Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

ATATÜRK DÖNEMİ - 2

MUSTAFA KEMAL:

" Kan ile yapılan inkılâblar daha muhkem olur. Kansız inkılâb ebedileştirilemez... Fakat biz lüzumu kadar kan döktük. Memleketimizde bir çok isyanlar vukua geldi, ve bunların hepsi tenkil edildi... Şayan-ı temennidir ki, bu dökülen kanlar kafi gelsin, ve bâdema kan dökülmesin!" demişti. (22.1.1923)

Ancak burada bahis konusu olan "kan" düşmanla savaş dönemine aittir... Kanın gerçekten orada durması gerekirdi. "Şapka", "Türkçe" EZAN gibi konuların isyanlara sebep olması, yeniden gereksiz yere kan akması dönemin talihsizliklerindendir.

Çünkü ATATÜRK İNKILÂBÇILIĞI aslında TÜRK İNKIL"ABI'dır!.. Ve aslında TEK'tir!.. Bütün diğer uygulamalar bu TEK hedefe ulaşmak için yapılmıştır ve TEFERRUAT'tır!..

Bu hususu ATATÜRK şöyle ifade eder:

"TÜRK İNKILÂBI nedir?..Bu İNKILÂB geniş bir değişimi ifade etmektedir!..MİLLET'in, VARLIĞI'nı DEVAM ettirmek için, fertleri arasında düşündüğü MÜŞTEREK BAĞ, asırlardan beri gelen şekli ve mahiyeti değiştirmiş; yani MİLLET, dini, mezhebi bağlılık yerine TÜRK MİLLİYETİ BAĞIYLA FERTLERİNİ TOPLAMIŞTIR!.."

Yani TÜRKİYE CUMHURİYETİ ve yeni TÜRK DEVLETİ sadece ve sadece TÜRK MİLLETİ'ne dayanır!.. TÜRK MİLLETİ'nin hemen tümü MÜSLÜMAN olmasına rağmen, MÜSLÜMAN olmayıp ta kendini TÜRK sayan herkes bu DEVLET'i kuranlardandır!.. Aksine, MÜSLÜMAN olup ta kendini TÜRK saymıyanların ne bu DEVLET'te, ne de CUMHURİYET'te söz hakkı yoktur!.. İşte GERÇEK ATATÜRK İNKİLABI budur, ve adı TÜRK İNKILABI'dır!..

Şimdi ortalıkta dolaşıp ta, "atatürk ilkeleri, atatürk devrimleri" diye ortalığı tozu dumana katanlara bir bakınız!.. Hepsi MEZHEPÇİLİK, KÜRTÇÜLÜK, LAZLIK, ÇERKEZLİK peşindedir!.. Hepsi DİN'i, veya kendi çarpık LAİKLİK anlayışını siyasete alet eder!.. Bu yüzden de "İNKİLÂB" olarak gösterilen ATATÜRK DÖNEMİ uygulamalarının temelindeki gerçek TÜRK İNKILÂBI unutulup gitmiştir!..

Bundan sonra sıralayacağımız, ve POLİTİKACI ve SÖZDE AYDINLAR'ın bir kısmına sıkı sıkı sarılıp ta, bir kısmını tamamen göz ardı ettikleri ATATÜRK DÖNEMİ UYGULAMALARI'nı, bu gözle değerlendirmek ve hepsinin bu TEK TEMEL İNKILÂB'la bağlantısını kurmak gerekir!..

1924'de Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkartılıp bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı... Ancak sayıları 70'ı bulan yabancı okulların büyük kısmının kapatılması, kalanların denetime alınması için, Bursa Olayı'nı beklemek gerekti.(Bakınız: ATATÜRK DÖNEMİ - AÇIKLAMALAR-3, 11)

1924'de Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Arkeolojik kazılar, müze ve arşiv kurma, restorasyon çalışmaları başladı... Konya Eski Eserler Müzesi 1928'da açıldı.(12)

17.2.1925'de AŞAR kaldırıldı. Böylece Devlet vergi gelirlerinin dörtte birinden vazgeçmiş oldu. (13)

25.2.1925'de "DİN'İN POLİTİKAYA ALET EDİLMEMESİ" konusunda bir kanun çıkarıldı.

26.2.1925'da Fransız Tütün Rejisi kaldırıldı... Fransızlar'a bağlı olarak çalışan kolcu teşkilatı kaldırıldı. Böylece TÜRK tütününü Fransız'a vermek istemeyen "kaçakçılar" ile kolcular arasındaki çatışmalar sona erdi... Her yıl yüzlerce gencin ölmesi önlenmiş oldu.

25.11.1925'de Şapka kanunu çıkarıldı... Bu da Sivas'ta, Rize'de, Trabzon'da, Erzurum'da yeni isyanlara sebep oldu. (14)

30.11.1925'de tekke ve zaviyeler kapatıldı... Cübbe, sarık yasaklandı. Şeyh, derviş, mürit, türbedar gibi ünvanlar kaldırıldı.(15)

26.12.1925'de milâdî takvim ve BATI saat sistemi kabul edildi.

