| Bu
savaş durmalı
Fehmi Koru,
Yeni Şafak, 30 mart 2003
Savaş ABD-İngiltere cephesi için çok olumlu gelişseydi bile, şimdiye kadar gördüklerimizden sonra, "Bu savaş dursun" diye yazılması gerekecekti. Her modern savaş için ilk on gün belirleyicidir. Irak'a karşı açılan savaşın ilk on günü saldırıları başlatanlar açısından iyi geçmedi; ancak tavır değiştirmeye gerek yok: Bu savaş mutlaka durmalı... Görünen şu: ABD'nin elinde, bir bölümünü henüz devreye sokmadığı, teknolojisi çok yüksek silâhlar bulunuyor. Artık bir hamlede iki tonluk bombalar atmaya, düştüğünde etraftaki herkesi öldüren füzeler yağdırmaya başladı ABD; fazla mesai yapan silâh fabrikaları, ABD'nin, tek bir Iraklı bırakmayana kadar ölüm kusmasını sağlayabilir. Buna hiç kuşku yok... Ülkelerinin yenildiğini kabul etmektense, ABD halkı da, bu savaşın ekonomik bedeline katlanmayı yeğleyebilir... Ancak, manzaranın bir de öbür yüzü var: ABD'nin, bu savaşı başlatırken kullandığı ve herkesin inanmasını istediği bütün varsayımlar çökmüş görünüyor... ABD ve İngiltere, hâkimiyet kurdukları bölgelerde, titizlikle aramalarına rağmen, 'kitle imha silâhları' bulamadılar... Irak halkının kendilerini 'kurtarıcı' olarak görmedikleri de ortada. On günlük savaş, bu iki görüntü yüzünden, hem sebepsiz hem de desteksiz... Bu yüzden de, Amerikan ve İngiliz askerleri, Irak topraklarında 'işgalci güç' konumundalar... Unutmayalım ki, BM Güvenlik Konseyi kararı ile başlamadığı için, savaşın 'uluslararası meşruiyeti' de bulunmuyor... Irak operasyonu ile ABD'nin belleklerde hâlâ canlı Vietnam mağlubiyeti arasında paralellikler kuranlar artmaya başladı son zamanlarda. Başta o kadar olmasa bile, bugün gelinen noktada, iki askeri operasyon arasında benzerlikler göze batıyor. Tek istisna, Vietnam'da nice sonra suyüzüne vuran 'gerçekler', arada gerçekleşen 'iletişim devrimi' sayesinde, Irak'ta şimdiden sırıtmaya başladı. Daha da önemlisi, operasyon başında kendilerini 'kurtarıcı' görme eğiliminde olan komutan ve askerlerin, iyice sırıtmaya başlayan 'işgalci' konumu yüzünden, savaşma iştahını da kaybetme ihtimalidir. Yorulma, bezme belirtileri bunun işareti... Yönetim ile medya, komutanlarla gazeteciler arasında sık sık meydana gelmeye başlayan sürtüşmeleri de hayra yormak zor... İşte bu noktada savaşı sona erdirmek şart. BM bu gibi ortamlar için kurulmadı mı? Savaş çıkmasını engelleyemeyen BM, savaşın anlamsız hale dönüşmesi, sivil kayıpların artması ve kör inatlaşma durumlarında devreye girmek zorunda. Araya daha fazla 'kan' girmeden bunu sağlamanın yolu bulunmalı. 'Savaş lobisi' hiç bu kadar zayıf düşmemişti... Öncesinden başlayarak savaşı kınamak için sokağa dökülen dünya kamuoyu, kendisine hedef olarak hep George Bush ile Tony Blair'i seçti; her geçen gün daha kalabalıklaşan gösterilerde Bush-Blair ikilisi yine gözde... Ancak, ismi giderek artan bir biçimde işitilen yeni bir uluslararası figür daha var: BM genel sekreteri Kofi Annan... Kitleler, bugünden geriye bakarak, Annan'ın, savaşı engellemede zayıf, sivil ölümler, açlık ve susuzluk tehdidi karşısında ise yavaş kaldığını düşünüyorlar... Savaşın aldığı biçimde dolaylı katkıları bulunan Türkiye'ye de görev düştüğüne kuşku yok: ABD'ye yeni kolaylıklar sağlamak yerine emr-i vâkilerinin de önüne geçilmelidir. ABD'yi moral açıdan asla 'kazanamayacağı' bir savaşa teşvik etmenin sırası değil. Türkiye, Washington'u, kendi çizeceği 'barışçı sınırlar' içerisine çekmeli ve daha büyük yanlışlar yapılmasının önüne geçmelidir. Bu yolda, savaşa en baştan itiraz eden Avrupa'nın önemli ülkeleri ile BM örgütünün yakın işbirliği sağlanabilir... İkinci tezkerenin reddi ABD'nin istediği güçte bir kuzey cephesi açmasını engelledi, ama Türkiye'deki iktidarı da hareketsiz hale getirdi. ABD ile ilişkilerin bozulacağına inandırılan iktidar, o gün bugündür, öncesinde "Savaş çıkmasın" diye sarf ettiği çabaların asgarisi için şimdi kılını kıpırdatmıyor... Oysa, Türkiye'nin esas şimdi hareketli olmasının zamanı... Savaş farklı biçimde gelişseydi de onuncu gününde "Bu savaş durmalı" diye yazılmalıydı; temenniyi gerçeğe dönüştürmenin çok daha kolay olduğu şimdi bunu daha rahat söyleyebiliriz.
