Kuseyri'nin konuştuğu tanınmış İsveçli yazarlardan Jan Myrdal, 22- 23 şubat 2003 günü İstanbul'da toplanan barış konferansına katılmıştır. Söyleşi yapılan kişiliklerin her ikiside Pentagon saldırganlığına, Irak halkına yönelik savaş tehdidine karşıdırlar. Jan Myrdal ile birlikte İstanbul toplantısına katılanlardan biride ünlü İsveçli şair Peter Curmandır. Curman'ın İstanbulda yazdığı savaş karşıtı şiirin çevirisi yakında sitemize yollanacaktır.
Jan Myrdal İsveç'in en tanınmış yazarlarından biri. 1944 yılında okulu bitirdikten sonra gazetecilik yapmaya başladı. İlk kez Halk Günlüğü gazetesinde makaleler yazdı. 1953 yılında halk evi adlı piyesi, bir sonraki yıl ise Eve Dönüş adlı romanı yazdı. Jan Myrdal'ın yazdığı 70'i aşkın kitap 25 dile çevrilerek yayınlandı. Myrdal, Bu arada günlük gazetelerde makalelerde emperyalistlerin baskı ve katliamlarına karşı çıktı. İsveç eğemen sınıflarının izlediği politikaları sert biçimde eleştirdi. Jan Myrdal şimdi İskandinavya'nın en büyük gazetesi Afton Bladet'te makaleler yazıyor Evrensel, ABD emperyalizminin Irak'a saldırısına karşı çıkan ve daha önce iki kez İstanbul'da düzenlenen savaş karşıtı konferanslara katılan Myrdal'la son gelişmeleri ele alan bir söyleşi yaptı.
|
Jan Öberg ile röportaj
TTF ve Jan Öberg hakkinda
Jan Öberg ve Christina
Spenner 1986 yılında The Transnational Foundation for Peace and
Future Research adlı barış vakfını kurdular.
Vakfın dünyanın bir çok ülkesinde faaliyet gösteren 80 kadar
danışmanı ve çalışanı var. Vakfın çalışanları
arasında daha önce BM genel sekreterliği yardımcılığı
yapan Hans von Sponeck ile Norveçli barış araştırmacısı
Johan Galtung ile bir çok ülkede 40'ı aşkın gazetede
makaleler yazan Jonathan Power de bulunuyor. 1990'lı yıllarda TTF
çalışmalarını Yugoslavya savaşı üzerinde
yogunlaştırdı. Jan Öberg BM ve İsveç'in Yugoslavya
politikasını eleştirerek Nato saldırılarına
karşı çıktı. Vakfın sesini susturmak isteyen
İsveç hükümeti 1991 yılından beri vakfa her yıl ödenen
300 bin kronluk devlet yardımını durdurdu. TTF'nin çeşitli
uzmanların görüşlerinin yer aldığı www.transnationel.org
adlı bir internet sitesi var.
Soru:ABD Irak'ın BM ile işbirliği yapmak istemediği iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?
Cevap: Bence
Irak'ın daha fazla işbirliğinden yana olduğu açık.
Belki yeterli değil ama, gelişmeler olumlu. Irak BM denetçilerine
saraylarını açtı ve Iraklı uzmanların sorgulanmasını
kabul etti ama Irak yönetiminin denetçiler arasında casuslar olduğu
kaygılarını anlayışla karşılamak gerekir.
Olayın iki yönü olduğunu anlamak gerekiyor. Birincisi Irak'ın
BM kararlarına uyarak silahsızlandırılması gelişmenin
ikincisi ise Irak'ın bağımsız bir devlet olarak
savunma hakkının olması ve kitle imha silahları haricinde
sahip olduğu silahlar hakkında bağımsızlığa
sahip olması. Bu sınırı ayırt etmek zor. Çünki ne
zaman geleneksel silahlarla savunma hakkının sona erip kitle imha
silahlarına dönüştüğünün sınırlarını
belirlemek oldukça güç. Batı da ise bu tartışılmıyor,
herhangi bir tereddütle karşılaşıldığında
Irak'ın işbirliği yapmaktan yana olmadığını
söylüyorlar. Irak'ın bağımsız ve Birleşmiş
Milletler üyesi ve kendisini savunma hakkına sahip bir ülke. Dolayısıyla
sırlarını saklama hakkına sahip. Konvensiyonel silahlarla
kitle imha silahları arasında bir sınır çizgisi çekmek
oldukça zor.
Soru: Irak'ın elinde
kitlesel imha silahları olduğuna dair bir kanıt yok. Ama
Irak'ta kitlesel imha silahları olduğunu kabul edersek
Saddam bölge ve dünya barışı için bir tehdit oluşturuyor
mu?
