Rivendell’de doğdum. Annem ve babam beni dünyaya getirmek için çok büyük zorluklar çekmişlerdi. Adımı Galëar koymuşlardı. Annem bir Noldor hanımıydı, babam ise Teleri soyundan geliyordu. Annem ve babam Doriath’da evlenmişler. Ama akraba kıyımı ortaya çıkınca ikisi de Doriath’dan kaçmışlar. Çünkü Thingol, Noldor soyundan gelen birini istemiyordu. Uzun zaman Beleriand’da uzun kırlıklarda dolaşmışlar. Çoğu gece hiç uyuyamamışlar çünkü annem o zamanlar hamileydi ve etrafta kötü ve iğrenç yaratıklar dolaşıyormuş. Daha sonra Morgoth devrilince; Elrond’la birlikte Rivendell’e doğru yola çıkmışlar. Rivendell’de babam orkların yaptıkları bir saldırıda çok kötü yaralanmış dayanamayıp beni göremeden gemilerle Valinor’a gitmiş. Benim doğmama az kaldığı için annem gemilere binememiş ve Rivendell’de kalmış. O sıralar da ben doğmuşum. O zaman küçük bir bebek olduğumdan annem beni sık sık Puslu Dağların eteklerinde gezdirirmiş. Annemin yanında hiç silah olmadığını hatırlıyorum. Ama yanında birkaç elf daha vardı. Onların yanlarında ise yay ve sadakları vardı. Zamanla ben büyüdüm. Gençliğimde annem babamı çok özlemişti. Genellikle tek başına Dumanlı Dağlarda gezinirdi. Ama asla anneme karşı çıkamıyordum. Çünkü çok üzgündü. Ve sonunda bir gün;
   Annem dışarıdan yeni gelmişti. Hemen O'nun yanına gitti. Gerçekten çok merak ediyordum ne konuştuklarını. Onun için kapının orada beklemeye durdum. Annem; "Beyim Ënölu çok özlüyorum. Gemilerle birlikte Valinor’a gitmek için sizden izin istiyorum.’’
   O; "Arnir, bunu istediğini biliyorum. Seni engelleyecek değilim. Peki ya oğlun Galëar? Onun fikrini aldın mı?" Annem; "Hayır. Ama şimdi almaya gidiyorum. O ne derse desin gideceğim."
   O anda dayanamayıp odaya aniden girmiştim. İkisi de şaşırmıştı. Bende şaşırmıştım aslında içeri girdiğime. Ama olan olmuştu. Ben orada anneme yalvardım gitmemesi için ama beni dinlemedi. Bana gelmem için ısrar etti ama ben Orta Dünya’dan ayrılmak istemiyorum. Çünkü bu dünyayı tanımak istiyordum. Böylece annemle de yollarım ayrıldı.
   O giderken ona doğru bakıyordum. Nehir geçidini geçtikten hemen sonra toprağa bir damla yaş düştü. Orada daha sonra çok güzel bir ağaç yetişecekti. Daha sonra annemi ve babamı unutmak Orta Dünya'daki yazgıma devam etmek istiyordum. Bunun için ilk iş adımı değiştirdim. Adım Onenumberjames olacaktı.
   Bende artık vaktimin geldiğini anlamıştım. Orta Dünya’yı keşfetmek için can atıyordum. O’ndan izin almak için ona gittim. Bana izni gönülsüzce olarak olsa da verdi. Ve bana Kuyutorman'dan başlamamı söyledi. Gitmeden önce Kuyutorman hakkında bilgi edindim. Oranın karanlık ve kötü bir yer olduğunu duydum. Ama orada Orman Elfleri de yaşarmış. Sonunda gitmeye karar verdim ve yola çıktım. İlk günlerim sorunsuz bir biçimde geçmişti ama; yola çıktığımın altıncı günün gecesinde belki de en büyük hatalarımdan birini yaptım. Ateşi söndürmeden uyumuştum. Gece ansızın uyanmıştım. Yoldan iğrenç sesler geliyordu. Birden fazla oldukları kesindi. Çok uzak değillerdi. Ateşi görmüş olmalılardı. Ama ben ateşten biraz uzaktaydım. Onun için beni göremediler sanırım. O anda yapabileceğim tek şeyin ormanın içine girmek olduğunu düşündüm. Dengimi almadan koşarak ormana girdim. Onları görünce ork olduklarını hemen anladım. Bana anlatılan o iğrenç şeylere tıpa tıp uyuyorlardı. Ateşin oraya geri döndüğümde dengim yoktu. Dengim olmadan Anduin’i geçemezdim. Onun için kuzeyden dolaşmam gerekiyordu. Artık dağlara ve Anduin’in asıl kaynağına yaklaşmaya başladım. Oradan doğuya döndüm. Ve tahminimce çok uzaklara gitmiştim. Oralarda cüce ahalisine rastlamıştım. Ve birine gerçekten çok kanım ısındı. Küçük biriydi. Yirmi beş yaşındaymış. Onu gerçekten çok sevmiştim. Oradan nihayetinde Kuyutorman'a gitmiştim. Ormandaki ağaçlar çok sıktı ve orman karanlıktı. Uzaklarda bir ışık gördüm. Şarkı seslerini duyunca onların Orman Elfleri olduğunu anladım.
