İnsan hakları, Kopenhag kriterleri ve..
İnsan haklarının savunucusu Özgür ve Demokratik Batı, elindeki ünlü Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) ve benzeri aletlerle, kendi pazarları içindeki küçük diktatörleri haklı olarak eleştirmektedir. Bu pazarın dışına çıkmaya çalışanlarıda sadece eleştirmekle kalmamakta, yine tamamen haklı olarak cezalandırmaktadır. Ticarette adamı hem soymak ve hemde haksız çıkartıp paylamak ve hatta kötek atmak akıllıca ve son derece demokratik bir iştir. Gerçi Amnestynin İsveç Şubesinin başına oturtulan liberal sağcı demokrat karakterin uyanık bir hırsız olduğu 2002 yılı içinde mahkeme kararlarıyla kesinlik kazanmıştır ama, böyle birinin hangi mekanizmaların yardımlarıyla o makama getirilip oturtulduğunu araştırmaya kalkmak akıl işi değildir ve demokrasiyi zedeler. Demokratik ülkeler demokratik olarak kalmalıdırlar.
Türkiyeyi
yöneten tam demokratlar, muassır medeniyet seviyesine ulaştıkları
ve gerçek anlamda Batılı oldukları inancı ile ve bu
demokrat varlıklarını güvenlik altına almak için,
ABye üye olmayı kafaya takmışlardır. Bu işin Batıya
ekonomik olarak pahalıya patlayacağı belli olduğu için,
oradaki tam akıllı demokratlar, siz daha Kopenhag
kriterlerine uymuyorsunuz gerekçesi ile Türkiye yönetiminin yolunu kesmişlerdir.
Batı nasıl olsa gümrük birliğini sağlanmıştır
ve uşaklık edecek demokratlarla efendi demokratları
terazinin aynı kefesine koymak akıl işi değildir. Hem
Hitlerin planlarında da bir anavatan, ehlileştirilip anavatana katılacak
ülkeler ve Türkiyenin de aralarında olduğu satalit devletler var
değilmiydi? Zaten o şahısta sevgilisi Eva Brauna karşı
sonderece demokratikti ve et yemezdi.
Şüphesiz
teorik olarak herkes ve bütün milletler eşittir ama, ne de olsa üstün
değerleri olan demokratik Batı ile, muassır Batı
medeniyetine ulaşma nutukları atarak övünç kaynağı
ulusal gelenek falakayı Batılı elektrik işkencesiyle değiştiren
kuyruk sallayıcıları bir sayılamazlar. Hem zaten Taşhanlar
soyadını taşıyan ünlü vali, İnsan hakları
insanlar içindir!, dememişmidir? Demekki bu ülkede bukadar çok kişi
yaşamından, işkenceden vs. şikayetçi olduğuna göre,
burada yaşayanların çoğunluğu insan değildir(!)
Halbuki demokratik Batı insan olmayanların değil,
insanların haklarıyla ilgilidir ve zaten insan olmayanların
Batıya gelişlerini engellemek için masraflı tel ve elektronik
duvarlar örmeye, insanlar için olmayan yasalar çıkartmaya başlamışlardır.
Hatta süper demokrat Dabulyu Buşun ve delikanlı
demokrat Blairin önderliğinde Kopenhag kriterlerine uymayanları
cezalandırmak, hak etmedikleri petrollerini alıp gerçekten
demokrat uluslar üstü tekellere vermek için cezalandırma seferlerine
bile başlamışlardır.
