Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

Saddam, Bush ve diktatörlük..                                    Yeni Şafak, 9 Nisan 2003
 

Dr. HÜSNÜ MAHALLİ

 

İktidara geldiği günden itibaren Başkan Bush, Saddam Hüseyin'e karşı amansız bir saldırı başlattı..

Bush'a göre Saddam kimyasal silaha sahip ve bunlarla Amerika ve bölgeyi (yani İsrail) tehdit etmektedir..

Aylarca süren aramalardan sonra BM denetçleri bu tür silahları bulamadılar..

Bunun üzerine Amerikalılar bu kez Saddam'ın diktatörlüğünden söz etmeye başladılar. Amerikan yanlısı Türk meslektaşlarımız da bu gerekçeyi daha mantıklı bulmuşa benziyorlar ki tüm yorumlarında bu konu üzerinde duruyorlar. Onlara göre Amerikalılar'ın saldırı ve işgal eylemi süresince işledikleri tüm insanlık dışı davranışların sebebi de Saddam'dır..

Yani Saddam diktatör olmasaydı Irak halkı şu anda yaşadığı durumlarla karşılaşmayacaktı.. Bu söylem bir ara Filistin halkı için de kullanılmak istenmişti.. Yani Arafat yönetimi yolsuzluklara müptela olmasaydı, Şaron, Filistin halkına karşı uyguladığı terörü uygulamayacaktı!!

Meğer siyonist İsrailliler ile Kızılderililer'in katili beyaz Amerikalılar ve ruhlarını onlara satan bazı zenciler ne kadar insaflı ve insancılmışlar da bizim haberimiz yokmuş!!

Televizyonlarda görüntüleri izledikçe çıldırası geliyor insanın..

Dünya nasıl olur da bütün bu olup bitenlere karşı ilgisiz kalabiliyor.. Nasıl oluyor da bazıları bu olup bitenlere kulp bulmaya çalışabiliyor!!

Diktatörlüğünü bahane ederek Saddam'a saldıran (ama gerçekte Irak halkını yok etmeye çalışan) Bush, bu kez ulusal boyutlu diktatörlüğe evrensel bir boyut kazandırmıştur..

Saddam diktatörlüğünü Irak sınırları içinde uygularken Bush bu huyunu tüm dünya çapında kanıtlıyordu..

Son 100 yılda 100'ü aşkın ülkeye askeri müdahalede bulunan Amerika Avrupa dışındak tüm ülkelerde (Türkiye ve Yunanistan askeri darbeleri hariç) hep diktatörlükleri tercih etmiştir.. Dünyanın neresinde olursa olsun tüm darbelerin arkasında hep Washington olmuştur.. Saddam dahil Ortadoğu'daki tüm diktatörlükler dolaylı veya dolaysız olarak Amerikalılar'ın onay ve desteğine nail olmuşlardır..

Durum böyle iken Saddam kurbanı Iraklılar'a daha insancıl davranması gereken Amerikalı ve İngilizler acaba neden tersini yapıyorlar..

Acaba askerler neden evlere baskın yaparak erkekleri ailelerinin gözü önünde yerlere yatırıyor kafalarına poşet geşiriyor eşlerinin, annelerinin üstlerini arıyorlar, yerlerde sürüklüyorlar, diz çöktürüp yalvarmalarını istiyorlar..

Bu sorunun tek bir yanıtı var..

Haçlıların torunları olan İngiliz ve Amerikalılar İslam âleminin önemli bir parçası olan Irak halkından intikam almak istiyorlar. Haçlılar bir zamanlar tüm dünyaya günümüz bilimlerin temelini atan Bağdat medeniyetinden intikam almak istiyorlar..

Haçlılar (bunu yalnızca dinsel anlamda kullanmıyorum) bugün Irak halkını yok etmekte kullandıkları tüm silahların cebir ve geometri biliminin Bağdatlılar'ın icadı olduğunu hazmedemiyorlar..

