Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

KENTLEŞME VE SANAYİLEŞME SÜRECİNDE MERSİN’İN KENT KİMLİĞİ
Mesut SARI


1. MERSİN’DE KENTLEŞME SÜRECİ
1.1. Mersin  Nüfusuna  Genel  Bakış

1990 Genel nüfus sayımında 1.266.995 olan ilimiz nüfusu, tahmini nüfus oranlarına göre 1992’de 1.361.299, 1993’de 1.417.742, 1994’de 1.476.525, 1995’de 1.545.831, 1996’da ise 1.612.715’e yükselmiştir. Bu verilere dayanarak Mersin nüfusuna her yıl 70 bin kişi eklenmektedir. Fakat 1997 yılında yapılan nüfus sayımında Mersin merkez nüfusunun 653.662 , İl nüfusunun ise 1.508.232 olduğu görülmektedir. 1997 yılı il nüfusunun 1995 ve 1996 yılı il nüfusuna göre düşüş yaşanmıştır. 
İçel nüfusunun ortalama yıllık artışı 1940’dan bu yana sürekli olarak ülke ortalamasının üstünde olmuştur. Bu gelişme sonucu İçel, nüfus bakımından illerimiz içerisinde 1950’de  29. Sırada yer almakta iken, 1960’da 20.aıraya, 1970’de 19.sıraya, 1980’de 12.sıraya, 1985’de 10.sıraya, 1990’da 6.sıraya yükselmiştir.
İlimiz nüfusunun ortalama yıllık artışı özellikle 1950’den itibaren büyük bir hız kazanmış ve 1955-60 döneminde %036, 1970-75 döneminde %038, 1980-85 döneminde %040, 1985-90 döneminde %040’ı bulmuştur.
İl nüfusu, 1935-1960, 1940-1965, 1945-1970 dönemi esas alındığında 25 yılda iki kat; 1960-80, 1965-85, 1970-90 dönemi esas alındığında ise 20 yılda iki artmış bulunmaktadır. İki katı artış için gittikçe azalmakta olan sürenin önümüzdeki dönemlerde daha da kısalacağı anlaşılmaktadır. Ülke nüfusu ancak 25-26 yılda iki kat artışı kaydetmektedir (MTSO, 1996: 298).      

1.2. Mersin’de  Nüfus  Hareketleri

1950 yılından sonra ilimiz nüfusu süratli ve devamlı artış göstermiştir. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın yayınladığı Ekonomik Raporda yıllık artışın 1940 yılından sonra, ülke ortalamalarının üzerinde seyrettiği açıklanmıştır.
Mersin her yıl çeşitli sayılarda göç almaktadır. Özellikle 1970 yılından sonra göç akını yön belirlemiş, 1980 yılından sonra ise bu yön göçü yoğunlaştırmışır. Yoğun bir şekilde göç alan Mersin, yeni yerleşim alanı olarak cazib görülmüştür. Ancak bu caziplik Mersin’i hazırlığı olmayan bir kent görünümüne büründürmüştür. Bu hazırlıksızlık kentte yaşayanları iki şekilde olumsuz etkilemiştir. Birincisi, kente gelenler açısından görülen olumsuzluklardır. Gelen nüfus kente geldiğinin farkındalığını verecek ortamı bulamamıştır. Bu ortamı bulamıyan nüfus kentlilik bilincinden uzak kalarak kentlilik kültürünü de edinememiştir. Bu olumsuz gelişmeler, yeni olumsuzlukların veya sorunların nedenini oluşturmuştur. Özellikle gelen nüfusu kucaklaıyacak Mersin kurum ve kuruluşların hatta kentteki yerli insanların hazırlıksızlıkları kenti bir çok alanda (olanağı olduğu halde) etkin olmaktan uzak tutmuştur.
1980 sonrası nüfus hareketlerinin profiline baktığımızda gelişim ve değişimi daha sağlıklı kavrayabiliriz.
1980 - 1985 döneminde görülen gelişmeler :
1980 -1985 yıllarında toplam 14.759 aile ve 59.763 kişi yer değiştirmek yani nüfus kaydını merkez ilçeye naklettirmek suretiyle hemşehriliğini resmileştirmiş bulunmaktadır.
1983 - 1986 döneminde Mersin merkez ilçeye nüfus kaydını naklettirenlerin %12.4’ü İçel’in diğer ilçelerinden gelenler, %87.6’sını başka illerden gelenler teşkil etmiştir.
Bu illerin başında Şanlıurfa, Mardin, Adana gelmekte, bunları Hatay ve Malatya takip etmektedir. Son yıllarda ortam bu göçün en belirgin nedeni Mersin’de Serbest Bölgenin kurulması olmuştur. Doğu ve Güneydoğu illeri halkı bu göç oranı içerisinde en yüksek kısmı teşkil etmiştir (Develi, 1991: 60).
Başka illerden Mersin’e gelen nüfus oranı Mersin’in yerli nüfus oranını yaklaşık 6’ya katlamıştır. Bu veriler arasındaki oran farklılıklarını ele almamızın sebebi Mersin’de yerli nüfusun fazla olması ve gelen nüfusun az olması gerekliliğini  veya şartını ortaya koymak için değil; bu gelen nüfusu kent bünyesinde ne kadarını barındırabilecek güce sahip olması veya diğer illerden gelen nüfusun kente uyum sorununu, kentle bütünleşme sorununu ortaya koymak içindir. Yani gelen nüfus Mersin’e ne kadar tutunabilmiş, kent ise gelen nüfusu ne kadar kucaklıyabilmiştir. Çünkü nüfus ne kadar nicel bir olguyu ifade etse de bunun nitelik açısından da ele alınabilmesi gerekir. 

1.2.1. 1986 - 1998  Mersin’de  Görülen  Nüfus  Gelişimi

1986 yılından bu yana, başta Mersin olmak üzere, Tarsus ve Erdemli ilçelerimizde canlı bir nüfus hareketi ceryan etmektedir. 1986 - 1995 arasında Mersin’e 67.890, Tarsus’a 5.710, Erdemliye 1.860 kişi nüfusunu naklettirmiştir. 1995 yılı içerisinde nüfusunu Mut’a naklettiren kişi sayısı 28, Anamur’a naklettiren 34, Bozyazı’ya naklettiren 8, Silifke ‘ye naklettiren 93, Çamlıyayla’ya naklettiren 28, Aydıncık ilçemize  naklettirenler ise 22 kişidir.
1986 - 1995  yıllarında , toplam 75.460 kişi yer değiştirmek, yani nüfus kaydını ilimize kaydettirmek suretiyle hemşehriliğini resmileştirmiş bulunuyor.
1996 yılında Mersin ve diğer iki ilçemize nüfus kaydını naklettiren kişi sayısı 1995’e göre %27.8 düşmüştür. 1996 yılında ilçelerimizden ve diğer illerden merkez ilçemiz Mersin’e nakil edenlerde 1995’e göre %29.3, Erdemlide %26.9, Tarsusta ise %24.0 düşüş olmuştur.
1996 yılında Merkez ilçe Mersin’e olan göçte %41.7 ile Güneydoğu Anadolu birinci sırayı alırken, bunu %21.4 ile  bölge iller ve ilçelerimizden gelenler, %18.8 ile Doğu Anadolu’dan gelenler takip etmektedir (MTSO, 1996: 300-301).
1992-96 yılında görülen nakil kişi sayısında bir duraklama görülmekte iken 1997 yılında bir canlanma görülmüş 1998 yılında ise bu canlanma tekrar eski seviyeye düşmüştür.
1998 yılında Merkez ilçe Mersin’e olan göçte %34.7 ile Güney Doğu Anadolu birinci sırayı alırken, bunu %27.7 ile Bölge iller ve ilçelerimizden gelenler, %19.1 ile Doğu Anadolu’dan gelenler takip etmektedir.
Genel olarak bakıldığında 1998 yılında nakil ettiren kişi sayısında 1996 yılına göre azalma görülmektedir. 1998 yılı itibariyle naklini gerçekleştiren kişiler ağırlıklı olarak İç Anadolu görülmektedir.

