Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

Bağdat’la birlikte yanıp yıkılan Birleşmiş Milletler’dir, tüm hükümetlere duyulan güvendir, eski inançlardır, insanlık onurudur ve bu savaş durdurulmalıdır

 

Faşizm’in temel dayanağı yalan ve ikiyüzlülüktür. Bu da onlar icin zorunluluktur. Uluslarüstü tekelerin karları ve dünya hakimiyeti için saldırganlaştıklarını, kitle kıyımları örgütlediklerini, kentleri yerlebir ettiklerini açıkça söyleyerek işlerini yürütemezler. Yaptıklarının ve yapacaklarının tam tersini, insanlara özgürlük, demokrasi, refah getireceklerini iddia ederek cinayetlerini işlemek zorundadırlar.

 

Geçen 10 yıl içinde Irak’ı 400 bin kez bombalayanlar, aynı süre içinde 5 yaşın altında 500 bini aşkın çocuğun ölümüne neden olanlar, ve dört gündün kadınları çocukları tüm sivil halkıyla birlikte tarihi Bağdat kentinin üzerine yüzlerce roket ve binlerce ağır bombaları yağdıranlar, TV kameraları karşısında, ”Irak halkını kurtarmak için saldırıya geçtiklerini” iddia etmektedirler. ”Kurtarıcılar”, savaşla ilgili haberleri sansürlemekte, gazetecilerin saldırıyı izlemesini engellemektedirler. Buna karşın, alev alev yanan Bağdat’ın, yıkılan evlerin, hastahanelerde inleyen sivil yaralıların, acılar içinde çığlık çığlığa ağlayan yaralı çocukların fotoğrafları yine de TV kameralarına yansımaktadır. Ve insanlar, bunlar nasıl kurtarıcılar?, neyi kimden kutaracaklar?, yoksa Irak’ı Irak halkındanmı kurtaracaklar?, diye kendi kendilerine sormaktadırlar.

 

Irak halkının en yurtsever evlatlarını yokederek, kalan halkı da ya kaçırıp ya da köleleştirerek bu ülkenin petrollerine elkoymak istediklerini artık tüm dünya bilmektedir. Şüphesiz saldırıları bu amaçla da sınırlı değildir. Simbad’daki diğer yazılarda daha önce defalarca açıklandığı gibi, Orta Asya’nın ve alt kıta Hindistan’ın arka bahçesi Basra’ya, tüm Ortadoğuya, Kızıldeniz’in iki ucuna ve özellikle Kuzey Irak’a yerleşmek ve böylece planlamış oldukları çok daha büyük bir savaş hazır olmak istemektedirler.

 

Dünya hakimiyeti için sağlam üsler elde etme peşindedirler. USA’yı dünyanın merkezi olarak gören ırkçı faşist jeopolitik “teorilerine” (aslında ideolojilerine) ve baş ideologları Zibigniev Brzezinski’nin dünya hakimiyeti formülasyonuna göre, dünyaya hakimolabilmek için Avrasya’ya, Avrasya’ya hakimolabilmek için ise Orta Asya’ya hakimolmak gerekmektedir. Nasıl Avrupa ve Rusya’yı denetim altına almanın ve Ortadoğu’ya saldırmanın yolu Balkanlar’dan geçmişse, Orta Asya hakimiyetinin yolu ve buradaki USA varlığının güvenliği ise Ortadoğu hakimiyetinden geçmektedir.. Daha Yugoslavya’nın başına ölüm yağarken, asıl hedefin Avrasya hakimiyeti olduğunu yazmıştım. Kısacası, eğer Irak’ta başarıya ulaşırlarsa, ileride bir nükleer kışa bile neden olabilecek çok daha kanlı savaşların, çok daha büyük felaketlerin ve dünya çapında bir köleliğin kapısı açılacaktır. Bugün Irak’a yönelik saldırıyla ve ayrıca savaşa karşı gösterilerle ilgili haberleri sansürlemeye çalışanlar, yarın Alman Nazilerinden daha ağır biçimde yaşamın her alanına rahatca müdahale edebileceklerdir. Bunun işaretleri şimdiden gözükmeye başlamıştır.

 

Dün, 22 mart 2003 günü New York’ta en az 250 bin kişi savaşa karşı gösteri yapmıştır ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır ama, TV kameraları karşısında eline tutuşturulan yalanları okumaya çalışan George W. Bush’un miğde bulandıran ahmakça dramatik ifadeli yüzü haber olarak barış eylemlerinden daha geniş yer kaplamıştır. İsrail Başbakanı katil Ariel Sharon’a hayranlığı bilinen, Irak’a sömürge valisi olarak atanması düşünülen, ilkelliği ve faşistliği suratına bir damga gibi yapışmış olan General Tomy Franks’ın tehditleri, yığınsal barış gösterilerinden çok daha fazla ekranlara gelmiştir. Aynışekilde dünyanın heryerinde gösteri yapan yüzbinlerce kişi ya görmemezlikten gelinmiş, ya da TV haberlerinde bir- iki fotoğraf ve kuru sözle geçiştirilmiştir. Aynı gün İsveç’in başkenti Stockholm’de, bu satırları yazan kişinin de aralarında olduğu en az 60 veya 70 bin kiş savaşa karşı yürümüştür. Buna karşın İsveç TV kanallarında, 3- 5 bin kişinin toplandığı söylenip, iki konuşmacının görüntüleri kısaca yansıtılarak olay geçiştirilmiştir. Bunun yanında, bazı organizatörler veya organizasyona sızmış belli çevrelerin adamları, katılımcıları aldatılmışlardır. USA elçiliğinin önüne yürünüp protesto gösterisi yapılacağı ilanedildiği halde, 60- 70 bin kişilik büyük kitle, insanların dikkatini çekmeyecek arka yollardan elçiliğin üç kilometre kadar ötesindeki bir çayırlığa sürülüp bırakılmıştır.

 

TV’de Görüntüsü en uzun yansıtılan konuşmacı, Göçmen Bakanı olan kişi, izleyicilerin çoğunluğu tarafından ıslıklanarak protesto edilmiş birisidir. Aslında savaş karşıtlarının kürsüsüne çıkmaması gereken, bakan olması gereken, çalışkan İsveç halkı için utanç kaynağı bir karakterdir bu kişi. İki ayrı maaşı olan, ayda eline en az 300 bin İsveç Kronu civarında para geçen Bakan’ın, evinde verdiği özel partinin 6- 7 bin Kron kadar tutan masrafını sanki resmi görev masrafıymış gibi devlete veya daha doğrusu vergi mükelleflerine ödettiği ortaya çıkmıştır. İnkar edilemez deliller karşısında yüzkızartıcı suçunu soğukkanlılıkla kabuletmek zorunda kalan cimri Bakan, aynı soğukkanlılıkla TV kameraları karşısında halktan sözde özür dileyerek ve özünde hakkı olmayan maaşlarından birini Olof Palme Vakfı’na bağışladığını açıklayarak -Türkiye’deki bilinen politikacılar gibi- işine devametmiştir. Böyle birinin veya benzerlerinin gerçekten haksızlıklara karşı olacaklarını, gerçekten savaşa karşı olacaklarını, ateş altındaki yoksul Irak halkını gerçekten savunabileceklerini düşünmek olanaklımıdır? O’da konuşmasında, Pentagon saldırganlığından, W. Bush’un yalanlarından, savaşın Irak halkına getirdiği felaketlerden bahsedeceğine, asıl olarak Saddam Hüseyin ile uğraşmıştır.

