Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

İHD: İnsan hakları için ve savaşa karşı duyurular

 

ÖNCE GERÇEKLERİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTILAR...
 
(GAZETECİLERİN ÖLDÜRÜLMESİNİ KINAMA EYLEMİ)
 
 
 
İşgal güçleri Irak'a yönelik saldırının 20. gününde önce El-Cezire, Abu Dabi Televizyonlarının bürolarını bombaladılar.Sonra da Filistin Oteli'ndeki gazetecilere tanklarla ateş açtılar. Sonuç 3 gazetecinin ölümü ve birçoğunun yaralanması oldu.
 
işgal güçlerinin gazetecilere yönelik ilk saldırısı değil bu. İşgal başladığından bu yana yaşamını yitiren gazeteci sayısı 11 oldu. Kayıp gazetecilerin akıbeti belirsizliğini koruyor.
 
İşgal güçleri, gazetecileri bilinçli bir şekilde öldürüyor. Çünkü, kendileriyle sansür anlaşmasını imzalamayan hiçbir gazetecinin bölgede bulunmasını ve işledikleri cinayetlerin kamuoyu aktarılmasını istemedikleri için öldürerek, kaybederek, yaralayarak basını susturmaya çalışıyorlar. Katiller geride tanık bırakmak istemiyor...
 
İnsan Hakları Savunucuları olarak; Haber alma özgürlüğümüzün teminatı olan gazetecilerin öldürülmesine karşı duyduğumuz tepki Cağaloğlunda bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önünde 10 Nisan 2003 - Saat 13.00'te yapacağımız basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşacağız.
 
İnsan hakları savunucuları, savaş karşıtlarını basın açıklamamıza katılmaya davet ediyoruz.
 
İnsan Hakları Derneği
  İstanbul Şubesi
 
 
 
BASIN AÇIKLAMASININ YERİ VE SAATİ
TARİH : 10 Nisan 2003
SAAT :  13.00
YER   : Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önü- Cağaloğlu
 

ŞİDDET KABUL EDİLEMEZ BİR OLGUDUR

                                                                         8 nisan 2003

Egemenler, Irak işgali ile bir kez daha halklara şiddet seçeneğini sundular. Egemenlerin bu seçeneğine karşı tüm dünyada şiddeti reddeden, savaş ve şiddet karşıtı eylemler giderek büyüyor.

 Türkiye’de halkın çok büyük bölümü savaşa ve yaygınlaşan şiddete tepkili. Bulduğu her fırsatta savaşa ve şiddete karşı tepkisini göstermektedir.

 Bu amaçla son günlerde yapılan bazı miting ve gösterilerde karşılaştığımız şiddet görüntüleri ile savaş karşıtlığı büyük bir zıtlık göstermektedir.

 Halkın savaşa olan tepkisini meydanlara çekmek ve konudaki duyarlılığı artırmak amacıyla yapılan etkinliklerde gerek polisin şiddet dolu tutumu gerekse bazı göstericilerin çevreye ve insanlara zarar veren  “taş atma, cam kırma gibi” eylemler, halkın savaş karşıtı eylemlere katılımını engellemektedir.

Son olarak Çağlayan’da İstanbul’da bulunan sivil toplum kuruluşlarının girişimiyle gerçekleştirilen Savaşa Karşı İstanbul Buluşması Mitinginde bir grubun polisle girdiği çatışma ve ardından arama noktasının yanında bulunan bir hastanenin camlarının taşlarla ve tekmelerle kırılmasının kamuoyunda yarattığı olumsuzluk, şiddetin nasıl kabul edilemez bir olgu olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Şiddet şiddeti doğurur. Polis, barışçıl  gösteri hakkını kullananlara provakatif davranıp, şiddet kullanarak,  başka bir şiddetin kapısını aralamıştır.

İnsan Haklarının özü, başkalarının haklarına saygıdan geçer. Bir tepkiyi örgütlerken, başka bir tepkinin zeminin oluşturmamak gerekir. Bu konuda mitinge katılan binlerce insanın güvenliğini düşünerek, mitingin amacının dışında kamuoyuna yansımasını engelleyecek biçimde davranma sorumluluğu gösterilmeliydi.