Gerçi
Birleşmiş Milletleri kendileri kurmuşlardı ama,
malesef bu örgüte insandan sayılmayan insanların
devletleri üye olmuş olduğu için, kararlarına uyma zorunluluğu
yoktur. Hem, herkesin yaşamaya; kendisine, ailesine ve çocuklarına güvenlikli
bir gelecek sağlamaya; sağlıklı beslenmeye; giyime; gerçek
bir konuta; sağlık yardımına; eğitime; düşüncelerini
özgürce açıklamaya; haber almaya; seyyehate vs. vs. vs. hakkı vardı
ama, bunlar şüphesiz Batılı varlıklı gerçek
insanlar içindir ve aynı haklar insan gibi insan
olmayanlardan korunmalıdır. Zaten insan gibi insan
olmayan 1.5 miyar kadar aç vardır ve sadece bu nedenle her yıl en az
30 bin kişi insan gibi olamadan ölmektedir. Şüphesiz bu gibi işler
sonderece normaldir(!) İnsan gibi insan olmayanların salgın
hastalıklara yakalanmaları, pis sular içmeleri, çocuk yaşta
okul yerine çalışmaya başlamaları, Batılı gerçekten
demokrat pedofillere seks hizmeti sunmaları, analarınında aynı
şekilde satılmaları, köle işci olarak çalıştırılmaları
ve bunların hepsi insan hakları insanlara yönelik olduğu için
sonderece anlaşılabilir olaylardır. Ananormal olan,
insan olmayan insanlardan bir kısmının enerji yatakları,
petrol depoları üzerinde oturuyor olmaları ve insan olmayan
insanlara özgü bir ahmaklıkla bu zenginlikler üzerinde hak iddia
etmeye kalkışmalarıdır.
İnsan
olmayan insanları sömürmeye, onlara gereken dersi vermeye hakkı
olan demokrat Batının elinde bu yanlışlığı
düzeltecek yeterli sayıda ve güçte en ileri teknolojiye dayanan terbiye
aleti vardır. Doğrusu bu aletlerin masrafları terbiye
edileceklerin masraflarından kat kat yüksektir ama, insan haklarını
ve Kopenhag kriterlerini yaşama geçirmek ve hakkı olmayanın
elinden petrolleri almak için hertürlü masraf yapılmalıdır.
Zaten Kopenhagın başında oturan gerçekten demokrat Başbakanda
bu amaçla cezalandırma seferine katılmamışmıdır.
Gerçi Rasmussen, delikanlı Balairin atalarında olan ve çok
uzun bir kuşatmanın ardından 11 temmuz 1191de açlık
nedeniyle teslim olmak zorunda kalan Akka kalesinden 300ü kadın ve çocuk
3000 kadar insanı surların önünde birbirlerine bağlatıp mızraklarla,
kılıçlarla, taşlarla katlettiren aslan yürekli Rikhard
gibi eline kılıcı alıp kendisi savaşa katılmamıştır
ama, olsun yine de benzer işleri Rikharddan daha rahat başaracak
silahları olan askerlerini yollamıştır. Hem zaten
antidemokratik bir Danimarkalı suratına kan rengi boya attığı
için, kendiside kahramanca terbiye seferine katılmış sayılır.
Eskiden olsa adı, Hacı Bush gibi Hacı Rasmussen
olarak kalırdı.
Doğrusu
İnsan hakları ve Kopenhag kriterleri uğruna Irakı
insan gibi insan olamamış ıraklılardan kurtarmak için
uzun yıllardır görülmemiş bir gayret gösterilmektedir. Daha geçen
gün, insan hakları, demokrasi ve Kopenhag kriterleri uğruna
hiçbir masraftan kaçınılmayarak uçaklar 1500 kereden fazla kaldırılmış
ve insan gibi insan olmayanların kafalarına hesabı zor sayıda
mükemmel imaledilmiş ve müthiş sesler çıkartan terbiye
edici bombalar atılmıştır. Daha şimdiden uçaklar
insanlık uğruna 3000 kereden fazla üslerinden kalkmışlardır
ve doğrusu alev alev yanan Bağdatın görünümü Neronun
Romasınınkinden daha şairanedir. Pazar yerine düşen
bomba ne biçim derin çukur açmış, etrafını nasıl yıkıp
kavurmuş, üstün teknolojinin ne biçim birşey olduğunu insan
gibi insan olmayanlara nasıl kanıtlamıştır.