1918'da Şam'a giren Fransız kuvetlerinin komutanı General Gorua, Salahattin Eyyubi'nin mezarına giderek bakın ne diyordu: 'Ey Salahattin kalk da gör .. 600 yıl önce biz Haçlıları kovduğunu söylemiştim. Oysa bak biz yine buradayız ama sen toprağın altında bir hiçsin biz de bu toprağı ayaklarımızla ezeceğiz'...

İşte bütün olup bitenleri bu kelimelerin içeriğinde bulabilirsiniz..

55 yıldır Filistin halkının mücadele azim ve inancını yenemeyen Haçlı-Siyonist ittifakı şimdi de benzer bir saldırıyı Irak halkına yönelik başlatmışa benziyorlar..

Haçlı-Siyonist ittifakı kendilerinin işbaşına getirdiği yönetimlerin tüm ihanetlerine rağmen bölge insanının ruhunu ele geçiremiyorlar..

Zaman zaman da emperyalist veya kapitalist olarak adlandırılan Haçlı-Siyonist ittifakın tüm yaptıklarına rağmen bölge insanının yaşama umudu yok edilememiştir..

Satılan yönetimler ve 'işbirlikçi-çıkarcı çevreler'in moral bozucu tüm çabalarına rağmen bölge insanının umudu giderek yükseliyor..

Umut yaşanan acılarla birlikte nefret ve kine dönüşüyor..
Er ya da geç haklı olan bu kin ve nefret bir güce dönüşecektir..
Gecenin en zifiri karanlığı şafağa en yakın olan ânıdır!!
Önemli olan ruhumuzun ve yüreğimizin aydın olmasıdır!!
O zaman hiçbir karanlık bizi korkutamaz!!
Eşkıya dünyaya hükümdar olamaz!!

  Irak'ı Teksas sanıyorlar    Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara                 Akşam, 08.04.2003  

Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara, 'Irak Savaşı, bir felaket olacak ve sonrası için kaos görüyorum' dedi. El Şara, Corriere della Sera Gazetesi'nde dün yer alan demecinde, ABD'nin eninde sonunda askeri olarak savaşı kazanacağını, ancak siyasi ve moral olarak savaşı şimdiden kaybettiğini öne sürdü. 'Amerika'nın büyük sorunları olacak' diyen El Şara, 'Bugünkü durum, 1991'dekinden tamamen farklı' diye konuştu. El Şara, 'Amerikalılar bölgeyi tanımıyorlar. Petrol kuyularının nasıl çalıştığını bile bilmiyorlar. Irak'ı Teksas sanıyorlar' dedi. Irak savaşının, ABD tarafından çok kötü hazırlandığını savunan El Şara, şunları kaydetti:

'Bölgedeki ülkelerin durumu hiç göz önüne alınmadı, arabuluculuk yolları aranmadı. Bölgedeki 3 büyük güç Türkiye, İran ve Suriye'nin pasif onayı bile alınmadı. Amerikalılar, hızlı hareket etmek istiyorlardı. Onları önyargılar, nefret ve öç alma isteği yönetiyor. Asla iyi danışmanlara sahip olmadılar.'

ABD'nin yönelttiği 'Suriye, Irak rejimine yardım ediyor' suçlamalarına karşılık veren El Şara, 'Saddam rejimine yardım ettiğimiz suçlamaları yalan. Hatalarının bağışlanması için bir bahane. Dikkat edin bir gün İtalya'yı ve Türkiye'yi de suçlayabilirler' dedi.

Şara, ABD'nin Irak'ta aldığını iddia ettiği yerleri hemen görüntületip dünyaya yaydığını, ancak bunun böyle olmadığının sonradan anlaşıldığını belirterek, 'Bu savaş bir tiyatro' değerlendirmesinde bulundu.

Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara, 'Irak Savaşı, bir felaket olacak ve sonrası için kaos görüyorum' dedi. El Şara, Corriere della Sera Gazetesi'nde dün yer alan demecinde, ABD'nin eninde sonunda askeri olarak savaşı kazanacağını, ancak siyasi ve moral olarak savaşı şimdiden kaybettiğini öne sürdü. 'Amerika'nın büyük sorunları olacak' diyen El Şara, 'Bugünkü durum, 1991'dekinden tamamen farklı' diye konuştu. El Şara, 'Amerikalılar bölgeyi tanımıyorlar. Petrol kuyularının nasıl çalıştığını bile bilmiyorlar. Irak'ı Teksas sanıyorlar' dedi. Irak savaşının, ABD tarafından çok kötü hazırlandığını savunan El Şara, şunları kaydetti:

'Bölgedeki ülkelerin durumu hiç göz önüne alınmadı, arabuluculuk yolları aranmadı. Bölgedeki 3 büyük güç Türkiye, İran ve Suriye'nin pasif onayı bile alınmadı. Amerikalılar, hızlı hareket etmek istiyorlardı. Onları önyargılar, nefret ve öç alma isteği yönetiyor. Asla iyi danışmanlara sahip olmadılar.'

ABD'nin yönelttiği 'Suriye, Irak rejimine yardım ediyor' suçlamalarına karşılık veren El Şara, 'Saddam rejimine yardım ettiğimiz suçlamaları yalan. Hatalarının bağışlanması için bir bahane. Dikkat edin bir gün İtalya'yı ve Türkiye'yi de suçlayabilirler' dedi.

Şara, ABD'nin Irak'ta aldığını iddia ettiği yerleri hemen görüntületip dünyaya yaydığını, ancak bunun böyle olmadığının sonradan anlaşıldığını belirterek, 'Bu savaş bir tiyatro' değerlendirmesinde bulundu.

'TBMM, Amerikalılara demokrasi dersi verdi'

Yeni Şafak, 8 Nisan 2003  

Türkiye'nin onurlu tavrı ile Amerikalıların savaş planlarını önlediğini belirten Suriye Dışişleri Bakanı Faruk el Şara, TBMM'nin Amerikalılara demokrasi dersi verdiğini belirtti.

Amerikan yönetiminin Suriye'ye yönelik tehditlerinin devam ettiği bir sürede Suriye Dışişleri Bakanı Faruk Şara ile Şam'da Amerika'nın Irak'a saldırısını ve olası gelişmeleri konuştuk.. Önümüzdeki pazar Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü misafir edecek olan Şara, Yeni Şafak'ın sorularını cevapladı. Şara, TBMM 'nin 'Tezkere'yi reddetmesinin tarihi bir davranış olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin Amerikalılara bir demokrasi dersi verdiğini vurguladı. Şara'ya göre TBMM Amerikalılara bir ders daha vererek ülkelerin gerektiğinde kendi egemenlik haklarını yalnızca kendi ulusal çıkarları için kullababileceklerini tüm dünyaya ve özellikle bölge ülkelerine kanıtladı.

Sayın Bakan; Amerika'nın Irak'a yönelik saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu savaşın BM bildirgesine, Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararsı hukuka aykırı olduğunu hep söyledik. Amerikalıların kitle imha silahları ile ilgili tüm suçlamalarının da asılsız ve saçma olduğunu söyledik. Nitekim bu suçlamaları unutmuşa benzeyen Amerikalılar şimdi Irak'a özgürlük ve demokrasiyi getireceklerini söylüyorlar. Halkı Saddam'dan kurtarmak için Irak'a geldiğini söyleyen Amerikalılar şu anda tüm Irak halkını esir almış ve özgürlüğünden yoksun bırakmış durumda. Oysa Bush şimdi kendi medyasına ambargo koymuş durumda; Amerikan halkı Irak'ta olup bitenlerden haberdar değil. Amerikalılar bu savaşı askeri olarak kazanabilirler. Çünkü Amerika askeri anlamda dünyanın en güçlü ülkesidir. Amerika isterse tüm dünyaya savaş açabilir. Ama askeri olarak sonuç ne olursa olsun Amerika, Vietnam'da olduğu gibi Irak savaşını siyasi ve ahlaki olarak kaybetmiştir.