 Ancak bu kez de olmadı. Yine binlerce insanın bin bir zahmetle örgütleyip katıldığı bir savaş karşıtı miting, atılan taşlara ve kırılan camlara kurban gitti. Savaş karşıtı miting şiddetin gölgesinde bitti. Ne verilmek istenen mesaj kamuoyuna gitti ne de savaşa karşı barış talebini dile getirmek isteyen binlerin tepkisi ulaştı ekranları başındaki insanlara. Sadece şiddet ulaştı, kırılan camlar, atılan gaz bombaları, coplanan insanlar ulaştı. Ve bu görüntüler ekran başındaki insanlara ulaştıkça giderek azalacağımızdan da emin olabilirsiniz.

 Hiçbir şey için geç değil. Kendi içimizdeki şiddeti de durdurabiliriz. Bunun için biraz sorumluluk duygusu taşımak yeterli.

 İnsan hakları savunucuları olarak, şiddetin kaynağı nereden gelirse gelsin karşıyız. Egemen sistemin en büyük dayanağı olan şiddet aracını reddediyoruz. Herkesi şiddete karşı durmaya ve sorumlu davranmaya davet ediyoruz.

 

                                                                                                          İnsan Hakları Derneği

                                                                                                                İstanbul Şubesi

 

HÜKÜMET SİVİLLERİN VE GAZETECİLERİN ÖLDÜRÜLMESİNİ ONAYLIYOR MU?                                                            8 nisan 2003

 İşgal güçlerinin Irak’a saldırısı 20. gününde. Ve günün ilk ışıklarıyla akşam yapılan bombardımanın sonuçları da ortaya çıktı. El –Mansur Mahallesi’ndeki sivil yerleşim alanının planlı ve bilinçli bir şekilde bombalanması sonucu 9 sivil yaşamını yitirirken aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun bulunduğu 50’yi aşkın kişi de yaralandı. Hastaneler artık yetersiz hale geldiği için okullar hastaneye çevrilerek sağlıksız koşullarda yaralılar tedavi ediliyor.

Yine bugün gazetecilerin bulunduğu yerlerin bombalanması sonucu savaşın  ilk gününden bu yana Irak’tan canlı yayın yapan El- Cezire ve Abu – Dabi Televizyonlarının muhabirlerinin bulunduğu binanın vurulması sonucu bir kameraman yaşamını yitirirken çok sayıda muhabir de ağır şekilde yaralandı. Uzun bir süredir gazeteciler tarafından kullanıldığı bilinen Bağdat’ın merkezinde bulunan Filistin Oteli’nin bombalanması sonucu  da 2 gazeteci yaşamını yitirdi.

Resmi rakamlara göre 480, sivil kaynaklara göre 1000’den fazla sivil ve 10’a yakın gazetecinin işgal güçlerince öldürülmesi ve 10.000’e yakın sivilin yaralanmasına tüm dünyadan tepkiler yağarken, 3 Kasım seçimlerinde iş başına gelen ve TBMM’nin savaşa katılma yönündeki ret kararına rağmen anayasayı adeta hiçe sayarak  tüm Türkiye’yi  ABD üssü haline getiren  AK Parti Hükümetinin sivil ve gazeteci ölümlerine karşı gösterdiği duyarsızlığı kafalarda soru işaretlerinin artmasına yol açmaktadır.

 İşgal güçlerinin yetkilileri dahi sivil ölümlerinden duydukları üzüntüyü dile getirirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün sivillerin  ve gazetecilerin öldürülmesi karşısındaki suskunlukları ve bu olguyu görmezlikten gelmesi  tepki gösterilmesi gereken bir durumdur.

Bizler insan hakları savunucuları olarak Sayın Erdoğan ve Gül’e sesleniyoruz. Türkiye hukuki açıdan bu koalisyonun bir parçası değildir. Ki olduğunu farz etsek bile bu sivillerin ve gazetecilerin ölümüne karşı sessiz kalmayı gerektirmez. Hukuk devletlerinde ulusal ve uluslararası hukuki mekanizmalara göre de sivil öldürmek savaş suçudur.