17.2.1926'da MEDENİ KANUN İsviçre kanunlarından tercüme edilerek kabul edildi. (Bakınız: ATATÜRK DÖNEMİ - AÇIKLAMALAR-4, 16)

Yine aynı günlerde Ticaret Kanunu Fransa, Almanya ve Belçika'dan alındı... İtalyan kanunlarından kopya edilen "Türk" Ceza Kanunu yürürlüğe girdi... Hukuk Mahkemeleri Usulü Kanunu Neuchatel Kanunu'ndan aşırıldı... Ceza Muhakameleri Usulü Kanunu ve Deniz Ticareti Hukuku Kanunu Almanya'dan alındı... (1929) İş İdaresi Hukuku Kanunu da İsviçre'den devşirilince hukuk sistemimiz her bakımdan BATI hukukuna benzedi...(1929) Halbuki İtalyan Ceza Kanunu 1889 tarihli idi!.. Ötekiler de ondan hallice değillerdi... Yani biz hala o kanunlarla idare edilmekteyiz. (17)

Bülent Tanör Kuruluş konferanslarında "Neden yarı sömürge TANZİMAT DÖNEMİ Batı kanunlarını KISMEN aldı da, BAĞIMSIZ CUMHURİYET döneminde TOPTAN alındı?" sorusunu soruyor... Haklı olarak...

Medeni Kanun ile MÜLKİYET kavramı temelinden değiştirildi... Mülkiyet ferdi ve masun hale getirildi. Bu yolla kapitalist dönüşümün yolu açılmış oldu ki, bizce son derece hatalı, suça, soyguna, yağmaya açık bir durum yaratıldı... Gelir dağılımı bozuldu.

GAZİ bu köklü "reformlar"ın Takrir-i Sükun kanunu sayesinde gerçekleştirildiğini açıkça ifade etmiştir... Yani halkın çoğunluğunun kolay "evet" diyeceği, yenilir yutulur şeyler değildi!..

Cumhuriyet öncesinde Şer'iye, Nizamiye, Ticaret, Cemaat, Konsolosluk mahkemeleri vardı... Lozan'dan sonra 3 gayrımüslim cemaat kendi cemaat hukuklarını uygulamaktan vazgeçtikleini Ankara hükümetine bildirdiler... Buna rağmen, niye böyle köklü bir değişikliğe gidildi???

Ezelî ve ebedî düşmanımız A.B.D., Lozan'da imzaladığı anlaşmayı meclislerinden geçirememiş, böylece yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni tanımamıştı!.. Kuyruk acısı vardı. Wilson prensiplerine göre türkiye topraklarında Ermenistan kurulmalı, İzmir yunan'a verilmeliydi. Bunlar sağlanmadığı için Amerika'nın Türkiye'ye kini vardı. Bu kini eski A.B.D. Büyük Elçisi Henry Morgenthau, 1923 yılında The New York Times gazetesine verdiği demeçte,

- "ABD ve İngiltere birlikte İzmir'e asker çıkartmış olsaydık, Türkler'in Avrupa'dan kovulması gerçekleşebilecekti,"

demişti!.. Bu herif yazdığı kitapta da pek çok Ermeni kıyımı yalanı uydurmuştur.

İşte bu anlayışla ezelî ve ebedî düşmanımız ABD, 1927 yılına kadar Türkiye'ye büyükelçi göndermedi. 1927'de elçi göndermek istediğinde, kendisinden önce Lozan Anlaşması'nı imzalaması talep edilmiş, ancak Kongre'de bu sağlanamayınca, Modus Vivedi uygulanmıştır. Yani, Amerika geçici bir anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti'ni "lûtfen" tanımış oldu!.. Hâlâ gerçek anlamda tanımış değildir!.. Onun için askerimizin kafasına çuval geçirir, muhribimizi kaptan köşkünden füze ile vurur! Amerika bize hep düşman muamelesi yapar!.. Buna rağmen 1927'de uyduruk tanımanın kabul edilmesi, Atatürk'ün Batı ile ilişkileri yumuşatma arzusundan kaynaklanmıştır. O arzu için ne fedakârlıklara katlanılmıştır, bir bilseniz!..

14.4.1928'de Anayasa'dan "DEVLET'in dini İSLAM'dır" hükmü çıkartıldı... Mebusların yeminlerindeki VALLAHİ ifadeleri kaldırıldı... (19) "Laik" BATI ülkeleri ise hâlâ İNCİL üzerine yemine devam ederler!.. Yapılan bir değişiklikle Meclis'in DİN işleri ile ilgilenmesi önlendi... 1945 yılında Anayasa dili baştan başa sadeleştirildi.

24.5.1928'de rakamlar değişti.(20)

1928'de Yeni TÜRK Alfabesi kabul edildi.(21)

3.2.1928'de ilk TÜRKÇE hutbe okundu. (Bakınız: ATATÜRK DÖNEMİ - AÇIKLAMALAR-5, 22)

Kemal Tahir bu konuda şu gerçekçi yorumu yapar:

-" Tevfik Rüştü. "BATILILAR devrimler tutmadı sanırlarsa, mahvoluruz," diyormuş. Tevfik Rüştü'ye göre devrimler bizim için değil, BATILILAR için yapılmış!.."

- "Ne demektir "Köylü bizim efendimiz"?... Köylü kim, koca GAZİ PAŞA kim?..."

