Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

DEMOKRASİ ÜZERİNE SÖZLERİ - AÇIKLAMALAR

(1)- Aslında burada naklettiğimiz fikirler CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ yazımızı tamamlayıcı mahiyettedir... ATATÜRK'ün hazırladığı MEDENİ BİLGİLER kitabından ve bazı elyazısı notlarından alınmıştır çoğu...

ATATÜRK'ün DEVLET yönetimiyle ilgili özenle hazırlanmış pek çok konuşması, nice vecizesi varken; okuduğu kitaplardan derlenmiş, bir FİKİR JİMNASTİĞİ amacıyla karalanmış bu notlardan hareket ederek, ortalığı toza dumana bulayanlar var!..

Biz ise bu notları, sadece ATATÜRK'ün TEMEL PRENSİPLERİ'nin daha iyi anlaşılması, ve bu tali düşünce ve fikirleri diline pelesenk ederek insanımızı kandırmaya çalışan politikacıların foyasının meydana çıkması için ele alıyoruz.

Bu yazıyı özellikle DEMOKRASİ denen sistemin neme nem bir şey olduğunu göstermek için hazırladık... ATATÜRK'ün DEMOKRASİ üzerinde durup bu satırları kaleme alması, bazı artniyetlilerin bu sözleri çarpıtması, bizi caydırmadı.

Çünkü inceleyince gördük ki, ATATÜRK aslında BATI TARZI DEMOKRASİ ile sağlandığı öne sürülen faydaların, TÜRK TİPİ CUMHURİYET ile çok daha kolay elde edilebileceğini anlatmak istemiş!..İlk ifadesi bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

Daha önce İDEAL bir CUMHURİYET'in nasıl olması gerektiğini verdiğimiz için, burada sadece DEMOKRASİ'nin bununla bağdaşıp bağdaşmıyacağını tesbite çalışacağız.

Bugün insanımızın çoğu PAVLOV'un köpekleri gibi bazı kavramlara şartlanmıştır!.. Onları duydukları zaman ya tüyleri diken diken olur, ya da cıvataları gevşer, mest olur.

Mesela, "aydın"larımıza "yasaklar"dan söz ettiniz mi, hemen nasırına basmış gibi feryat ederler... Peki kardeşim, "yasaklar" kötü ise, çevreyi kirletenlere nasıl engel olacaksın?..Yaşadığmıız mekanı gürültüye boğanları nasıl engelliyeceksin?.. Trafiği nasıl düzene sokacaksın?..Yediğimiz içtiğimize hile karıştıranları dürüstlerden nasıl ayıklıyacaksın?.. Şu çok sözünü ettiğin "temiz" toplumu, "kirliliği yasaklama"dan nasıl sağlıyacaksın?

Öte yandan aynı kişiye "özgürlük" dediniz mi, mayışır... Sanki adamın eli kolu bağlıymış, tepesinde eli sopalı biri dikilmiş, ne yapsa darbeyi indiriyormuş gibi; daha fazla "özgürlük" diye yırtınır durur.

Peki, ne istiyorsun kardeşim?.. Bu memlekette banka batırıp, milletin dışınden tırnağından arttırdığını "iç etme" özgürlüğü var!..Önüne çıkan saf kızları kirletip sonra mahkemeden "delil yetersizliği" bahanesiyle elini kolunu sallıya sallıya çıkma özgürlüğü var!.. Her maçtan sonra Özal efendinin bol keseden sattığı silahları çekip, rastgele ateş ederek 7-8 kişiyi vurma özgürlüğü var!.. "Gece klübü, diskotek" adı altında batakhaneler işletip müşterileri donuna kadar soyma özgürlüğü var!.. Liselerin çevresinde bira satmak "yasak" ama, ilkokul öğrencilerine bile esrar satma özgürlüğü var!.. İş bulamıyanlara arsa mafyası, ihale mafyası, kaset mafyası, hatta "sendika" mafyası kurma özgürlüğü var!..Sahte iflas, vergi ödememe, askerden sahte raporla kaçma, sahilleri yağmalama, ormanları yoketme, ucuzlamasın diye malları denize dökme, hatta dışardan aldığı parayla gazete-dergi çıkartıp, radyo-televizyona çıkıp "ülkeyi bölmek istediğini, asker-polis vurulmasının mubah olduğunu" söyleme özgürlüğü var!.. Hatta suç işleyip, arkasından "devlet bana avukat tutsun" deme özgürlüğü var!.. Eh, daha ne istiyorsunuz ALLAH aşkına???

İşte biz bu yanlış yerleşmiş kavramları esas yerine oturtmaya çalışıyoruz... Biraz durup düşünenler, bize hak vereceklerdir... Ama çok şartlanmış olanların havlamaktan vazgeçmiyeceklerini de biliyoruz... Ne demişler?.. İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR!

Gelelim şimdi ATATÜRK'ün o nefis ifadelerinin açıklamalarına!.. En önemlisi, BİZ BİZE BENZERİZ, BAŞKASINA BENZEMEYİZ, diyor!.. BUNDAN GURUR DUYARIZ, diyor!.. BAŞKASINA BENZEMEMEKTEN, MAYMUN GİBİ BAŞKALARINI TAKLİT ETMEKTEN NEFRET EDERİZ, diyor!.. BİZİM BAŞKALARINI KENDİMİZDEN ÜSTÜN GÖRÜP HERŞEYİ ONLARDAN ALMA GİBİ BİR HASTALIĞIMIZ YOK, diyor!.. öyle demeye getiriyor!..

Bunlar ne kadar da şimdiki politikacılardan ve aydınların söylediklerinden farklı, değil mi?..