 Soruyoruz;

1)        Sivillerin ve gazetecilerin işgal güçlerince öldürülmesini onaylıyor musunuz?

2)        Onaylıyorsanız sizleri insani değerlerinizden bu kadar uzaklaştıran ve duyarsızlaştıran nedir?

3)        Daha ne kadar işgal güçlerine yardım edip suç ortağı olacaksınız?

4)        Hem sivillerin ve gazetecilerin ölümüne karşı sessiz kalıp hem nasıl savaş karşıtı olabiliyorsunuz?

Tüm kamuoyu sizden bu soruların cevabının bekliyor. Bizlerde büyük bir sabırsızlıkla cevaplarınızı bekliyoruz. En azından bizleri kimin yönettiğini bilmek açısından buna hakkımızın olduğunu düşünüyoruz.

 

                                                                                                               İnsan Hakları Derneği

                                                                                                                    İstanbul Şubesi

SİVİLLERE YÖNELİK SALDIRILAR İNSAN HAKLARININ AĞIR İHLALİDİR

                                                                                                                                                              3 Nisan 2003

  Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a yönelik saldırıları 15. gününe girdi.

  Operasyonun ilk gününden bu yana ABD ve müttefiklerinin sivillere yönelik saldırılarında yaşamını yitirenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.

  Asker, sivil ayrımı yapmaksızın bir çok ulaşım aracına ateş açıldığına ve sivillerin yoğun olduğu semt pazarı, mahalleler, hastanelerin füzelerle, helikopter ve uçaklardan atılan bombalarla vurulduğuna ilişkin haberler tüm dünya medyasında yer almaktadır.

  ABD ve müttefikleri, özellikle sivillerin yoğun olarak bulunduğu Bağdat’ın  merkezine attığı güdümlü bombaların bazılarının misket ve salkım bombalar olduğunun iddia edilmesi ve bunun ABD tarafından yalanlanmaması sivillere yönelik kaygılarımızı derinleştirmiştir.

  Çünkü misket bombaları büyük bir alana çok sayıda küçük bombalar yaymaktadır. Bu "ölü" bombaların en az yüzde beşi temasa kadar patlamamakta, bu da onları potansiyel anti personel mayın haline getirmektedir. Bu 'bombacıklar' temas eden herkes için bir tehdit oluşturturmakta, insanların ölümüne veya organlarını kaybetmesine neden olmaktadır"

  Günlerdir kuşatma altında bulunan Irak kentlerine insani yardımın engellenmesi, sivil halkın asgari ihtiyaçlarını karşılanmasına izin verilmesi, su, iletişim ve enerji tesislerinin tahrip edilmesi bölgedeki sivillerin hayatı iyice zorlaştırmıştır.

  ABD ve müttefikleri, Cenevre Sözleşmesini ihlal etmektedirler. Sözleşme, esirlere kötü muamele edilemeyeceğini, sivillere yönelik saldırıların da savaş suçu teşkil ettiğini ifade etmektedir. ABD ve müttefiklerinin elindeki esirlere kötü davrandığına, savaşmayan sivil halka esir muamelesi yaptıklarına dair güçlü kanıtlar vardır.

  Sivillere ait araçların rast gele veya bilinçli bir şekilde taranması, pazar yerleri ve sivillerin yoğun olduğu yerlerin, doğumevinin bombalanması ve bugünde 8 sivilin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırı, bu sözleşmenin en açık ihlalidir.

  İnsan Hakları Savunucuları, hiçbir koşulda sivillere ve esir düşen askerlere saldırı ve kötü muameleyi haklı bulmaz. Ve karşı çıkar, kınar, toplumları  ve uluslararası mekanizmaları duyarlılığa davet eder.

  İnsan hakları savunucuları olarak; Irak’a yönelik saldırının bir an önce durdurulmasını, sivillere yönelik saldırıların sivil ve bağımsız kuruluşlarca araştırılarak sorumlularının uluslar arası mahkemelerde yargılanmalarını ve  kuşatma altındaki sivil halkın insani ihtiyaçlarının karşılanması için gereken önlemleri almak üzere uluslararası kurumları göreve davet ediyoruz.