Aynı
bomba bunlardan 15 kadarını öldürerek insan gibi insan
olamamaktan kurtarmıştır. Yanlışlıkla kalanlar,
Kopenhag kriterlerinden hiçbirşey anlamadıkları için
olaya ahmakça kızmışlardır. Hacı Bushun oğlu
Dabulyu Buş ve aslan yürekli Rikharın torunlarından
delikanlı Blair, insan hakları, demokrasi ve
Kopenhag kriterleri uğruna insan gibi insan olamamaktan
kurtarma işini olabildiği kadar sürdüreceklerini duyurmuşlardır.
Hacının oğlu Dabulyu, aynı işi sürdürebilmek için
gerçekten demokratların senatosundan ek olarak bir 74 milyar Dolar
daha istemiştir ve bunun 1 milyar Dolarınıda Kopenhag
kriterlerine daha iyi uyum sağlaması için Türkiyeye hibe
edecektir. Doğrusu, Türkiyenin başındakiler parayı görünce
olabildiğince demokratlaşmaktadırlar. Kopenhag
kriterlerine birtülü tam uyum sağlayamamaktadırlar ama, bu uğurda
sürekli çaba sarfettikleri için, hava sahasını Dabulyunun yüksek
terbiye aletlerine açmışlardır. Bu iş insan gibi
insan olamayanların terbiyelerini ve kurtarılmalarını
biraz kolaylaştırmıştır ama, şu Türkiye
Kopenhag kriterlerine bir tam uyarsa, işler nekadarda iyi gidecektir.
Kopenhag
kriterlerine uyumda Türkiyeyi yönetenlerden çok daha yüksek bir başarı
sağlayan, insan gibi insan olamamış filistinlilere
derslerini fazlasıyla veren Sabra ve Shatila kahramanı aşırı
demokrak İsrail Başbakanına insan haklarını
korumaktaki başarılarını sürdürmesi için 10 milyar Dolar
vermişlerdir. Türkiye yönetimide bu kişiyi örnek alıp tam
anlamıyla demokratlaşırsa, Kopenhag kriterlerine eksiksiz
uyarak sınırlarını demokratik Amerikalı ve süper
"demokratik" İngiliz
askerlerine açarsa, insan hakları uğruna kuzey cephesi işini
kolaylaştırırsa, İsrail kadar olmasada biraz daha fazla para
alacaktır. Hem zaten böyle bir iş, Türkiyenin muassır Batı
medeniyetine ne ölçüde ulaşabildiğini göstermesine ve insan
haklarına ne ölçüde saygılı olduğunu kanıtlamasına
ve tarihin sayfalarına altın harflerle bir kez daha yazılmasına
yardımcı olacaktır.
Yusuf
Küpeli yusuf@telia.com
www.simbad@sida.nu
27
mart 2003






|
Kurban Bayramını iple çeken bir kurbanlık koyun saflığıyla bekliyorlar ABDnin zafer haberini... Yandaki koyunun ardından bütün sürünün boğazlanacağını göremeden... Celladına aşık bir kuzu çaresizliğiyle... İşte o yüzden gözbağcılık kol geziyor ortalıkta... Televizyon seyrederken bilinçaltımdan kırmızı bir bant akıyor: "Yalan... yalan... yalan... yalan!.." *** Apaçi helikopterinin öldürücü üstünlüğüne övgüler düzen nekrofil bir grafik animasyon geliyor ekrana... Sonra da çakaralmaz piştovuyla tek atışta onu avlamış 80lik bir Irak köylüsü... Türkiyenin kuruluş tarihinden iyi hatırladığı, "yurdunu savunma refleksi" bu... nefis müdafaası... Hani sınırdan girdiği gün Amerikan askerinin postalına kapanacaktı Irak halkı? Hani iki gün içinde Şiiler düşmana katılacak, Kürtler arkadan vuracak, Saddamın muhafızları teslim olacaktı? Hani kitle imha silahları vardı Irakın? Hani sivillere, çocuklara dokunulmayacaktı? Bağdatın