'a karşı cepheye giren
Kürtlerin geleceklerinden korkuyorum.
-Bu dedikleriniz Türkiye, Suriye ve İran'ın egemenliği
altındaki Kürdistan parçaları için ne anlama geliyor?
Güney Kürdistan'daki sorunun büyüyüp başka ülkelere de
sıçraması halinde -fakat büyük bir olasılık
değil- belki bir konfederasyon çözümünü bu bölgede gündeme
getirebilirler. Ama şu anda gördüğüm kadarıyla
ne Türkiye, ne İran ne de Suriye buna hazırlıklıdırlar,
'ulusal dokunulmazlık' ve bütünlüklerini ön planda
tutmaktadırlar. Kürdistan kelimesini bile ağızlarına
almamaktadırlar. Bu ülkeler şimdilik Kürdistan için
bir çözüme hazırlıklı değiller. Kürdistan
üzerindeki hakimiyetlerinin devamından yana oldukları
gibi federatif bir çözümden de uzaktırlar. Bu devletler
ayrıca savaştan sonra bir Irak'ta daha da güçlenmiş
bir Kürt otonomisine karşıdırlar ve engellemeye çalışacaklardır.
Fakat tüm bunlara rağmen Amerika'nın himayesi veya
denetiminde bir yapı bir devlet veya otonomi oluşumu
ortaya çıkabilir. Böyle bir ortamda bu sefer Kürtler arasındaki
sorunlar böyle bir oluşumun önünde bir engel teşkil
edebilir. Birbirleriyle iç sorunlarından dolayı uğraşacak
olan Kürtler, sahip olacakları böyle büyük bir otonom yapıyı
zayıf bir duruma düşmesine neden olabilirler.
|
|