 

                                                                                                                    İnsan Hakları Derneği   İstanbul Şubesi

   http://www.simbad.sida.nu/

Hedef yine siviller

Bağdat'ta bir yerleşim yerine dün ABD füzesinin düşmesi sonucu 9 sivil öldü. 20 Mart'tan bu yana Irak'ta 856 sivil Iraklı öldü, 6 binin üzerinde sivil ise yaralandı. Ölü ve yaralıların çoğunu çocuklar oluşturuyor.

Irak'ın başkenti Bağdat'ın merkezine düşen ABD füzesinin 9 sivilin ölümüne yol açtığı bildirildi. AFP, görgü tanıklarının kent merkezine düşen füzenin yol açtığı patlamada 9 kişinin öldüğünü söylediğini duyurdu. Olayda onlarca Iraklı sivilin de yaralandığı belirtildi. El Mansur mahallesine düşen füzenin patlaması sonucu bir binanın yerle bir olduğu, çevredeki binalarda da hasar meydana geldiği belirtildi.

Muhabir, füzenin düştüğü sokağın harabeye döndüğünü kaydetti. Yetkililer, patlama ile birlikte anayola bir çok taş parçalarının fırladığını, havada oluşan toz bulutu nedeniyle hiçbirşeyin gözükmediği caddede sadece ambulansların siren seslerinin duyulduğu bildirildi.

856 Iraklı sivil öldü

Bu arada, ABD askeri kaynakları, Irak'ın başkenti Bağdat'ın güneyindeki dış mahallelerinde bulunan Amerikan haberleşme merkezine düzenlenen füze saldırısında 2 Amerikan askeri ve 2 gazetecinin öldüğünü, 15 kişinin yaralandığını bildirdiler. Amerikan ordusundan Binbaşı Michael Birmingham, Reuters'e yaptığı açıklamada, yaralılardan ikisinin durumunun ağır olduğunu söyledi.

Irak'ta 20 Mart'ta başlayan savaşta bugüne kadar en az 856 Iraklı sivil, 87 Amerikalı ve 30 İngiliz asker öldü. AFP'nin resmi açıklamalara dayanarak ölenler ve yaralananlarla ilgili olarak çıkardığı bilanço şöyle: Irak hükümeti ve hastane kaynaklarının açıklamalarına göre, savaşta 856 Iraklı öldü, 4441 ila 6606 Iraklı yaralandı. Savaşta ölen Amerikan askerlerinin sayısı ise 87 oldu. Amerikan askerlerinin 68'i çatışmalarda, diğerleri kazalarda can verdi. İngiltere Savunma Bakanlığı da 3'ü Basra'da olmak üzere toplam 30 askerin öldüğünü bildirdi.
Yeni Safak, 8 nisan 2003

Savaşın gazeteci kurbanları

Hürriyet, 10 nisan 2003
Taras Protsyuk

ABD ve İngiltere'nin Irak'a saldırıyı başlattıkları günden bu yana, bölgede görev yapan 10 gazeteci hayatını kaybetti.

8 Nisan: Bağdat'ta gazetecilerin kaldığı Filistin Oteli, ABD güçleri tarafından vuruldu, 2 gazeteci öldürüldü, 3 gazeteci yaralandı. Ölen gazetelerin Reuters için çalışan Ukraynalı bir foto muhabiri Taras Protsyuk ile Telecinco televizyonu için çalışan İspanyol kameraman Jose Couso olduğu belirtildi.

Telecinco özel televizyonunun 37 yaşındaki, evli 2 çocuk sahibi kameraman Jose Couso tank ateşinde bacağından, göğsünden ve çenesinden yaralandı, hastaneye kaldırılarak, ameliyata alındıktan sonra hayatını

Jose Couso

kaybetti. Aynı ateşte, İngiliz Reuters ajansı için çalışan Ukraynalı muhabir de hayatını kaybetti.

Reuters Ajansı'nda 1993 yılından bu yana çalışan Varşova doğumlu Taras Protsyuk, Kosova, Afganistan, Çeçenistan ve Bosna Hersek'te görev yaptı. Evli olan Taras Protsyuk'un, 8 yaşında bir oğlu bulunuyor.