pazar yerini bombalasın diye mi izin verdik B - 52lerin geçişine? *** Arsız yalanlar bunlar! Bilincimizin kollarını bağlayan deli gömlekleri... ABDnin derdi insan hakları olsa, daha geçenlerde İsrailde vahşi bir dozerin ezip kafatasını parçaladığı kendi yurttaşına sahip çıkmaz mıydı? Batının amacı Iraklıyı Saddamdan kurtarmak olsa, zamanında Bağdatı silaha boğar mıydı? Denize düştük diye yalana, yılana sarılmanın alemi yok. Dirayetle, yüzmeyi öğrenmemiz gereken günlerdeyiz. Yüzyılın en haksız savaşında tarih, en pahalı dersini veriyor. Dostu düşmandan ayırıyor. Düşürüyor maskeleri... Devleri cüceleştiriyor. *** Demirel, Öcalanı ABDnin teslim ettiğini açıkladı. Hani "terörist başı"nı Türk istihbaratı yakalamıştı? Erdoğanın "Iraka girmek için kimseden izin almayız" dediği gün ABD, Türk ordusuna girme izni vermediğini bildirdi. Hani tam bağımsızlık şiarımızdı? Nerede her fırsatta "bağımsızlık" diye, "sulh" diye, "mazlum milletler" diye Anıtkabire koşuşan Atatürkçüler?.. "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman" anlı şanlı milliyetçiler, şimdi nasıl oldu da şiddet tanrısının paçasında "Küstü Amerika, yandı dolarlar" diye ağlaşan birer Bushpereste dönüştüler? Muhalefetteyken her cuma çıkışı yıldızlı bayrak yakıp yeşil sancak açarak "Allahuekber" nidalarıyla yürüyenler... "...hele sizler... hele sizler!.." *** Öyle yaman bir haysiyet testinden geçiyoruz ki her ferdin, her kurumun, her inancın baştan sorgulanacağı bir devir çıkacaktır savaşın kanlı enkazı altından... Evet, "birlik zamanı, zaman"... Öyle "milli" filan bir birlik değil bu; zalime karşı mazlumun, saldırganlığa karşı hukukun, teslimiyetçiliğe karşı direnişin, vicdansızlığa karşı merhametin, ölüme karşı hayatın yanında saf tutanların (dinine, fikrine milliyetine bakmaksızın) birlik olma zamanı... Tarihi bir kavşak noktasında, yeni ve büyük ittifakların eşiğindeyiz. Şimdi "öldürmeyeceksin" diyen mukaddes kitaplardan başlayarak en temel kaynakları sarsmanın, en bildik ideolojilerle hesaplaşmanın, insanlık adına bildiğimiz, biriktirdiğimiz ne varsa ortaya koymanın vaktidir. *** Ama o hesap zamanına dek mütemadiyen çalmalı sirenler... ABD çuvalladıkça havucu sallamaya, parayı koklatmaya başladı. Asıl tezkere geliyor demektir bu... Barışın ordusu daha güçlü haykırmaya hazır olmalı. can.dundar@e-kolay.net
|
Telefonlar hâlâ çalışıyor (Net Haber, 28 mart 2003) Amerikan ve İngiliz kuvvetlerinin gece boyunca devam eden Bağdat'a yönelik bombardımanı, şehrin haberleşme merkezlerini büyük ölçüde tahrip etti ancak telefon hatları kesilmedi. AFP muhabirlerinden alınan bilgiye göre anacadde üzerinde bulunan El Ulviyya telefon merkezi tamamen harap oldu. Kentin güney dilimine heberleşme hizmeti veren merkezin bombardımandan
etkilenmesine rağmen, bölgedeki telefon hatlarının hala çalışır
durumda olduğu kaydedildi. ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin
dün düzenlediği saldırılarda yıkılan ve Bağdat'ın