Hele her CUMHURİYET bayramında "Cumhuriyet'i kurduk, şimdi sıra demokraside" diye^ahkâm kesenlere,

"DEMOKRASİ prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin eden hükümet şekli, CUMHURİYET'tir!.. TÜRKİYE DEVLETİ bir HALK DEVLETİ'dir, HALKIN DEVLETİ'dir!.. DEMOKRASİ prensibi bizim elimizde MİLLİ HAKİMİYET şekline dönüşmüştür!.."

diye, nasıl kesin ve veciz bir cevap veriyor!...

ATATÜRK'ün bundan sonraki ifadeleri, BATI TARZI bir DEMOKRASİ savunması değil, tam tersine Batılılar'a onların sistemi demokrasinin nasıl olması gerektiğini anlatmasından ibarettir!. O anlayışla incelenmesi gerekir.

(2)- Gördüğünüz gibi ATATÜRK, "CUMHURİYET'i kurduk, şimdi DEMOKRASİ'nin peşine düşelim," demiyor!.."Bizim kurduğumuz DEVLET zaten HALK DEVLETİ'dir," diyor!..Ancak çevresindekiler böyle bir sisteme alışkın olmadığı için, "bunun AVRUPA'daki DEMOKRASİ ile benzeştiğini, DEMOKRASİ'nin de devrin modası olduğunu" söylüyor!..

Saf ve iyiniyetli ATATÜRK, bu ifadeleri kaleme alırken, bir kaç yıl sonra bütün dünyayı (Rusya, Almanya, İtalya, İspanya, Japonya ve savaş sırasında bütün BATI ülkeleri ile onların sömürgelerini) bir DİKTATÖRLÜK ve İSTİBDAT bulutlarının kaplıyacağını düşünmemiş olabilir... Ama 1935'de General Mc Arthur'la olan görüşmesinde çok daha gerçekçi ifadeler serdettiğini görüyoruz. (Bakınız: ATATÜRK-MC ARTHUR GÖRÜŞMESİ)

Peki, neydi bu üç-beş yıl içinde dünyayı korkunç bir harbin eşiğine getiren?.. Herkesin kabul ettiği gibi, sözde "demokratik" BATI ülkelerinin, daha önce çıkarmış oldukları 1. Cihan Harbi'nin problemlerini "demokratik" yoldan çözememeleri!..

Aynı durum, 2. Cihan Harbi'nin bitişinin 50. yılında dahi değişmiş değildir!.. Dünyanın yarısı "demokratik" ülkelerin yarattığı krizler yüzünden diğer yarısının gırtlağına sarılmaya hazır bekliyor... 2. Cihan Harbi'nde Almanya'ya atılan bombadan daha fazlasının kullanıldığı Irak-Amerika savaşı niye hala(1997) bitmiyor?.. Bosna-Hersek, Azerbeycan, Cezayir, Afganistan, Somali, Ruanda, Haiti olayları, "demokratik" ülkelerin hegemonyası altında olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve uydu kuruluşları ile niye sulha ve sükuna kavuşturulmuyor?..

Çünkü bu sözde "demokrat" ülkelerde halkın çoğunluğunun savaş ve karışıklık istememesine rağmen, yönetenler bir CADI KAZANI kaynatıyor!..Hiç birinde gerçek MİLLİ HAKİMİYET söz konusu değil! MİLLET çoğunluğu yerine para babalarının, silah ve uyuşturucu tüccarlarının dediği oluyor... DEMOKRASİ, bunların DİKTATÖRLÜĞÜ'nü gizleyen bir KARA ESVAP'tan başka bir şey değil!

(3)- ATATÜRK bu noktadan itibaren SİYASİ SİSTEMLER'in özelliklerini saymış...ve gördüğünüz gibi, DEMOKRASİ'yi kalkınma sağlıyan, herkese refah getiren, sorunları çözen, hatta PAZAR EKONOMİSİ ile ilgili SİHİRLİ bir DEĞNEK gibi yutturmaya çalışan madrabazların foyasını meydana çıkarmış!..

ATATÜRK'e göre eğer DEMOKRASİ diye bir şey varsa, o MUTLAKA İDARE EDENLER ÜZERİNDE GÜÇLÜ BİR MURAKABE KURAN, MİLLET'İN MAŞERİ FİKRİYATININ İKTİDARA YANSIMASINI SAĞLIYAN, YÖNETENLERİN DEĞİL; YÖNETİLENLERİN SİYASİ HAKLARINI ARTTIRAN BİR SİSTEMDİR!.. Bunun en iyi uygulaması da, daha önce belirttiğimiz gibi, CUMHURİYET'tir!

Şimdi lütfen etrafınıza bir bakın... DEMOKRASİ diye yırtınanlar; MİLLET istediği için mi kendi maaşlarını arttırıyorlar?.. MİLLET istediği için mi DOKUNULMAZLIK ZIRHI'na bürünmüşler?.. Çıkardıkları kanunlar, kendilerinin ve ellerinde tuttukları KURUMLAR'ın denetimini kolaylaştırıyor mu, imkansızlaştırıyor mu?.. Hangi "demokratik" ülkede başbakanların, bakanların, milletvekillerinin, genel müdürlerin üzerinde "istifa"dan başka bir denetim var?..

Öyleyse ATATÜRK, BATI TİPİ DEMOKRASİ'yi tarif etmiyor!.. O ülkelerdeki uygulamayı anlatmıyor!.. O, İDEAL DEMOKRASİ'nin nasıl olması gerektiğini anlatırken, kendi zihninde geliştirdiği CUMHURİYET'i tarif ediyor!... Zaten onun anlattığı tarzda bir DEMOKRASİ, en İDEALİST BATILI tarafından bile dile getirilmemiş ki!..

Öyleyse ATATÜRK'ün İDEAL tarifini bir kenara bırakıp, şimdiki DEMOKRASİ'nin neredene çıkıp nereye geldiğine bir göz atalım:

DEMOKRASİ'nin beşiğinin YUNANİSTAN ve ROMA İMPARATORLUĞU olduğu, sonradan İNGİLTERE'de görüldüğü, AMERİKA ve FRANSA'da geliştiği doğrudur. Ama NASIL BİR DEMOKRASİ?..