 

Faşist Pentagon’da yalana dayalı propogandasını aynı temele oturtmakta, Irak halkına karşı değil, Saddam Hüseyin’e karşı savaştığını iddia etmektedir. Yugoslavya halkının, Belgrad’ın, diğer kentlerin, ülkedeki rafinerilerin, santralların, fabrikaların, köprülerin, okulların, hastahanelerin üzerlerine tonlarla bombaları ve roketleri yağdırırlarken ve yaklaşık üç ayda tüm İkinci Dünya savaşında olana eşit yıkıma ve felaketlere neden olularken de, Miloseviç ile savaştıklarını iddia etmişlerdi. Vergi mükelleflerini kazıklayan Bakan’ın yaptığı gibi söze Saddam’la başlamak, peşinen savaşı kabullenmek, USA yönetiminin yalanlarını onaylamak anlamına gelmektedir ve aslında asıl çizgileri de budur zaten. Pislik sadece Türkiye ve benzeri ülkelerin politikacılarına özgü değildir; dünya çapında alabildiğine yaygındır ve yayılmaktadır. İsveç gibi demokratik ve adaletli olarak ünlenmiş ülkelerde bu yapışkan kirliliğin dışında değillerdir. Saldırganlar, Faşist Petagon, halklardan izole olmasına, görünüşte hükümetlerin ezici çoğunluğunun savaşa karşı çıkmalarına, Birleşmiş Milletler’in saldırıyı meşru saymamasına karşın, güçünü ve cesaretlerini asıl olarak bu gerçekten, ikiyüzlülüğün, yalanın ve çürümenin hiçbir çağda görülmemiş boyutlarda yeryüzüne yayılmış olmasından almaktadır. Pentagon ve yardakçıları cesaretlerini, demokrasinin heryerde çoktan ölmüş olmasından, hükümetlerin ve diğer resmi veya yarı- resmi kurumların artık halkları temsilediyor olmamasından almaktadırlar.

 

Yeryüzündeki tüm devletlerin yöneticileri, tüm Batılı yöneticiler ve İsveç’i yönetenler, Irak halkına yönelik saldırıda Saddam’ın sadece bir bahane olduğunu, gerçeği gizlemeye yarayan demagojik bir propoganda aleti olduğunu, Irak’a sadece ve sadece petrollerine elkonulmak ve topraklarında yeni Pentagon askeri üsleri kurulmak amacıyla  saldırıldığını herkesten iyi bilmektedirler. Yine aynı yöneticiler, Saddam ölecek veya Pentagon’un istediği gibi ülkesini terkedecek olsada, Irak’a yönelik USA saldırısının durmayacağını çok iyi bilmektedirler. USA yönetiminin “Saddam Irak’ı terketsin” gürültüsü, birinci olarak saldırılarının asıl amacını gizlemeye yönelik Hitler- Göbels tarzı bir propoganda taktiğinden başka birşey değildir. İkinci olaraksa, kaza ile Saddam Irak’ı terkedecek olursa, halkın ve Irak silahlı güçlerinin morallerinin bozulacağını ve Irak’ı işgal eylemlerinin ekonomik maliyetinin düşeceğini hesaplamaktadırlar. Çünkü malesef Irak ve benzeri ortadoğu ülkelerinde binlerce yıllık geleneklerin bir mirası olarak halklar rahatca kişi kültleri yaratmakta, modern demokratik örgütlenmelerden ziyade kişileri izlemektedirler. Bu gerçeği çok iyi bilen CIA ve USA yönetimi, Saddam giderse Irak üzerindeki hakimiyetlerini masrafsız kolayca gerçekleştirebileceklerini ummaktadırlar ama, yine de Ortadoğu ile ilgili anlayamadıkları, bilemedikleri başka gerçekler de vardır. Halk hemen yeni liderler yaratarak kavgasını sürdürebilir.

 

Batılı hükümetler Irak’ın İran’a karşı özellikle Pentagon tarafından sihlandırıldığını, saldırganlığın başını çekenlerden günün USA Savunma Bakanı Rumsfel’in vaktiyle Bağdat’ta Sadam Hüseyin ile dostça elsıkışmış olduğunu herkesten iyi bilmektedirler. Buna karşın yine aynı tüm yöneticiler, ya Irak’ta olan yatırımları nedenleriyle, ya USA’nın dünya hakimiyetinden çekindikleri için, ya da asıl olarak savaşa karşı olan halklarını oyalamak amacıyla saldırıya karşı vızıldamakta, timsah gözyaşları dökmektedirler ama, USA yönetimini durdurmaya yönelik hiçbir somut adım atmamaktadırlar. Birleşmiş Milletler içinde bile böyle bir adım atılmamaktadır. Savaşa karşı olduklarını vızıldayan hükümetler, en azından USA ve İngiltere’deki elçilerini geri çekmemektedirler. Tam tersine bir yandan konuşurken diğer yandan da savaştan kar sağlamanın peşindedirler. Bunu en tipik örneklerinden biri de, Stockholm’deki gösteride USA yerine asıl olarak Saddam ile uğraşan Göçmen Bakanı’nın temsilettiği hükümetin işleridir- parlementodaki muhalefet partilerinin çoğuda onlardan daha iyi değillerdir şüphesiz.

 

Olayı özünden saptırmak için kürsüde yumruğunu sallayarak Saddam Hüseyin’i ön plana çıkartan ve “Kuzey Irak’a asker sokarlarsa Avrupa Birliğini rüyalarında görsünler”, diye sözde Türkiye yönetimini tehdideden dolandırıcı Bakan’ın, Türkiye yönetiminin yakın ortağı asıl saldırgan güç USA’yı durdurabilecek ne gibi çareleri vardır acaba veya gerçekten İsveç yönetimi Pentagon’u durdurmak istemektemidir? Halkını yatıştırmak ve Almanya ile uyum içinde olabilmek için biryandan savaşa karşıymış gibi gösteri yapmaya çalışan İsveç yönetiminin, diğer yandan savaştan kar sağlama peşinde olduğu gün gibi ortadadır ve bu işleri yeni de değildir. İsveç yasaları savaşan ülkelere silah satmayı yasakladığı halde, İsveç’in güçlü silah endüstrisi Bofors, İran- Irak savaşı boyunca her iki ülkeye de Singapur üzerinden silah satmıştır. Bu satırları yazanın şu anda hemen aklına gelen gerçek, İsveç’in Irak’a onbinlerce antipersonel mayın ve İran’a da küçük savaş teknelerine, hücumbotlara monte edilebilen 55 milimetrelik toplar satmış olduğudur. Buna karşın aynı ülkenin politikacıları timsah gözyaşlarıyla Kuzey Irak’ın en çok mayınlanmış bölgelerden biri olduğundan dem vurmakta, Kürt halkının savunucusu rollerine soyunmaktadırlar.

