Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
Geliri artmayana, enflasyon pahalılıktır

Güngör Uras, Milliyet, 5 nisan 2003

     Rahmi Bey’in yılbaşında geliri 100 lira, yılbaşında bir çift ayakkabının satış fiyatı 100 lira idi. Üç ayda tüketici fiyatları yüzde 8.2 oranında arttı. Ayakkabının fiyatı nisan ayı başında 108.2 lira oldu. Ama, üç ayda Rahmi Bey’in geliri de yüzde 20 arttı. Geliri 120 lira oldu. Bu durumda Rahmi Bey için "enflasyon" vardır. Ama, "pahalılık" yoktur. Çünkü Rahmi Bey’in geliri, enflasyondan (tüketici fiyatlarındaki artıştan) daha fazla artmıştır.
     Gelelim Ayşe Hanım Teyzemin durumuna. Yılbaşında Ayşe Hanım Teyzemin geliri 100 lira, bir çift ayakkabının fiyatı 100 lira idi. Üç ayda tüketici fiyatları yüzde 8.2 oranında arttı. Bir çift ayakkabının fiyatı nisan ayı başında 108.2 lira oldu. Ama, Ayşe Hanım Teyzemin geliri yılbaşından bu yana, artmadı. Geliri gene 100 lira, buna karşı bir çift ayakkabı 108.2 lira. Bu durumda, Ayşe Hanım Teyzem için hem "enflasyon" vardır, hem de "pahalılık" vardır.
     Ayşe Hanım Teyzem hem enflasyonun hem pahalılığın tokadını yemiştir. Bu tokat o kadar ağırdır ki, Ayşe Hanım Teyzem geliriyle istese de artık bir çift ayakkabı satın alamaz.
     Ayşe Hanım Teyzemin, Ali Rıza Bey Amcamın gelirlerinin enflasyon oranında artmaması ve pahalılık nedeniyle alım güçlerinin düşmesi, bir yanda onların fakirleşmesine, öte yandan da piyasadaki iç talebin daralmasına, iç talep daralınca da üretimin ve yatırımların durmasına yol açıyor. Geliniz görünüz ki, yatırım ve üretim artmadan, Ayşe Hanım Teyzemin, Ali Rıza Bey Amcamın gelirinin artması ise imkansız.
     Çünkü, gelirin ve refahın kaynağı üretim. Üretim artacak ki, insanların geliri artsın, insanlar daha fazla tüketsin. Daha fazla tüketsin ki, üretim yapılsın ve böylece çark iyi yöne doğru dönsün. Halbuki, Türkiye’de "üretim - gelir - tüketim - yatırım - istihdam - üretim - daha fazla gelir - daha fazla tüketim" çarkı tersine işliyor. Üretimimiz düşüyor. Gelirimiz düşüyor. Tüketimimiz düşüyor.
     Sayın okuyucularıma bu çarkın ters işleyişini rakamlarla göstermek için bu yazının altında bir tablo veriyorum. Bu tabloda 1987 yılı sabit fiyatlarıyla (enflasyondan arındırılmış rakamlarla) üretim, (gayri safi yurt içi hasıla - milli gelir) kişi başı gelir ve ülkedeki toplam tüketim rakamlarının değişimi sergileniyor.
     1987 yılı sabit fiyatlarıyla, 1998 yılında üretimimiz 116 trilyon lira. Beş yıl boyunca iniyor, çıkıyor. 2002 yılına geliyoruz, üretimimiz 118 trilyon lira. Son beş yılda üretimde, doğru dürüst bir artış yok. Üretim artmıyor ama, nüfus artıyor. Kişi başı gelir 1998 yılında 1 milyon 880 bin lira iken, 2002 yılında 1 milyon 680 bin liraya düşüyor. Ülkedeki toplam özel tüketim harcamaları (açık anlatımıyla, halkımızın yediğine, içtiğine ödediği para), 1998 yılında 77 trilyon lira, 2002 yılında 74 trilyon lira.
     Sayın okuyucularım, görüyorsunuz son beş yıldır insanlarımızın geliri giderek azalmış. Görüyorsunuz Türk halkı artan nüfusuna rağmen beş yıl önceden daha az tüketiyor. Bir noktaya daha dikkat etmek gerekir. Enflasyon, dar ve sabit gelirlileri pahalılık yoluyla fakirleştirmekle kalmıyor, gelir dağılımını da bozuyor. Fakir daha fakir, zengin daha zengin oluyor. Gelir dağılımındaki çarpıklık sonucu bazı kimseler bir çift ayakkabı alamazken, bazı kimseler paralarını nereye koyacaklarını bilemiyor.
     