Bu DEMOKRASİ, asla bize reklamı yapılan "üstün insan haklarını haiz, özgürlükçü, eşitlikçi" sistem değildir!.. Birazcık TARİH bilgisi bile, HAKİKAT'i bütün çıplaklığı ile ortaya çıkartmaya yeter.

Gerek YUNANİSTAN'da, gerekse ROMA'da teb'a İKİ sınıfa ayrılırdı: HAS VATANDAŞLAR ve KÖLELER... YUNAN şehir devletlerinden ROMA imparatorluk döneminin sonuna kadar ahalinin çoğunluğunu teşkil eden KÖLE-İNSAN ve KÖLE-MİLLETLER'e hiç bir söz hakkı tanınmamıştır.

Dolayısiyle KADİM DEMOKRASİ bir ÇOĞULCU sistem değil; bir ELİT TABAKA REJİMİ'dir!..Kadınların da sözü geçmez, SENATO'da yer alamazlardı.

Şu halde DEMOKRASİ'nin "HALKIN SESİ rejimi" olduğu bir palavradan ibarettir!

İNGİLTERE, AMERİKA ve FRANSA, her konuda olduğu gibi bu konuda da YUNAN ve ROMA medeniyetinin kötü unsurlarını almışlar; sözde "demokrasi"lerinde sadece kendi halklarına söz hakkı tanımışlardır.

Mesela İngiltere; Afrika, Çin, Hindistan, Amerika, Avustralya ve Arabistan'a hükmederken; bu ülke halklarından hiç bir temsilci İngiltere Parlamentosu'nun kapısından bile girememiştir!

Kaldı ki, İngiltere kendi halkını da AVAM-LORD diye ikiye bölmüş; AVAM(AYAK TAKIMI) dediği çoğunluğun hakkını, uzun süre LORD dediği eskiden HANEDAN'a hizmet etmiş olan insanların dejenere torunlarına tahsis etmiş, vermemiştir. İngiltere'de sanayicilerin bile Parlamento'da temsili ancak 1832'den sonra mümkün olabilmiştir. Aynı tarihlerde İngiltere nüfusu 8.000.000 İDİ. Bunun ancak 160.000'i tarafından seçmen idi. Onların sözde seçtiği Avam Kamarası'ndaki 658 mebustan 487'si ya asillerden veya asillerin seçtiği temsilcilerden oluşuyordu!..

Lordlar Kamarası ise tamamen asillerden oluşuyor ve babadan oğula geçiyordu... Hala da öyledir... Bugünlerde Sosyalist iktidar parlamentoda "reform" yapacakmış!..(1999) Neymiş biliyor musunuz o reform?... LORDLAR KAMARASI'ndaki kaşarlanmış hanedan mensuplarının sayısı 732 olmuş. Onu 90'a indirecekmiş!.. Ama yine babadan oğula HANEDAN PARLAMENTOSU sürecek!... İşte bize "demokrasinin vatanı" diye yutturulan İngiltere'de durum budur!..

Bu ZALIM ve DESPOT milletin 1839'dan sonra bize "demokrasi" baskısı yapması; 1.MEŞRUTİYET, 2.MEŞRUTİYET meclislerinde OSMANLI teb'asından Arap, Laz, Kürt, Çerkez, Bulgar, Yunan, Yahudi ve Ermeniler'in TÜRKLER'den daha çok sayıda bulunumasını istemesi; ve bunu o dönemlerin yöneticilerine kabul ettirmesi ibret vericidir!

Fransa ve ABD'de de durum bundan farklı değildir!.. Zenciler, kadınlar son zamanlara kadar parlamentoya girememişlerdir. Çinliler, sömürge temsilcileri hala yoktur. Kızılderililer ise temsil ne kelime, yok edilmişlerdir!

BATILILAR'da İNSAN sevgisinin olmayışının, APARTHEID denilen IRK AYIRIMCILIĞI'ndan bir türlü vazgeçemeyişlerinin sebebi; işte bu 3000 yıllık anlayışın genlerine sinmesinden dolayıdır!.. Buna bir de M.S.450'den itibaren AVRUPA'yı saran VANDAL akınlarının getirdiği BARBARLIK ile 1097'de başlıyan HAÇLI SEFERLERİ'ni, 1200'lü yılların KAPITALİZM ve 1492'den sonraki EMPERYALİZM zihniyetini ekleyin; ortaya BATILI YAMYAM tipi çıkar!.. Bu YAMYAM'ın kullandığı EŞİTLİK, İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ sloganları hep kendi yaptığını doğru göstermek, yediği İNSAN etini gözlerden gizlemek içindir.

Halbuki MUTLAKİYET ile idare edilen OSMANLI DEVLETİ, İNSAN ayırımı yapmazdı!.. Ta 1300'lerden itibaren her DİN ve IRK'tan insanın kaabiliyetini geliştirebileceği ve SADRAZAM'lığa kadar yükselebileceği ENDERUN sistemini kurmuştu... Öte yandan 36 OSMANLI padişahından 30 kadarı cariye, yani KÖLE ile hayatını birleştirdiğinden, kölenin oğlu SULTAN olmuştur!

Siz hiç sözde "köleliği kaldırmış" olan LİNCOLN'un bir ZENCİ ile evlenmesini, veya bir beyazın zenciden olma çocuğunun ABD cumhurbaşkanı olmasını, şimdi bile tahayyül edebilir misiniz?..

OSMANLI emperyalist değildi!.. Dağılmasından sonra kurulan 20 kadar devletin istisnasız hepsi TÜRKİYE'den daha zengindir!.. Siz hiç AVRUPA ve AMERİKA'nın sözde bağımsızlık verdiği Afrika, Güney Amerika ve Asya devletlerinden bir tanesinin bile onlardan zengin olduğunu iddia edebilir misiniz?