- Bu laf "Vatan-Millet yolunda zorlanmaktayım!" anlamınadır!.. "Köylü takımına efendi dedikse, gerisini anlamalı!" demektir!.. Bunca padişah gelip geçmiştir OSMANOĞULLARI'ndan... Bak bakalım, böyle okkalı laf var mı?.."

Kemal Tahir bu sözleri ile GAZİ'nin baskılardan bunaldığını, çevresine söz geçiremediğini anlatmak istemektedir!..

Haziran 1926'da GAZİ HAZRETLERİ'ne İzmir'de bir suikast planı ortaya çıkarıldı... (18) (Kemal Tahir KURT KANUNU adlı eserinde bu olayın ve dönemin çok güzel bir değerlendirmesini yapar.)

Musul'un elden çıkışı da bu tarihe denk gelir. Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey'in 7 Haziran 1926 günü (İçtima: 115, Celse: 2) TBMM'de yaptığı konuşmada söylediği şu sözler:

- "Şurasını da derhal arz etmeye mecburum ki, hudut üzerinde bile bin kilometre murabbaı (kare) miktarında lehimize tashihat ilavesini teklif ettiler. Esas davamızın böyle bin veyahut iki bin kilometrekarelik arazi dâvâsı olmadığını söyleyerek bu teklif olunan araziden de sarf-ı nazarla bütün Musul vilâyetinden müstakil Irak devleti lehine feragati, prensiplerimize daha uygun bulduk."

Uygun bulanlar arasında ATATÜRK te var görünüyor... O tarihte ne düşünerek bunu yaptı, bilemiyoruz. Musul, petrolden dolayı ve İngilizler'in burada bir Kürt devleti kurmak istemesi nedeniyle önemliydi. "'Atatürk - Bir Milletin Yeniden Doğuşu" ve "Kutsal Anadolu Toprakları" kitaplarının yazarı, İngiliz Lord Kinross'a göre, Musul'un Irak'a verilişi, "Aatatürk'ün dış politikada yaptığı tek hata"ydı.

- Ekim 1929'da dünyada iktisadî buhran başladı.

- 1929'da Terkos suyu yabancılar tarafından İSTANBUL'a getirildi, arıtıldı.

- Ağrı'da isyan.

- 1930 Serbest Fırka'nın kuruluşu ve kapatılışı.

ATATÜRK hiç bir zaman istediği nitelikte adam bulamamıştır... Çoğu zaman aynı kişilere tekrar tekrar muhtaç olmuştur. Bu kişilerin başında Bitlisli İsmet ile Fethi Okyar gelir... Şeyh Sait isyanında vurdumduymazlığından dolayı görevden aldığı Fethi Okyar'a, bu sefer parti kurdurur. İsmet'in dalaverelerinden kurtulmak için!..

Kemal Tahir, Serbest Fırka'nın kuruluşunu İsmet'in tavrına bir tedbir olarak görür ve olayı şöyle anlatır:

- " İsmet Paşa'ya kalsa, Cumhurbaşkanı kısmı sarayında oturmak gerektir. Ancak GAZİ PAŞA, şöförü Dadal'a "Yolculuk var" dedi. Yaver'le Şükrü Kaya ekibini atlatıp Çankaya'dan indiler."

- Bözöyük Salih Bey, Ali Kılıç Bey, Zühtü Recep Bey, Abbas Cevat Bey, bunlara da telefon edildi. Bunlar demirbaşlardı... Bilecik Mebusu İbrahim Bey'in köşkünün yolunu tuttular.

- "Senin İsmet Paşa'na bir oyun oynayacağız ki, gör bakalım tedbiri nasıl şaşacak " dedi GAZİ PAŞA...Hasılı Serbest Fırka'nın temeli bir Ağustos günü Yalova'da atıldı.

- Bir muhalefet partisi açılıyor, Serbest Fırka adıyla. Açan Paris elçimiz Fethi Bey!..

- İktidarda olan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın lideri GAZİ Hazretleri.. Başvekil İsmet Paşa da onun vekili. Fethi Bey'in kendi teşebbüsüyle böyle bir işe girmesi imkansız!.

- GAZİ Hazretleri parti kurmaya Fethi Bey'i razı edince, meseleyi İsmet Paşa'ya açmışlar, "Hay Hay " demiş. "Açıklamayı birlikte yapacağız, hazırlık yapalım," demiş.

- Öyleyse neden gizli tutuldu GAZİ'nin Büyükdere'ye gelip Necmettin Molla'nın evinde 7-8 gün kalıp Fethi Bey'le görüştüğü?...

- Fethi Bey'le İsmet Paşa'nın arası biraz açık ta ondan!.. Sebep Osmanlı borçlarının altınla ödenmesi...

- Fethi Bey "İlle altınla ödeyelim" diye direnmekte... Delirmiş mi?.. Dünyanın iktisat buhranıyla yanıp kavrulduğu sıra!.. En zengin devletler dünya savaşındaki borçlarını ödemezken!...

