Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

"O kadar kolay sanma delikanlım!"

Can Dündar, 11 Mart 2003 Salı

     1980 Nisan’ı...
     12 Eylül’e 5 kala, sokakları kanlı bir bahar sabahında Fatih’te, öldürülen bir İslamcı gencin cenaze töreni vardı (Bir Dönüşüm öyküsü, Ruşen Çakır - Fehmi Çalmur, Metis, 2001). Yürüyüş sırasında 400 Akıncı, jandarmayı görünce, solun bildik bir türküsünü İslami yorumla söylemeye başladı:
     "Ay ışığı jandarmanın süngüsünü yakıyor / Mahpus kardeş pencereden Akıncı’ya bakıyor / Jandarma biz Müslüman’ız / dostuz yalnız biz sana / Kurtuluşun İslam’dadır / Elini uzatsana..."
     Ancak jandarma elini değil, silahını uzattı. Bunun üzerine Akıncı gençler başka bir "eylem"e başvurdu; gazeteleri, ceketleri yola serip namaza durdu.
     Jandarma namazın bitmesini bekledi, sonra da hepsini cemseye itekledi.
     Ertesi gün "İslam düşmanları ateşle oynuyor" başlığıyla çıkan Sebil gazetesinde eylemde başı çekerken gözaltına alınan bir gencin fotoğrafı vardı:
     "İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden, MSP Gençlik Kolları Başkanı Tayyip Erdoğan..."
     ***
     O günlerde "Haçlı seferleri"ne karşı cihad çağrısı yapan 26 yaşındaki "Akıncı Erdoğan"a deselerdi ki;
     "Ey İslamcı gençliğin lideri! 23 yıl sonra başbakan seçileceksin. Seçimi ABD büyükelçisiyle izleyeceksin ve ilk icraat olarak Müslüman komşuna saldırması için Amerikan askerini Türkiye’ye getireceksin."
     "Genç Akıncı" kimbilir nasıl gülerdi.
     Elbette, zamanla insanın değişebileceğine inanıyoruz.
     O yüzden, şimdilerde "nedense" pek rağbet görmeyen "Erdoğan kasetleri" piyasaya sürülüp eski konuşmalarına dava yağdırıldığında karşı çıkmış, "Bu yolla durduramazsınız" demiştik.
     Bugün de, yasaklandığı Siirt’ten başbakan olarak dönmesini "Hak yerini buldu" diye yorumluyoruz.
     Ama "Yenilikçilik" bayrağını açtığı 1 yıl içinde 5 kez ABD’yi ziyaret etmesini, oğlunun nikahına Amerikan Başkonsolosu’nu davet etmesini, Washington’da Yahudi lobisiyle flört etmesini, çeyrek asra sığan ama akla hayale sığmayan bir çark etme süreci olarak görüyoruz.
     ABD, şimdi zamanında yaptığı yatırımın meyvesini topluyor.
     Meclis’in aleyhte kararına rağmen Irak sınırına askeri araç ve malzeme sevk etmek için Erdoğan’ın görevi devralmasını bile beklemiyor.

     ***
     TBMM Başkanı Bülent Arınç, Erdoğan’la devletin tepesinde "delikanlı üslubu"nun hakim olacağını söylüyor.
     Kasımpaşa’yı bilmem; ama bizim oralarda "delikanlı" diye, başını dik tutana, sözünün ardında durana denir.
     "Kıbrıs’ta çözüm" vaat edip Denktaş’a diklendikten sonra ilk toplantıda çözümsüzlüğe razı olana,
     "Meclis’in kararına saygımız sonsuz" deyip ardından "Bu tezkere çıkacak" diye baskı yapana,
     alttayken meydan okuduğu "haçlılar"a yükseldikçe yanaşıp tabanının, grubunun, halkının, dünyanın karşı olduğu bir savaşa girmek için çanak tutana "deli - kanlı" denmez, "biti kanlandı" denir.
     ***
     "İslam düşmanları ateşle oynuyor" başlıklı gazetede resmi çıkan Akıncı genci, başbakan seçildiği akşam ABD Büyükelçisi’yle savaş pazarlığında görünce meşhur fıkrayı hatırladım:
     Delikanlı, barda kafayı bulunca "Var mı lan bana yanbakan" diye dayılanmış.
     Köşedeki izbandut doğrulup "Bir şey mi sordun" diye gürlemiş.
     Tırsmış bizimki, sonra izbandutun önüne geçip diklenmiş yeniden:
     "- Heyyt ulan... Var mı abimle bana yan bakan!.."