İşte TÜRK CUMHURİYETİ böyle bir rejimin ardından gelmiştir... Onun için biz CUMHURİYET ile DEMOKRASİ'yi ayırıyoruz.. DEMOKRASİ hayranı ve hastası değiliz!.. Biz CUMHURİYETÇİ'yiz!.. BATI'nın bütün dünyaya, sanki BATI'nın zengin ve kalkınmış olmasının sebebi DEMOKRASİ imiş gibi, bu ucubeyi dayatmasına isyan ediyoruz!..

BATI DEMOKRASİSİ, tarihten gelen özelliği ile bir SINIF PARTİLERİ sistemidir!..Yani MİLLET'in tümünün fikriyatını yansıtan MİLLİ SİYASET görüşü taşıyan DEĞİL; iktidara geldiği takdirde SADECE TEMSİL ETTİĞİ KESİM'E HİZMET EDECEK partiler söz konusudur... Bu da partilerin birbirine düşman olmasına, MİLLET fertlerinin ikiye, üçe, beşe, ona bölünüp birbirinin kuyusunu kazmasına yol açar.

ATATÜRK'ün HALK FIRKASI'nı kurarken söyledikleri bile, BATI TİPİ DEMOKRASİ'nin bize uymıyacağının delilidir. Tekrar, aynen veriyoruz:

"Diğer memleketlerde PARTİLER mutlaka EKONOMİK HEDEFLER üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o memleketlerde ÇEŞİTLİ SINIFLAR vardır... BİR SINIFIN MENFAATİNİ KORUMAK İÇİN KURULAN SİYASİ bir PARTİYE KARŞILIK, DİĞER BİR SINIFIN MENFAATİNİ KORUMA AMACIYLA PARTİ teşkil eder. Bu pek tabiidir!."

"GÜYA BİZİM MEMLEKETİMİZDE DE AYRI AYRI SINIFLAR VARMIŞ GİBİ, KURULAN SİYASİ PARTİLER YÜZÜNDEN ŞAHİT OLDUĞUMUZ NETİCELER MALUMDUR... Halbuki HALK FIRKASI'NA BÜTÜN MİLLET DAHİLDİR."

ATATÜRK'ün bahsettiği ÇOK PARTİLİ uygulama MEŞRUTİYET dönemine aittir... Yani biz ÇOK PARTİLİ SİSTEM'e 1950'de, DEMOKRAT PARTİ ile geçmedik!... 1908'den beri bu batağın içindeyiz!.. Şikayet edilen neticeler 90 yıl sonra bile değişmedi.

Çünkü DEMOKRASİ aslında, EMPERYALİST BATI'daki HAKİM SINIFLAR'ın (ARİSTOKRASİ ve RAHİPLER) AMERİKA'NIN BAĞIMSIZLIĞI ve FRANSIZ İHTİLALİ ile zorla zorla elinden alınan imtiyazların geri kalanını koruyabilmek için "kendi rızası" ile vermeyi kabul ettiği "tavizler"den ibarettir!..Bugün bu İKİ sınıf ZENGİNLER (KAPİTALİSTLER) ile birleşmiş arkasına da koruyucu güç olarak MAFYA'yı almıştır... Delil mi istersiniz?.. DOĞU BLOĞU'nun dağılmasından sonra bu ülkelerde ilk oluşan örgütün MAFYA olması, başka ne ile izah edilir ki!..

Sonra İNSAN HAKLARI teranesi ile bu MAFYA ve SUÇLULAR'ın peşine takılacak GÜVENLİK GÜÇLERİ ve ADALET MEKANİZMASI'nın elini kolunu bağlarlar... Polis arama izni olmadan bir kaatilin otomobilinde suç silahını bile bulsa, adamı beraat ettirirler... Kiralık kaatil kullandıklarından adam öldürenlerin bile üzerinden İDAM cezasını kaldırırlar... Bankalara "mevduat sahiplerini açıklamama" kuralı getirirler ki, HIRSIZLAR'ın, VATAN HAİNLERİ'in servetleri korunmuş olsun!.. BATI'nın HUKUK SİSTEMİ bile SOYGUN DÜZENİ'nin bir parçasıdır!.. Hepsinin toptan adı da DEMOKRASİ'dir!..

EMPERYALİST BATI'nın DEMOKRASİ'nin "tabii sonucu" gibi göstermeye çalıştığı EŞİTLİK kavramı da bir palavradan ibarettir!.. Dikkat edilirse, hiç bir zaman EŞİT GELİR DAĞILIMI'ndan, EŞİT PAYLAŞIM'dan, hatta EŞİT KARIN DOYURMA'dan bile bahsetmezler!..Sözünü ettikleri FIRSAT EŞİTLİĞİ bile ne olduğu tam anlaşılmayan bir kavramdır!.. Ve hiç bir zaman AKILLI, DÜRÜST, ÇALIŞKAN kişilere ÜÇKAĞITÇI, DÜZENBAZ ve KABA KUVVET'e dayananlara aynı imkanları tanımazlar.... KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ döner dolaşır, kadınların da bir kısım erkekler kadar namussuz ve ahlaksız olabilmesi noktasında odaklaşır!.. Hiç bir zaman İYİDE, GÜZELDE birleşmezler!. SUÇLULAR'ın MASUMLAR'a, HOMOSEKSÜEL ve LEZBİYEN, hatta SAPIKLAR'ın NORMAL İNSANLAR'a "eşitliği" ön plana çıkar!... Ya AÇLAR'ın TOKLAR'a, ZAYIFLAR'ın GÜÇLÜLER'e eşitliği, denkliği?.. Bunların BATI DEMOKRASİSİ'nde yeri yoktur!..Varsa, görebilen varsa göstersin!