|
Yalana dayalı haksız savaş Fehmi Koru, Yeni Şafak, 28 mart 2003
Irak'a karşı başlatılan savaşta birinci hafta doldu, ikinci haftadan gün almaya başladık... Irak'ın beklenenden çok ileri düzeyde bir direniş gösterdiği ortada; ancak hangi ülke vatandaşı 'işgal' anlamı taşıyan bir askerî operasyona direnmez? Esas üzerinde durulması gereken, konunun başka bir yönü: ABD güçleri, neredeyse on gündür, ülkenin dört bir tarafında dolaştıkları halde, şu ana kadar Irak'ın elinde 'kitle imha silâhları' (KİS) olduğuna dair herhangi bir 'kanıt' ortaya çıkmadı.
Konunun önemi, tahmin edebileceğiniz gibi, iki taraf arasında sayıca fark bulunsa bile, can kaybının her geçen gün artmasından kaynaklanıyor. İnsanlar sebepsiz yere öldürülüyor ve ölüyorlar... Bu kesin cümle, Washington yönetiminin, Iraklıların başına bomba yağdırmasını neredeyse tek sebebe bağlamasıyla ilgili: "Saddam Hüseyin dünyayı tehdit ediyor, çünkü elinde kitle imha silâhları var..." Amerikalılar, operasyonun başlamasıyla birlikte, "Silâhları bulacağız" iddiasındaydılar; o iddia, her geçen günle biraz daha havada kalıyor...
Irak'ta KİS bulunup bulunmadığını araştırmakla görevli BM denetçilerinden Dr. Jpern Siljeholm'un "Amerika dünyayı aldattı" cümlesiyle özetlenebilecek sözleri, bu yüzden, dikkate değer. Halen ABD'nin önde gelen bilim yuvalarından birinde öğretim üyeliği yapan Norveçli Dr. Siljeholm, bir aralar hepimizin, "Diğerlerinden farklı" gördüğümüz ABD dışişleri bakanı Colin Powell'ı daha açık ifadelerle suçluyor. Dediği, Powell'ın, BM Güvenlik Konseyi önünde yalan söylediği: "Anlattıklarından çoğu yanlıştı; elimizdeki verilerle uyuşmuyordu. Konuşmasının bütünü yanıltmayı amaçlıyordu..." Bu sözlerin sahibi olan Dr. Siljeholm ülkesinde çıkan Dagbladet gazetesine, "Amerikalıların bundan sonra da bir kanıt bulacaklarını sanmıyorum" kehanetinde bulunmaktan da kendini alamamış...
Silâh denetçileri heyetinin başkanı Hans Blix de artık kendisini tutamıyor. O da, Avusturya'da çıkan 'News' dergisine, "Güvenlik Konseyi'nin 1441 sayılı kararı denetçilerin görevlerine devamını öngörüyordu; 3,5 aylık süre yeterli değildi" dedikten sonra eklemiş: "ABD çalışmalarımızdan mutlu değildi; beklediği işe yaramayacağımızı anladığında bizden rahatsız oldu..."