 

General Evren’in önderliğindeki 12 eylül 1980 askeri darbesinin hemen ardından diğer Avrupalı beş ülkeyle birlikte Avrupa Konseyi’nde Türkiye yönetimi hakkında davacı olan İsveç yönetiminin, İsveç şirketleri Türkiye’den karlı işler alınca davasından hemen vazgeçtiği, yakılıp yıkılan binlerce Kürt köyünü ve göçe zorlanan insanları çok çabuk unuttuğu herkesce bilinmektedir. Bu gerçeklerin ışığında aynı Bakan’a haklı olarak şu soruları sormak gerekmektedir: Eğer İsveç yönetimi gerçekten savaşa karşı ise, sevinç çığlıkları ile Pentagon’un safında saldırıya katılacağını ilaneden ve binlerce yıldır halkının kanını pazarlayan feodal gelenekli Kürt önderlere Bakan’ın söyleyecek bir sözü varmıdır acaba? Aynı önderler daha önce İran’ın, Irak’ın ve Türkiye’nin emrinde de savaşmışlardır ve Bakan’ın bu konuda bir sözü varmıdır acaba? Guam adasında eğitilip Irak halkına karşı saldırı için hazırlanan ve “CIA peşmergeleri” olarak anılan güçler için Bakan’ın bir sözü varmıdır acaba? Taleban, Usame Bin Laden ve benzerleri de vaktiyle aynı şekilde Pentagon ve CIA tarafından eğitilip savaş alanlarına sürülmüşlerdir ve Bakan’ın bu konuda bir sözü varmıdır acaba? Danimarka yönetimi Irak’a savaş ilanetmiştir ve cepheye asker yollayacağını açıkça söylemektedir. Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almamakla tehdit eden İsveçli Bakan, acaba Danimarka’yı Avrupa Birliği’nden atmayı düşünmektemidir? Daha önemlisi, aynı Bakan’ın medya kıralı ve İtalya Başbakanı faşist Berlisconi ve özellikle İngiltere Başbakanı Blair hakkında görüşleri nelerdir acaba? Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almamakla tehdit eden Bakan, halklarının yığınsal tepkilerine karşın Avrupa’da USA saldırısının en büyük destekçileri olan İspanya, İtalya ve İngiltere’yi de Avrupa Birliği’nden atmayı düşünüyor olmalıdır herhalde. İngiliz askerleri en kanlı çatışmaların ortasındadırlar ve kayıplarda vermektedirler.

 

Bazı İsveç basın organları ve haftalık Stockholms Fria gazetesinin 1 mart 2003 tarihli sayısı, gazetenin basıldığı 1 mart tarihine kadar geçen sürede 42 İsveç yolcu gemisinin, neredeyse İsveç yolcu gemilerinin tümünün İngiliz ordusu tarafından Körfez’e, savaş alanına asker taşımak amacıyla kiralandığını, gemi kiralarının günde 22 bin US Doları’na dek yükseldiğini ve bunun çok karlı bir iş olduğunu yazmaktadır. Irak halkının kanı üzerinden İsveçli şirketlerin sağladıkları bu tatlı kazançlar üzerine İsveç Göçmen Bakanı’nın söyleyecek bir sözü varmıdır acaba? Aynı gösteride aynı Bakan’ın gözünün içine sokulurcasına, savaş içindeki USA’ya İsveç’in yaptığı silah satışının durdurulması isteyen pankartlar kaldırılmıştır. Yukarıda da anılan İsveç yasalarının yasağına karşın Irak halkına karşı savaşan USA’a ve İngiltere ile sürdürülen karlı silah ticareti için Bakan’ın söyleyecek bir sözü varmıdır acaba? (Bu satırlar yazıldıktan sonra, TV kameraları karşısında Başbakan, USA ve İngiltere ile silah satışı konusunda anlaşmaları olduğunu, bunları bozamayacaklarını ve ayrıca bu işin yasalarına da aykırı olmadığını söylemiştir.)

 

Halkın dini duygularını sömürerek iktidara gelen ve Türkiye halkının yüzde yüze yakını savaşa karşı iken, “Ben kasama girecek paralara bakarım!”, diyerek Pentagon kervanına katılmaya çalışan AKP başkanı ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Türkiye yönetimini tehdit etmeye çalışan İsveçli Bakan arasında ne fark vardır acaba? Tüm bunların ötesinde, İsveçli Bakan, Tayyip Erdoğan’dan daha fazla ikiyüzlüdür. Çünkü, İsveç’ten tamamen farklı olarak Türkiye’nin Irak ile geniş bir sınırı vardır, yönetim USA’nın denetimindeki mali kuruluşlara yüzmilyarlarca Dolar borçludur, hükümetin 2003 yılı içinde 94 milyar Dolar borç ödemesi gerekmektedir, ordu 1952’den beri NATO ile bağlıdır ve neredeyse tüm silahları USA’dan gelmektedir. Kısacası, Türkiye yönetimi çok ağır dış baskılar altındadır. Tüm bunlara karşın Türkiye halkı ve bu satırları yazan kişi, aynı yönetiminin USA yardakçılığını hoşgörmemektedir ama, hiçte Türkiye gibi sorunları olmayan ve buna karşın savaştan kar sağlayan İsveç’in dolandırıcı Bakanı’nın moral olarak Türkiye yönetimine saldırmaya hakkı yoktur.

 

İsveçli Bakan, tüm melodramatik tiyatrosuna karşın Türkiye yönetimini özünde eleştirmemiş, haktan yana tavır alıyor pozlarıyla ve gayrıresmi yöntemlerle topluluğun karşısında Türkiye hükümetine şantaj yapmıştır. Bakan’ın bir diğer amacı da, daha önce bu yazıda başka biçimde belirtildiği gibi dikkatleri USA’dan ziyade Türkiye’nin üzerine çekmeye çalışmaktır. Ve zaten yarın istediklerini elde ederlerse ne yapacakları, Türkiye yönetimi ile nasıl senli benli yeni ilişkiler kuracakları da belli değildir. Adı burada anılmaya bile değmeyecek kadar sıradan küçük biri olduğu anlaşılan sözkonusu İsveçli Bakan’ın bu yazıya konu olmasının asıl nedeni, Avrupa’da ve dünyada hükümetlerin ne ölçüde ikiyüzlü ve halklarından kopuk olduklarını bir sembolle daha rahat anlatmak içindir. Bu ikiyüzlülük Pentagon saldırganlığının, gölgesi her geçen gün gezegenimizi daha fazla karartan postmodern faşizmin işine yaramaktadır.