Öte yandan son zamanlarda sık sık tekrarlanan bir ifade var: "DEMOKRASİ olmadan LAİKLİK olmaz, LAİKLİK olmadan da DEMOKRASİ olmaz" diyor bazıları!..

Bu söz BATI için, AVRUPA için doğrudur!.. Doğru olması da pek tabiidir... Çünkü, daha önce uzun uzun anlattık, bilhassa FRANSIZ İHTİLALİ ile ARİSTOKRATLAR'ın tekelindeki YÖNETİM kısmen alınmış, BURJUVA denen okumuş, şehirli tabaka SÖZ SAHİBİ olmuştu... Ancak bu KÖKTEN DEĞİŞİKLİK, KİLİSE'nin MÜLKİYET hakkının da yaygınlaştırılması ile aynı anda yapılmıştı... İlki DEMOKRASİ, ikincisi LAİKLİK'tir...Bunları AVRUPA'da birbirinden ayıramazdınız, başarı ihtimali kalmazdı!..

Ama TÜRKİYE'de ne ARİSTOKRASİ vardır, ne de CAMİLER'in SERVET'i!.. Haa, "Laiklik, VİCDAN HÜRRİYETİ'dir," diyorsanız, o zaten OSMANLI'da da vardı... ATATÜRK, TÜRK MİLLETİ'nden başkasında HOŞGÖRÜ olmadığını düşünür. (Bakınız: LAİKLİK BİRİ ATATÜRK İLKESİ VEYA İNKILABI MIDIR?)

Önemli bir hususu daha var ki, DEMOKRASİ havarilerinin gözünden hep kaçar... "En iyi demokrasi hangi ülkede?" diye sorduğmuzda cevap genellikle "İskandinav ülkeleri" oluyor.. Bazısı da "İngiltere" diyor... Nedense ABD'yi pek başarılı bulmuyorlar...Fransa ise, "aşırı demokrasi"nin yarattığı sıkıntıları De Gaulle'ün getirdiği kısıtlamalarla aşmaya çalıştığı için rağbette değil...ASYA, AFRİKA, GÜNEY AMERİKA'da yaşıyan 5 milyar insanın yer aldığı hiç bir devlet ise BATILI anlamda DEMOKRATİK değil!..

İşte gözden kaçan husus bu noktada bariz şekilde ortaya çıkıyor!... En DEMOKRATİK denilen İSVEÇ, NORVEÇ, İNGİLTERE'de KRALLIK var!.. Batı Avrupa'nın diğer "demokratik" ülkeleri de KRALLIK, veya PRENSLİK!.. Bunlar bizim kadar "ilerici" olup SALTANAT'ı kaldıramamışlar daha!.

Şaka bir yana; bu durum gösteriyor ki, BATI TİPİ DEMOKRASİ için KRALLIK şart!..Öyleyse biz, SALTANAT'ı lağvetmekle bu fırsatı baştan yitirmişiz!..

E, ne yapacağız şimdi?.. İngiltere, İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka, Monaco, hatta İspanya kadar DEMOKRATİK olabilmek için bir HANEDAN bulup PADİŞAHLIK rejimine geri dönmek, bizim "demokratlar'a tavsiye edebileceğimiz tek yol!.. Tevekkeli değil, Özal Efendi boşuna kendi uyuz sülalesini "hanedan" olarak göstermemişti!..

Anlıyamadığımız husus, bu gerçeği domuz gibi bilen EMPERYALİST BATI'nın dünyanın geri kalan kısmına DEMOKRASİ empoze ederken krallıkları yıkıp sözde "cumhuriyet"ler kurması!.. Aynı şeyi bize de yapıp, MUSTAFA KEMAL'e "HİLAFET ve SALTANAT'ı kaldırıp CUMHURİYET kurmak şartıyla İngilizler'in bizi destekliyeceği" mesajını göndermemiş miydi?..Ama bunca çabasına rağmen; ne bizde, ne de BATI AVRUPA dışındaki herhangi bir ülkede DEMOKRASİ kurulamadı, kurulamaz da!.. Çünkü DEMOKRASİ; nev'i YAMYAM BATI İNSANI'na münhasır, çok özel şartları olan ve 3000 yıllık MENFİ ŞARTLANMA'ya dayanan bir KRALLIK REJİMİ'dir!..Başka hiç bir yerde uygulanamaz!

O yüzden biz TÜRK MİLLETİ'ni BATI TARZI DEMOKRASİ'ye mahkum etmeyi; İMAM'a PAPAZ CÜPPESİ giydirince daha "dindar" olacağını iddia etmeye benzetiyoruz... Tüylerimiz diken diken oluyor!.. Çünkü bu BATI SİSTEMİ'nin mayasının BOZUK, temelinin ÇÜRÜK olduğuna; hele şimdilerde iyice DEJENERE olduğuna inanıyoruz!.. "Oy" alan fahişelerin, homoseksüellerin, hırsız ve canilerin ülkeyi idare etmek üzere seçilebildiğini; seçilmek için politikacıların her türlü madrabazlığa başvurduğunu görüyor ve DEMOKRASİ'den iğreniyoruz!..

DEMOKRASİ; DEVLET'i idare etmek için hiç bir özel eğitim ve vasfın aranmadığı, politikacılar tarafından gerçek dışı vaadlerin yapıldığı, bunların hiç birinin tutulmadığı, herkesin aklına geleni söylediği, işine geldiği gibi davrandığı, aynı ülke insanlarının yabancılardan daha çok birbirine düşman kesildiği bir HIR-GÜR ORTAMI'dır!..

Biz DEMOKRASİ'nin peşinde koşmak ne kelime; ondan VEBA MİKROBU, AİDS VİRÜSÜ gibi KAÇINMAK gerektiğine inanıyoruz!.. Bu bulaşıcı ve tedavisi imkansız hastalık TÜRK MİLLETİ'ne bir musallat olursa, bir daha iflah olmıyacağımızdan korkuyoruz!.. DEMOKRASİ arttıkça AHLAK'ın bozulacağına, insanımızın batağa saplanacağına inanıyoruz... Zaman ve olaylar bizi doğruluyor!