İki önemli kişinin bu görüşleri, aslına bakılırsa, zaten varolan kuşkuları haklı çıkartarak dünyayı ayağa kaldırması gereken bir ihtimale destek veriyor: Bu savaş sadece gayr-ı meşru değil, aynı zamanda 'yalan' iddialar üzerine oturuyor... Hiç değilse şimdiye kadar öğrenilenlerden hareketle, Bağdat yönetiminin kitle imha silâhlarını imha ettiği yolundaki açıklamalarının gerçeği yansıttığını söyleyebiliriz. ABD, Irak'a, savaşı, yalan üzerine oturan iddialarla haksız yere açmış...
Bu durum, Washington'un niyetlerinden baştan itibaren rahatsız Rusya'yı başka yönden endişeye sevk ediyor. Rusya dışişleri bakanı İgor İvanov, ABD-İngiliz cephesinin, suretâ haklı görünebilmek için, kanıt uydurabilecekleri kanaatini açıkladı. Dediği şu: "Ortak cephe 'Kanıt bulduk' dese bile, bulunanlarla ilgili nihâî kararı uluslararası denetçilerin vermesi gerekir..." Bu endişe, biraz da, gencecik insanları hiç bilmedikleri bir ülkeye 'ölüme' gönderebilen 'savaş lobisi'nin gözü dönmüşlüğünün sınır tanımayacağı beklentisinden kaynaklanıyor. Ruslar, uydurulan kanıtlarla, hem Bağdat'ın hem de kendilerinin haksız yere kötü duruma düşürülmek isteneceğine inanıyorlar...
Bu noktada durup düşünmekte yarar var: BM Güvenlik Konseyi adına Irak'ta KİS arayan heyetin iki itibarlı üyesi, süreç içinde şu ana kadar yaşananlardan hareketle, ABD'nin savaşı 'temelsiz' başlattığı kanaatini dile getiriyor; Güvenlik Konseyi'nin 'veto' haklı üyesi Rusya ise, 'savaş lobisi'nin, yalan-dolanı daha ileri aşamalara götürebileği endişesinde... Türkiye'nin de, savaşa yaklaşımını, bu gelinen noktaya biraz daha yakından bakarak yeniden değerlendirmesinde yarar var. Türkiye bu savaştan mümkün olduğunca uzak durmalı.
ABD'nin savaşı hiç bu kadar haksız ve gayr-ı meşru görünmemişti...
| Midas'ın
kulakları
Fehmi
Koru, Yeni
Şafak, 17/03-2003
Israel Shamir, "Sır atık fâş oldu" diyor ve ekliyor "Kral Midas'ın eşek kulaklarına sahip olduğunu artık herkes biliyor " 'Kral Midas'ın kulakları' ile arasında benzerlik kurduğu 'sır' şu: "Amerikan yönetimi üzerinde en büyük etki Musevilerin; Irak'a savaşı isteyen, planlayan ve George W. Bush'u yönlendiren onlar " Shamir'e göre, önceleri ancak kimsenin görmeyeceği yerlerde ve fısıltıyla konuşulan 'yönetim üzerinde Musevi etkisi', Irak savaşı yüzünden, açığa taşınmış bulunuyor Bu tespitleri yapan, adı 'Israel' soyadı 'Shamir' olan biri olmasaydı, yazdıkları, dünyanın her tarafından müthiş tepki çekerdi. Irak'a verilen ültimatom için 17 Mart gününün seçilmesini bile Museviliğe bağlıyor Shamir; "Çünkü o gün, Museviler için, Purim Bayramı" diyerek Yine ondan, 1991 Irak savaşının da, yine Purim Bayramı gününe denk getirildiğini öğreniyoruz. Shamir, "Kulaklara fısıldananın aleniyete dökülmesi sağlıklı" diyor ve ekliyor: "Bugünün Amerikası 1980'lerin 'glasnost' başlangıcını yaşayan Rusyası gibi Sovyet vatandaşları kendilerini yönetenlerin kimler olduğunu öğrendiklerinde rejimin sonu gelmişti; Amerika'daki yanlış sistemin sonu da vatandaşların asıl gücün kimde olduğunu öğrenmeleriyle gelecek " Kısa süre önce bir kitabının Türkçeye çevrilmesi vesilesiyle ülkemize gelmiş olan İsralli bir gazeteci/yazar/edebiyatçı Israel Shamir. Haham torunu, 1973 Arap-İsrail savaşında çarpışmış bir asker. Sivri bir kalemi var. Kaleme aldıklarını