İsrail yıllardır bu savaşa hazırlanıyordu

Bu durumda Amerikalılar neden bu savaşa kalkıştılar?

Hiç bir zaman İsrail faktörünü gözardı etmemeliyiz. İsraillilerin ve onların Amerika'daki uzantıları yıllardır bu savaş için hazırlanıyorlardı. Bush yönetimi de onların bu arzu ve isteklerini yerine getirdi. Tabii bu arada Amerikalıların tüm Ortadoğu'yu kontrol altına almak ve bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme amacını da gözardı edemeyiz. Unutmayalım ki konumuz Ortadoğu; dünya petrollerinin % 70'nin bulunduğu bölge.

Sayın Bakan; son günlerde Amerikalılar Suriye'yi vurma veya işgal etmekle tehdit etmeye başladılar. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

Hiç kimse Suriye'yi ne tehdit ne de işgal edebilir. Suriye başından beri Irak halkının yanında olduğunu söyledi ve kanıtladı. Hiç kimse bizden saldırgan Amerikalıların ve İngilizlerin yanında olmamızı beklemesin. Biz uluslararası hukuka da uygun olan bu tavrımızı hep ortaya koyduk ve ona göre davrandık. Oysa komşu bir Arap ülkesi olan Irak'a saldıran Amerikalılar hiç bir zaman söylediklerimizi dinlemedi. Amerikalılar bu saldırıyı planlarken hemen hemen tüm dünyayı karşılarına aldılar. Amerikalılar Türkiye'nin uyarılarını dikkate almadılar ve Irak'ın komşusu olan Suriye, İran ve Türkiye'yi muhattap bile kabul etmediler. Birçok Amerikalı, müttefik gördükleri Türkiye için çok kötü şeyler söyledi. Çünkü Türkiye haksız olan bu savaşta onların yanında olmadı.

Peki bu gidişatı önlemk için Suriye ve Arap ülkeleri ne yapıyor?

Suriye, Irak halkına her türlü yardımını sürdürecektir. Kuveyt hariç tüm Arap ülkeleri de savaşı önlemk için yoğun çaba harcadı. Arap ülkeleri şimdi daha aktif tavır almalı ve bunu yapabilecek güce de sahipir. Unutulmamalıdır ki Amerikalılar hiç kimseyi dinlememektedir. Amerika, kendisinin kurduğu BM'yi yok etmeyi göze almış durumdadır.

Türkiye ile neler yapılabilir?

Sayın Gül başbakan iken Türkiye savaşı önlemek için çok çaba harcadı. Sayın Erdoğan döneminde de Ankara Irak halkına zarar gelmesin diye bu çabasını sürdürdü. TBMM onurlu tavrı ile Amerikalıların savaş planlarını önledi ve Amerikalılara demokrasi dersi verdi. Türkiye, Suriye ve İran ile birlikte Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak konusunda özel bir çaba içindeyiz.

Türkiye ve İran'la birlikteyiz

Sayın Gül ile başbakan iken çok olumlu ve samimi bir diyalog başlattık. Savaşın önlenmesi ve Amerikalıların istediği şekilde gitmemesi için Türkiye'nin şimdiye kadar harcadığı tüm çabalarını takdirle karşılıyoruz. Özellikle TBMM'nin tezkereyi redetmesi bölge halklarının moralini yükseltmiştir. Türk halkının savaşa karşı mücadelesini çok önemsiyoruz.