1987 yılı sabit fiyatlarıyla yurtiçi gayri safi hasıla (milli gelir), kişi başı gelir ve toplam özel tüketim harcamaları nasıl arttı? Nasıl azaldı?
  GSYİH (milli gelir) (trilyon TL) Kişi başı gelir (bin TL) Toplam özel tüketim harcaması (trilyon TL)
2002 118.4 1.680 77.8
2001 110.3 1.570 73.5
2000 118.9 1.766 80.9
1999 110.6 1.741 75.6
1998 116.2 1.880 77.6
     
     guras@milliyet.com.tr
     

İniyor kayık,çıkıyor kayık

Güngör Uras, Milliyet, 1 nisan 2003

     2002 yılında gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH), yüzde 7.8 büyüdü. GSYİH artışı, bir yıl içinde bu ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal (katma) değerindeki artışı gösterir. GSYİH rakamından, bu ülkeden dış aleme giden net faktör giderleri düşülür ve de net faktör gelirleri eklenir ise, gayri safi milli hasıla (GSMH) rakamı ortaya çıkar.
     Açık anlatımıyla, GSYİH bu ülke halkının sabahtan akşama, akşamdan sabaha ne kadar mal ve hizmet ürettiğinin göstergesidir. Toplam üretim (gelir) rakamı yıl içi ortalama nüfusa bölünür ise, kişi başı ortalama üretim (gelir) rakamı bulunur.
     Üretim ve gelir rakamları enflasyondan etkilendiği için, bu rakamlarla yıllar arasında karşılaştırma yapılamaz. Karşılaştırmalar milli gelir ve kişi başı gelir rakamları enflasyondan arındırılarak yapılır. Rakamlar ya yıllık cari kur üzerinden, dolara çevrilir. Veya 1987 yılı fiyatları esas alınarak her yılın rakamı 1987 yılı sabit fiyatına dönüştürülür. Dolar kuru her zaman enflasyon artışını yansıtmadığından dolar ile karşılaştırmalar, özellikle devalüasyon ve revelüasyon zamanlarında yanıltıcı olur. Bu nedenle yıllık karşılaştırmalarda 1987 yılı sabit fiyatları ile karşılaştırma yapmak sağlıklı, değerlemelere imkan verir.
     1987 yılı sabit fiyatları ile, son yıllarda milli gelirin ve kişi başı gelirin nasıl geliştiğine bakılırsa, büyük şairin "iniyor kayık, çıkıyor kayık" anlatımına benzer şekilde üretimin ve gelirin bir yıl indiği, öbür yıl çıktığı ama Türkiye’nin üretim ve gelir rakamlarının yıllardır aynı çizgide durduğu görülür.
     1987 yılı sabit fiyatları ile GSYİH 2002 yılında yüzde 7.8 büyüdü ve 118 trilyon lira oldu. Ama, bu büyüme 2001 yılındaki küçülmenin ve 110 trilyon liraya inen GSYİH rakamının üzerine oturan bir büyümedir. 2000 yılında 118 trilyon olan GSYİH, 2001 yılında 110 trilyon liraya inince üzülüyoruz. 2002 yılında 110 trilyondan 118 trilyon liraya çıkınca, seviniyoruz. Büyüdük sanıyoruz. Halbuki enflasyondan arındırılmış rakamlara bakar isek, görüyoruz ki, 1997 yılından bu yana "iniyor kayık, çıkıyor kayık" aynı yerdeyiz. Üretimimizi artıramıyoruz. Kişi başı gelirimizi artıramıyoruz. Kişi başı gelirimiz sabit fiyatlarla 1996 yılındaki rakamın da altına düştü...

  GSYİH (trilyon TL) Kişi başı gelir (bin TL)
2002 118.4 1.680
2001 110.3 1.570
2000 118.9 1.766
1999 110.6 1.741
1998 116.2 1.880
1997 112.6 1.838
1996 104.7 1.691
     
     1987 yılı sabit fiyatları ile hesaplanan üretim ve harcama rakamlarına bakıldığında ne üretimde, ne de harcamalarda bir değişiklik olmadığı bir adım ileri bir adım geri olduğumuz yerde durduğumuz açıklıkla görülüyor. 1987 yılı sabit fiyatları ile 1998 yılında tarımsal üretim 16.0 trilyon lira idi. 2002 yılında 15.9 trilyon lira. Sanayi üretimi 33.4 trilyon lira idi. 2002 yılında 34.1 trilyon lira. Ticaret kesiminin milli gelire katkısı 25.3 trilyon lira idi. 2002 yılında 26.6 trilyon lira oldu.
     
  Üretim   Özel Tüketim Harcamaları
  Tarım Sanayi
2002 15.9 34.1 74.8
2001 14.9 31.1 73.5
2000 16.0 33.6 80.9
1999 15.4 31.8 75.6
1998 16.0 33.4 77.6
     
     Üretim artmayınca, gelir de artmıyor. Gelir artmayınca, insanlar harcayamıyor. 1987 yılı sabit fiyatlarıyla 1998 yılında özel tüketim harcamaları 77.6 trilyon lira idi. 2000 yılında 80.9 trilyon liraya çıkmıştı. Geldik 2002 yılına toplam tüketim harcamaları 74.8 trilyon lira ile, 1998 yılının gerisinde. İnsanlar düne göre daha iyi mi yaşıyor, daha kötü mü yaşıyor, bu rakam ortaya koyuyor. Ama suç, hepimizin. Üretemiyoruz. Üretemediğimiz için, gelirimiz düşük, üretemediğimiz için başkaları refah içinde yaşarken, biz fakirlik çemberini kıramıyoruz. Yılları boşuna geçiriyoruz.
     

     guras@milliyet.com.tr