Nitekim daha geçen yıllarda ülkemizde suçlulara DEVLET eliyle avukat tutup, masumlara "sen de başının çaresine bak" dendiği CMUK yasası çıkmadı mı?.. Demek ki artık bizde de DEMOKRASİ "suçluların, üçkağıtçıların hakları" şeklinde anlaşılmakta ve öyle uygulanmakta... Yazıklar olsun!

TÜRK'E BATI DEMOKRASİSİ GEREKMEZ!..TÜRK İNSANI, ADI DEMOKRASİ OLMASA DA, ÖZLENEN HAKKANİYET VE HUZUR REJİMİ'Nİ KURDUĞU hemen HER DEVLETTE YAŞATMIŞ, RUHEN DEMOKRAT İNSANDIR!.. ATATÜRK böyle düşünür... BATILILAR'ın TÜRK İNSANI kadar RUHEN DEMOKRAT olmasını ister!.. YAMYAM BATILILAR'ın CUMHURİYET'i örnek almasını ister!.. (Bakınız: CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ))

TÜRK DEVLETLERİ'nde kölelikten DEVLET kademelerine yükselmenin mümkün olması bir yana; ORTA ASYA tarihimiz KADIN HÜKÜMDARLAR ile doludur!.. HATUN daima HAKAN'ın yanında yer alırdı... OSMANLI'da ise DEVLET'i oğlu adına yöneten veya kocası kadar sözü geçen KÖSEM SULTAN, SAFİYE SULTAN örnekleri vardır... Bu cariyelerin OSMANLI HÜKÜMDAR ÜNVANI olan SULTAN kelimesiyle anılmaları dahi, bir BATILI'nın anlıyamıyacağı üstünlüktür.

Bu sebeple biz TÜRK İNSANI'nı "daha fazla demokratlaştırma" gayreti içinde olan gaafillere şaşıyoruz!.. Onlar gidip BATILILAR'ı TÜRK İNSANI kadar RUHEN DEMOKRAT yapmaya çalışsınlar!..

(4)- 1960-70'lerin solcuları ATATÜRK'ü, "eline fırsat geçmişken SOSYALİZM'i kurmamakla" suçlarlardı!

Gerçekte ise ATATÜRK, son derece tarafsız bir gözle BOLŞEVİZM'i bir ihtimal olarak düşünmüş, ancak bünyemize uymadığını görerek vazgeçmiş, 1930'lardan itibaren de TÜRKİYE'nin düşmanı ilan etmişti!

Daha önce belirttiğimiz gibi, ATATÜRK, LİBERALİZM'i de bir süre denemiş, fakat TÜRK MİLLETİ'nin TARİHİ GELENEĞİ'ne ters düştüğünü görerek, hele 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nda bir felaket olacağını sezerek vazgeçmişti!

Aslında ATATÜRK'ün DEVLETÇİLİK anlayışı SOSYALİZM, LİBERALİZM, MERKANTALİZM'in makbul yanlarını alarak meydana getirilmiş, nev'i TÜRK MİLLETİ'ne münhasır bir sistemdir.

Burada ATATÜRK'ün tek yanıldığı nokta, TOPRAK konusudur... O, bizim bir TOPRAK MESELESİ ile karşı karşıya olmadığımızı düşünüyordu!... Halbuki OSMANLI DEVLETİ'nin çökmesi, padişah KANUNSUZ SÜLEYMAN zamanında TOPRAK DÜZENİ'nin bozulması ile başlamış, TANZİMAT (tapu dağıtılması) ile artmıştır. TOPRAK SİSTEMİ'ndeki kargaşa, Ermeni ve Rumlar'ın MİLLİ MÜCADELE döneminde (1915-1924) terkettikleri toprakların kapanın elinde kalması, ormanların yok edilmesi ile hızlanmış ve zamanımızda GECEKONDULAR ile had safhaya ulaşmıştır... Konuya başka bir yazıda değindik. (Bakınız: İSMET PAŞA MUAMMASI )

(5)- Biz EHİL, TECRÜBELİ ve AHLAKLI kişilerin başa geçmesini ESAS olarak almıyan bütün kuruluşları reddederiz... Bu açıdan zamanımızın MESLEK ODALARI'nı ve SENDİKALAR'ı hiç bir yarar sağlamıyan, aksine zarar veren kurumlar olarak görürüz!.. Bunlar 700 yıl önceki AHİ TEŞKİLATI'ndan bile geri kuruluşlardır!

AHİLİK'te her mesleğe ancak EHİL olanlar alınır, DÜRÜST davranmıyan, stokçuluk yapanlar cezalandırdığı gibi, düzenli toplantılar ile yeniler eğitilirdi!.. Halkla ilişkiye önem verilirdi... Her mahallede her meslek grubunun bir sandığı vardı!.. SANDIK, yardıma muhtaç esnafa kredi sağlardı... Teşkilatın kendi içinde bir MUHAKEME uygulaması olduğu için, bütün mensuplar işini iyi yapmaya çalışırdı!.. Ahiliğin amacı, HALK'a daha iyi hizmet vermek ve mesleği geliştirmekti.

Biz bugün, "TÜRKİYE'de yeteri kadar DOKTOR ve ECZACI olduğunu" açıklayan ve "yeni eleman yetiştirilmemesini" isteyen meslek odalarını duydukça, kanımız donuyor!.. Çünkü biliyoruz ki, bu isteğin altında köşe başlarını kapmış doktor ve eczacıların gelirlerinin azalma korkusu var!