     
     can.dundar@e-kolay.net

Önce leylekleri vurdular
09 Mart 2003 Pazar                Can Dündar

  Leylekleri vuruyorlar Mezopotamya’da... Savaşa havalanan uçakların motoruna girip tehlike yaratmasın diye kurşunluyorlar göçmen sürülerini...
     Buradan kovuyorlar.
     Doğal Hayatı Koruma Derneği "Yapmayın" demek için başvurmuş incirlik komutanlığına...
     Ama nafile...!
     Tüyden kanatlıların ölmesi gerek, çelik kanatlılar uçabilsin diye semada...
     * * *
     O kuşlar ki seyyahıydı bu toprakların; daha bizler gelmeden...
     Asırlarca kuşbakışı bakarak gelip geçtiler göç yolları üstünden...
     Üveyikler nesillerce uçtu, manyetik alanların çekişini tüylü karınlarında hissederek...
     Sığacıklar göçtü karla kaplı diyarlardan, ılık hava akımlarının sırtına binerek...
     Ebabiller, yalıçapkınları, ipekkuyruklar, baştankaralar, kah güneşin boyunu, kah samanyolunu gözleyerek, nehirlerle, sıradağları izleyerek baharın ülkesine doğru kanat çırptılar.
     Göçün seyrüsefer haritaları gösteriyor ki Anadolu, müşfik bir kervansaray gibi, bu kanatlı muhacirlere de kol kanat germiş, ev sahipliği yapagelmiştir, kim bilir nicedir.
     Bir ağaç dalında ispinozları doyurmuş, kuşluklarda ibibikler uyutmuş ve türküler yakmıştır turnaların ardı sıra...
     * * *
     Şimdi belki de asırlardır ilk kez, çalı çırpıdan koltuklar yerine, cana kıyan korkuluklar karşılıyor onları...
     "Leyleği havada görmeyi" seyahat alameti sayan bir toplum, ilk kez şefkat yerine garez sunuyor küçük konuklarına... yem yerine kurşun atıyor.
     Savaş, korkuyor kazlardan, kuğulardan, bülbüllerden, ille güvercinlerden...
     Çünkü göğün bedevileri, bi çare bir halkın kanatlı kalkanları gibi ölümüne dalıp gagalıyor cenk motorlarını...
     V şeklinde dizilip barışın zafer alameti gibi uçuyor gök kubbede...
     Uğursuz bir harbin intihar tugayları ve ilk kurbanları oluyor.
     * * *
     Bir avuç "kuşsever", bunca "kuşsavar"a karşı ne yapabilir ki?
     Biraz inançlı olduklarını bilsem, kutsal kitaptan hadisler okurdum onlara...
     Süleyman’ın hizmetine verilmiş "kuştan askerler"in öyküsünü anlatırdım.
     "Kuşlardan bir orduyu tek sıra halinde zulmün üstüne kanatlandıran Rahman’ın hikmeti"nden dem vururdum.
     Rab’bin, fil sahiplerini, kuş sürülerinin attığı kızgın taşlarla devirişini ve nihayette hepsini başı koparılmış ekin saplarına çevirişini hikaye ederdim Meryemoğullarına...
     Yok, tarih kitaplarına inanıyorlarsa, kutsal kitaplardan çok; uçaklar çocukları bombalasın diye kuşların kurşunlanmasının medeniyet tarihindeki yerini tartışırdım.
     Yıllarca göz nuru dökerek göçmen kuşların güzergahlarını araştıran ornitologlarla buluştururdum onları...
     Kuşdili konuştururdum.
     * * *
     Ama boş lafın vakti geçti; cemre suya, kor havaya düştü.
     Isındı ortalık...
     İlkin leylekleri kurşunluyorlar Mezopotamya’da...
     İhtimal ki leyleklerden sonra sıra sivillere gelecek, gezgin kuşlar ise yaralı mülteci sürüleri gibi kaçışıp asırlık göç yollarını değiştirecek.
     Göçecek başka yollar, uçacak yeni semalar, sığınacak farklı limanlar arayacaklar.
     Ama korkarım, hayvanlığı onlardan iyi bilen bu kavmi hiç bağışlamayacaklar.
     
     can.dundar@e-kolay.net
     
(Milliyet'ten) http://www.simbad.sida.nu/