bir başkası yazmaya kalksa 'anti-Semitizm' (Yahudi düşmanlığı) ile suçlanması kaçınılmazdı; ancak o, pek çok muhalif ırkdaşı gibi, hırsı aklının ötesinde bir avuç insanın itmesiyle sürüklenilen savaştan duyduğu müthiş rahatsızlığı en sert cümlelerle ifadeden çekimeyecek kadar cesur Shamir'in yazısında, hepsi Musevi olan, bir dizi yazardan alıntılar da var. Edward Herman, Jeffrey Blankfort bunlardan ikisi. Herman şunları yazmış: "ABD'deki güçlü İsrail lobisi ABD yardımı ve desteğini sağlayarak İsrail çıkarlarını güder; aynı lobi, şimdi de, yine İsrail çıkarlarına yarayacak bir şey yapıyor ve Irak'a savaşı teşvik ediyor. Lobi (..) 'çifte sadakat' taşıyan sayısız görevlinin Bush yönetiminde sratejik konuma gelmesine de önayak olmuştur." Dışarıdan bakanların, "Savaşı koyu Hıristiyanlar da istiyor" tespitini yapmalarına yarayan görüntü kirliliğini açmak ise, Musevi asıllı Blankfort'a düşmüş: "Şu sıralarda sesi gür çıkan sıkı Hıristiyanların gündeme gelmelerini de Musevi medya patronlarına borçluyuz. Asıl adı Murray Rothstein olan Sumner Redstone Black Entertainment Television'u satın alıp 'fanatik Hıristiyanlar'ın emrine verdi sözgelimi " İki gün önce burada değinme ihtiyacı duyduğum ("Eski hastalık hortluyor") konuda, dünya, artık geride bıraktığımızı düşündüğümüz tehlikeli sulara girmiş görünüyor maalesef. Henüz Musevi olmayanlar seslerini fazla çıkartamıyorlar, ancak gelişmenin dünyayı tehdit edecek boyutlara varmasından rahatsız Musevi aydınlar, cesaretle ortaya atılmaktan çekinmiyorlar. Hiçbiri bugünkü konumunu halktan aldığı oya borçlu olmayan Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Richard Perle, Elliot Abrams, Lewis Libby, John Bolton ve Paula Dobriansky gibiler yüzünden dünya savaşa sürükleniyor, ama 'anti-Semitizm' de hortluyor Amerikan politikasında her zaman etkili olmuş muhafazakâr Pat Buchanan gördüklerini iyi özetliyor: "Savaş lobisi belki istediği savaşa kavuşacak. Ancak pazarlıkta olmayan bir şeyin daha kısmetine çıkacağı şimdiden belli. İsrail ilişkisi âniden masaya geldi ve savaş lobisi hiç mutlu değil." "Irak'a savaşla İsrail arasında ilişki ne?" itirazını seslendireceklere, cevabı, Israel Shamir, Kudüs'teki Holocaust Müzesi müdürü Yehuda Baer'in ağzından şöyle veriyor: "Museviler bir millet veya din değildir. Musevilik uygarlıktır ve Musevilerin uygarlaştırma misyonu vardır. Geçmişte Hıristiyanlık ve Komünizmin kendileriyle yarışmasına nasıl hoşgörüyle bakmadılarsa, İslâm uygarlığının rekabetinden de hoşlanmazlar. İslâm'la savaş, bu yüzden, kaçınılmaz " Başkan Bush, umarım, Israel Shamir'i dinler ve kendisini yanlışa sürükleyen 'savaş lobisi' mensuplarını yanından derhal uzaklaştırır
|
Savaşın mağlubunu ilân ediyorum Fehmi Koru, Yeni Şafak, 18/03-2003
Savaşa, Amerika'nın, muazzam bir teknolojik üstünlükle başlayacağını biliyoruz; silâh sanayiinin ürettiği en üstün teknolojiye sahip oyuncaklar Irak'taki hedeflerin üzerine ölüm yağdıracaklar... Amerikan savunma uzmanları, başlayacak olanın, tarihin kaydettiği 'en kısa savaş' olacağı tahmininde bulunuyorlar; öyle olma ihtimali bayağı büyük Ancak, tamtamların çaldığı şu ortamda sonucu buraya yazabiliriz: George W. Bush ile etrafındaki 'lobi', savaşı, daha başlamadan kaybetti
Bir savaş sadece silâhlarla kazanılmaz.