 

Milyonlarla sokağa dökülen İngiliz halkına karşın İngiliz parlementosuna savaş kararını onaylatmaya çalışan Blair’e en büyük tepkilerden biri partisinin yönetiminde olan eski Dışişleri Bakanı Robin Cook’tan gelmiştir. Yugoslavya’ya saldırı yıllarında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan, Yogoslavya halkına yönelik saldırıya sözde maddi temel hazırlamak amacıyla tamamen yasa ve diplomatik kurallar dışında örgütlenen Rambouillet toplantısının mimarlarından olan Cook, bu kez savaşa karşı tavır almıştır. Sözkonusu işlerin nasıl yürüdüğünü en iyi bilenlerden biri olan Cook, İngiltere parlementosunda, TV kameraları karşısında, Saddam Hüseyin’e yapılan yardımları, Kimyasal silah üretmeye yarayan fabrikanın İngiltere tarafından kurulduğunu, tüm ikiyüzlülükleri ve bu savaşa çok önceden, yıllardır gizlice hazırlanıldığını açıklayıp görevlerinden istifa etmiştir. Kısacası Robin Cook, Saddam’ın sadece bir bahane olduğunu ve vaktiyle kendileri tarafından desteklendiğini itiraf etmiştir. Bu savaşa nezamandan beri hazırlanıldığının tarihini vermemiştir ama, onuda burada ben söyleyebilirim. Bu savaşa Irak petrollerinin tümünün millileştirildiği 1972 yılından ve özellikle 1973’te yaşanan petrol krizinin ardından hazırlanmaya başlamışlardır. Aynı savaşta kullanılmak için küçük çaplı nükleer bombalar imaletmişlerdir ama, şavaşın maliyetini düşürecek bu silahları henüz kullanmamışlardır. Bunun anlaşılabilen en önemli nedenlerinden biri, Rusya ve Çin’inde nükleer silahlara sahipolması ve ayrıca nükleer silahların oldukça fazla yayılmış olmalarıdır. Fakat yine de bunların kullanılmayacaklarının hiçbir garantisi yoktur. Etkisi onyıllarca kaybolmayan, değişik kanser türlerine, ölü ve sakat doğumlara yolaçan seyreltilmiş uranyumlu top mermilerini ve roketleri daha önce Körfez savaşında ve ayrıca Yugoslavya halkına karşı kullanmışlardır. Bu savaşta da kullanıldıklarına kesin gözüyle bakılabilir.

 

Irak halkına karşı başlatılan bu tamamen haksız soygun savaşı, çok önemli bazı politik gerçekleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Bunlardan birincisi, “demokratik” Batılı hükümetlerin derin ikiyüzlülükleri ve buna bağlı olarak USA’nın durdurulamamış olmasıdır. İkinci ve daha önemli olanı ise, en “demokratik” geçinen hükümetlerin bile kendilerini seçen halk yığınlarından tamamen kopuk olmaları ve bu nedenle savaşa karşı olan halkların yığınsal tepkilerinin bir yaptırım gücüne dönüştürülememesidir. Kısacası, globalleşme adı verilen bu sınırlı sayıda tekelin dünya pazarlarına hakimiyeti süreci içinde relatif burjuva demokrasileri işlerliklerini yitirmişler, tamamen ölmüşlerdir.

 

Daha 2002 yazında, “Demokrasi ve terör bahane” başlıklı yazımda, “Dünya pazarlarının parmakla sayılacak kadar az uluslarüstü tekel tarafından kontrol edildiği koşullarda, Batı’da demokrasi diğer ülkelerde ise diktatörlükler olduğunu iddia etmek, kocaman bir yalandır.”, diye yazmıştım. Irak’a saldırı bu gerçeği tüm çıplaklığıyla sergilemiştir ve “demokratik” saldırganların topraklarına 300 bine yakın asker yığdıkları kuklaları Kuveyt emiri Sabah el Sabah, Irak’ınkinden yüz kez daha antidemokratik bir yönetimin temsilcisidir. Aynışekilde yakın müttefikleri Suudi Arabistan’da halen kadınlar taşlanarak öldürülmektedir ama, bombalanan Bağdat'ın valisi bir kadındır. Kılıçla el- kol- kafa kesilen USA destekçisi Suudi Arabistan Irak’tan bin kez daha antidemokratiktir. Hiçkimse Sabra ve Shatila katliamlarının baş sorumlusu olan Ariel Sharon’un Saddam Hüseyin’den daha demokratik olduğunu iddia edemez ama, Irak halkının başına bombalar yağdırılırken, Filistin halkına karşı cinayetlerini ve soy temizliği politikasını kesintisiz sürdüren ırkçı İsrail yönetimine işlerini daha rahat yürütebilmesi için bu yıl 10 milyar Dolar hibe edilmiştir. Elinde 200- 300’ü çok aşkın nükleer başlık bulunan, bunları dünyanın istediği her köşesine fırlatabilecek denizaltılara sahip olan ve Birleşmiş Milletler kararlarını en çok çiğneyen ülke sıfatını Taşıyan İsrail’i silahsızlandırmak gibi bir girişim hiçbirzaman gündemde olmamıştır. Buna karşın USA yönetimi, Irak’ı hallettikten sonra Filistinlilere yardım edeceği yalanını söylemektedir. Filistin’e yardım edecek olan, önce ırkçı İsrail’i silahlandırmaz ve siyonistlerin saldırılarına yardımcı olmaz. Yalanların sınırı ve ölçüsü yoktur ve bu tavır demokrasilere değil, faşist yönetimlere özgüdür.

 