batı yakasına hizmet veren El Maamun haberleşme merkezinde
de telefon hatlarının açık olduğu bildirildi.(IHA) Savaşın başından beri Irak tarafından verdiği haberlerle Amerikan ve İngiliz yöneticilerinin tepkisini çeken Katar'ın El Cezire televizyonu sonunda askeri güçlerin de hedefi oldu. El Cezire yöneticileri Irak'ta faaliyet gösteren bir yayın araçlarının İngiliz tankları tarafından vurulduğunu duyurdu. El Cezire, olay sonunda bir kemaramanlarının kaybolduğunu açıkladı. 28/03/2003 17:42 Net Haber
|
||||||||
|
||||||||
|
ABD, BM Güvenlik
Konseyinden karar çıkmadığı halde Iraka askeri
operasyon düzenliyor. ABDnin bu tek taraflı kararının
New Yorkta değil de Washingtonda alınması, İkinci
Dünya Savaşından sonra bu ülkenin öncülüğünde
kurulan BM rejimini bitirecek bir hamle olarak görülüyor. Bugün
Birleşmiş Milletler ve bütün dünya için üzücü bir gün. Dünya
çapında milyonlarca insanın bu hayal kırıklığını
paylaştığını ve derinden rahatsız olduğunu
biliyorum. Bu gece düşüncelerim Irak halkı ve hayatları
tehlikede olan diğerleriyle birlikte... |
||||||||
BMnin, "artık işlevi kalmamış görünen" Irak ile ilgili Silah Denetim Komisyonunun (UNMOVIC) Başkanı Hans Blix, "İlla ki savaş isteyen ABD, kapıyı suratımıza çarptı" dedi. Blix, Avusturya dergisi "News"e BMnin New Yorktaki karargâhında verdiği demeçte, "ABD, Iraktaki çalışmalarımızdan hiçbir zaman hoşnut olmadı. Süremiz yeterli değildi. 3.5 ay olmuştu. Bu yeterli değildi. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyinin kitle imha silahlarına başvurma ihtimali pek yoktu" diye konuştu. ABDnin "BM hukukunu tanımaz siyasetinden" dolayı hayal kırıklığına uğradığını belirten Blix, 8 Kasım 2002 tarihli 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının ABDnin giriştiği savaş için asla meşru zemin oluşturmadığını kaydetti. (Milliyet, 27 mart 2003) BM silah denetçilerinin
başkanı Hans Blix: |
ABD ve İngiliz kuvvetlerinin saldırılarının yoğunlaştığı Basra'da su ve elektrik sıkıntısı yaşanıyor. ABD ve İngiliz birlikleri, Basra kentini kuşatma altında tutuyor. Kent havadan da bombalanıyor. Bu şartlar altında Irak'ın en büyük ikinci kentine iki günden fazla bir süredir elektrik ve su verilemiyor. 2 milyon kişiye su sağlayan istasyon ABD ve İngiliz askerlerinin kontrolünde. Kızılhaç yetkilileri de bu bölgede insanlık dramı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Basra, işgal güçlerinin yoğun kara ve hava saldırısına maruz kalıyor.
İnsanlık dramı uyarısı
Kentte, halk hem bombardımanlardan korunmaya çalışıyor, hem de kıt kaynaklarla yaşam mücadelesi veriyor. Kızılhaç yetkilileri de bu bölgede insanlık dramı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Su istasyonuna enerji sağlayan elektrik hattı tahrip olmuş durumda. Kızılhaç, 2 milyon kişiye su sağlayan istasyonun koalisyon güçlerinin kontrolünde olduğunu duyurdu. Bu istasyona ulaşamayan Kızılhaç yetkilileri tedbir olarak çevre nehirlerdeki suyu temizleyerek halka dağıtıyor.