Sayın Gül ile pazar günü çok önemli görüşmelerde bulunacağımı umuyorum. Bu görüşmelerin temel amacı Irak'a yönelik savaşın durdurulması için çaba harcamak olacaktır. Türkiye ve İran ile birlikte Irak'ın parçalanmasının önlenmesi için özel ve yoğun bir diyalog ve koordinasyon içinde olacağız. Sayın Gül ile ayrıca ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin en hızlı bir şekilde geliştirilmesi konularını da konuşacağız. Özellikle ekonomik alanda karşılıklı olarak ve birlikte çok şey yapmamız gerekiyor. Bu işbirliğimiz savaşın ekonomik zararlarını da birlikte karşılama anlamına da gelir.

ABD Kürtleri kışkırtıyor

Bize göre Irak tam egemen ve bütün bir ülke olarak kalmalıdır. Amerikalılar Irak'ı parçalamak ve Kürtleri de kışkırtmak için özel bir çaba içindeler.Umarız Irak'taki Kürt kardeşlerimiz de bir kez dah oyuna gelmezler ve yeni acılar yaşamazlar.

  • Hüsnü MAHALLİ
     

    Savulun, misyonerler geliyor...                    Yeni Şafak, 8 Nisan 2003
    TAHA KIVANÇ

     

    Irak'a saldırıların ABD için 'zafer' ile bitmesini bir bizim ekonomi yorumcuları ellerini oğuşturarak bekliyor, bir de misyonerler... Bizimkilerin beklentisi piyasaların denge bulması içinmiş... Misyonerler ise, savaş biter bitmez, yüzde 98'i Müslüman olan Irak halkına 'gerçek din' dedikleri Hıristiyanlığı götürmek üzere alesta bekliyor...

    Bunun benim uydurmam olduğunu sanacaklara bir uyarım var: Şu sırada dünyanın pek çok gazetesinde tartışılan bir konu bu. Sözgelimi, İngiltere'de çıkan 'orta sol' Guardian gazetesinde Matthew Engel, konuyla ilgili yazısına, şu cümleyle başlıyor: "Ancak ABD'nin işgaliyle mümkün... Askerî birliklerin arkasında durup, Irak'ın artık faaliyetleri için güvenlikte olduğu sinyalini bekleyenler var: Hıristiyan misyoneri... Bir ellerinde gıda malzemesi götürecekler, öteki ellerinde de İncil bulunacak..."

    İşgal altındaki Irak'ta misyoner faaliyetlerini yürütme görevi iki Amerikalı din örgütüne bırakıldı. Bunlardan biri, George W. Bush ile özel bağları bulunduğu bilinen 'Southern Baptist Kilisesi'; diğeri de Bush'un İncil üzerine yemin ederek başkanlığı devraldığı törende dua eden Franklin Graham adlı papazın "Samaritan's Purse" adlı örgütü... Bu iki örgüte mensup misyonerler, savaş biter bitmez Irak'a geçmek üzere şimdiden Ürdün'de toplanmış bulunuyorlar...

    Southern Baptist Kilisesi, aylar önceden Irak'taki misyonerlik faaliyetleri için bağış kampanyası başlattı; savaş sürerken kampanyaya daha da hız verildi. Günde en az onbin kişiyi doyuracak, 20 bin kişiye içme suyu sağlayacak, dörtbin aileyi barındıracak, 100 bin kişiye tıbbi yardım yapacak hazırlığı var bu örgütün... Kiliseye mensup 800 misyoner görev alacak Irak'ta...

    Amerika 'lâik' görünmesine rağmen son derece 'inançlara bağlı' bir ülke... Misyonerlik alanı Irak olan iki kilise de özel ilişki içinde bulundukları Beyaz Saray'dan destek görüyorlar... Konu kendisine soru olarak yöneltildiğinde, Bush'un sözcüsü Ari Fleisher, "Hangi grupların yardıma koşacağını belirlemek Beyaz Saray'ın işi değildir" cevabını verdi...

    Bu iki örgütün ortak bir özelliği var: İkisi de İslâm konusunda muazzam önyargılı; ikisinin liderleri de İslâm dinini, peygamberini, inanç esaslarını ağza alınmayacak ifadelerle eleştiren insanlar...