Batılı hükümetlerin halen USA’yı durdurabilme şansları vardır ve bu aslında kendi geleceklerini de sigorta etmeleri anlamına gelecektir. Bu durdurma gerçekleşebilirse, dünyanın ve değişik ülkelerin politik yapılanmaları yine değişecektir ama, bu değişiklik çok büyük yıkımlara neden olmayan relatif ılımlı yöntemlerle olabilecektir. Aksi taktirde, eğer USA yönetiminin saldırganlığı Irak’ta başarıya ulaşacak olursa, kısa vadede Irak’ın külleri arasından doğacak olan demokrasi olmayacaktır. Sharon hayranı faşist General Franks’ın valiliği altındaki Irak, Türkiye’ye, İran’a, Kafkaslar’a, Asya içlerine, Pakistan’a ve hatta Çin’e dek yayılacal kanlı bir savaşın, çok tehlikeli bir yangının, Yugoslavya örneğini defalarca aşacak etnik çatışmaların çıkış noktası olacaktır. Asıl niyetleri, Basra’ya ve Irak’ın kuzeyine sağlam üslerle yerleşerek öncelikle İran’ın ve Pakistan’ın güney kıyılarını, Belücistan’ı kopartıp almaktır. Böylece sadece zengin petrol yataklarına sahip olmayacaklar, aynızamanda Orta Asya’nın Arap Denizi’ne ve Hint Okyanusu’na açılan tüm yolları üzerinde kesin denetim sağlayacaklardır. Ardından, etnik çatışmaları da kışkırtarak ateşi kuzeye doğru yaymaya başlayacaklarıdır. Kafkaslar’da ve Orta Asya’da rakipsiz iktidar sahibi olmaya çalışacaklardır. Etnik çatışmaları sadece birşey elde edebilmek içindeğil, kendilerine yönelecek hertürlü güçlü muhalefeti etkisizleştirmek için de kışkırtacaklardır. Ve tekrarlamak gerekirse, bundan sonrası nükleer bir kışada yolaçabilecek sonuçları belirsiz bir kaostur. Kaos, daha 1999 sonunda yazdığım gibi tüm dinsel etnik çatışmaları ile USA’nın içine de en kanlı biçimde yansıyacaktır ama, İmparatorluğun bu şekilde yıkılışının girdabına belkide tüm insan soyu sürüklenecektir. Böyle bir yıkılışın acıları yüzyıllarca unutulmayacak felaketlere yolaçacaktır. Kısacası, bölgedeki tüm baskıcı rejimlerden defalarca daha tehlikeli olan postmodern faşizm Irak’ta durdurulamazsa, ödenecek bedel hesap edilemeyecek kadar ağır olacaktır.

 

USA yönetiminin sözlerinin tümü yalandır ve baştanda belirttiğim gibi fasizmin temel dayanağı yalan ve ikiyüzlülüktür. Söyledikleri yalanların en büyüğü, savaştan sonta Irak’a demokrasi getirecekleri ve bu ülkeyi yeniden inşa edecekleridir. Ortada koskocaman taze Afganistan örneği vardır. Bu ülkedeki en gerici feodal güçleri 1978 yılından beri silahlandırıp desteklemişler, “özgürlük savaşçıları” olarak tanıttıkları bu uyuşturucu tüccarı feodal savaş lordları ile ülkeyi derin bir yıkıma sürüklemişlerdir. Bu da yetmemiş, Sovyetler’in çekilmesinin ardından 3 milyar Dolar yatırarak İran’a karşı Taleban’ı sahneye sürüp ülkeyi bir kez daha yıkıma uğratmışlardır. Ardından, yıkılmış bu ülkeyi en modern silahlarla bombalayıp yerle bir ederek kendi güçleriyle girmişlerdir. Bu en ağır son yıkımı gerçekleştirirken de, “denetimleri kurulur kurulmaz Afganistan’ı ihya edecekleri, yeniden inşa edecekleri” yalanlarını yaymışlardır. Afganistan bir yılı aşkın süredir ellerindedir ve harabeye dönmüş 3.5 milyon nüfuslu tarihi Kabul kentine henüz tek bir çivi çakılmadığı gibi, koskoca kentte sadece bir ambulans vardır. Evet yanlış duymadınız, koskoca Kabul’de sadece tek bir ambulans vardır ve onuda Almanlar hediye etmişlerdir.  Saldırganların yaptıkları asıl iş, kurmayı planladıkları petrol ve gaz boru hatları için güvenlikli bir koridor oluşturmaya çalışmak, bazı feodal aşiret reislerini satınalarak yeni bir Taleban yaratma çabası başlatmak ve çevre devletlerine yönelik askeri hava üsleri oluşturmaktır. Şimdiden böyle üç önemli üs kurmuşlardır. Afganistan halkının onlar için en ufacık bir değeri yoktur.

 

Irak’ta olacak olanlar’da Afganistan’dan farklı olmayacaktır. Irak petrollerini soymaya ve bu ülkede yeni yayılma üsleri kumaya gelenlerin ve sözkonusu işleri için inceden inceye maliyet hesabı yapanların, Irak’ı yeniden inşa etmek gibi bir dertleri olamaz. Kafalarına bomba yağdırarak “kurtaracakları” ırak halkı onlar için düşmandır. Bu ırkçılar ne Araplar ve ne de Kürtler için parmaklarını bile oynatmazlar. Eğer vaktiyle Irak’a yerleşmiş olsalardı, şimdi kürtleri bombalayanlar onlar olurlardı ve 1918’den 1940’lı yılların ortasına dek İngiliz emperyalizminin yaptığı’da bundan başka birşey olmamıştır. Tarihte ilk kez uçaklardan Süleymaniye’nin Kürt halkına zehirli gaz atan İngilizler, I932’ye dek dominyonları olan Irak’ta petrolü nasıl ne Kürtlere ve ne de Araplara koklatmamışlarsa, yine aynı şekilde kimseye pay vermeyeceklerdir ve bölgeyi inşa etmeyeceklerdir. Kuyuları güvenlik altına almak ve emirlerine girenleri biraz doyurmak onlar için yeterli olacaktır.

 

Türkiye’nin USA büyükelçisi, bölgede 25 yıl kalmayı hesapladıkları gerçeğini ağzından kaçırmıştır. Sonradan inkara kalkışsa da, bu sonderece mantıklı bir sayıdır ve bu satırları yazanda aynı gerçeği düşünmüştür. Çünkü, bir enerji kaynağı olarak petrolün daha en çok 25- 30 yıl kadar ömrü vardır ve bu süreden sonra zaten mevcut rezervler tükenmeye başlayacaklardır. Muhtemelen daha şimdiden yepyeni enerji kaynakları keşfedilmiştir ama, henüz bunların yeterli altyapıları yoktur ve petrole yapılmış yatırımlardan birdenbire vazgeçmek kapitalist- emperyalist sistemin azami karlılık motivasyonu ile çelişmektedir. Sözkonusu 25 veya 30 yıl içinde yeni enerji kaynaklarının altyapılarıda tamamlanacak ve girilen Asya ve Ortadoğu ülkeleri etnik çatışmaları ile birer harabe olarak terkedilecektir. Şüphesiz bu mutlaka böyle olacak demek değildir ama, USA yönetiminin planladığı böyle bir gelecektir. Pentagon’un bölge halkları için planladığı gelecekte ne Irak’ın ve ne de başka bir Ortadoğu ülkesinin inşasına yer yoktur. Böyle bir gelişme, Ortadoğu ve Orta Asya’daki kanlı etnik çatışmalar ve enerji kaynakları üzerindeki kesin USA denetimi, Avrupa’nın geleceğini, gelişmesini tam bir ipotek altına alacaktır. Halbuki, barışçı bir ortamda, Paris ve Berlin’den Kamçatka’ya, Kore’ye ve Asya’nın güneylerine dek uzanacak zengin bir pazarın kurulma perspektifleri vardır. Bu savaş mutlaka durdurulmalıdır ve halen bunun olanakları vardır.

