Leylekleri vuruyorlar Mezopotamyada... Savaşa havalanan uçakların
motoruna girip tehlike yaratmasın diye kurşunluyorlar göçmen sürülerini...
Buradan kovuyorlar.
Doğal Hayatı Koruma Derneği
"Yapmayın" demek için başvurmuş incirlik komutanlığına...
Ama nafile...!
Tüyden kanatlıların ölmesi gerek, çelik
kanatlılar uçabilsin diye semada...
* * *
O kuşlar ki seyyahıydı bu toprakların;
daha bizler gelmeden...
Asırlarca kuşbakışı
bakarak gelip geçtiler göç yolları üstünden...
Üveyikler nesillerce uçtu, manyetik alanların
çekişini tüylü karınlarında hissederek...
Sığacıklar göçtü karla kaplı
diyarlardan, ılık hava akımlarının sırtına
binerek...
Ebabiller, yalıçapkınları,
ipekkuyruklar, baştankaralar, kah güneşin boyunu, kah samanyolunu gözleyerek,
nehirlerle, sıradağları izleyerek baharın ülkesine doğru
kanat çırptılar.
Göçün seyrüsefer haritaları gösteriyor
ki Anadolu, müşfik bir kervansaray gibi, bu kanatlı muhacirlere de
kol kanat germiş, ev sahipliği yapagelmiştir, kim bilir nicedir.
Bir ağaç dalında ispinozları
doyurmuş, kuşluklarda ibibikler uyutmuş ve türküler yakmıştır
turnaların ardı sıra...
* * *
Şimdi belki de asırlardır ilk kez,
çalı çırpıdan koltuklar yerine, cana kıyan korkuluklar karşılıyor
onları...
"Leyleği havada görmeyi" seyahat
alameti sayan bir toplum, ilk kez şefkat yerine garez sunuyor küçük
konuklarına... yem yerine kurşun atıyor.
Savaş, korkuyor kazlardan, kuğulardan, bülbüllerden,
ille güvercinlerden...
Çünkü göğün bedevileri, bi çare bir
halkın kanatlı kalkanları gibi ölümüne dalıp gagalıyor
cenk motorlarını...
V şeklinde dizilip barışın
zafer alameti gibi uçuyor gök kubbede...
Uğursuz bir harbin intihar tugayları ve
ilk kurbanları oluyor.
* * *
Bir avuç "kuşsever", bunca
"kuşsavar"a karşı ne yapabilir ki?
Biraz inançlı olduklarını bilsem,
kutsal kitaptan hadisler okurdum onlara...
Süleymanın hizmetine verilmiş
"kuştan askerler"in öyküsünü anlatırdım.
"Kuşlardan bir orduyu tek sıra
halinde zulmün üstüne kanatlandıran Rahmanın hikmeti"nden
dem vururdum.
Rabbin, fil sahiplerini, kuş sürülerinin
attığı kızgın taşlarla devirişini ve
nihayette hepsini başı koparılmış ekin saplarına
çevirişini hikaye ederdim Meryemoğullarına...
Yok, tarih kitaplarına inanıyorlarsa,
kutsal kitaplardan çok; uçaklar çocukları bombalasın diye kuşların
kurşunlanmasının medeniyet tarihindeki yerini tartışırdım.
Yıllarca göz nuru dökerek göçmen kuşların
güzergahlarını araştıran ornitologlarla buluştururdum
onları...
Kuşdili konuştururdum.
* * *
Ama boş lafın vakti geçti; cemre suya,
kor havaya düştü.
Isındı ortalık...
İlkin leylekleri kurşunluyorlar
Mezopotamyada...
İhtimal ki leyleklerden sonra sıra
sivillere gelecek, gezgin kuşlar ise yaralı mülteci sürüleri gibi
kaçışıp asırlık göç yollarını değiştirecek.
Göçecek başka yollar, uçacak yeni semalar,
sığınacak farklı limanlar arayacaklar.
Ama korkarım, hayvanlığı
onlardan iyi bilen bu kavmi hiç bağışlamayacaklar.
can.dundar@e-kolay.net
(Milliyet'ten) http://www.simbad.sida.nu/