Cevap: Irak'ta
nükleer silah yok ama kimyasal silahları olduğunu kendileri açıkladılar.
Ama gelecekte Saddam nükleer silah temin etmeyi başarırsa ben
bundan kişi olarak rahatsızlık duymam. Saddam ve danışmanları
nükleer savaşı başlatan bir ülkenin yok edileceğini
bilirler. Saddam ve Bush aslında birbirlerine benziyorlar. Her ikisi de
politik olarak fanatikler ve haklı olduklarını iddia ediyorlar.
Aralarındaki fark ise Saddam dünya barışı için bir
tehdit oluşturmuyor, o bir kediyi tehdit edecek durumda bile değil.
Buna karşın Bush ve ABD yönetimi tüm dünyayı yeni bir savaşa
sürükleyebilir. Çok korkunç ve kritik bir dönemde bulunuyoruz. ABD'nin
saldırılarını nerede durduracağını tahmin
etmek zor. Değişik örgütlerin liderlerini ortadan kaldırmaya
çalışıyorlar, uluslararası hukuku ihlal ediyorlar.
Uluslararası sözleşmeleri çiğniyor ve uluslararası
mahkemeyi reddediyorlar. Tüm bunlar bilinçli olarak belli bir stratejıyi
gerçekleştirmek amacıyla yapılıyor.
.......................
Bir ülkenin savunma gücünün
ülkenin ekonomik gücüne ve çevresine bağlı olduğunu düşünenlerdenim.
Ülkenin savunma gücünü toplum içindeki dayanışma, teknolojik
kapasite, eğitim düzeyi gibi unsurlar belirler. Irak bu tür olanaklarını
askeri alanda seferber edebilir ve bunu yaptı. Ama 12 yıl süren
ambargo toplumu ekonomik ve sosyal olarak yıkıma uğrattı.
Eğitim sistemi eskisine kıyasla çok kötü bir durumda. Irak 12 yıldır
hiç bir ülkeyi tehdit etmedi ve savaşmak gibi bir arzusu da yok.
ABD'nin Irak'ı çevresini tehdit eden bir ülke olmasını
iddia etmesi abartılı. ABD'nin yıllık askeri
giderleri 400 milyar dolar. Irak'ın askeri giderlerini tam olarak
bimiyorum ama ABD'nin giderlerinin 200'de biri civarında. Irak bugün
yenilmiş bir ülke. ABD'nin Irak'ın dünyada tehdit oluşturduğu
iddiaları bir propagandadan ibaret ve gerçekleri yansıtmıyor.
Soru: Irak'ta bulunduğun
süre içerisinde halktan bir çok insanla karşılaştın.
Onlar ne düşünüyorlar?
Cevap: Gelişmeleri
sukunetle karşılıyorlar. Savaş ve ambargo Irak halkını
canından bezdirmiş. Önce İran'la savaş ardından
Kuveyt işgali ve Irak'a yönelen saldırı ile 12 yıl süren
ambargo... Halkın bir şey yapacak durumu kalmamış.
Olanakları oldukça kısıtlı. Ülkeden kaçacak durumları
da yok. Kendilerine devlet tarafından verilen yiyeceklerle yaşamlarını
sürdürmeye çalışıyorlar. 60'dan fazla ülkede bulundum.
Hiç bir ülkede Irak halkı kadar samimi, cana yakın ve
misafirperver bir halka rastlamadım. Yiyecek stoklanması yok. Saldırılardan
korunmak için sokaklarda kum torbaları olmadığı gibi
askerler de yok. Bizi şaşırtan yaşamın eskisi gibi sürmesi
halkın paniğe kapılmamasıydı. Iraklılar
savaş tehditine rağmen yaşamlarını olağan bir
şekilde sürdürüyorlar. Ama halkın yaşam standartları
1990 öncesinin % 15 civarında.Irak halkı 12 yıldır batılı
ülkelerin ekonomik ambargosundan ötürü çok büyük acılar çekti.
Bu BM adına sürdürülen bir halk katliamı ve bir ülkeyi boğma
girişimidir. Ambargo şuçtur, insanlığa karşı işlenmiş
bir suçtur. Halk ABD saldırısının yıkım
getirecegini ve yaşamı cehenneme çevireceğini biliyor. Ama
halkın bir kısmı ülkelerini savunmak için savaşacaklarını
söylüyor. Ama Amerikan savaş makinalarına karşı Irak
halkının şansı yok. En büyük sorun Amerikalıların
ülkeyi işgal etmelerinden sonra yaşanacak. Irak'ta her evde silah
var, halk bu silahları Amerikalı asker ve yöneticileri öldürmek
amacıyla kullanacak. Amerikalılar savaşı kazanabilirler
ama asla barışı kazanamayacaklar. Ben Irak halkının
hiç bir zaman yabancılar tarafından yönetilmesine razı
olmayacağına inanıyorum. Saddam'dan nefret edenler bile
aynı şeyi söylüyorlar.
