Önceki hafta (mart 2003
sonunda), Betlehemde binlerce Filistinli çocuk, savaşın kurbanı
olan yaşıtlarını anmak ve acılarını yansıtmak
için bir protesto gösterisi yaptılar. Gösteriden birkaçgün önce
Betlehemde ailesiyle birlikte bir arabanın içinde yolculuk ederken
İsrail ordusunun açtığı ateşle katledilen 10 yaşındaki
Christine Saadahın öldürülmesini protesto edebilmeleri için değişik
Filistin örgütleri çocukların eylemlerini birlikte organize etmişlerdi.
Christine, son iki gün içinde İsrailli askerler tarafından öldürülen
üçüncü çocuktu. Bir gün önce Ceninde iki küçük oğlan çocuğu
vurulup öldürülmüşlerdi. Çocukların protesto gösterilerinin
sonderece sakin ve barışçı geçmesine karşın, İsrailli
askerler gözyaşartıcı bombalar ve ses bombaları atarak ve
askeri arazi araçlarını çocukların ortasına sürerek gösteriyi
dağıttılar. Doğal olarak çocuklar gerçek bir korkuya kapıldılar
ve bazıları sakatlandılar.
İkinci
İntifadanın başladığı eylül 2000den beri
İsrail ordusu 400ü aşkın Filistinli çocuğu öldürmüştür.
İsrailli askerlerin uyguladıkları şiddetin sonucu olarak 500
çocuk sakat kalmıştır ve 200 civarında Filistinli çocuk
İsrail cezaevlerindedir. İsrail ordusu sadece çocukların hayatlarını söndürmekle
kalmamakta, aynızamanda onların tüm yaşam sevinçlerini ve
geleceğe olan inançlarını da yoketmektedir. İsveç ve
İngiliz Çocuk Esirgeme Kurumları (Rädda Barnen), İsrail tarafından
işgaledilen bölgelerdeki Filistinli çocukların yaşam koşullarını
öğrenebilmek amacıyla ocak ve şubat 2003te 380 Filistinli çocukla
görüşme yapmışlardır. Sonuç, nisan 2003ün ilk haftası
içinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonuna bir
raporla sunulmuştur. Kısa, şaşırtıcı ama,
alabildiğine üzüntü verici acı bir sonuçtur bu.
Çocukların
tanıklıkları, yaşamlarının güvensizlik, şiddet,
korku ve acıyla yüklü olduğunu göstermiştir. Öldürülen diğer
çocuklar, hapsedilen yakınları, ev yıkmalar ve okula giderlerken
başlarına gelecek olanlar için derin üzüntü duymaktadırlar. Günümüzde
Filistin kentlerinde sık sık uygulanmakta olan sokağa çıkma
yasakları, çokcukları en sert biçimde vuran silahlardan biridir.
Sabahları pencereden dışarıya bakarak sokağa çıkma
yasağının olup olmadığını ve dolayısıyla
okula gidip gidemeyeceklerini anlama alışkanlığı, çocukların
günlük yaşamlarının bir parçası olmuştur.
Televizyonun karşısında geçen ev günleri uzun ve sıkıcı
olmaktadır. Okula gidebildikleri günlerde onları en çok telaşlandıran
olay, daha evlerine ulaşamadan sokağa çıkma yasağının
başlayacak olmasıdır. Okula gidiş veya okuldan dönüş
yolları, bazan bu okul çocuklarına nişan alan veya hatta ateş
eden İsrail ordusu askerleri tarafından sık sık kesilmekte,
zaman zaman okul çantaları aranmaktadır.
Batı
yakasını son kez ziyaret ettiğim 2001 yazından bende kalan
aydınlık anı,
karşılaşmış olduğum umut dolu sevinçli çocuklardır.
Ağır politik koşullara karşın bu çocuklar, kendilerini
adamış büyüklerin saygıdeğer yardımlarıyla
zengin içerikli ve sevgi dolu bir yaşam sürdürebiliyorlardı.
Ozamandan bu yana aynı çocuklar için çalışma yapmak alabildiğine
zorlaştı ve bunda sokağa çıkma yasaklarınında bir
ölçüde etkisi var. Kızıl Haçın araştırması,
çocukların çogunluğunun kendileri için bir gelecek göremediklerini
ve derin bir güvensizlik içinde olduklarını göstermiştir. Buna
karşın, gelecekleri üzerine fantaziler yaparlarken, çocukların
içinde yinede bir umut ve dikkatli bir iyimserlik vardır. Yolları
ne ölçüde zorluklarla dolu olsada, özgür bir Filistiin kurulacağına
inanmaktadırlar. Şimdi dünyanın sorumluluğu, İsrailin
bu umudu yoketmesini engellemektir.
Stockholms
Fria (Stockholmün Özgürü), 5 nisan 2003