- Cumhuriyet hükümetinin payına düşen OSMANLI borçlarının nasıl ödeneceği Lozan'da en çetin meselelerden biriydi. Uyuşulamadı. Barıştan sonra alacaklılarla konuşmanın sürdürülmesi kararlaştırıldı. Çünkü İsmet Paşa, altınla ödemeye karşıydı. "Kağıt para veririm," diyordu. (1924)

- Konuşmalar Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey'e bırakıldı. 1928'de bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre alacaklılar borçtan indirme yaptılar. Buna karşılık biz de altınla ödemeyi kabul ettik.

- Anlaşma imzalandığı zaman "hizmet"i beğenilerek alacaklılarca Fethi Bey'e 10.000 lira "mükafat" verildi!..(1.45TL.=l dolar)

- Bir taksit ödedik... Fakat 2. taksidin ödeme vakti yaklaşırken iktisadi buhran başladı. (1929) Taksidi altınla ödesek, paramızın değeri düşecekti. Altın 8 bonknottan 10 banknota çıktı. Bunun üzerine İsmet Paşa hükümetin borçların altınla ödenmesinin imkansızlığına karar verdi.

- Fethi Bey alacaklılara verdiği sözün tutulmamasını onur meselesi yapmış olacak ki, o yaz izne gelince hükûmet kararını eleştirdi.

- GAZİ PAŞA Hazretleri bir akşam, çekişmeye değinmeden, 1928 anlaşmasının uygulanmamasından sıkıldığını açıkça söyledi.(23)

- İsmet Paşa'dan söz etmeden, "Hiç yoktan mesele çıkarttılar. Cenuptaki demiryolu konusunda çıkan meselede Fransızlar'a karşı ben kendim ortaya çıkmaya mecbur oldum. Bu işte de beni Fransızlar'la İngilizler'e karşı çıkmaya mecbur edecekler," dedi.(24)

- "Fikrinden vazgeç" denilmiyor, "Halktan sakla" deniyor!..

- En zengin devletlerin borçlarını ödemiyeceklerini söyledikleri bir dönemde.. İktisat buhranı dünyayı altüst ederken...Her gün yüzlerce banka, yüzlerce şirket iflas ediyor. Fabrikalar, madenler işçilerini dışarı atarak kapılarını kapatıyorlar!..

- Dünya iş çevrelerinde dolandırıcılıklar, kendilerini öldürmeler gündelik olaylar haline geldi. Borsalar panik içinde!... En güçlü paralar, en güvenilir hisse senetleri paçavralara döndü. Dünyaya hükmeder görünen en yaman para güçlerinin güçsüzlüğü, en sağlam kuruluşların temel çürüklüğü meydana çıkmış!. (25)

- Buna karşılık her yıl 700.000 altın borç ödeyeceğiz...Hem de CUMHURİYET'in değil, OSMANLI İmparatorluğu'nun!... Sanki ANADOLU Savaşında biz yenilmişiz gibi!..

- Daha rezilliği, bir büyükelçinin aldığı 10.000 lira bahşiş yüzünden. "Altınla ödetirim," diye söz vermiş olmalı ki, sözünü tutamadığı için onuru kırılmış olmalı... Parti açacak, hükümetin gırtlağına sarılacak... Nasıl iştir bu?..

- Bütün mahareti GAZİ'nin en ufak heveslerine bile sessiz sedasız itaat etmek olan İsmet Paşa, sinirlerine hakim olarak "Hay hay" dedi, oturdu.

- Bu hürriyet Takrir-i Sükun kanunundan, İstiklâl Mahkemeleri'nden 4 yıl sonra getirilmek isteniyordu. Baskı, devrimlerden çok dalaverecilere, vurgunculara yaramıştı..."

- Falih Rıfkı milletvekilliğinin 1. yılındaki bir olayı anlatır:

- " Yakup Kadri ile Meclis'e gelmiştik. Bir kaç milletvekili bize bir kanun teklifi imzalatmak istediler:. "Hidemat-ı vataniyesine mükâfeten MUSTAFA KEMAL PAŞA Hazretlerine l milyon lira ihda edilmiştir..." Muzaffer kumandanları parayla mükafatlandırmak İngilizler'in âdeti değil miydi?...

- Beynimizden vurulmuştuk. KUVVA-YI MİLLİYE devrinde İngiliz entelijansı, hareketin başından ayrılmak şartıyla, MUSTAFA KEMAL'e büyük bir para ve İTALYA'da bir villa vaad etmişti!.. Bu da öyle bir şeydi. İnkilâbların ilk günlerinde suikastlerin en alçakcası idi!.

- GAZİ'yi reislik odasında bulduk. Hamdullah Suphi heyecanlı sözlerle hepimizin ızdırabını anlattı. GAZİ, teklifi getirtip yırttırdı!"

Kemal Tahir şöyle devam ediyor:

- " İttihat ve Terakki döneminin nüfuz kazançlarına, veya Kuvva-yı Milliye'nin çetecilik günlerindeki yağmaya hasret çekenler, GAZİ'nin yanında ve Meclis'te idi. Milletvekilliği de 'boğaz tokluğuna yetmez' maaşlı bir vazife idi. (26)

- GAZİ varlıksız bir aile çocuğu olarak hayli sıkıntılı bir öğrenci ve subay hayatı geçirmişti. Aylığı hiç bir zaman masrafına yetmezdi. Biraz rahat bir hayata, büyük kumandan rütbelerinde ulaşmıştı. Bununla beraber fikirlerini ve politikasını satmamıştı!..