1.3. Mersin’de  Nüfus  Artışı ve Sebepleri

1880 tarihli Adana vilayet salnamesine göre Mersin kasabasının 625 müslim, 147 Rum, 37 Ermeni, 50 Katolik yerli nüfusu olup, bunların toplamı 859’dur.
1980’de Mersin’in nüfusu 221.861, 1985 sayımında 314.350, 1990 sayımında 422.357’ye ulaşmıştır.
Mersin şehir nüfusu 1940 - 1980 döneminde 7.3 katı, 1940 - 1985 döneminde 10.5 katı, 1950 - 1985 döneminde ise 8.6 katı artış göstermiştir.
1950 - 1975 döneminde İl nüfusu 25 yılda 2 kat artarken, Mersin’de 4 kat artmıştır. 1965 - 1985 (20yıl süre içinde) 2.0, Merkezde 3.9’dur. 1980 - 1990 arasındaki 10 yılda artış oranı İlde 1.5 iken Mersin’de 2 olmuştur. 
  Mersin’in nüfus artış hızı ile İl nüfus artışının devamlı üzerinde seyretmektedir. Şehrimizin nüfus artışının 1975’ten itibaren hızlandığı görülmektedir.
Bu derece hızlı bir şehirleşme Mersin’de plansızlık, altyapı, konut, ulaşım, haberleşme, çevre sağlığı, istihdam, güvenlik gibi çeşitli sorunları getirmiştir.
Şu andaki nüfusun ancak %37’si Mersin’in yerli, %17’si Doğu Anadolu kökenli, %5’i İç Anadolu kökenli, %23’ü Güneydoğu Anadolu kökenli, %8’i ise Akdeniz Bölgesi kökenlidir. Bu bölgelere dair elde edilen veriler nüfusun çoğunluğunu oluşturan bölgelerdir. Buna bağlı olarak Mersin’e en yoğun nüfus Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Şanlıurfa, Mardin, Siirt, Muş ve Adana’dan göç almıştır. Mersin halkının  köken dağılımına baktığımızda ise %45.3’lük bir oranla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri gelmektedir (İçel Valiliği, 1997:11-12).
İçel ve bölgenin sahip bulunduğu istihdam imkanları yanında tarım, ticaret ve diğer hizmet sektörlerinin nüfus göçünde ve artışında öteden beri çekici bir rol oynadığı belirmektedir. İl, 1990 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre nüfus artış hızı 73 il arasında 6. Sırayı alırken, süreci 20 yıl civarında tarihlenebilecek bir içgöçün ev sahipliğini yapan Mersin, Türkiye’de kent merkezi nüfus artış sıralamasında en yoğun nüfus artışı ile ilk sıraları almaktadır.
İçel iline ilişkine bir başka değerlendirme söyledir: Türkiye nüfus artış hızından (15.08) daha yüksektir. Ayrıca bölgesel baktığımızda İçel ili yine Akdeniz Bölgesi nüfus artış hızından (19.27 binde) yüksektir. Yani İçel ili 24.49 (binde)’luk artış hızıyla Türkiye ve Akdeniz bölgesi nüfus artış hızından daha yüksektir.

1.3.1. Sanayi

Mersin’de büyük sanayi gelişimleri görülmektedir. Bunlardan Mersin - Tarsus Organize sanayi bölgesi ile küçük  ve orta ölçekli sanayi alanlarını verebiliriz. Mersin’de şu anda sanayi kuruluşlarının varlığı kente ilgiyi istihdam açısından artırmıştır. Bu ilgi yine sonuçta göçle kendini göstermiştir. 
Günümüz dünyasında gelişmenin ve kalkınmanın altında sanayileşme yatmaktadır. Gelişme ise düzenli kentleşmeyi, çağdaşlaşmayı, modernleşmeyi de beraberinde getirmektedir. Sanayi atılımlarının gerçekleştiği bir çok yatırımın yapıldığı Mersin ilinde kent özelliklerinin yaşanmadığını, kimlik bunalımlarının yaşandığını, kente gelen insanlara kentte bulunduğunun farkındalığını vermediğini görmekteyiz. Doğaldır ki bu durum insanlarda bir kent kültürüne sahip olmama durumu yaratmıştır. Mersin’de bunu görmekteyiz yani bir kimlik bunalımını, bir kentlilik bilincinin,kentlilik kültürünün var olmadığını görmekteyiz. Bu bir yön , diğer yöne baktığımızda asıl olan işte budur: Mersin’e gelen insanın kentte yaşama havası içinde olduğunun bilincini verecek olan; göç eden insanlara kentte yaşama anlayışını verecek olan Mersin kentinin kendisidir. Yani Mersin’in, kent özelliğine sahip olması gerekmektedir. Eğer kent özelliğine uygun değilse bu bilinç ve kültürün göç eden insanlara verilememesi bir takım sosyolojik ve psikolojik temelli sorunlar oluşturacaktır. Fakat görüyoruz ki Mersin’de kent havası oluşmamış ve Mersin’i Mersin yapan havada da bozulmalar görülmüştür.
Burada anlatmak istediğimiz, Mersin’i kent özelliğine büründürecek tek faktörün sanayileşme olmadığını belirtmek, bunun sosyolojik ve psikolojik temelde de ele alınması gerekmektedir. Şunu unutmamalıyız ki; Sanayileşme Mersin’de nüfus artışında etkin bir rol oynamıştır. 
Şimdi ise Mersin’deki  sanayileşme politikasına bakmakta yarar görüyorum. İçel ilinde sanayileşme politikası olarak büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Bunda Mersin’in sanayi bölgelerinin kurulması açısından uygunluğu, liman kenti olması etkili olmuştur. Bunun dışında Mersin’de sanayi sektörünün varlığını destekleyen bir diğer yön ise Mersin Avrupa ile Orta doğu arasında bir ara bölge ve ülke ekonomisinde de önemli bir yer işgal etmektedir.
Sonuç olarak Mersin’deki nüfus artışında, kentleşmenin hızlı gelişiminde sanayileşme süreci büyük önem arz etmektedir.