"ABD BASINA KARŞI HİSTERİK SALDIRILAR DÜZENLİYOR"

Saldırı düzenlendiği sırada Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Essahaf, Filistin Oteli'nin yanı başında basın toplantısı yapıyordu.

Tarık Eyyüp

Muhammed Essahaf, oteli hedef alan saldırıdan ötürü ABD'yi suçladı. Bakan, ''Amerikan kuvvetleri, yabancı basına karşı histerik eylemlerde bulunuyor'' dedi. Essahaf, ''Havadan gelip sivil mahalleleri, El Cezire bürosunu, Abu Dabi TV'sini ve burasını bombaladılar. Bu isterik eylemler, başarısız kalmaya mahkum'' diye konuştu ve ''Bu alçaklar kazanamayacaklar...'' ifadesini kullandı.

El Cezire televizyonu muhabiri Tarık Eyüb, Bağdat’a yapılan ABD bombardımanı sırasında öldü. El Cezire, Bağdat’taki bir muhabirlerinin de kayıp olduğunu açıkladı.

7 Nisan: İspanyol El Mundo gazetesinin muhabiri Julio Anguita Parrado ve Alman Focus dergisinden Christian Liebig Bağdat’ın güneyindeki bir füze saldırısında öldü.
 

Julio A. Parrado


Parrado en son Bağdat'ın merkezine 15 km uzaklıktaki bölgede görev yapıyordu. 1971 Cordoba doğumlu olan Julio Parrado'nun Birleşik Sol'un (IU) eski yöneticilerinden Julio Anguita'nın oğlu olduğu belirtildi.

Parrado, gazetesiyle en son pazartesi sabahı üç kez kontakt kurarak Bağdat'taki son gelişmeleri bildirmişti. İspanya Savunma Bakanı, İspanyol gazetecinin cenazesini almak üzere özel uçak gönderileceğini açıkladı.

35 yaşındaki Christian Liebig'in Focus dergisinin web sitesinde savaş günlüğü yazdığı ve iliştirilmiş 600

Christian Liebig

gazeteciden biri olmak için gönüllü başvurduğu bildirildi. Liebig, Kosova ve Afganistan savaşlarını da izlemişti. Focus dergisinin Yazı İşleri Müdürü Helmut Markwort, 3. Amerikan Piyade Tümeni'ni izleyen Liebig'in, olay sırasında ölen İspanyol ''El Mundo'' gazetesi muhabiri Julio Anguita Parrado ile birlikte, daha az riskli olduğu için tümenin merkez karargahında kaldığını belirtti. Markwort, diğer muhabirlerin ise bir komando birliğiyle birlikte Bağdat'ın merkezine gittikleri, bunun daha riskli görülmesine rağmen, kendilerine bir şey olmadığını söyledi.

6 Nisan: Kuzey Irak’ta BBC için çalışan Kürt tercüman K. Abdürezzak Muhammed Amerikan bombardımanı sırasında öldü. BBC dış haberler editörü John Simpson ve ekibin diğer üyeleri de yaralandı.

 

David Bloom

-Irak’ta NBC için çalışan Amerikalı gazeteci David Bloom akciğer rahatsızlığı sonucu hayatını kaybetti.

4 Nisan: Washington Post ve Atlantic Monthly için çalışan Michael Kelly, ABD ordusuna ait bir cipin devrilmesi sonucu öldü.

2 Nisan: Ödüllü BBC kameramanı Kaveh Golestan, aracından çıkarken mayına basarak hayatını kaybetti. Olayda araçta bulunan BBC yapımcısı Stuart Hughes de ayağından yaralandı.
 

Kaveh Golestan


30 Mart: İngiliz televizyonu Channel 4 için çalışan Gaby Rado adlı muhabir, Kuzey Irak’ta kaldığı otelin otoparkında ölü bulundu. Rado’nun otelin çatısından düşerek öldüğü sanılıyor.