- Yeni devrin ilk skandallarından biri, Ermeni kaçırma hadisesiydi. Mallarını ele geçirmek isteyen iki Ermeni'nin gizlice İstanbul'a sokulmasına, GAZİ'nin bir kaç eski arkadaşı karışmıştı.

- Bir ara GAZİ'nin sevmediği bir eski subay Ankara sokaklarında görünmüştü. Komisyonculuk için dolaştığı öğrenilince, bazıları "Davanın zahmetini biz çekeceğiz, parayı onlar mı kazanacak?" diye söylenmişlerdi.

- İlk aferizm fesadı, Ankara'ya iş takip etmeye gelenleri haraca kesmekle başlamıştı... Adam ya bakanlara söz geçirenlerle ortak olacak, ya da kazancını kaybedecekti. TÜRK olmıyanlar da bir Ankaralı'yı kendilerine maske edinmek zorunda idiler. (27)

- Çek sefiri bir gün Hakimiyet-i Milliye gazetesi sahibine gelmiş, şöyle demişti: "Bizim Skoda firmasının temsilcisi Sabur Sami Bey, siyasi nüfuzu olmadığı için işleri yürütemiyor. Siz GAZİ'nin gazetesinin başındasınız. Mümessilliğimizi kabul eder misiniz?"

- Milli Savunma Bakanlığı'nın bir eksiltmesine katılan iki firmanın temsilcisinin de, aynı milletvekili olduğu görülmüştü!..

- İş Bankası'nı kuranlar dürüst kimselerdi. Fakat bankayı yürütebilmek, uzun müddet devlet otoritesini kullanmaya bağlı kalmıştı. Bir kaç defa bankayı ağır ziyanlardan kurtarmak için, onu çıkmaz işlere sokmuş olanları kazandırmak gerekmişti.

- Bu kurtarılanlardan biri, ki subay emeklisi olarak Meclis'e girdiğinde on parasızdı, bir demiryolu mukavelesinden l.028.000 lira komisyon almış, tümüyle İş Bankası'ndaki hesabını ancak kapatabilmişti. (28)

- Dünyanın hiç bir yerinde reassürans işi imtiyaz altında değildir. Bu işi sigorta kumpanya müdürü İstanbullu levantenlerden biri icat etti. sonra bir gün Banka İdare Meclisi reisi Siirt milletvekili Mahmut Bey'in odasına gelip, "Bu zatıalinizin, bu falanca beyin," diyerek zarflar bıraktı... Zarflar hisse senedi dolu idi!.. (29)

- Başvekil İsmet Paşa şöyle diyordu: "Bir iş ki, devlet yapar, bunu anlıyorum...Bir iş ki, hususi teşebbüs yapar, bunu da anlıyorum...Fakat Devlet'in nüfuzunu kullanarak şahıslar veya bankaların yapmasını anlıyamıyorum. Ben devletçilikten anlarım, dolapçılıktan anlamam!" (30)

Biri anlatıyor:

-Cumhurbaşkanlığı için Çankaya'da yeni ev yapılıyordu. Ben kestkördüm. İhaleler de kestörlükten yapılırdı. Bir gün köşkün devamlı adamlarından biri geldi, "Sıhhi tesisleri filana ihale et," dedi..."Nasıl yapabilirim? İhale zarfları kapalı," dedim. "Sana yolunu gösterirler," diye cevap verdi. Gösterecek olan da daire müdürüymüş!

- İhale en ucuzu verene yapıldı, ama kestörler bu zatın GAZİ'ye şikâyetleri yüzünden çok sıkıntılar çektiler.

- Hele Arif Oruç!...Hürriyet meydanını Arif Oruç gibilere bırakmak olmaz...Urfa mebusu Ali Saip Bey Meclis'te söylemiş... Mücadele yıllarında İstanbul'dan Ankara'ya geçen bir kafile Kefken'de molada iken, Arif Oruç İpsiz Recep diye bilinen hayduta "Bunların üzerinde otuz bin altın var, gel şunları boğalım" demiş!..

- Ali Saip Bey de en çok adam asan İstiklâl Mahkemesi'nin kıyıcı savcılarındandır. Şahit olarak Yeni Sinema sahibi Hüseyin Bey'i gösteriyor. Hüseyin Bey doğrulamış:

- "Merdivenköy'deki Bektaşi tekkesinde buluştuk... 1. kafilede Tanin başyazarı Muhittin, Sadri Edhem, Kemal Ragıp, Ahmet Ensari vardı. 2. kafilede İttihad-ı Terakki katibi Vehbi, Selahattin ve Ali İhsan Beyler...

- Ali İhsan Bey de İstiklâl Mahkemelerinin acımasız başkanlarındandı. Bahriye Nazırı iken Yavuz-Havuz meselesinde Divan-ı Ali'ye çekilip mahkum edildi."