1.3.2.  Ticaret

Mersin, iklimiyle, arazi yapısıyla, kıyı bandıyla, turistik zenginliğiyle hızlı bir kentleşme sürecini yaşamaktadır. Mersin bir kıyı kenti olarak deniz avantajına sahiptir. Bu anlamda değerlendirdiğimizde, Mersin limanının hizmete girdiği 1962 yılından itibaren hızlı bir gelişme göstermiş ve çok geniş bir hinterlandın dağıtım merkezi haline gelmiştir. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ithalatının hemen hemen tamamı, ihracatının büyük kısmı Mersin Limanından yapılmaktadır (MTSO, 1997: 10
 Mersin’deki bu küçük ve orta ölçekli sanayi, turizm ve özellikle ticaretteki hızlı gelişmeler (son 4 yıldır bir durulma var) Mersin’in hızlıkentleşmesinde, göçün Mersin iline yönelmesinde bir sebep olarak gösterilebilir. Ticaretteki gelişmeler Mersin kentine yönelik nüfus hareketine, bu hareketle beraber Mersin kentinin hazırlıksızlığı çarpıklığı doğurmuş; bir diğer yön olarak ticaretin de beraber getirdiği farklı kültürlerin buluşması durumu kültürel anlamda farklılığın varlığını beraberinde getirmiştir.
Nüfus artışının ana kaynağı ekonomik gelişme ve iştir. Mersin’e iş kurmak için gelenlerin yanında, iş bulma umuduyla gelenler azımsanmayacak sayılara ulaşmaktadır. Özelikle 1983 yılından sonra Mersin Serbest Bölgenin kurulacağı haberinin yarattığı iş ve istihdam ümidi kente yönelik  göçü artırmış, doğal olarak da nüfus miktarında artış görülmüştür.
Mersin’deki nüfus arışının Serbest Bölgeden, ılıman ikliminden, önemli bir ihracat merkezi olma yönündeki hızlı gelişimden kaynaklandığı düşünülmekte, Mersin - Tarsus Organize Sanayi Bölgesinin faaliyete geçmesiyle ilin özellikle de Mersin’deki gelişmenin daha da hızlanacağı sanılmaktadır. 
Mersin ilimiz aynı zamanda, Doğu Akdeniz’in en büyük limanına sahip,  Avrupa ve Ortadoğu arasında bir köprü durumundadır. Eğer Mersin ticari anlamda desteklendiğinde daha ileri bir il ve bu ilerlemenin kente yansımasını görebiliriz. 

1.3.3. Turizm

Mersin ilimiz Tarım, Ticaret, sanayi alanlarında olduğu gibi Turizm alanında da kendini göstermektedir. Mersin, turizm alanında büyük bir zenginliğe sahip ilimizdir. Mersin’in sahip olduğu bu zenginliği iyi değerlendirebiliyor mu? Sorusuna cevap vermekte gerçekten zorlanmaktayız. Cevap vermekteki zorluğun temelinde deniz, kıyı, dağ, yayla potansiyellerinden yararlanmada yapılması gerekenlerin eksik yapılması, yapılmaması veya bu zenginliklerin gereği gibi kullanılmamasıdır. Şunu bilmeliyiz ki; turizm bir ülkenin, bölgenin kültürel tanıtımını sağladığı gibi en önemlisi gelir getirmede günümüzde ilk sıraları almaktadır.
İlimiz yılda 300 gün güneşi, 108 km’ye varan ve yer yer tabii koylarla beraber sahil bantı, arkeolojik değerleri ve tabii güzellikleri, kara, deniz, hava ulaşımı ve ortadoğu ülkelerine açılmasıyla turizm sektöründe önemli bir konuma sahiptir (MTSO, 1997: 268).
Muğla’dan sonra 328 km’lik kıyı şeridi (108 km’si doğal sahillerden oluşmaktadır) ile çok uzun bir kıyı bandına, turistik ve kültürel zenginliklere sahip olmasına rağmen turizm alanında yeterli gelişmeyi gösterememiştir.
Ayrıca Mersin ilimiz Mısır ve Roma İmparatorluğunun tarihi özelliğinden yararlanmada geç kalmış ve hatta bilememiştir.
İlimizdeki  turizm zenginliğinin farkına varan Turizm Bakanlığı turistik planlama çalışmaları yaparak İçel’i turistik bir yoğunluğa ulaştırmak için bazı çalışmalar yapmaktadır. 1993 yılında yürürlüğe giren ve ilimizin batı bölgesini içeren “Batı İçel Kıyı Kesimi Nazım İmar Planı” ve turizm merkezleri ile Erdemli - Mersin kıyı bandının turizm alnı olarak ilan edilmesi bu çalışmaların en önemlisidir. Planda kıyının gelişigüzel kullanımı engellenerek amaca uygun bir alan yaratmak esas alınmıştır.
Mersin’in turizm olanakları açısından avantajlarına bakacak olursak;
Bu avantajlar:
1. Yörenin tarihi ve arkeolojik değerleri yanında müzeler, festivaller, düzenlenen özel günler ve yöresel el sanatları bakımından zengin olması.
2. Kara ve deniz ulaşımının elverişli olması.
3. Özellikle yeni deniz yollarını yapılması, ıslah edilmesi(Anamur-Taşucu-Mersin
4. İlimizde yayla ve deniz turizminin önemli bir gelişme göstermesi.
5. İlimizin dağ ve av turizmine uygun coğrafik bir yapıya sahip olması.
6. İçel ilinin kıyı turizmi yayında doğal güzelliklere sahip olması.
7. İlimizin doğal ve tarihi yapısı yönüyle yat turizmi için uygun bir yapıya sahip olması.
8. İlimizin tarihi anlamda zengin kalıntılara sahip olması v.b. (MTSO, 1996: 270).
Bu yukarıda saydığımız avantajlara daha bir çok avantaj ekleyebiliriz.  Önemli olan İçel ilinde bulunan bu tarihi, doğal zenginliklerden faydalanmasını bilmektir. Eğer bu güzelliklerden faydalanamıyorsak ilin gelişimi yönünde herhangi bir adım atmamak demektir. Faydalanmayı bir kenara bırakır sadece ve sadece var olanın korunması yönünde bir adım atılmalıdır. Bugün Mersin’de turizm anlamında ilk önce bana göre var olan zenginlik kaynaklarını korumasını bilmektir.           
114 yıllık tarihe sahip  Mersin’de turizm alanında hissedilir bir adımın atılmamasının sebepleri olarak  birkaç noktada şunları verebiliriz:
1. Kıyı bandının düşünmeden, plansızca kullanılması. Dolgu alanları oluşturarak bu alanlara yasa dışı yapılanmaların varlığı.
2.Zengin turizm olanaklarından faydalanamama, bu olanakları değerlendirememe.
3. Turizm alanına ilişkin yatırımın az olması, olan yatırımın ise turizm alanı dışında kullanılması.
4. Kıyı şeridinin yağmalanması.
Bu anlamda yapılması gereken turizm bakımından zenginliğe , potansiyele sahip Mersin’in bu yönünü olumlu bir şekilde değerlendirmek; Kıyı yağmasına karşı da yasaların işlerliğinin sağlanması gerekir. Eğer Mersin bu turizm olanaklarından yararlanabildiği takdirde gelişimde artılar yaşanacak; ekonomik, kültürel, istihdam gibi sorunların önüne geçilecek. Fakat unutmayalım ki bu yeni istihdam alanları yeni göçlere zemin oluşturacaktır.





1.4. Mersin’de Nüfus Artışının Kentleşme Üzerindeki Etkileri

Mersin’e yönelik göçün beraberinde getirdiği nüfus artış hızı son yıllarda kendini hissettirir derecede azalış göstermiştir. 1980 sonrası yaşanan yoğun göç politikaları Mersin kenti açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
Bu olumsuz sonuçları ekonomik, sosyal boyut etrafında değerlendirebiliriz. Olumsuz sonuçlardan birisi;

