Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

 

       ESKİ BİR TAPINAK DUVARINDAKİ YAZIT

Gürültü ve patırtının ortasında sükûnetle dolaş, sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalış. Ama kimseye teslim olma. Telaşsız, açık ve seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları, çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır. Yalnız planlarının değil başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen, hayattaki dayanağın odur. Olduğun gibi görün, sevmediğin zaman sever gibi yapma. Aşka burun kıvırma sakın, o çöl ortasında çimenli bir yerdir. Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim etme geçmişe. Ara sıra isyana yönelecek gibi olursan bile, hatırla ki kâinatı yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile, kendi kendinle barış içinde ol. Görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de güzeldir.

                                                             Baltimor

DİNLE KÜÇÜK ADAM

Kendini şimdiki konumundan farklı hissedebileceğini düşünmeye cesaret bile edemiyorsun: Boynu bükük olmak yerine özgür, plancı olmak yerine ise açık, bir hırsız gibi gece değil de gündüz de sevebilen. Sen aslında kendini aşağılıyorsun, küçük adam. Ben kimim ki bir fikrim olsun, hayatımı belirleyeyim ve dünyayı sahipleneyim! Gerçek büyük adamdan tek bir farkın var: Büyük adam da bir zamanlar küçük adamdı, fakat sadece tek bir özelliğini geliştirdi; nerede küçük ve kısıtlı düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyordu. Herhangi bir görevin baskısı altında, zamanla küçüklüğünün ve önemsizliğinin nasıl mutluluğunu tehdit ettiğini hissetmeyi öğrendi. Demek ki büyük adam, nerede ve ne zaman küçük adam olacağını bilir. Küçük adam ise küçük olduğunun farkında değildir ve bunun farkına varmaktan da korkar.                                                              

                                                                      Wilhelm Reich  

 

  İNSANIN ANLAM ARAYIŞI

Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir; ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman, uzun vadede başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.                                                       

                                                           Victor E. Frankl     

  

KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ 

Küçük istavrit; yiyecek bir şey sanıp, hızla atıldı çapariye... Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya, aslında hep merak etmişti denizin üstünü, neye benzerdi acaba gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu. Ne fayda balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. Küçük istavrit anladı yolun sonunu. Koca denizlere sığmazdı yüreği oysa şimdi yüzerken yeşil küçük leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden, bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya. Başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu... İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarında, bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret. Sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öyle bakakaldı, sonra sevinçle dibe daldı, gitti. Tüm kederini söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti. Birkaç değerli pulunu avuçlarıma bırakarak... Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler "Neden bunu yaptın?" diye, demedim ama demek istedim: "Bir gün bulursam kendimi yeşil bir leğende küçük istavrit kadar çaresiz, son âna kadar hep bir umudum olsun diye..."

 

HAYATIMIZIN DEĞERİ

İyi bilinen bir konuşmacı, seminere 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, " Bu parayı kim ister?"diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Konuşmacı, " Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım." dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve 20 doları yere attı, onun üstüne bastı, ezdi, pisletti. Para şimdi pis ve buruşuktu. Fakat yine eller havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Konuşmacı şöyle dedi; "Arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz. Burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yine de istiyorsunuz çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımızı acıtır. Yerden yere vuruluruz,kendimizi kötü hissederiz. Fakat ne olduğu ya da ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış. Bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir.

Hayatımızın değeri ne yaptığımız ya da kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır.

"Sen mükemmelsin, bunu asla unutma." Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil.

ÇİVİ DELİKLERİ

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir kutu verip; "Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer için, evin şu tahta direğine bir çivi çak!" demiş.

Genç 1. günde tahta direğe 12 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış. Nihayet bir gün gelmiş ki, hiçbir çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden direğin önüne götürüp; "Bundan sonra tartışmayıp, kavga etmediğin her gün için bir çivi çıkart!" demiş.

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki, bütün çiviler çıkarılmış. Babası, ona; "Aferin iyi davrandın ama bu tahta direğe dikkatle bak! Gördüğün gibi çok delik var. Tahta direk artık geçmişteki gibi güzel değil.é demiş.

VİETNAM GAZİSİ

- Anne-baba, San Francisco' dayım... Artık eve dönüyorum ama sizden bir şey rica ediyorum; yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum...

- Memnuniyetle oğlum, onunla biz de tanışmak isteriz.

- Fakat bilmeniz gereken bir şey var...O, savaşta ağır yaralandı... Bir mayına bastı ve bir koluyla bir ayağını kaybetti. Onun şimdi gidecek hiçbir yeri yok. Bu yüzden gelip bizimle kalmasını istiyorum...

- Bunu duyduğumuza üzüldük oğlum. Belki elbirliğiyle onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.

- Hayır anne-baba...Lütfen... Onun bizimle yaşamasını istiyorum...

- Oğlum! Sen, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi bir özürlü bize korkunç bir yük olur. Bizim kendimize ait bir hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz... Bence hemen bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. Kendi başının çaresine bakacaktır.

Oğul o anda telefonu kapattı ve ailesi ondan birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon gelinceye kadar haber alamadı. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrenir öğrenmez hemen San Francisco'ya uçtular ve bu olayın kaza değil, intihar olduğuna inanan polisler tarafından, cesedi tespit etmeleri için şehir morguna götürüldüler.

Üzüntülü ana-baba morgda kendilerine gösterilen evlatlarını tanıdılar ama bu sırada bir şeyi daha öğrenip dehşete düştüler. Kendi oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı.

GERÇEK DOSTLARA

Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...

"Onu", şöyle içine sindire sindire, kocaman bir sarsa...

Yüreklilikle söylediğiniz...

"Canım benim!"... dediğiniz...

Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz sıcacık biri...

Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı...

Arayan, soran "seni özlüyorum" diyen biri

Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.

Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi...

Hataları, günahları-sevapları her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla...

Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıkar gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda...Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar...

Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi sadece ona anlatır olursunuz.

Kadın erkek fark etmez.

Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.

                               Can DÜNDAR

 

ANA SAYFAYA DÖN