Biz "Hapishane şartlarının düzeltilmesi, suçluların haklarının tanınması" için yollara dökülen Baro yetkililerini görünce, suratlarına tükürmek geliyor içimizden... Çünkü bunlar avukatlığı "suçluyu cezadan kurtaran kişi, ipten adam alır" zihniyetiyle yapıyorlar... Sahi, siz hiç BAROLAR BİRLİĞİ'nin masumların, mazlumların, aldatılmışların, ırzına geçilmişlerin, yani davacıların haklarını savunmak için beyanat verdiğini, yürüyüş yaptığını gördünüz mü?..

Ya SENDİKALAR?.. Çalıştığı müesseseyi "grev" bahanesi ile tahrip eden, çöpleri günlerce sokakta bırakıp salgın hastalık yaratan ve kendi çöpünü dökmeye kalkanı da döven; insanları ÇALIŞMA'ya değil de, ÇALIŞMAMA'ya teşvik eden, işçileri "açız" diye bağırtıp kendileri lüks villalarda oturup Mercedesler'e binen SENDİKA yöneticilerini gördükçe; bu kişilerin damarlarında TÜRK KANI yerine LAĞIM SUYU dolaştığını düşünüyoruz!.. OSMANLI DEVLETİ'nin hiç bir döneminde hiç bir MESLEK KURULUŞU mensuplarına kendi ekmek kapılarını tahrip etme, hizmet verdikleri kişileri dara sokma fikri aşılamamıştır!.. Böyle bir TEK OLAY yoktur!.. Biz bu AYAKLAR'ın BAŞ olduğu SENDİKACILIK hastalığını da BATI'dan kaptık.

Bir örnek verelim: Bizim bu ÇAKAL sendikacılarımız fakir DEVLET dairelerinde boş oturan odacılara GENEL MÜDÜR MAAŞI kadar ücret almayı, onları sık sık sokağa dökmeyi "işçi haklarını koruma" olarak görürler de; zengin VAKKO, BENETTON, LEWI'S gibi gavur müesseselerinde DÜŞÜK ücretler ile günde 10, haftada 60 saat çalıştırılan kişilere, oturacak bir SANDALYE bile koymanın yasak edilmiş olması karşısında, kılları kıpırdamaz!..Zavallı kızların genç yaşta sahip oldukları parmak gibi varisleri görmezden gelirler!

SENDİKACILAR'ın yediği HALTLAR saymakla bitmez!..12 Eylül'de sözde sosyalist DİSK yöneticisi Fehmi Işıklar, Shareton Oteli'nde yakalanmıştı!..Maden-İş yöneticisi Şemsi Denizer, temsil ettiği işçilerin kömür karasından seçilmeyen bakışlarından utanmadan Mercedes arabasıyla metresini alıp "o gece klübü senin, bu gece klübü benim," dolaşır!..(1993) TÜRK-İŞ Başkanı Halil Tunç da, Anadolu Klübü'nde bezik oynamaya bayılırdı!.. Sevsinler bunların işçiliğini!...

Bu iş TÜRKİYE'de böyle de BATI'da farklı mı?.. Yoo!.. Dedik ya, zaten biz oradan kopya etmişiz... Bizdeki SENDİKA kelimesi İngilizce SYNDICATE'den gelmiştir. Ama ABD'deki sendikalar öyle kötü bir şöhret yapmıştır ki, zamanla "syndicate" MAFYA anlamına gelir olmuştur! Ne yapsın Amerikalılar, işçi kuruluşlarına UNION demeğe başlamışlar!.. Halbuki eskiden bu kelime TRADE UNION olarak sadece ticaret odaları için kullanılırdı.

En korkuncu ise, SENDİKALİZM "oy"la yürüdüğü, ve VASIFSIZ işçilerin oyu daha çok olduğu için; yapılan toplu sözleşmelerde TECRÜBE ve EHLİYET ücret tesbitinde ön plana çıkması gerekirken, bu kansızlar "seyyanen zam" isterler. Böylece BİLGİLİ, ÇALIŞKAN, TECRÜBELİ, MESLEK SAHİBİ ve DÜRÜST işçiler, hiç bir vasfı olmayanlarla aynı kefeye konur... Hatta EKARTE edilir!..

ATATÜRK bu sistemin "MİLLET'in sadece bir kesiminin menfaatini koruduğunu, amacına ulaşmak için DEVLET'i bile yıkacak GENEL GREVLER'e gittiğini" söylüyor!.. Bu sistemi de TÜRK MİLLETİ'nin mizacına uygun bulmuyor!...

Biz bu kadarla yetinmiyoruz...Sadece SENDİKACILAR'ın başa geçmesi değil; sendikacılığın SÖZ SAHİBİ olmasını da mahzurlu görüyoruz!.. İşçinin hakkı elbette korunmalı, işverene ezdirilmemeli!.. Ama bu sorumluluğu TÜM İŞÇİLER'i kapsıyacak şekilde DEVLET üstlenmeli!.. Sadece SENDİKALAR'a haraç ödemek durumunda kalanların (ki toplam işçi nüfusuna oranı %30 bile değildir) değil; gariban işçinin de hakkı korunmalı...İşçi iken külhanbeylik ile SENDİKACI olup başka işçilerin hakkını yiyenlere, biz İŞÇİ TEMSİLCİSİ diye bakamıyoruz!.. İçimiz kaldırmıyor!

Bütün bu belirttiğimiz sorunlar ortada iken şimdi ne yapılmak isteniyor?..Sanki DEVLET işçilerinin SENDİKALI olması yetmezmiş gibi, MEMURLAR da "sendikalı" yapılmak isteniyor!.. BATI'yı taklit ederek!..Bunu DEMİREL efendi 1991 seçim vaadleri arasında dile getirdi; ama sonra ne o, ne de partisi gerçekleştiremedi.