1.4.1. Çarpık Kentleşme

İşte bu kentleşme tipi Türkiye geneli kentlerde farklı bir yerleşim tipi oluşturmuştur.
Mersin’de bu yönde değişim gösteren kent dokusu artık bir çok yönden çarpıklık doğurmuştur.
Bu çarpıklık nedenlerini önce tespit etmek gerekirse;
a. Nüfus artış hızı
b. Göç
c. Gecekondulaşma
d. Kurumların hazırlıksızlığı
e. Önlemlerin alınmasında geç kalınması
f. Hak ve görev ilişkisinde hakkı arayıp görevini yapmama
g. Kentlilik bilinci ve kültürüne sahip olamama. Bu konuda yetersiz kalma.
Tabiki bu nedenleri çeşitlendirebiliriz. Ancak temelde ön planda olan ve Mersin’in çarpık kentleşme yolunda bir süreç yaşama nedenlerini ana başlıklar altında bu şekilde toplayabiliriz.
Bu nedenler etrafında Mersin’deki çarpık kentleşmeyi irdelediğimizde hemen şunu belirtmekte yarar vardır. Mersin’de Türkiye ve bölge ortalaması üzerinde bir nüfus artışı ve 1980 sonrasında yaşanan Güneydoğuda’ki sıcak ortam buradaki nüfusun Mersin’i göç kenti olarak görüp temelde ekonomik kaygılarla yerleşmesine ve böylece de son 20 yılda kentte nüfusun hızlı bir şekilde artışına neden olmuştur.
İşte bu noktada bir değerlendirme yaptığımızda Mersin’de artan hızlı, yoğun nüfus yerleşimde kenti hazırlıksız  yakalamıştır. Gelen nüfus konut problemini pratik olarak gecekondu yapımıyla çözmüştür. Bugün ise gecekondulaşma, Mersin toplam konut sayısının yarısına yaklaşır olmuş; bu ise nüfusun yarısına tekabül etmiştir.
Neticede Mersin’de çarpık kentleşmeye zemin hazırlayıcılar olarak nüfus artışı - göç - gecekondulaşma görülebilir. Çünkü bugün, nüfus artışı - göç - gecekondulaşma Mersin’de farklı konut tipleri ve tiplerin bir simgesi olan mahalleler ve mahallelerin kimliklerini yansıtan kültürel yapılar arasında sınırlar çizilmesine neden olmuştur. Bu sınır Mersin’de kentleşme sürecinde ister istemez çarpıklık yaratmıştır. Kentin çarpıklığının bir nedeni olarak görülen gecekondu artık bir sonuç halini de almıştır. Bu sonuçlardan diğeri birbirinden ayrışmış farklı kültürlerin kendine has yerleşmelere sahip olması ve bu sahiplikte ekonomik - siyasi güçlerin belirleyici olmasıdır. Bu belirleyiciler kent içinde dengesizlikleri doğurmuştur. Bu da çarpıklığın göstergesidir.
Bu belirleyici dışında kurumların hazırlıksızlığı veya hızlı değişime yönelik planların yapılmaması veya uygulamasındaki eksiklikler - kentin olanakları ve gücü çerçevesinde düşündüğümüzde - doğaldır ki sağlıksız durumlar yaratmıştır.
Bunun dışında kentleşme sürecinde önlemlerin alınmasında geç kalınmasıdır. Düşünün ki yeşil alanı koruyamayan veya bunda geç kalan krumların yeni yeşil alan için kıyıdan denize 300 veya 500 metre girerek dolgu alanlarını meydana getirmeleri geç kalınmışlığın bir göstergesidir. Öncesinde yeşil alanı koruma veya kaçak yapılaşmayı önlemede ya da gelen nüfusun kent içinde kentli yaşama koşullarını oluşturmada planlar yapılmalı ve bu zeminde sürece katkıda bulunulmalıdır.
Diğer nedenleri ele aldığımızda kentteki nüfus, özel-kamu kurum ve kuruluşları v.b. kent içinde hakkı aramada kendilerini bilinçli görürken; kente karşı görevleri yerine getirmede çekimser kalmaktadırlar. İşte bu hak ve görev ilişkisi aslında sağlıklı kentleşme yolunda önemini koruyan kavramlardır.
Sonuç olarak Mersin’de çarpık kentleşmenin temelinde nüfus artışı, göç ve gecekondulaşma görülmektedir.
Çarpık kentleşmenin sonuçlarının nedenleri etrafında düşündüğümüzde Mersin’de bugün kent kimliğini ortaya koyabilecek bir tanımlamanın yapılmadığını görmekteyiz. Bunun dışında çarpık kentleşmenin bir nedeni olarak gördüğümüz, kentlilik bilinci ve kültürüne sahip olamamanın aynı zamanda bir sonucu olarak da görebiliriz. Yani kente gelen nüfusta kentlilik bilinci ve kültürünün olmayışı kente tutunmada zorluklar yaşanmasına, yaşanan zorluklar ise sağlıksız kentleşmede bir neden oluşturmaktadır. Bu nedenler,  bugün kentlilik bilinci ve kültürüne sahip olamayanların oluşturduğu bir Mersin ortaya çıkarmıştır.



1.4.2. Göç

Kentleşmenin bir boyutu da demografiktir. Yani bir yerleşim yerine kent demenin demografik ölçütü de vardır.
Mersin’in kentleşme sürecinde kent olmasında ve idari yapıda büyükşehir statüsüne kavuşmasının bir etkeni de artan nüfusudur. Bu nüfus artışında daha çok yaşanan göçün etkisi büyüktür.
Göç’ün etkisi kente yansımıştır. Bu yansıma az önce de belirttiğimiz gibi kentin çarpık bir yapılanma sergilemesinde neden teşkil etmiştir. Çünkü gelen nüfus kente gelişiyle istekleri sıralamaya başlar hale gelmiştir. Bu isteklerden birisi ise iş sahibi olmak yani ekonomik ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu istekleri sıraladığımız da karşımızda bunlara cevap veremeyen bir Mersin çıkmaktadır.
Bunlar dışında göçle gelen nüfus Mersin’de ekonomik, siyasi, kültürel açıdan farklılıklar ortaya koymuştur. Bu farklılıklar bugün Mersin’de aynı memleketin insanlarının oluşturduğu veya aynı kültüre sahip insanların oluşturduğu mahalleler görmekteyiz. Özellikle de göçle gelen nüfus kendine ait bir mahalle oluşturmuştur. Bu oluşan mahalleler yeni göçleri de kent içinde kendine çekmiştir. Bu anlamda kent içinde mahalleler arasında uçurumlar oluşmuştur. Mersin’de bu özellikleri yansıtan Demirtaş, Çilek, Yeni Mahalle gibi göç mahalleleri vardır. Fakat bu göç mahalleri dışında ekonomik ve siyasi gücü yüksek olan kesimdeki insanları oturduğu semtler de vardır. İşte bu noktada Mersin’de kentleşmenin çarpıklığı sergilenmiştir. Daha farklı bir kavramsal ifadeyle kentleşme sürecinde biro kademelenme, hiyerarşi oluşmuştur.
Bu ifade edilenler aynı zamanda gelen nüfusun kente uyum sorununun bir sonucudur. Bu uyumsuzluk ise göç eden nüfusun kenti olumsuz etkilemesine neden olmuştur. Mersin’de bu anlamda bir olumsuzluk söz konusudur. Bu olumsuzluk durumlarını maddeler halinde sıraladığımızda;
      1. İşsizlik yaratmıştır.
2. Kent içinde dengesiz bir dağılım sergilenmiştir.
3. Kent içinde gecekondulaşmanın artması.
  4. Hizmetlerdeki yetersizlikler.
5. Güvenlik problemi doğmuştur.
6. Kentsel anlamdaki ihtiyaçlar artmıştır. Bu ihtiyaçları kent karşılayamaz duruma gelmiştir.
7. Mersin kent kimliğini tanımlamada yetersiz kalmıştır.
8. Gelen nüfusun kente uyum sağlamasının bir sonucu olarak görülen suç işlemede bir artış ve çeşitlenmenin yaşanması gibi olumsuzluklar söz konusudur.
Tabii ki bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması ise olumsuzlukların nedenlerinin ortadan kaldırılması yönünde bir politika izlemek gerekir. Bu anlamda özellikle Belediyeye, Valiliğe, özel kuruluşlara, üniversiteye ve sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir.