 

Yusuf Küpeli         yusuf@telia.com      www.simbad@sida.nu

23 mart 2003          http://www.simbad.sida.nu/

  

Bağdat kan ağlıyor

Milliyet, 23/03- 2003

Cuma akşamı korkunç bir bombardımana maruz kalan Bağdat’ta 3 sivil can verdi, 207 kişi de yaralandı. Müttefikler, dün de enkaza dönen Bağdat’a füze yağdırdı

     ABD ve İngiltere’nin önceki akşam gerçekleştirdiği Bağdat’a yönelik görülmemiş büyüklükteki hava bombardımanı, ardında alev ve dumana boğulmuş bir kent bıraktı. Iraklı yetkililere göre müttefiklerin "şok ve dehşet" olarak adlandırdığı bombardıman üç kişinin ölümüne, 207 kişinin de yaralanmasına neden oldu. Böylece operasyonun başlamasından itibaren Bağdat’ta yaralananların sayısı 250’yi buldu. Hastaneleri dolaşan Uluslararası Kızılhaç Komitesi görevlileri ise 100 yaralı tespit ettiklerini açıkladı. 300’den fazla cruise füzesinin "dövdüğü" Bağdat, dün bir yandan yaralarını sararken, bir yandan da yaşadığı kâbusun şokunu atlatmaya çalıştı.
     
     SARAYLAR VURULDU
     Cuma akşamı başlayan ve Bağdat’ı "cehenneme" çeviren "şok ve dehşet" operasyonu kapsamında kent 300’den fazla füzenin hedefi oldu. Atılan füzelerin Birinci Körfez Savaşı boyunca kullanılandan fazla olduğu belirtiliyor. Müttefikler bombardıman sırasında özellikle Saddam rejiminin sembollerini hedefe aldı. Müzeye dönüştürülen Ezzuhur ile Esselam ve Cumhuriyet sarayları yerle bir olurken, Cumhuriyet Muhafızları’nın Reşidiye Kışlası da alevler içinde kaldı. Müttefikler, istihbarat ve hükümet binalarını da vurdu. Cumartesi sabahı kent merkezindeki binalardan hâlâ dumanların yükseldiği görüldü. Iraklı yetkililer saldırılarda sivil binaların da isabet aldığını ve kentin harap olduğunu söyledi.
     
     BOMBA YAĞDI
     Cumartesi öğle saatlerinde hayatın normale dönmeye başladığı Bağdat’a Türkiye saatiyle 18.20, 20.30, 22.10 ve 22.30’da da bomba yağdı. Bombardımanda Saddam’ın küçük oğlu Kusay’ın bürosu da hedef alındı. El Raşid askeri tesisleri ve El Dora rafinerisi de hedefler arasındaydı. Bombardıman başlamadan önce, hedef şaşırtmak için Bağdat etrafındaki içi petrol dolu hendeklerin ateşe verildiği ve kentin etrafından siyah dumanların yükseldiği gözlendi. Camilerden de teşrik tekbirleri okundu. Musul da Türkiye saatiyle 23.00 sıralarında yoğun bombardımana hedef oldu.
     
Depremden beter
     Sadece fırınların, bazı lokantaların ve eczanelerin açık olduğu Bağdat’ta dün tuhaf bir tablo vardı. Şehrin bir yanında savaşın bilincine varamayan çocuklar top kovalarken, diğer yanda bombardımanda yaralanan ya da evi ağır hasar gören yüzlerce insan, gözyaşı döküyor, savaşa lanet yağdırıyordu.

Savaş değil KATLİAM! 

Yeni Şafak, 23/03- 2003

Başta Bağdat, Basra, Musul ve Kerkük olmak üzere Irak'ın birçok kentini bombalayan ABD ve İngiliz uçakları sivilleri vuruyor. Ölü ve yaralı sayısı hakkında tam sayı bilinmiyor. Basra'da 50 kişinin öldüğü duyuruldu.

Birkaç günden beri Irak'ın başkenti Bağdat ile birlikte Basra, Musul, Kerkük gibi büyük yerleşim birimlerini yoğun bir şekilde bombalayan ABD ve İngiliz uçaklarının saldırısında çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği bildirildi. Ölü ve yaralı sayısı konusunda kesin bilgiler elde edilemezken, El Cezire televizyonu sadece Basra'da 50 kişinin öldüğünü duyurdu.

El Cezire televizyonu, Irak'ın güneyindeki Basra kentine yönelik önceki günkü bombardımanda 50 kişinin öldüğünü bildirdi. Ölenlerin sivil mi, asker mi olduğu bilinmiyor. El Cezire muhabiri, bombardımanda kent merkezinin vurulduğunu bildirdi. El Cezire televizyonuna göre, ölenlerden biri Rus vatandaşı.

Sivil yerlere bomba

Irak Sağlık Bakanı Ümit Mithat Mübarek, Bağdat'taki bombardımanında 3 kişinin öldüğünü açıkladı. Mübarek, yeni ölüm olayları için hazırlık yaptıklarını ve durumun çok hızlı değiştiğini söyledi. Bağdat'ta 19'u küçük bir semte olmak üzere, 300 civarında füzenin düştüğü belirtildi.

Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Said El Sahaf ise, bombardımanlarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere en az 250 Iraklı sivilin yaralandığını kaydetti. Ayrıca, El-Sahhaf, ABD'nin yoğun bombardımanında, konuk evi ile müze haline dönüştürülen eski bir sarayın yerle bir olduğunu belirtti.

El-Sahhaf, bir grup gazeteciyle birlikte bu yıkıntıları gezerken, ABD Savunma Bakanı'nı "katil" olarak niteleyerek, "Katil Rumsfeld, müzeye dönüştürülen Ezzuhur Sarayı ile barış sarayı olarak adlandırılan konuk evinin imha edilmesini emretmiştir. Bunlar askeri tesisler midir?" dedi.

Gazeteci öldürüldü

Bu arada, Kuzey Irak'taki Kürt yetkililerle bölgeden kaçanlar, ABD güçlerinin, Kuzey Irak'taki İslamcı Kürt örgütü mevzilerine yönelik bombardımanında 45 kişinin öldürüldüğünü ileri sürdü.

Uluslararası yardım kuruluşları, Irak'a savaş başlamadan önce, kuzey Irak'ta 500 bin kadar Iraklı'nın evlerini terkettiğini bildirdi. BM Irak İnsani Yardım Bürosu'nca yayımlanan açıklamada, Iraklılar'ın merkezden uzaktaki köylere kaçtığı, Kerkük'ten kaçışların yoğun olduğu ve Dohuk'un neredeyse tamamen boşaldığı belirtildi.