   Beni gördüklerinde Krallarına götürdüler. Ve bende onlara Rivendell’den geldiğimi Kuyutorman'ın içlerinde gezinmek istediğimi söyledim. Kral bunu duyunca sevindi. Bana Kuyutorman’da dolaşmam için izin verdi. Silahsız olduğum için ok ve yay verdi. Bende Kuyutorman'da gezinmeye başladım. İlk kanı orada mecburiyetten akıtmak zorunda kalmıştım. Büyük bir örümcek bana saldırmıştı. Onu okumla vurmak zorunda kaldım. Daha sonra fazla güneye gitmedim. Çünü Kral beni Dol Guldur'a karşı uyarmıştı. Kuyutorman'dan Lorién’e gitmiştim. Oradan çok zor ayrıldım. Sonra Orta Dünya üzerindeki her yeri gördüm. Mordor dışında. İçimde orayı görmek gibi bir heves yoktu ama merak etmiyor da değildim.
   Cüce arkadaşımı merak ettim. Onun için yolumu artık kuzeye yönelttim. Orada önce onu tanıyamadım çok değişmişti. Sakalları uzamış ve aklaşmaya başlamıştı. Boyu eskisine oranla biraz daha uzundu. Evlenmişti. Bir oğlu olmuştu. Adı Picasso’ydu. Gerçekten çok güzel bir çocuktu. Sonra Rivendell’e döndüm. Evim gibi bir yer olmadığını anlamıştım. Ama yine de Orta Dünya'daki her yer neredeyse evim kadar güzeldi. Kısa bir zaman sonra tekrar cüce arkadaşımı görmeye gittim. Bembeyaz sakalları vardı. Oğlu ona benziyordu. Orada bir iki yıl kaldım. Sonra Picasso'yla beraber uzun yollara çıkmaya karar verdik. Arkadaşım artık yolculuklara çıkamayacak kadar hastalanmıştı.
   Sonunda yola çıkmıştık. Cüce bir çok şey gördü ama en çok Minas Tirith ve Moria’yı beğendi. Çünkü bu onun ilgi alanına giriyordu. Cüce akrabalarının yanında kalmak istemişti. Sonra yollarımız ayrıldı. Ben Rivendell’e dönerken yolda birçok tehlikeyle karşılaştım. Oklarım tükenmişti. En sonunda yine evime vardım. Rivendell’de biraz daha oyalandım ve orada hep düşündüm. Sonra bir gün bana her şey anlatıldı. Babamın orklar tarafından yaralandığı, ve Sauron. Ben Sauron’un yıkıldığını, yapılan savaşta öldüğünü zannediyordum. Ama öyle değilmiş. Tüm hikayeyi öğrendim. Bu sefer çok hiddetlenmiştim. Çünkü Sauron’un ruhu hala yaşıyor ve cisimleşmeye başlıyordu. Ben yine Rivendell’den yola çıkmıştım. Hiddetimi öldürdüğüm orklar, kötü yaratıklar dindirmiyordu. Sonra Kuyutorman’a tekrar gittim. Orada Kralın oğlu Legolas’la tanıştım. Yanında birkaç arkadaşı daha vardı. Kendilerine Kuyutormanın Gücü demişler. Ben de onlara katılmak istiyordum. Hem de hemen. Çünkü onların karanlığa karşı oldukları yüzlerinden hatta gözlerindeki ışıktan belliydi. Beni de aralarına aldılar. Daha sonra hepimiz karanlığa karşı yolumuzda devam ettik. Bize daha başkaları da katılıyordu.
   HEPİMİZ KARANLIĞA KARŞI TEK BİR IŞIK OLMUŞTUK VE ONU DEVİRMEYE KARARLIYDIK!!!
   Hep birlikte Orta Dünya’da karanlığa ve kötülüğe karşı savaşırdık. Daha sonra belki Kuyutormanın Gücü’ne verdiğim hizmetten, belki onlarla sıkı bir dostluk kurmamdan, belki karanlığa karşı yanlarında olmamdan, belki ışığın değerli bir savaşçısı olmamdan dolayı ya da hepsi için bana prenslik ünvanı verilmişti. Bu ünvana sahip oluğum için kendimi gerçekten sorumluluk sahibi hissediyorum. Şu anda Gil-Galad’ın ve Elendil’in neler çektiğini anlıyorum. Onlarda sorumluluk sahibiydi. Onlar halklarından sorumluydu ve onun için öldüler. Bende burada hepinizin önünde Orta Dünya’da tüm dostlarımın her zaman yanında olacağıma söz veriyorum. Her zaman yanınızda olacağım ölümüne olsa bile...
   Ben Onenumberjames’im. Evet ben Onenumberjames’im... Ama benim yerimde olmak o kadar kolay değil. Bunu tahmin bile edemezsiniz.

 
 
 
 
 
 
 
 
Nick: onenumberjames
Irk: Elf
Level: 9
Mevkii / Rütbe: Shire Komutanı
Mail Adresi: onurdana11@hotmail.com  
ICQ: 277275211