1.4.3. Gecekondulaşma ve Konut

Kentleşme süreci bağlamında bir kentin yapısı, mimari özelliği, kent imar planlarına uygun yapılaşması ve bu yönde konut ihtiyacını karşılama çok önemlidir. Çünkü kentleşmeyi ekonomik, sosyal ve demografik değerlendirirken, kenti kent yapan imar özellikleri de bir ölçüt olarak da kullanılmaktadır.  Tabi ki kenti imar odaklı değerlendirmenin ötesinde oluşan farklı mekansal alanlardaki sosyo - kültürel, sosyo - ekonomik yapılanma ve değişim üzerinde duracağız.
Mersin kentleşme sürecinde artan nüfusa paralel olarak konut sorunlarını da yaşamaktadır. Bu sorunların çözümünde ise kooperatifçilik ön plana çıkmıştır. Ancak artan gecekondular sağlıksız yapılaşmada kendini gösterir hale gelmiştir. Bu sağlıksız mekansal dağılışta bir yanda gecekondu diğer yanda kıyı boyunca dizilmiş kentin coğrafi konumuna hiç de uygun olmayan kooperatifler yer almaktadır. Bu imarsızlığın bir göstergesidir. Özellikle belirtmek gerekirki; kıyı şeridinde artan ve kentin kültürel, çevresel dokusuna zarar veren bir yapılaşma da görmekteyiz; artık insanlar taş yığınlarına bakar hale gelmiştir.
Yani Mersin’de aleleacele dört duvarlı çevrilerek yapılan gecekondular ve kıyı yağması içeriğine sahip yapılaşma, düzensiz yapılaşmayı ifade eder hale gelmiştir.
Bu bağlamda, Mersin’de kent dokusu ve imar planları göz önüne alınmadan gerçekleştirilen çeşitli yapılaşmalar vardır. Bu bir tarafta 1980 sonrası göçle gelen nüfusun oluşturduğu ve 1990’lı yıllarda kendine ait mahalleleri kurduğu gecekondular semtleri; bir tarafta yerli halkı; bir tarafta konut sorununun çözümünde ve gelen nüfusun yerleşiminde kullanılmak üzere oluşturulan kooperatif konutları; diğer tarafta ise zengin insanların oturduğu konutlar. Bunlar aynı zamanda farklı semtleri de beraberinde getirmektedir. Bu Mersin’de semtlerin zıt yönlerini meydana getirmiş; zıt yönler ise semtler arasında kopukluklara neden olmuştur. Böylece ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal anlamda farklı insan gruplarının farklı semtler oluşturduğu görmekteyiz.
Bu bağlamda Mersin’deki çarpıklık sadece yapıların imar planlarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı değil; bu aynı zamanda kentin farklı kimliklerini ifade eden ve bu kimliklere sahip olan insanlar arasındaki siyasi, ekonomik, kültürel boşluklardır. Ayrıca boşlukların yarattığı aynı zamanda, birbirinin yaşam düzeyleri arasındaki farklılıkların uçurumlar şeklinde ifade edildiği bir çarpıklıktır.
Bu göstergeler Mersin’de farklı kültürleri birleştiren bir oluşumu da göstermemektedir. Bu ikili, üçlü, dörtlü... yapılanmalar kentte yaşayan insanların da bu anlamda bölünmelerine neden olmaktadır. Yani bir tarafta ekonomik, siyasi gücü elinde bulunduran, lüks semtlerde oturanlar var; diğer tarafta bu gücü elinde bulunduramayan genellikle göçle gelen nüfusun oluşturduğu ve bir çok hizmet bekleyen gecekondu mahalleri var. Mersin’deki bu durumu ele  aldığımızda tek Mersin değil farklı sosyal, kültürel, ekonomik yaşamların sergilendiği farklı Mersin(ler) söz konusudur.  Önemli olan burada farklılıklara karşı çıkmak değil; karşı çıkılan nokta farklılaşmaların semtler arasında hizmet sunma, halkın taleplerine cevap verme açısından ekonomik temelde uçurumlar yaratmasıdır.

1.5. Mersin’de Kentleşme Politikası ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar

1.5.1.Kentleşme Politikası

Mersin’de kentsel politikanın içinde barındırdığı planlama üzerinde önceden durmakta yarar vardır.
Mersin’deki nüfus artışı 1970 yılından sonra büyük artışlar kaydetmiş 1980 yılı sonrasında ise özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinden yoğun göçler gerçekleşmiş; göç sonucunda ise ilde nüfus artışları görülmüştür. Bu nüfus artışı Mersin’in kentleşmesinde, insanların kentlileşmesinde etkili olmuş ve kentleşme sürecinde olumsuzluk yaratmıştır.
Bu, çarpık kentleşmeyi birebir yaşamakta ve bu çarpıklığa her geçen yıl yeni olumsuzluklar, çarpıklıklar eklenmektedir.
Günümüzde bu nüfus artışını ve çarpık kentleşmeyi kabul etmekteyiz. Biz burada daha çok bundan sonra “Nasıl bir Mersin kenti planlanmalıdır?” sorusuna cevap aramalıyız. Çünkü planlama bir kent gelişiminde temel alındığı sürece kent sorunlarında azalmalar görülecektir.
Tespit olarak; Mersin’de görülen çarpık kentleşme plansızlığa, nüfus artışına; nüfus artışları aşırı göçe; göçler ise göç edilen bölge sorunlarına dayanmaktadır.
Mersin’deki mevcut durum Mersin’in geleceğine ilişkin nasıl bir planlama, kentsel politika uygulanması gerektiği sorusuna cevap vermede bir çıkış noktası oluşturmaktadır.