- İstiklâl Mahkemeleri'nin 13.500 kişiyi astığı söyleniyor. (Bir sıfır fazla; aslı 1353) Bunların kimlikleri, niçin asıldıkları bilinmedikçe, Arif Oruç gibilerinin niçin asılmadığı da bilinmez. (31)

- Bizim Laz arkadaşlardan biri geçenlerde vekil oldu...Bir insan hem Laz, hem de Vekil olursa, ilk iş olarak ne yapar?.. İlk yolladığı tamim, KARŞILAMA ve UĞURLAMA işi üzerine... Vekaletin bütün umum müdürleri ile müdürleri, Vekil Bey bir yere giderken iki elleri kanda olsa, İstasyonda toplanıp uğurlıyacaklar. Geliyorsa, karşılıyacaklar!..(32)

- İş Bankası'nın gündüz gözüyle soyulduğu nasıl yazılabilir?..Baş hissedarı GAZİ PAŞA'mızdır. Bankacılığa sıvandın mı soyulmak ta vardır hesapta. Ne demişler?.."Hırsıza beyler borçlu," demişler...

- Kuvva-yı Milliye'ye en önce başlıyanlardan biri Çerkez Ethem'dir. Adı vatan haini diye geçiyor. O kadar savunduğumuz Halide Edip, (babası dönme idi) önceleri Amerikan mandasını savunmuştu. Şimdi yurt dışında yaşıyor muhalif olarak...Ötekilerin kaderi de başka türlü değil.. Böyle karışıklıklarda kahramanlık ölçüsü her zaman doğru kullanılmıyor. (33)

- Doğru bir işin peşinden sürüklenen insanların hepsi yürekli, kararlı, yiğit, dürüst olmmazlar elbet.

- Bence Kurtuluş Savaşı'nın bir tek kahramanı var. O da Kurtuluş Savaşı'nın kendisi...MUSTAFA KEMAL bile bunu kişiliğinde canlandırdığı kadar büyük!..

- İsmail Hakkı Baltacıoğlu bir makalesinde şöyle diyordu "Bizim Taptığımız MUSTAFA KEMAL" başlığı altında:

- " Mikalanj Rönesans'ın büyük sanatkârıdır, fakat 16. asırda kalmıştır. Dolakurva Romantizm'in kayasıdır, fakat unutulmuştur. Bizim taptığımız MUSTAFA KEMAL, Halk Fırkası'nın Umumî Reisi olan MUSTAFA KEMAL değildir. TÜRK kavminin istikbalini yaratan, ebedi rehberi 'mutlak MUSTAFA KEMAL'dir."

- MUSTAFA KEMAL bu makaleden hoşlanmamıştı. (34) Dalkavukları hiç sevmez, aşırı tezahürata hiç kanmazdı.

- MUSTAFA KEMAL İstanbul'a ilk girerken halkın yeri göğü sarsan alkışları için yanındaki Hamdullah Suphi'ye:

- Vahdettin de dönseydi, aynı alkışlar duyulurdu. Bu gördüğün kalabalık gün gelir, insanı linç etmek için de böyle toplanabilir. Onun sevgisine de, nefretine de fazla güvenilmez!

demiş, kalabalıkların tezahüratına fazla bel bağlamamıştır.

- Onun için hemen cevabî bir makale yazdırdı. İsmail Hakkı Bey yazılarında bu makaleye cevap vermeyince, GAZİ bir kat daha kızdı. Bu sefer küfür dolu bir makale yazdırdı. Sofrada bulunanlardan imza topladı. Sonra Ağaoğlu'na Fethi Bey için bir telgraf dikte ettirdi. Bir de İsmail Hakkı Bey'e Darülfünun'dan çekilmesi için mektup yazdırdı.

- Ağaoğlu Ahmet Bey bu olaydan son derece rahatsız oldu. Dr. Reşit Galib'i evinden arıyarak yazıların gitmemesi için neler yapılabileceğini sordu.

- Reşit Galib kahkaha ile güldü: "Müsterih olunuz. Telgraf ve mektup ne gitti, ne de gideceği vardır. Gece SAAT ÜÇTEN SONRA yazılan bu gibi yazılara sarayda "GECE EDEBİYATI" denir, ve hiç bir yere gönderilmez. Yaverle kâtipler bunu bilirler," dedi.(35)

- Seçimler olaylı geçti... GAZİ, "Samsun'da kazandınız," dedi. Serbest Fırka'dan Ağaoğlu, "Eğer bütün memlekette Samsun Valisi gibi devlet memurları olsaydı, biz 3/4'ünü kazanırdık."

- Sonra Şükrü Kaya'yı (İçişleri Bakanı) göstererek, "o da pek mahirâne davranmadı. Hiç değilse bazı yerlerde polisi jandarmayı Halk Fırkası'na karşı çıkartsaydı, hep bizle uğraşmasaydı," dedi.

- MUSTAFA KEMÂL sinirlendi: "Efendi, her tarafta anarşi kaynıyor. Antalya'da kumandanın kafasını iskemle ile kırmışlar. Ben olsaydım, bir mitralyöz getirip hepsini biçerdim!"