Soru:Iraklı yöneticilerle
ve bu arada başbakan yardımcısı Tarık Aziz'le görüştünüz. Durumu
nasıl değerlediriyorlar?
Cevap: Ocak
ayında Tarık Aziz'le iki kez görüştüm. Savaş
istemiyorlar ve bir savaştan kaçınmak için ellerinden gelen
her şeyi yapıyorlar. Ama saldırıya uğrarlarsa
kendilerini savunacaklarını söylüyorlar. Kazanacaklarını
da iddia ediyor. Ama kazanamıyacaklarını söylediğimde
Allah bilir diyorlar. TV ve radyo da halkın moralini yükseltici filmler
gösteriyor ve ulusal marşlar çalıyor. Bana kalırsa savaşı
ABD kazanacak ama savaştan sonra işgalci bir güç olduğu için
dünya halklarını nezdinde kaybedecek.
Soru: Savaş sonrası
Orta doğunun haritasında nasıl bir değişiklikler
olabilir?
Cevap: Ben
Orta Doğu uzmanı değilim. Ama tüm arap dünyasında ABD'ye
karşı müthiş bir tepki oluşacak. ABD ve ona yardım
eden yönetimlere karşı büyük bir nefret doğacak. Beni
en fazla endişelendiren ise ABD'nin bu politikasının batıda
da demokrasiyi zedeleyeceği. Avrupa halkı savaşı
istemiyor. Üstelik Orta-Doğu ve Arap ülkelerinde demokrasiyi geliştirmek
daha da güçleşecek. Bush yönetimi Irak'a savaş açarak barış
ve demokrasi getireceklerinin propagandasını yapıyor. Amerika
halkı bile bu safsatalara inanmıyor. Arap ülkelerinde ise
buna hiç kimse inanmıyor. Savaş tüm insanlar için korkunç sonuçlar
doğuracak, hümanizm, adalet, demokrasi ve özgürlükler gerileyecek.
Soru:15 şubatta
10 milyon kişi savaşı protesto eylemlerine katıldı,
ama buna rağmen ABD savaşta ısrar ediyor...
Cevap: İlk
defa savaş öncesi bu kadar insan protesto eylemlerine katıldı.
Bir de savaş başlarsa kimbilir bu sayı ne kadar artacak.
Bu durum savaşın demokrasi açısından ne kadar tehlikeli
olduğunu gösteriyor. Tüm gösterilere ve aydınların tavırlarına
rağmen ABD'nin savaşta israr etmesi beni oldukça endişelendiriyor. Irak,
Afganistan, Somali ve Balkanlardan daha fazla bombalanacak, onbinlerce hatta yüzbinlerce
çocuk ölecek. Burası bütünüyle kontrol altına alınacak.
Ama unutmayalım ki Irak'ta her evde silah var. Irak'ta cok büyük
bir kaos ortamı yaşanacak. Yoksullar zenginlere karşı,
halk Amerikalılara karşı çeşitli aşiretler
birbirlerine karşı silaha sarılabilecekler ve çok sayıda
suçsuz insan yaşamını yitirecek.
Soru:Gelişmeler
ABD'nin önümüzdeki günlerde Irak'a saldırıyı başlatacağını
gösteriyor. Savaş uzun vadede bölgeyi ve dünyayı nasıl
etkileyecek?
Cevap:Ben
Irak olayını diğer olaylardan bağımsız olarak
ele almıyorum. Irak Suudi Arabistan'a ulaşmak için bir sıçrama
tahtası olarak kullanılacak. Bu şekilde ABD dünyanın en
zengin petrol kaynaklarını denetimine alacak. Bu gelişme hiç
birimize daha iyi bir dünya, daha iyi bir gelecek getirmez. Petrol üreten ülkelerin
örgütü, OPEC dağılacak, petrol fiyatları yükselecek ve
dolar değer kaybedecek. Çok geçmeden ABD başta Çin olmak üzere
petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerle anlaşmalığa düşücek.
Bu üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan halk üzerinde yıkıcı
sonuçlar yaratacak. Barış uzmanlarının, dış
politika enstıtulerinin bu sorunu tartışmamalarını
hayretle karşılıyorum. Jugoslavya ve Afganistan'da yaşananlardan
farklı çok vahim bir durumla karşı karşıyayız.
ABD Irak'ı sadece bombalamakla kalmayacak, ülkeyi 250 bin askerle işgal
edecek, petrol yataklarını denetimine alacak, ülke yıllarca ve
belki on yıllarca ABD'li generaller tarafından yönetilecektir.