Mevcut durumda ise;
- Mersin’de nüfus artış hızı Akdeniz Bölgesi ve Türkiye nüfus artış hızının üstündedir.
- Mersin yoğun göç almakta ve bir göç şehri olmuştur.
- Mersin de diğer iller gibi çarpık kentleşme sürecindedir.
- Mersin ne turizm, ne tarım, ne ticaret, ne kültür, ne sanayi kenti olabilmiştir. Yani kent kimliğine kavuşamamıştır.
- Mersin’de toplumsal ayrışmalar söz konusudur. Kent içinde büyük dengesizlikler vardır.
Peki bu mevcut durum kaşısında nasıl bir politika izlenmeli, nasıl bir plan oluşturulmalıdır.
Mersin’in planlanmasına ilişkin uzmanların yerel politik irade öncülüğünde özel, kamu kuruluşların katılımı Mersin’in kentsel gelişimini olumlu yönde etkileyecektir.
Fakat Mersin’deki kentsel politikada oluşturulan kent planına uygun olmayan bir yapılaşma, yerleşim, alt yapı v.b. yönlerden yasalara aykırı bir uygulama söz konusudur. Bu plansızlığı Mersin’de sadece yapılaşma şeklinde değil; bunun dışında sağlık, kültür, fiziki yapı, tarihi yapı, güvenlik, suç gibi alanlarda görmekteyiz.
Mersin’deki kentleşme politikasına ışık tutmak için Mersin’in özellikle 1970 sonrasındaki kentleşme sürecine genel olarak bakmak gerekir.
Mersin’deki nüfus artışı 1970 yılından sonra büyük artışlar yaşamış, 1980 yılından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan yoğun göç hareketine maruz kalmış ve serbest bölgenin kurulması haberiyle artan nüfus kenti hazırlıksız yakalamıştır. Bu ise Mersin’in kentleşme ve kentlileşmesinde etkili olmuştur.
Mersin kentleşme sürecinde politik olarak izlediği süreçte, limandan, serbest bölgeden yararlanma, yeni organize sanayi bölgesini oluşturma gibi politik hedefler söz konusudur. Ancak tarihi, turistik, kültürel, sosyal anlamda bir takım çalışmalarda bulunma kısır olmuştur. Bu kısır durum dışında bir de Mersin’in kent dokusunda (hazırlıksızlığa bağlı olarak) bir çarpıklık doğurmuştur. Ayrıca Mersin’de hissedilmeyen sanayi, ticari atılımlar gerçekleştirilmiştir. Sanayi atılımları yanı sıra hizmet sektöründe de gelişmeler olmuş; fakat tarımda ise günden güne faaliyetlerde azalma görülmüştür. Şunu bilmeliyiz ki gelişmişlikte kentsel politika bir ölçüt olarak kullanılmaktadır. Bugün Mersin’e baktığımızda tarımda gerileme, sanayi ve hizmetler sektöründe gelişmeler görülmektedir. Ancak bu gelişmeler hissedilir değildir. Politik olarak ise Mersin’de belediyelerin, kamu kuruluşlarının görevini yerine getiremediklerinin ya da getirmediklerinin bilincindeyiz.
Mersin’de kentleşme hareketleri dengesiz olmakta, çarpık yapılaşma meydana gelmekte; bunların temelinde de göç olgusu yatmaktadır. Göçle birlikte farklı kimliklerin buluştuğu bir kent haline gelmiş, bu farklılaşma kente uyumda zorluklar doğurmuş, kentin göç eden insanları kucaklıyamaması kentle bütünleşmede engel oluşturmuştur. Yani  “Mersin kimliği olmayan bir kent görünümüne bürünmüştür”.
Bu bağlamda Mersin kent politikasında verimli etkin bir plan oluşturulmamış; oluşturulsa da bu plan uygulanmamış veya uygulamada yanlışlıklar yapılmıştır.
Kent politikalarında diğer bir yön ise insanların kentlerden eşit şekilde faydalanmasını ve eşit haklara sahip olmasını sağlayan bir politik amaç güdülmelidir. Bu politik amaçları gerçekleştirecek olanlar ise belediyeler, kamu kuruluşlarıdır.
Mersin’in planlanması ve buna uygun politikaların izlenmesinde ölçüt alınabilecek olan Avrupa Kent Hakları Deklerasyonuna bakmakta yarar vardır.
Avrupa Kent Hakları Deklerasyonuna göre Avrupa kentlerinde yaşayan kent sakinleri şu haklara sahiptir:
1. Güvenlik: Mümkün olduğu kadar suç ve şiddetten uzak bir kent.
2. Kirletilmemiş, sağlıklı bir Çevre: Hava, su, toprak, gürültü v.b. kirliliği olamayan doğası korunan bir kent.
3. İstihdam: İstihdamın olduğu bir kent.
4. Konut: Sağlıklı ve yeterli bir kent.
5. Dolaşım: Dolaşım özgürlüğünü sağlayan düzenli bir kent.
6. Sağlık: Beden ve ruh sağlığını koruyacak çevre koşullarının sağlanması.
7. Spor ve Dinlence:
8. Kültür: Çeşitli kültürel faaliyetlerin, katılımın sağlayan bir ortamın olması.
9. Kültürlerarası Kaynaşma: Farklı kültür ve etnik yapıyı barındıran , barış içinde olmalarını sağlayan bir kent.
10. Kaliteli mimar ve fiziksel çevre: Tarihi yapının korunup güzel fiziksel mekanların yaratılması.
11. İşlevlerin uyumu:sosyal ilintilerin birbirleriyle uyumunun sağlanması.
12. Katılım:
13. Ekonomik kalkınma: Tüm yerel yönetimlerin ekonomik kalkınmada sorumluluk sahibi olması .
14.Sürdürülebilir kalkınma: Yerel yönetimlerce ekonomik kalkınmayla çevrenin korunması ilkeleri arasında uzlaşmanın sağlanması.
15. Mal ve hizmetler: Kaliteli mal ve hizmet sunumunun yerel yönetimler, özel sektör ortaklığıyla sağlanması.
16. Doğal zenginlikler ve kaynaklar: Doğal kaynak ve değerlerin yerel yönetimlerce  akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde korunması ve idaresi.
17. Kişisel Bütünlük: Bireyin sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulların oluşturulması.
18. Belediyeler arası işbirliği:
19. Finansal yapı ve mekanizmalar: Mali kaynakları bulma konusunda yerel yönetimlerin yetkili kılınması.
20. Eşitlik: Yerel yönetimlerin bu hakları bütün insanlara  eşit bir şekilde sunması (Mahalli İdareler, 1996: 1-2).
Bu yukarıda saydığımız haklara kavuşturacak bir Mersin’in planlanması ve buna uygun bir politikanın izlenmesi gerekir. Bu sayede Mersin’de kent özelliğine sahip, insanların yaşamını bir kentte yaşıyormuş havası içinde verebilen bir yerleşim alanı oluşturulabilir.
Mersin’de belirttiğimiz mevcut durum karşısında nasıl bir politika izlenmeli, nasıl bir plan oluşturulmalıdır? Tabiki bu soruya ise şu maddeler etrafında cevap verilebilir:
1. Yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını genişletme, genişlemeye bağlı olarak kaynak aktarımının sağlanması.
2. Yerel yönetimlere kendi bölgelerinin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel kalkınmasında olanaklar sunmak.
3. Mersin’in fiziki alt yapılarının yeniden gözden geçirilmesi ve yapılaşma sürecinde denge, düzen göz önünde bulundurulmalıdır.
4. Mersin’in kentleşme sürecinde yine mevcut olanaklar çerçevesinde kentin tarihi dokusuna dikkat edilmelidir.
5. Mersin’in yeniden mevcut olanaklar göz önünde tutularak Çevre ve Doğa dengesi sağlanmalıdır.
  6. Mersin’in konut sorununa yerel yönetimler ve kent uzmanları birleşerek karar vermede etkin rol oynamalıdır.
7.  Mersin’deki çarpık kentleşme sonucunda sosyolojik ve psikolojik açıdan oluşan suçların önüne geçilmesi yönünde engeller neler olabilir sorusuna Emniyet, yerel yönetimler ve uzmanların işbirliği ile cevap aranmalıdır.
8. Mersin’in sosyo-kültürel gelişiminde Mersini  Mersin yapan bir kimlik oluşturulmalıdır.
9. Mersin’in Türkiye’nin ve bölgenin en büyük limanlarına sahip olması, turizm açısından iklim, coğrafi yapı elverişliği, sanayi bölgesinin, Serbest bölgenin varlığı ve geniş hinterlanda sahipliği ekonomik kalkınmada temel oluşturmaktadır. Bu anlamda ekonomik kalkınmada bunlar faaliyet açısından doruk noktasına getirilmeli ve elde edilen yine kente dönmelidir.
10. Mersin’e ,yoğun göç karşısında fiziki, sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik alt yapı oluşturulmalıdır. Bu oluşturmada kamu, özel kuruluşlar ve halk etkin rol oynamalıdır (Avrupa Kentsel Şartı’ndan yararlanılmıştır).
Bu bağlamda ortaya çıkan sonuç ise; Mersin’de uygulanan politikaların sağlıklı ve yasalar çerçevesinde olmaması, insanların insanca yaşam olanaklarından uzak, kentten alınması gerekeni alamayan ve kente verilmesi gerekeni veremeyen bir yapılanma oluşturması en olumsuz sonuçtur.