- Ağaoğlu hiç çekinmedi: "Kumandanın seçim yerinde ne işi vardır?" dedi. Ve ATATÜRK'le tartışmaya girdi. "Paşam, beni bu fırkaya siz soktunuz. Onun için çıkmayı şerefsizlik sayarım. Ama mademki anarşi sayıyorsunuz, o zaman mebusluktan çekilirim." (36)

Kemal Tahir, MUSTAFA KEMAL'in yeni parti kurdurmaktaki ikinci amacını da şöyle açıklar:

- "Şu Serbest Fırka denemesini bile önceleri anlıyamadık. Babam "Ne gereği vardı?" der hâlâ.. Vardı elbette!.. GAZİ Hazretleri bilmez mi varı yoğu?...İşte küçücük bir kımıltı, bakın neleri hortlattı?..Daha mı iyi olurdu alttan alta işleyen öldürücü çıbanların toplumu zehirlemesi?.. GAZİ Paşamız ne yapmışsa, doğru yapmıştır.

- Fethi Bey partisini liberal olarak daha sola gitmek için açmıştı. Cumhuriyetçiliğe, laikliğe sımsıkı bağlı kalacağını da söz verdiydi. Buna karşılık illerde ilçelerde partisini kimlere kurdurttuğu meydandadır. Adam seçmede ustalık göstermedi, diyemeyiz.. Her yerde hepsi ezberlemişler gibi aynı sözleri söylediler.

-"Vergileri kaldıracağız...Şekeri 5 kuruşa, tütünü 40 paraya içireceğiz...(37) Din elden gidiyor... Tekkeler açılacak, dediler. Şapkayı defleyip fes giydireceklerine yemin ettiler. Namuslu insanlara kara çaldılar."

İşte SERBEST FIRKA'nın kurulmasına ve kapatılmasına sebep olan olaylar bunlardır.

- 4 Ekim 1930'da GAZİ bütün mallarını Halk Partisi'ne bağışladı.

- 23.12.1930 Menemen Olayı meydana geldi. (38)

- 1930'da TÜRK Tarihi'nin Ana Hatları yayınlandı. TÜRK Tarih Kurumu 1931'de kuruldu. 1931'de Genel Tarih yayınlandı (4 cilt) 1932'de 1. Türk Tarih Kongresi, 1937'de 2.si toplandı. (39)

Türk Dil Kurumu 1932'deki Tarih Kongre'sinden sonra kurulmuştur. Aynı tarihlerde Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp Yeni Lisan hareketini başlatmıştı.

- 1930'da kadınlara Belediye seçimleri'ne katılma, 1934'de Milletvekili seçilme hakkı tanındı.

- 9 Şubat 1934'de Balkan Antantı kuruldu. Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya üye oldu. Bulgaristan tüm ısrarlara rağmen girmedi.

- 1934 İskan Kanunu ile bazı kürt ailelerin batıya göç ettirilmesi sağlanmıştır. Keşke bazı Türk aileler de doğuya göç ettirilseydi!.. Mübadele ile Doğu(ya yerleştirilenlerin toprağı ellerinden alınmasaydı da o bölge şimdilerde "kürdistan" diye bilinmeseydi!

- Soyadı kanunu (1934) ile ağa, bey, paşa, hanım, hafız, hoca, hazret gibi kelimelerin kullanılması da yasaklandı. Ama hiç biri kullanımdan kalkmadı. Kalkmaz da!

- 1936'da Musiki Mektebi Devlet konservatuvarı oldu. Yani Devlet Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi kuruldu.

- Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun tam anlamıyla Türkleşmesi için özellikle Dersim'de (Tunceli) bazı tedbirler alındı. Yollar yapıldı. Askerî birlikler gönderildi, karakollar kuruldu. Bu dağlık bölgenin devletle ilişkisi Osmanlı döneminden beri yok denecek kadar azdı. Şimdi de vergi vermek askere gitmek istemiyorlardı. Ayrıca yoksul aşiretler geçimlerini başka aşiretlere ve köylere saldırarak, yol keserek, soygun yaparak sağlıyorlardı.

Ayaklanma Şeyh Hasan aşiretine mensup olan Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde, askere gitmek ve vergi vermek istemeyen, ve diğer aşiretlerce de desteklenen bir grup tarafından 20-21 Mart 1937 gecesi Tunceli-Erzincan arasındaki Harçik köprüsünün yıkılması, köprüyle Kahnut Bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesi ile başladı. Jandarma birliklerine pusu kuruldu. Pah bucağı karakoluna baskın düzenlendi. Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu'nun da basılması için âsilere emir verdi. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu'na da baskın düzenlendi.

Bazı kaynaklarda ve şahitlerin anlattıklarında isyanın bir jandarma subayının misafir kaldığı evin kızına tecavüz etmesi sonucu, jandarmaya saldırı ile başladığı yer almaktadır. Eğer böyle bir olay varsa, elbette ki yanlıştır. Ancak bu olayın devlete kafa tutmak isteyenler için bahane teşkil ettiği de ortadadır.