Soru: Türk hükümeti bu
sıralar ABD ile Irak'a karşı girişilecek saldırı
için pazarlıklar yapıyor. Türkiye'nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsun?
Cevap: Türk
halkının %90'ı savaşa karşı. Birkaç milyar
dolar için komsuşuna saldırıya hazırlanan ABD ile işbirliği
yapan bir hükümetin ahlaki düzeyi pek yüksek olamaz. Bu savaşta
Türkiyenin tek yapacağı şey savaştan kaçanlara yardım
etmek şeklinde olabilir. Türkiye'nin Irak halkının katliamına
katılması Irak halkının çok uzun yıllar boyu Türkiyeye
güvensizlik duymasını sağlayacaktır. Yalnız Türkiye'nin
değil tüm bölge ülkelerinin bu savaştan uzak durmaları
gerekir. Amerikalıların para vererek kısa vadede çıkar için
iş yaptırmaları mafya yöntemlerini hatırlatmaktadır.
Kısa vadeli çıkarlar için Türkiye'nin kirli iş, "dirty
work'" yapması uzun vadede başına çok büyük sorunlar açacaktır.
Bölgede liderliğe soyunan bir ülkenin itibarını düşünmesi
gerekir.
Soru: Bazı Kürt gruplarının
ABD'nin Irak'a girişeceği savaştan beklentileri var. Bir grup Kürt ABD'nin
Irak'a müdahalesi için geçen hafta sonu Stockholm'da gösteri yaptı.
Savaştan sonra Kürtlerin konumunda bir değişiklik olur mu?
Cevap: İnsanların daha
iyi bir yaşam ve gelecek için beklentiye girmelerini anlıyabiliyorum.
Ama Amerikalıların Kürt halkının
çıkarlarını
düşünmediğini de bilmek ve görmek gerekiyor. ABD'nin Kürt halkına
yeni olanaklar sağlayacağı beklentisi ciddi siyasal bir yanılgıdır.
Ne Birleşmiş Milletlerin ne de ABD'nin Kuzey Irak'ta yaşayak kürtlerin
statülerini yükseltmek için ne planları ne de düşünceleri var.
Tarihten ders çıkarmak gerekiyor. ABD Kosova'da Afganistan'da, Bosna'da
halka vaadlerde bulundu. Ama bu ülkeler bombalandıktan sonra verilen sözler
unutuldu. Başka ülkeler bombalanmaya başlandı. Kosovalı
Arnavutların durumuna bakalım. ABD'yi kurtarıcı olarak gördüler
ve kendi devletlerini kurmak için ABD ile işbirliği yaptılar.
Ama bugün ABD'nin Bağımsız bir Kosova devleti kurulmasına
karşı çıktığını görüyorlar. Başka
bir ülke tarafından kurtarılmasını bekleyen bir halk özgür
ve bağımsız olamaz. Eğer Kurdistan ABD tarafından bağımsızlığına
kavuşturulursa bu ülkenin ABD tarafından yönetileceğini gösterir.
Böyle bir ülke uydu bir ülke olur, asla bağımsız olamaz.
Halklar başkaları tarafından kurtarılmalarını
beklememeli ve buna izin vermemelidirler.
Soru: Bu savaş
nasıl engellenebilir?
Cevap: Denetçilerin
çalışmalarına izin verilmelidir. Parlamenterler Bağdat'a
gönderilmeli, Bu ülkelerde konsolosluklar açılmalıdır. Batılı
ülkelerin bilgileri ikinci elden geliyor. AB savaş istemediğini hep
birlikte söylemelidir. Avrupa bir bütün olarak OD ile iyi ilişkiler
kurmalı ve buradaki problemleri tartışmalarıdır.
Silah ticaretinin büyük bir sorun olduğunu gördük. Amerika, Rusya ve
tüm Avrupa Irak'a tüm silahları sattı. Şimdi de bu silahları
nasıl alacağını tartışıyorlar. Silah
sirketleri çok para kazandılar. O zaman bu ticaret durdurulmalıdır.
Tarihten ders çıkartıp silah satışını düzene
bağlamalıdır. Her şeyden önce savaşa hayır
demek gerekir sonra da alternatif çözümler aramak gerekir. Sorunlar
diyalogla çözülmelidir. Son olarak şunu söyleyelim. Ambargo kaldırmalıdır.
Eğer sorun Saddam'ın devrilmesiyse bunu Irak halkına bırakmak
gerekir. Diktatör ambargo ve bombalamalarla yıkılmaz. Bu halkı
diktatörlerin etrafında birleştirir. Onun için ambargoyu kaldırın,
halka yardım edin. Eğitim ve sağlık düzeyini yükseltin.
Bir orta sınıf gelişsin. Saddam 65 yaşında, daha uzun
yıllar iktidarda kalamaz.
|
Murat Kuseyri posta@evrensel.net