Çünkü MEMUR sadece MAAŞ ARTIŞI istiyor. Onu da DEVLET veremiyor... Hüsamettin Cindoruk adındaki geri zekalı da Meclis Başkanı iken kendisini ziyarete gelen memur "temsilcileri"ne "kurun sendikanızı, haklarınızı alın," dedi... Yahu, sen iktidar partisinden seçilmiş MECLİS BAŞKANI'sın... Zaman zaman CUMHURBAŞKANI'na vekalet ettin... Eğer DEVLET verebilecek durumda ise, niye verdirmedin?.. Veremiyecek durumda ise, o zaman sendika kurulunca nasıl verecek?.. Ne diye bir de memurları sokağa döküyorsun, bre KANSIZ?..Bre İZ'ANSIZ!..

Sonuçta ne oldu?.. Daha "sendikalar kanunu" çıkmadan, yani KANUNSUZ sendikalar Kürt militanların liderliğinde mantar gibi çoğaldı... Her parti kendi güdümünde SENDİKA kurup memurları masa başında kamplara böldü... Biz bu satırları yazarken memur sendikaları sözüm ona "direniş" diye 2 gündür büyük şehirlerde terör estiriyorlardı!...(1996) Trenler kalkmıyor, hastaneler çalışmıyor, vergi toplanmıyor, VATANDAŞ'ın işi DEVLET kapısında tıkanıp kalıyordu!...

DEVLET'in Doğu'da tepelediği PKK eşkiyası, "sendikacı" hüviyetiyle DEVLET kademelerine sızıyor, DEVLET'i içinden yıkmaya çalışıyor...Ne diyelim?.. Buna imkan hazırlıyanlara LANET olsun!

(6)- ATATÜRK; MİLLET'in üretici bütün kesimlerinin MİLLİ SERVET'ten dengeli pay almasını ister!.. Onun kurduğu CUMHURİYET'in, HALK FIRKASI'nın, hatta DEMOKRASİ'yi yorumlama çalışmasının arkasında hep bu amaç vardır.

Churchil DEMOKRASİ'yi "en kötü sistem" olarak niteler!.. Sonra da "niye demokrasiyi savunuyorsun öyleyse?" demesinler diye, "diğerlerini nazar-ı itibara almayınca", şeklinde bir ek yapar!.. Rahmetli Neyzen Tevfik çok az bir süre için tanıdığı DEMOKRASİ'yi BOMBOKRASİ diye tanımlardı!.. Haklı!..

Ama biz daha önce söyledik... BATI DEMOKRASİSİ SINIFLARARASI ÇELİŞKİLER üzerine kuruludur... CUMHURİYET HALK PARTİSİ ise, başına İSMET PAŞA'nın geçtiği 1924 yılından itibaren ATATÜRK'ün partisi olmaktan çıkmıştır!.. Bunu da başka bir yazıda anlatacağız... Ama şimdilik sadece ATATÜRK'ün 1930 yılında İSMET PAŞA'dan ve ONUN PARTİSİ'nden bunalıp SERBEST FIRKA'yı kurdurduğunu, ancak onda da sükut-u hayale uğrayıp ÇOK PARTİLİ REJİM'den vazgeçtiğini belirtmekle yetinelim.

(7)- Hep söylüyoruz...DEMOKRASİ, hatta CUMHURİYET bir ARAÇ'tır, AMAÇ değil!.. Bunlar hep DEVLET, MİLLET ve VATAN için, en iyi HİZMET'in verilmesi için ARAÇ'tır!.. Ama bakın etrafınıza, bütün ağzı kalabalıklar DEVLET'i, MİLLET'i, VATAN'ı, hatta CUMHURİYET'i bir kenara bırakmışlar; DEMOKRASİ peşinde koşuyorlar...

Halbuki DEMOKRASİ kendi AMAÇ olmamak bir yana; kendisinin AMAC'ı da NAMUSLU, DÜRÜST, ÇALIŞKAN, güzel şeyler DÜŞÜNEN insanları İŞBAŞI'na getirmek değildir!.. Böyle bir tercih, ayıklama yapmaz...Bütün "demokratik" ülkelerde İYİLER bir kenara itilir, KÖTÜLER işbaşındadır.

Kaldı ki, ATATÜRK sadece DÜRÜST, ÇALIŞKAN, iyi şeyler DÜŞÜNEN insanların İŞBAŞI'na gelmesinin de yetmediğini söyler...Önemli olan bu gelen kişilerin MİLLET'in çoğunluğunun DUYGU, DÜŞÜNCE ve İSTEKLER'ini sezmelerini, sürekli MİLLET'in İRADESİ'ni dile getirmelerini, ancak bununla da yetinmeyip bu İRADE'nin uygulayıcısı olmalarını ister...

Yani bu DÜŞÜNEN, ÇALIŞAN kişiler kendi arzuları yönünde hareket etmezler... Bunlar MİLLET'in BEYNİ, DİLİ, ELİ, KOLU'dur!.. MİLLET ister, onlar YAPAR... Böylece gerçek anlamı ile MİLLİ İRADE kendini göstermiş olur.

Zaten MİLLİ İRADE, sahtekar politikacıların iddia ettiği gibi "sandıklara atılan oylar" değildir.. MİLLİ İRADE; KENDİ İŞİNİ KENDİ GÖRMEK, BOYNU KALIN KURT OLMAKTIR Kİ, İTLERİN DİŞİ GEÇMEYE!..Yani MİLLİ İRADE; MİLLETİN MEVCUDİYETİMİZİN MUHAFAZASI VE MİLLİ HEDEFLERE ULAŞILMASI KONUSUNDAKİ ARZUSUNU KENDİ GÜCÜ VE KUDRETİ NİSBETİNDE GERÇEKLEŞTİREBİLMESİDİR!..Bunu yapabilecek insanlara ihtiyaç vardır... Palavracılara, cepçilere, üçkağıtçılara değil!..

***

> İÇİNDEKİLER< > HÜRRİYET ÜZERİNE SÖZLERİ <