1.5.2. Kente Uyum Sağlayamama Sorunu

Kente uyum sağlayamama sorunu temelinde göç olgusu ve kentin kent olabilme özelliklerine sahip olamaması yatmaktadır.
Mersin 1970’den sonra yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalınmış; umulmadık nüfus artışı karşısında kent hazırlıksız yakalanmış ve kent, olanaklarını sunmada yetersiz kalmıştır. Göç eden nüfus ne geleneksel (kır) hayat tarzından tam kopabilmiş ne de kent hayat tarzını tam anlamıyla yaşayabilmiştir. Bu durumda ekonomik olanakların yetersizliği gözönünde bulundurularak farklı yerleşim alanları ve farklı kültürel yapı oluşmuştur. 1997 geçici nüfus tespitleri sonucunda Mersin’de 125.000 haneden 53.000’ni gecekondudur. Bu hane sayısı Mersin nüfusunun yaklaşık yarısına tekabül ediyor.
Mersin’de kente uyum sağlayamama sonucunda gecekondulu nüfus artmakta ve ilde doğusuyla batısı, kuzeyi ile güneyinde farklı yerleşim alanları görülmektedir.
Kent uyum sağlayamama sonucunda iş edinememe yani işsizlik, yoksulluğun başlangıcını oluşturmuş; işsizlik ve yoksulluk ise suça iten önemli nedenleri oluşturarak daha bir çok sosyolojik, psikolojik, kültürel temelli çözüm bekleyen sorunlar ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır.
Uyum sağlayıp sağlayamama konusunda kentlileşme; kentli insan, kentlilik bilinci ve kültürü temelinde irdelenmesi gerekir.
Kentlileşme ya da kentli olmak birey ölçeğindeki bir değişim sürecidir. Bu sürecin sosyal, psikolojik boyutu vardır. Kentlileşme, kentleşme süreci sonucunda, toplumsal değişimenin insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargılarında, tinsel ve özdeksel yaşam biçimlerinde değişiklikler yaratması sürecidir. İşte bu süreçte yeni davranışlar, yeni yaşam biçimlerine bürünemeyen nüfus, kente uyum sağlayamamıştır.
Bugün Mersin’de kent hayat tarzını yansıtmayan bir oluşum vardır. Bu oluşum kentleşmenin ve kentlileşmenin olmadığının bir göstergesi olduğu gibi, “kentli insan”ın olmadığının da bir göstergesidir. Bu anlamda Mersin’de kente uyum sağlamada her geçen yıl zorluklar yaşanmaktadır.
Mersin kenti bir değişim geçirmektedir. Fakat bu değişim kentleşme sürecinde atılan olumlu adımlar değil, çarpık kentleşmenin yıldan yıla yaygınlaştığı bir değişimdir.
Mersin’de yaşanan eşitsiz kentleşmenin ortaya çıkardığı sorunlardan birisi olan gecekondu sorunu, nüfusu 1995 yılına göre 210.000’dir. Bu her geçen yıl daha da artmaktadır. Bunun anlamı, Mersin’e göç eden nüfus kente uyum sürecinde, kentin nüfusu kucaklıyamaması ve nüfusun kente bağlanamaması sonucnda oluşturduğu ve diğer bir çok ilde görülen gecekondu nüfusu oranı Mersin’de de yüksektir. Yani Mersin’de bir uyum sorunu yaşanmakta diyebiliriz. Bu anlamda gecekondu kente uyum önünde bir engel oluşturmaktadır.
Bu uyum sağlayamama bir yönüyle de kentlilik bilinci ve kültürüne sahip olamamanın bir sonucudur. Çünkü geleneksellikten kurtulamama ile kentin altyapısı, hizmetleri, ekonomik anlamda yeterliliği v.b. faktörlerin kent hayat tarzını yansıtmaması arasında kalan nüfus kente uyumda engel oluşturmaktadır. O halde adım atmak, kentlilik bilinci ve kültürünü verebilecek koşulları kentte oluşturmaktan geçer. Bu oluşmadığı takdirde göç eden nüfus kentle uzlaşamamış ve ne kente tutunabilir ne de uyum sağlayabilir.
Genel anlamda  düşündüğümüzde kente uyum sağlayamama önündeki engeller Mersin kenti için de geçerlidir. Mersin’de kente uyum sağlayamama önündeki engeller olarak temelde kentleşme politikasının yanlış izlenmesi, planın yanlış uygulanması veya plansızlık kent - nüfus ilişkisinde uyumsuzluk yaratmıştır.
Mersin kentine uyum sağlayamamanın önündeki diğer engeller ise;
1. Geleneksel kültürle şehir kültürünün çatışması.
2. Kent yaşam biçiminin içselleştirilememesi
3. Göç eden nüfusun ekonomik ve eğitim alanındaki yetersizliği.
4. Göç eden nüfusu kucaklıyacak kurumların eksikliği.
5. Gelen nüfusun kentin kurallarıyla bir bütünlük sağlayamaması.
6. Farklı kültürel  yapılarla karşılaşan nüfusun kent içinde kutuplaşmaya gitmesi kentle bütünleşmenin önündeki engellerdir.
Bu engeller özellikle Mersin’e göç eden nüfus için yeni yaşam biçimlerini oluşturmaktadır. Bugün Mersin’de üç ayrı kent görülmektedir. Birincisi Hilton  - Merit hattında yer alan, ortalama yıllık geliri 20-30 bin dolar civarında lüks konutlarda yaşayan kesimler; ikincisi, kente göç ederek gelmiş kesimlerin oluşturduğu varoşların Mersin’i; üçüncüsü ise, emeklilerin yaşadığı Mersin’dir (Özer, 2000: 137).
Bu oluşan üç ayrı kent Mersin’i sarmakta, bir kimliksizlik hüküm sürmekte, toplumsal ayrışmalar, yeni kültürel yapılar oluşmaktadır.
Mersin’de bu uyum sorunu sürdüğü sürece kentte sosyolojik açıdan suç çeşitliliği ve oranı artacak, psikolojik anlamda ruh hastalıkları, stres ve intihar artışları yaşanacak, kentleşme sürecinde yeni problemler karşı karşıya olan bir kent ortaya çıkacaktır.
Bu sorunlarla karşı karşıya kalmama açısından Mersin’de Kamu kurum ve kuruluşlar bir mekanizmayla verimli ve etkin bir plan izlemeli, projeler hayata geçirilmelidir.