İsyanın yayılması üzerine askerî harekâta karar verildi. General Abdullah Akdoğan komutasındaki birlikler dağları aşamayınca Sabiha Gökçen'in de dahil olduğu hava filosu bölgeye gönderildi. Yine fazla bir başarı elde edilemedi. Bu arada Seyit Rıza Haydaran, Kureyşan, Demenan, Yusufan, Kırgan aşiretleri reisi ile birlikte barış anlaşması için çağırıldı ve tutuklandı, böylece isyan 13 Eylül 1937'de sona erdi. Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan aşireti intikam için diğer aşiretleri silahlanmaya davet etti ve ikinci bir isyanı başladı. Bunun üzerine başlatılan ikinci askeri harekât ile Eylül 1938'de ayaklanma tamamen bastırıldı. Direniş amacıyla dağlık ve ücra alanlarda kalanların direnişi ise 1948'e kadar sürmüştür. Bu iki harekât sonucunda 13.000 kadar isyancı ve sivil ölürken, 12.000 kişi Zoürunlu İskân konunu ile başka yerlere sürgün edilmiştir. Zaza ve Alevi olan bölge halkının ve bölücü Kürtler'in iddiası ölenlerin çok daha fazla olduğu, sayının 80.000, 100.000, hatta 150.000 olduğu şeklindedir. Ancak kendisi de bir Alevi olan Rıza Zelyut'un araştırması sonucu tesbitlerinin yer aldığı kitapta, "isyana katılan 6 aşiretin toplan nüfusunun 20.000 olduğu ve ölenlerin sayısının 2.500 ilâ 5.000 arasında olduğu" belirtilmektedir. İtiraf etmek gerekir ki, özellikle ikinci harekât sırasında kötü hadiseler yaşanmış, arada kadın ve çocuklar da ölmüştür. Ayaklanmaya veya direnişe katılan aşiret mensupları, Kayseri'nin Sarız, ilçesi ve Erzurum, Yozgat, Muş gibi çeşitli illere gönderilmiştir.

1937'de bir Folklor Arşivi kuruldu. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası kuruldu. Ancak bundan çok önce Köşk'te faaliyet gösteren bir TÜRK MUSİKİ HEYETİ vardı, sonra İSMET tarafından kaldırıldı... Dolmabahçe Sarayı'nda bir bölüm Resim ve Heykel Müzesi haline getirildi.

1937'de ilk resim galerisi açıldı. ATATÜRK Mimarlık ve Şehircilik konusuyla da ilgilendi.

- 8 Temmuz 1937'de Sadabat Paktı kuruldu. İran, Irak ve Afganistan üye oldu. Böylece TÜRKİYE batısını ve güneyini emperyalistlere karşı güvence altına almış oldu. (40)

- 1937'de "Lâiklik ilkesi" Anayasa'ya girdi. ATATÜRK'ün hasta olmasından yararlanan İsmet, 6 OK içinde onu da Anayasa'ya soktu.

- Kemal Tahir ATATÜRK'ün çalışma tarzını da şoförü Daldal'ın ağzından şöyle anlatır:

- Üç yıldır saraydayım, sabah ışımadan GAZİ PAŞA'mızın ışığının söndürdüğünü görmedim, dedi şöför Dadal. Milletin derdini düşünmekten gözüne uyku mu girmektedir ki?...Nöbetçiler, yaverler değişe değişe beklerler.

- Yahu, senin üstün müstün mü var ki, çabalarsın?..Arada bir yaverler kahve koşturur. Meğerse okurmuş GAZİ Babamız... Niyeti her kitaptan bir akıl alıp vatanı kurtarmak!..Hiç yorulmaz, bir ALLAH!..Yorulduğu gözlerinin biraz kayıp şaşılaşmasından bilinir, öfkesinin kabarmasından anlaşılır. Şuraya uzansa da uyusa ya!.. Yok! Başını elleri arasına alıp gözlerini yumar. Beş dakika... çok çok on dakika...

- Biz soluğu keser bekleriz... Yaverler sinek vızıldatmama nöbetine girerler. On dakika sonra "Geel!" bağırması patlar içerden. Bu "Sade kahvem yetişsin" anlamınadır. Dakka sekmez yetişir. Çünkü cezveler sıra sıra kızgın küle sürülü bekler. Kıyamet kopsa kahve ocağı sönmez... Kahvecibaşının dediğine bakılırsa, savaş alanında da böyleymiş. İlk üçünü emir beklemeden salar kahvecibaşı...Sonra "Geel!" bağırtısını bekler." (41)

- 1939'da HATAY TÜRKİYE'ye katıldı. (42)

- ATATÜRK 10 Kasım 1938'de gözlerini hayata yumdu. Son 20 senede düşündüklerinin onda birini bile yapamadı. O KURTULUŞ SAVAŞI bittikten sonra dahi:

- "Biz daha KURTULMUŞ değiliz! Atılan adımlar bundan sonra atılacak adımların başlangıcıdır!" (27.1.23)

diyordu...İstediği gibi bir CUMHURİYET kuramadı. TÜRKİYE'yi MUASIR MEDENİYET SEVİYESİ'ne çıkaramadı... EMPERYALİZM'i boğamadı!... TÜRKLER'i ve MÜSLÜMANLAR'ı bir araya getiremedi... ama bunların nasıl yapılacağını gösterdi. İlk adımları attı.

Onun ömrü vefa etmedi... Şimdi GERÇEK ATATÜRKÇÜLER'e düşen, yarım kalanı tamamlamak, bu HEDEFLER'e ulaşmaktır!..

***

> İÇİNDEKİLER< > ATATÜRK DÖNEMİ (1922-1938) - AÇIKLAMALAR <> AÇIKLAMALAR-2 < AÇIKLAMALAR-3 <> AÇIKLAMALAR-4 <> AÇIKLAMALAR-5 <