Ne zaman sıkışsa "Güzel kitaba başvurayım" veya "Dua edeyim" cevabını veren George W. Bush, İncil'in yanlış sayfalarında dolaşıyor olmalı. Bütün kutsal kitaplar gibi, İncil de, tarihî olaylardan söz ederken, güçlüler-güçsüzler çelişkisinde güçsüzü tutar; sayıca az nice toplulukların dev gibi orduları dize getirdiğinden söz eder... Davut (David) ile Câlut (Goliath) öyküsü bile göz açıcıdır
Hristiyan ilâhiyatı, St. Augustine ve St. Francis d'Assisi gibi saygın ilâhiyatçıların da katkısıyla, 'âdil savaş' kavramını geliştirmiştir. Bir savaşın ne zaman 'âdil', ne zaman 'gayr-ı âdil' olacağının kuralları bellidir. Bush'un kendi adıyla anılan 'pre-emptive strike' (Saldırılmadan saldırma) doktrini, bütün ilâhî ölçülere göre, bir savaşı 'gayr-ı âdil' kılmak için yeterli keyfîliğe sahip. Bu yüzdendir ki, az sayıdaki fanatikler dışında, dünyadaki bütün saygın dinadamları, Papa ve Anglikan Kilisesi'nin başkanı dahil, Irak'a savaşa şiddetle karşı çıkıyorlar
'Dindarlık' iddiasındaki Bush ile Blair, dünyanın her tarafındaki gerçek dindarların gözünde moral değerleri kalmamış insanlar ABD-İngiltere ortak orduları, silâh gücüyle savaşı kazansa ile, ülkeleri bu savaşı moral açıdan kaybetmiş olacak
Bugün dünyada geçerli olan uluslararası düzen, yüzyıllar sürmüş kazanımlar üzerine oturuyor. 'Uluslararası hukuk' bu kazanımları yansıtıyor. Dünyanın eriştiği uygarlık düzeyi, ülkeler arasındaki sorunların savaştan başka yollarla çözülmesini gerektiriyor. Bush ve beraberindekilerin açmayı planladıkları savaş 'uluslararası hukuk' açısından 'meşru' değil. Bush ile Blair'in günler boyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri üzerinde uyguladıkları baskı bekledikleri sonucu vermedi. Direnen ülkeler, bunu, insanlığın 'ortak uygarlığı' adına yapmaktalar
BM Güvenlik Konseyi'nin uygun görmediği bir savaş, iki saat içerisinde bitecek olsa bile, 'uluslararası meşruiyet' temelinden yoksundur. Geçmişte, kendi kafalarından ilân ettikleri savaşlarla dünyayı kana bulayanlar, sonraları, kendilerini uluslararası savaş suçluları mahkemelerinin önünde buldular
Kutsal kitaplara aykırılık, saygın dinadamlarının uyarısı, dindarların karşı çıkması, BM onayı alamamış olmak, uluslararası hukuka aykırılık, uluslararası meşruiyetten mahrumiyet ABD ve İngiltere, önlerindeki bu engellere rağmen savaşı başlatabilirler elbette; bu iki ülkeye egemen olan güçler, ellerine böylesine bir fırsatın bir daha geçmeyebileceği endişesiyle bu çılgınlığa sapabilirler. Bugüne kadar sergiledikleri gözü dönmüşlük korkutucu
Ancak, bugüne kadar dünyanın hiçbir dönemde kaydetmediği yoğunlukta tehdit, şantaj, korkutma, sindirme, kamuoyu manipülasyonu, sahtekârlık gibi yöntemleri uyguladıkları halde, projelerine, üç ülke (ABD, İngiltere ve İspanya) dışında destekçi bulamamaları, 'savaş lobisi' için gerçek bir yenilgidir. Saddam Hüseyin gibi kendi vatandaşları tarafından bile sevilmeyen birine karşı dünyayı yanına alamayan proje, hayata geçse bile, hayatiyetten mahrumdur.
Eğer dediklerini yapar ve savaşı başlatırlarsa, ilk kurşun atıldığında, ABD ile İngiltere'nin dünyanın gözünde düşecekleri mağlubiyeti ilân edebiliriz.