100 bin çocuk tehdit altında
BM Çocuk Fonu UNICEF, Basra'da 5 yaşın altındaki 100 bin çocuğun salgın hastalık tehdidi altında bulunduğunu duyurdu. UNICEF, Ürdün'ün başkenti Amman'dan yaptığı yazılı açıklamada, "UNICEF, Basra'daki içme suyu ve elektrik kesintisinin uzamasından dolayı kaygılı" ifadesini kullandı. Açıklamada, Basra'daki su kesintisinin üçüncü gününe girdiği belirtilirken, salgın hastalıkların yayılmasının 5 yaşın altındaki çocukları tehdit ettiğine dikkat çekildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sözcülerinden Fadile Şeyb, örgütün, içme suyu kesintisinin sağlık koşullarına etkisi konusunda endişeli olduğunu belirtti.
|
Basra'da
yaşananlar ödüllü İngiliz gazeteci John Pilger'i isyan
ettirdi. '6 utanç günü' başlıklı bir yazı yazan
Pilger, 'Utanç artık bizim imzamız. 60 yıl önceki gibi açgözlü
işgalciler olduk' dedi |
Pazarda cehennem
Amerikalılar'ın sık
sık tekrarladıkları "siviller hedef alınmayacak" açıklamalarının
aksine Bağdat'ta siviller ölüyor. Yoksul bir mahallede kurulan semt pazarına
düşen bomba ortalığı cehenneme çevirdi 15 ölü
Irak'ın başkenti Bağdat'ta
bir pazar yerine düşen ve 15 kişinin ölümüne, onlarca kişinin
yaralanmasına neden olan bomba; güne damgasını vurdu. Günlerden
beri ağır bombardıman altında bulunan Bağdat'ta
sivillerin en yoğun olduğu bir kenar mahalle pazarına düşen
bomba, ABD'nin "sivillere zarar gelmeyecek" yönündeki açıklamalarının
geçersiz olduğunu kanıtladı.
HAMİLE BİR KADIN
DA VARDI
Geçtiğimiz perşembe
gününden bu yana ağır bombardıman altında tutulan Bağdat'ta
bir kerede en büyük kayıp dün öğle saatlerinde (TSİ 11.35'te)
verildi. Amerikan ordusu tarafından atılan füzeler Şaab bölgesindeki
apartman bloklarına isabet ederken ağır hasara uğrayan
apartmanlar ile dükkanların bulunduğu caddede geniş bir çukur açıldı.
Onlarca arabanın kül olduğu pazar yerinden 15 ceset çıkarıldı;
30'dan fazla kişi de yaralandı. Ölenler arasında bir hamile kadın
olduğu da gelen haberler arasında.
Olay yerinde toplanan
binlerce Iraklı, ABD ve İngiltere'ye lanet yağdırarak,
Saddam Hüseyin'e destek verdi. Irak Enformasyon Bakanlığı
yetkilileri, Bağdat'ta görev yapan basın mensuplarının gün
içerisinde bölgeye götürüleceğini; yaşananları görüntülemelerine
izin verileceğini açıkladı.
Bağdat önceki akşam
da en şiddetli saldırılardan birine sahne oldu. Sabaha karşı
başlayan bombardımanda 40 Tomahawk füzesi kullanıldı.
Patlamalardan kentin en ünlü oteli Reşad, Enformasyon Bakanlığı
binası ve Irak televizyonu da nasibini aldı. Otelin bahçe duvarı
isabet eden füze ile yıkıldı. Devlet televizyonu ise saat
05.00'te yayınını kesmek zorunda kaldı.
TV YAYINLARI KESİLDİ
Saldırıda isabet
alan binalarda 4 saat sonra yayın tekrar başlatılabildi. Ancak öğlen
saatlerinde başlayan bombardımanın ardından Irak
televizyonlarının yayını bir kez daha durdu. Yayın
yapan tek istasyon olarak yerel bir kanal ayakta kaldı.
Uluslararası Af Örgütü
ise televizyon binalarında sivillerin bulunduğunu belirterek bu
binaların uluslararası insan hakları kurallarına göre
vurulmaması gerektiğini belirtti. Bombardımanlarda 8 sivilin öldüğü,
60 kişinin yaralandığı bildirildi. Uluslararası Kızılhaç
Komitesi Sözcüsü de "Resmi bilgilere göre, dünkü bombardımanlarında
8 sivil öldü, yedisi çocuk olmak üzere 60 kişi de yaralandı"
dedi.
Ali ÖZLÜER (Sabah, 27 mart
2003)
www.simbad.sida.nu/