    2003 yılı bütçesi 194 milyon dolar olan "Samaritan's Purse" örgütünün lideri Franklin Graham, bir ABD televizyonuna çıkıp, "İslâm şer ve hayırsız bir dindir" diyen papaz. 'The Name' (İsim) adlı kitabında da, "İslâm'ın Tanrısı Hıristiyan inancının 'Tanrı' dediğinden farklıdır; bu ikisi aydınlık ve karanlık gibidir" diye yazdı Graham...

    Southern Baptist Kilisesi'nden Jerry Vines da aynı görüşte. St Louis'te düzenlenen bir toplantıda, Vines, Hıristiyanların Tanrısı ile Müslümanların Tanrısı'nın aynı olmadığını söyledikten sonra şu sözleri de sarf etti: "Allah Jehovah değil; Jehovah insanı terörist yapmaz çünkü..."

    Irak savaşının bir an once sona ermesini bekledikleri gazetelere haber konusu olmaya başladıktan sonra, Samaritan örgütünün lideri Graham'a, "Daha önceki görüşlerinizde değişiklik oldu mu?" sorusu soruldu. Verdiği cevap belki ilginizi çeker: "Fikir değiştirmeme sebep olacak herhangi bir gelişmeden haberdar değilim. İslâm topluluklarını, Arap Dünyası'nı seviyorum; oraya defalarca gittim, çok dost edindim. Ben onların dinleriyle aynı düşüncede değilim, onlar da benimle aynı düşüncede değiller..."

    Graham, gazetelerde "Irak'ta başlayacak misyoner faaliyetleri" üzerine değişik haber ve yazılar çıkması üzerine, kendilerinin ne kadar alçak gönüllü ve hasbi faaliyetler yürüttüklerini ileri süren bir makaleyle göründü Los Angeles Times gazetesinde. Ancak, o yazıdan sonra çıkan değerlendirmeler, Graham'ın fazla inandırıcı bulunmadığına işaret ediyor...

    Misyonerler, görev emirlerini İncil'den aldıklarına inanıyorlar. İncil'de, "Bütün uluslardan şâkirtlerin olsun" deniyor; onlar da Hıristiyan-olmayanlara uzanarak bu emri yerine getiriyorlar... Misyoner örgütleri, son yıllarda, "10-40 pencere" dedikleri bir formülü uyguluyorlar; İslâm Dünyası'nın bütününü içine alan enlemlerden esinlenerek...

    Örgütlerin sözcüleri, sıkıştırıldıklarında, "Biz oraya insanî düşüncelerle gidiyoruz; misyonerlik gibi bir niyetimiz yok. Tabii, Irak halkı, bize, 'Neden geldiniz, niçin yardımcı oluyorsunuz?' diye sorarlarsa başka" diyorlar... İslâm Dünyası'ndan tepki göreceklerini biliyorlar çünkü. Ancak, Franklin Graham açık sözlü, lâfını sakınması gerekmiyor. "Irak'ta Hıristiyanlığın kökleri İslâm öncesine dayanıyor" demiş sözgelimi... "İlâç veya yemek götürdüğümüzde, bunu, benim adıma değil, Tanrı'nın Oğlu adına yapıyoruz; ama sopanın ucunda havuç tutmuyoruz, kimseyi zorladığımız da yok..." Bu sözler, Bush'un başkanlığa geldiği gün yemin töreninde dua eden papaz Graham'ın...

    Evleri yıkılan, bütün dayanakları yok edilen Irak halkı, su ve ekmek gibi temel ihtiyaçlarından da mahrum kalacak savaşın sonunda; onlara bu ihtiyaçlarını temin etmek üzere Ürdün'de bekleşen binlerce misyoner, askerlerin görevlerini bitirmesini gözlüyor... Ancak, görebildiğim kadarıyla, yardım havucu kocaman bir sopaya bağlı...

    Yeni Dünya Düzeni, bizim bölgemize, kendi dini ile geliyor...

    http://www.simbad.sida.nu/