Hz. Ali'nin kabri bombalanıyor

Hz. Ali'nin doğum günü Cem Vakfı'nda düzenlenen bir törenle anıldı. Cem Vakfı ile Galata Mevlevihanesi'ni Yaşatma Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği gecede, Hz. Ali'nin barış ve birliğin simgesi olduğunun altı çizildi. Pir Hoca Ahmet Yesevi Dedesi Ali Rıza Uğurlu Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in mezarlarının şu anda ABD saldırıları altındaki Necef ve Kerbela şehirilerinde bulunduğunu hatırlatarak, "Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in kabirleri de belki bombalanıyor şu saatlerde. Biz sadece Hz. Ali ve Hüseyin'in değil, Allah'ın ruhundan üflediği insanoğlunun canına kıyılmasını lanetliyoruz" dedi.

 

  Şok ve dehşet bombardımanı    Akşam, 22/03- 2003  

 Amerika dün akşam B-52 uçaklarıyla 'şok ve dehşet' saldırısını başlattı. Halı bombardıman yapan B-52'ler, Bağdat'ı yangın yerine çevirdi

Müttefikler, 2'nci Körfez Savaşı'nda Bağdat'a 'A Günü' adı verilen en şiddetli operasyonu dün akşam düzenledi. İngiltere'den kalkan 8 B-52 ağır bombardıman uçağı ve Körfez'deki beş uçak gemisinden kalkan 250 savaş uçağı, Bağdat'ı yerle bir etti. Amerikan CNN Televizyonu, B-52'lerin, Türk hava sahasını kullandığını öne sürdü. Pentagon'a yakın kaynaklar iki gündür beklenen 'Dehşet operasyonu'nun başladığını bildirdi. İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nden dün öğle saatlerinde havalanan ağır bombardıman uçakları, akşam saatlerinde Bağdat'a ulaştı. Yatsı ezanı okunurken saldırıya başlayan uçaklar, başta Saddam Hüseyin'in sarayları olmak üzere belirlenen hedeflere bomba yağdırdı. Başkanlık Sarayı'na onlarca füze isabet ettiği bildirildi. Birçok kamu binasının isabet aldığı ancak asıl hedefin Cumhuriyet Muhafızları olduğu belirtildi. Irak televizyonlarında ise Saddam'ın oğlu Kusay ve Savunma Bakanı Haşim ile toplantı yaptığı açıklandı.

Gökyüzü sarsıldı

Saldırı sonrasında Bağdat alev topuna dönerken, gökyüzü dumanla kaplandı. Bir görgü tanığı, patlamalar sırasında gökyüzünün sarsıldığını, şehirden ambulans ve siren sesleri yükseldiğini anlattı. Irak ise hava saldırısına yoğun uçaksavar ateşiyle karşılık verdi. Saldırı ve patlamaların çok yakınında olmasına rağmen Irak radyo ve televizyonunun yayınına devam etmesi dikkati çekti. Irak daha önceki hava saldırılarında olduğu gibi dün de karartma uygulamadı. Dehşet bombardımanı, ışıl ışıl parlayan kenti harabeye çevirdi. Ölü ve yaralı sayısının bugün tespit edileceği bildirildi.

Kritik 24 saat

Yetkililer, 'şok ve dehşet bombardımanında' üç bin noktanın hedef alındığını açıkladı. Pentagon kaynakları, saldırının, 'Irak Ordusu'nda şok ve korku yaratmak' amacı taşıyan strateji çerçevesinde düzenlendiğini açıkladılar. Amerikalı yetkililer, bu saldırının önümüzdeki 24 saatte Irak'ın kaderini belirleyeceğini bildirdiler. Bağdat ile eş zamanlı olarak Musul ve Kerkük'e de hava saldırısı düzenlendiği belirtildi. Bombardıman sonucu her iki kentte de büyük yangınlar çıktığı kaydedildi.

25 ton bomba taşıyor

'Uçan kale' diye tanımlanan B-52'ler, 1955'ten bu yana ABD Hava Kuvvetleri'nin envanterinde bulunuyor. İlk kez Vietnam'da savaş sahneye çıkan B-52'ler, dev boyutuyla en dehşet verici 'savaş uçağı' olarak kabul ediliyor. 20 Cruise füzesi ve 25 ton bomba taşıyabilen, 6 mürettebat tarafından kontrol edilen uçaklar, yakıt ikmali yapmadan 14 bin kilometre menzilde uçabiliyor.

Bağdat, şok ve dehşeti yaşadı

Büyük hava saldırısı ‘Şok ve Dehşet’i başlatan Amerika, attığı 320 füzeyle Bağdat’ı bir anda cehenneme çevirdi; Musul ve Kerkük’e de bomba yağdı

     DIŞ HABERLER SERVİSİ,  Milliyet, 22/03- 2003

     ABD ve İngiltere’nin Irak’a yönelik düşük yoğunluklu ilk bombardımanının ardından düne sakin bir havada uyanan Bağdat, akşam saatlerinde tam anlamıyla "cehennemi" yaşadı. "Şok ve dehşet" olarak adlandırılan büyük hava saldırısını başlatan ABD, başkent Bağdat ile ülkenin kuzeyindeki Musul ve Kerkük’e bomba yağdırdı.
     
     ‘Uçan kale’yle vurdular
     ABD uçakları yüzlerce sorti yaparken, bir saat aralıkla iki hava saldırısı dalgasına hedef olan Bağdat, sağır eden patlamalarla sarsıldı. Kenti alevler içinde bırakan saldırılarda, İngiltere’deki Fairford Üssü’nden kalkan ve ‘uçan kale’ olarak bilinen B- 52 ağır bombardıman uçakları da kullanıldı. Bağdat’ta, 1998’deki Çöl Tilkisi harekatından bu yana ilk kez, uçakların motor uğultusu duyuldu.
     
     Sirenler haber verdi
     ABD ve İngiltere’nin ikinci gün bombardımanı, Bağdat’ta TSİ 19.05’te hava saldırısını bildiren sirenlerin çalmaya başlamasından birkaç dakika sonra geldi. Irak uçaksavar bataryalarından açılan yoğun ateşi, gökyüzünde yol alan füzelerin sesleri takip etti. Hemen ardından peşpeşe çok şiddetli patlamalar meydana geldi. Saat 21.30’da da ikinci dalga hava saldırısı Bağdat’ı "dövmeye" başladı. Saldırıların ardından patlama sesleri, yerini ambulans ve polis sirenlerine bıraktı.
     
     Irak’ta yayına devam
     Yoğun bombardımanda karartma uygulanmazken, Irak televizyonu, Saddam’ın demeçlerini ve müzik programı yayınladı. Patlamaların yakınında olmasına rağmen, Irak televizyonu ve radyosu yayınına devam etti; elektrikler, sular ve telefon hatları da kesilmedi.
     
     320 Tomahawk
     Basra Körfezi’ndeki USS Kitty Hawk uçak gemisinin komutanı Tuğamiral Matthew G. Moffit de, "Niyetimiz, rejimi, Irak’tan ayrılma zamanının geldiğine ikna etmek. Ayrılmazlarsa onları güç kullanarak çıkartacağız" dedi. Moffit, Bağdat’taki hedeflere TSİ 21.00’de ulaşmak üzere, Cruise tipi yaklaşık 320 Tomahawk füzesi fırlatıldığını açıkladı. Füzeleri bombardıman uçaklarının izlediğini, bazılarının zamanında hedefi vurması için 1 saat önce ateşlendiğini de ekledi.
     