27 Mart: Al Arabiya televizyonu, Irak’ın güneyindeki ekibinden haber alamadığını açıkladı. Ekipteki Suriyeli gazeteci Wael Awwad, Lübnanlı kameraman Talal al-Masri ve Lübnanlı mühendis halen

Gaby Rado

kayıp.

22 Mart: Avustralya’daki ABC kanalı için çalışan kameraman Paul Moran Kuzey Irak’taki bir intihar saldırısında hayatını kaybetti. Aynı olayda ABC Avustralya’nın muhabiri Eric Campbell de yaralandı.

-ITN için çalışan ekipten Terry Lloyd, Güney Irak’ta Koalisyon Güçleri tarafından açılan “dost ateşi” sonucu öldü. Kameraman Daniel Demoustier yaralanırken, ekibin diğer üyeleri kameraman Fred Nerac ve tercüman Hüseyin Osman kayboldu.

FIJ: SAVAŞ SUÇU

 

Micheal Kelly

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ), Irak'ın başkenti Bağdat'ta yabancı basın mensuplarının kaldığı otelin hedef alınmasını şiddetle kınayarak, olayın bir savaş suçu olduğunu ve sorumlularının yargılanması gerektiğini duyurdu. Merkezi Belçika'nın başkenti Brüksel'de bulunan FIJ'in genel sekreteri Aidan White, yaptığı yazılı açıklamada, ''Eğer bütün bu saldırılar gazetecileri hedef almışsa bu uluslararası hukukun ciddi bir ihlalidir'' ifadesini kullandı. White açıklamasında, ''Demokrasi adına başlatıldığı söyleyen bir savaşta Arap basınını hedef almak ve gazetecilerin kaldığı oteli bombalamak çok şaşırtıcıdır. Bunun sorumluları adalete teslim edilmelidir'' dedi.

Melih Asik, Milliyet, 9 nisan 2003
Amerikan ölüm makinaları dün El Cezire televizyonunun Bağdat’taki bürosunu bombaladı, 1 kameramanı öldürdü.
     Yabancı gazetecilerin kaldığı Filistin Oteli’ne açılan tank ateşi sonucu ise 2 gazeteci öldürüldü.
     Amerikan yetkilileri Filistin otelinden kendilerine ateş açıldığını söylemişler. Demek bundan sonra binalardan açılan tüfek ateşine tank ateşiyle yanıt verilecek. Aynen Nazi ordusunun işgal ettiği ülkelerde yaptığı gibi...
     Gazeteciler belli ki bu vahşete tanıklık etmemeleri için vuruluyor... Ne insan hakları, ne ahlak, ne izan, ne vicdan...
     Bütün insanlık değerleri sıfırlanıyor Bush’un şahsında...
     
 

Bugünün yarını

     Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Cem Say soruyor:
     "... Gazetenizde başbakanın dün Polonya başbakanıyla birlikteyken yaptığı açıklamayı şaşkınlıkla okudum:
     "Savaşın bir an önce bitmesi, ortak kanaatimizdir. Çocukların, kadınların, savunmasız insanların artık daha fazla ölmesine insanlık tahammül edemez. Bu arada çok ciddi bir çevre yıkımının olduğunu bir kenara koymak mümkün değil."
     Peki ama bunları düşünen bir insan, hem de ülkesinin hava sahasını bu yıkımı, bu katliamı yapan uçaklara açıp kapatma yetkisi de kendi elindeyse, neden bu vahşetin en azından kuzeyden gelen kısmını durdurmak, kötülüğe ortak olmamak için yetkisini kullanmaz? Sayın Erdoğan’ın seçmenleri bu katliama kendilerinin de (oyları dolayısıyla) ortak olduklarını anlamayacak kadar saf mı? Sayın Erdoğan günün birinde anayasamızın belirlediği uluslararası yasallık şartları gerçekleşmeden bu işe ülkeyi karıştırdığı için Türk mahkemeleri önüne, bu savaş suçlarına ortak olduğu için de, (yakın tarihte örnekleri bol olan) uluslararası mahkemeler önüne çıkabileceğini bilmiyor mu?
     
 m.asik@milliyet.com.tr
     
 

http://www.simbad.sida.nu/