     Irak radarı yanıltıldı
     Yüzbaşı Patrick Driscoll da, iki EA-6B Prowler uçağının da öncelikli amacının, düşman radarlarını yanıltmak ve karadan havaya fırlatılan füzeleri vurmak olduğunu kaydetti.
     Füzeler fırlatıldıktan yaklaşık bir saat sonra da, lazer donanımlı, hedefi bulan 225, 450 ve 900 kilogram ağırlığındaki bombaları taşıyan F-18 Hornet ve F-14 Tomcat savaş uçaklarının yola çıktı.
     
     Kuzeyi de, güneyi de..
     Saat 19.45 sıralarında da Irak’ın kuzeyindeki Musul ve Kerkük’ten şiddetli patlama sesleri geldi.
     El Cezire televizyonu, Musul’a hava saldırısı düzenlendiğini kaydederken, bölgedeki Reuters muhabiri, patlamalar ve uçaksavar ateşinin birbirine karıştığı kentten alevler yükseldiğini söyledi. Kerkük’ün merkezinde en az iki büyük patlama meydana geldiği ve kentten dumanların yükseldiğini ifade edildi. Irak Savunma Bakanlığı ise, ülkenin güneyindeki Basra ve Nasiriye kentlerinin de vurulduğunu duyurdu.
     ABD’nin, Irak ordusunu psikolojik olarak çökertmek ve erken bir zafer için başvurduğu şok ve dehşet operasyonunda 3 bin hedefin vurulması planlanıyor.
     

Bağdat alev alev
Sabah,
22/03- 2003
 320 Tomahawk... B-52'lerin halı bombardımanı... 1000 sorti... Amerika "Şok ve Dehşet Harekatı"nı başlattı. Saddam'ın sarayları ve hükümet binaları yerle bir oldu

Amerika, "Irak'a Özgürlük" adını verdiği operasyonun ölümcül safhasına dün gece TSİ 20.00'de geçti. İngiltere'den kalkan ve Türkiye üzerinden Irak'a giren B-52 ağır bombardıman uçaklarıyla başlayan "Şok ve Dehşet Harekatı", 5 kente düzenlendi Bağdat, Tikrit, Musul, Kerkük ve Basra... Başkentte devlet binalarının bulunduğu caddede taş taş üzerinde kalmazken, Musul ve Kerkük'teki patlamalar sabaha kadar sürdü.

Harekatın açılışı Basra Körfezi ve Kızıldeniz'deki gemi ve denizaltılardan atılan Tomahawk füzeleriyle başladı. Bu füzelerin hedefi, Batı Bağdat ve Basra'ydı. Başkentte sirenlerin çalmaya başladığı dakikalarda, Kerkük'ten bombalama haberi geldi. ABD, harekatın 3'üncü gününde ilk kez bombardımanı Kuzey Irak'a taşıdı ve Kerkük'teki petrol kuyularının yanındaki üsleri vurdu.

DEHŞET SAÇTILAR
Dünya televizyonları, Pentagon'dan yapılan "Şok ve Dehşet Harekatı başlamıştır" açıklamasını flaş haber diye duyurmaya başladığında, Bağdat alev topuna döndü. F-117 ve B-2 tipi 'Hayalet Uçakları'; Bağdat'ın devlet binalarının bulunduğu caddesine Cruise yağdırdı.

Saddam'ın gizlendiği söylenilen bir sığınağa da tam 12 Cruise füzesi atıldı. TSİ 20.20'de F-117'ler bu kez Musul'a yöneldi. Kuzeyden inen B-52'ler de Bağdat Havaalanı'na halı bombardımanı yaptı. Bu esnada ABD "kara harekatı"nı da hızlandırdı. Katar'dan kalkan F-16'lar, Basra ile Bağdat arasındaki Cumhuriyet Muhafızları'na bomba yağdırarak, güneyden Bağdat'a ilerleyen 3'üncü Piyade Tümeni'ne yol açtılar. Gemilerden havalanan Chinook helikopterleri de Güney ve Kuzey Irak'a özel harekat timlerini indirdi. Bu ekipler Musul, Kerkük ve Basra etrafındaki petrol kuyularını kontrol altına aldı.

SIĞINAĞI DA VURDULAR
Kuyuların güvenliği sağlandıktan sonra hedef yine Bağdat oldu. ABD, Saddam'ın kaldığı sığınağı bu kez JDAM adlı sığınak delicilerle vurdu. TSİ 22.00'deki bombardımanda gökyüzünde dev bir ateş topu görüldü. 2 saat içinde tam 320 Tomahawk ve Cruise füzesi atıldı. Pentagon kayıtlarına göre, Bağdat'ta küle dönen binalar şöyle Başkanlık sarayı, 6 hükümet binası, Saddam havalimanı, devlet televizyonu... Hüseyin Ailesi'nin bulunduğu söylenilen başkanlık binasının harabeye döndüğü belirtiliyor. Bağdat ise tam hasar raporunu bu sabah açıklayacak. ABD bu sabaha kadar Bağdat'taki 28, Irak'taki 78 başkanlık sarayını JDAM'la vuracağını açıkladı.

Bağdat'a giren bombarıdman uçaklarında 2 radar bozucu EA-6B "Prowler" tipi uçaklar eşlik etti. F-18 ve F-14'lerde 225, 450 ve 900 kiloluk bombalar attı.

Saddam'ın sarayı kül oldu
B-52 tipi ağır bombardıman uçakları, Dicle Nehri kıyısında bulunan saray ve bakanlık binalarına akıllı bombalar yağdırdı. Şiddetli patlamalarla alev alev yanmaya başlayan binalardan, onlarca metre yükseğe siyah dumanlar yükseldi. Dicle kıyısındaki sarayın ana binasının, hedef olan noktaların başında geldiği belirtildi. Irak liderinin çok geniş alanlara yayılan saray komplekslerinde çok sayıda bina bulunuyor. Bunların altında kolayca gizlenebileceği sığınaklar da yer alıyor.

300 hedef belirlendi
Geceyarısı harekatın sona erdiğinin düşünüldüğü bir dakikada Pentagon'dan şok bir açıklama geldi 100'ü aşkın bölgeyi daha sabaha kadar bombalayacağız...

Ülke genelinde 300 hedef belirleyen ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, "Cumartesi sabahına kadar Şok ve Dehşet Harekatı'nın ilk etabını tamamlarız" açıklamasını yaptı.

Ajanslara flaş diye geçen bu açıklama, harekatın büyüklüğünü gözler önüne serdi. 48 saatte 3 bin bomba ve füze atacağını belirten ABD, bu hesaba göre, bu sabaha kadar tam 1500 füze atmış olacak.