1.5.3. Kentte Hak ve Görev Kavramları

Suç; toplumun değer ve normlarından sapan bir eylem veya toplumsal düzeni korumak için kanun koyucuları tarafından konulan mevcut hukuk kurallarının ihlal edilmesi sonucu oluşan ekonomik, psikolojik, biyolojik ve sosyolojik boyutları olan bir durumdur ( Erjem, Kızılçelik, 1996: 528).
Suç tanımından sonra suçun çeşitlerine baktığımızda; Ekonomik suçlar, cinsel suçlar, şiddet suçları, siyasal suçlar. Bu dört suç çeşidinin içinde barındırdığı suç sınıflamalarımız, Türk Ceza Kanununda yer almaktadır.
Ancak dört suç çeşidinin uzantılarının günümüzde Kentleşme sürecinde kente karşı işlenen suçlar şeklinde görmemize karşın bugün, “Kent suçları” kavramı bu sınıflama içinde yer alma sürecinde kent içinde ekonomik temele dayalı, kente yönelik siyasi ve şiddet suçlarını görmekteyiz. Yine bu süreçte kente yönelik göç eden nüfus ile kentin yerli nüfus arasında başlayan uyumsuzluk, kültür çatışmaları, artan nüfus yoğunluğu karşısında, kentin potansiyelinin yetersiz kalması ve bunun sonucunda da artan işsizlik, yoksulluk kente yönelik suçları hazırlayan nedenler olmuştur. Bu anlamda da “Kent Suçları” kavramı artık kabul edilen, kaçınılmaz olan ve kendini kamu güvenliği ve esenliği açısından bir önem olarak ortaya koyan bir suç çeşididir.
Kent suçu ise; “Kente karşı işlenen suç” anlamındadır. Yani devlete, topluma ya da kişiye yönelik suçlar gibidir (Erten, 1999. 196). Bu nedenle bu suç türünün de Türk Ceza Kanununda yer alması ve bu suç türüne yönelik Mahkemelerin oluşturulması gerekir. Böylece kente yönelik kim olursa olsun suç işleyenlerin bedelini ödemesi sağlanacaktır.
Bu bağlamda kamusal alanda güvenlik ve refahın sağlanması; kente karşı suç işlenmemesi için suç işleyenleri uyaran ve ilgililere bildiren bir kurum oluşturulmalıdır. Bu suçlara bakan Özel İhtisas Mahkemeleri de kurulmalıdır (Özer, 2000: 139). Her ne kadar Türk Ceza Kanununda kamu güvenliğine ilişkin bir suç sınıflaması yapılmış olsa da, “Kent Suçları” ülkemizde ortak kabul gören bir kavram olmasına karşın işlerlik kazanamamıştır.
Kent suçları günümüzde tartışılan ve artık ortak kabul gören bir kavramdır. Bu kavramın oluşmasının nedenlerine baktığımızda kentleşme sürecinin ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel anlamda çözüm bekleyen sorunlar yumağı haline gelmesidir. Yani bugün kentlerimizde var olan sorunlar kent suçu ve bu suçlara bakan Özel İhtisas Mahkemeleri kavramalarını önemli kılmıştır.
Kente yönelik işlenen suçun nedenlerini, kentlerde yaşanan ekonomik, sosyal, kültürel sorunlarda aramak gerekir. Çünkü bugün kentlerde var olan bu sorunlar artık çözüm beklemektedir. Çözümlerden biri ise “Kent Suçları” ve “Özel İhtisas Mahkemeleri”  kavramlarının artık yerleşmesi ve kurumlaşmasıdır.
Çözüm getiren kent suçları ve özel ihtisas mahkemeleri ayrıca sosyal, kültürel, ekonomik temelli sorunların beraberinde getirdiği suçların da nedenlerini ortadan kaldıracaktır. Bunun neticesinde kentlerde çağdaş görünümlerin oluşması mümkün olacaktır.

2. MERSİN’DE SANAYİLEŞME SÜRECİ

Dünyada gelişmiş, kalkınmış ülkeler Sanayileşme sürecini tamamlamıştır. Artık bu süreç yerini teknolojiye, bilgiye bırakmıştır. Artık sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş yaşanmaktadır. Ancak ülkemizde bu süreç tamamlanamamış aynı zamanda da sağlıklı bir aşama kaydedilememiştir. Bunun sebepleri de çeşitli dönemlerde ifade edilmiştir.
Mersin’in en eski tesisi 1863 yılında İngiliz asıllı Gold adlı bir kişinin Mersin’de kurduğu çırçır fabrikasıdır. 1980 sonrasında ise faaliyete geçen Mersin Serbest Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgeleri Mersin Sanayisinin ve ekonomisinin gelişiminde önemli atılımları gerçekleştirmiştir.
Görüldüğü gibi Mersin hem il ekonomisinde hem de Türkiye ekonomisi ve sanayisinde ileri yönelik yapılanmayı gerçekleştiren ve sanayileşmede büyük bir kapasiteye sahip olan önemli bir ildir.
Mersin’de sanayi değişimine ilişkin verilere geçecek olursak;
Ülkemizde imalat sanayiinde en fazla faaliyet gösteren %99.5’lik oranlarıyla Küçük ve Orta Boy Sanayi işletmeleridir. Bu orana yakın %94.9’luk payı ile KOBİ’ler Mersin’de de en fazla faaliyet gösteren işletmelerdir.
Mersin sanayisindeki en önemli değişim Cumhuriyet’ten günümüze kadar devamlı artış gösteren iş yeri sayısı dikkat çekmektedir. Örneğin imalat sanayisinde 1900-1960 arasında 50 iş yeri, yıllık ortalama çalışanların sayısı 175 iken; 1971-1980 yılları arasında işyeri sayısı 97, ortalama çalışanların sayısı 300 olmuş; 1973-1997 yılları arasında ise işyeri sayısı 1834, yıllık ortalama çalışanların sayısı 5 255 olmuştur. (İçel Sanayisi Envanter Çalışması, 1997: 71)
Bu bağlamda artan iş yeri sayısı istihdam alanını da artırmıştır. Ancak artan iş yeri sayısı oranında bir ihracat artışı gözlenmemiştir.
Bu verilerin dışında İçel’deki sanayi üretiminin önemli bir bölümünün bölgesel değil, ulusal nitelikli olduğu görülmektedir. Ulusal ölçek ötesinde uluslar arası piyasalara yapılan üretimin sınırlı kaldığı da görülmektedir. İçel’deki üretim yapısının en önemli niteliklerinden biri küçük sanayi iş yerlerinin genelde dış satım yapamamaları, buna karşılık büyük sanayi iş yerlerinin önemli bir bölümünün (orman ürünleri ve mobilya hariç) dış satım yapmaya çalışmalarıdır. İmalat sanayiindeki firmaların ancak %25’inin dış satım yapabildikleri gözlenmektedir.
Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik krizler beraberinde sorunlar getirmiştir. Bu soruların Mersin ekonomisine de yansıdığını görmekteyiz. Özellikle istikrarsız bir siyasi ve ekonomik yapılanma Türkiye’de olduğu gibi Mersin’de de güçlü, rekabet edebilen sanayiinin önünde engel oluşturmuştur.
Kurulan ve faaliyete geçen Mersin Serbest Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgesi sayıları artan KOBİ’ler ve Büyük işletmeler aynı artışı maalesef üretim ve ihracatta gerçekleştirmemiştir. Bu ise sanayiinin hızını yavaşlatmıştır. Hızı yavaşlayan sanayiinin %70’inin %50’nin altında kapasite ile çalışmasına neden olmuştur.
Halbuki Mersin Türkiye’de  ve Akdeniz bölgesinde tarım, turizm, ticaret ve sanayi merkezi olma konusunda önemli bir ilimizdir. Bu faktörleri içinde barındıran Mersin, Türkiye ve Bölge ekonomisinde önemli konumdadır. Ancak ülke genelinde yaşanan yatırım sorunu Mersin sanayi içinde geçerliliğini korumuştur.  Özellikle uzun yıllardır yaşanan siyasi krizler beraberinde getirdiği  ekonomik krizler nedeniyle sanayiinin hızını düşürmüş, kapasitelerin çok altında üretim yapan, rekabet gücü zayıflayan işletmeler oluşturmuştur. Ancak Mersin tarım, turizm, ticarette olduğu gibi sanayi düzeyinde de ülkemiz ekonomisinde önemli bir il durumunda olmaya devam etmektedir. Çünkü bu potansiyelleri kendi içinde barındırmaktadır.

3. MERSİN’İN KENT KİMLİĞİ

Dünyada şehirler farklı kriterler kullanılarak bir sınıflandırmaya tabii tutulmaktadır. Kentler tarım, ticaret ve liman, sanayi ve turizm şehirleri (iktisadi fonksiyonlarına göre); dini, üniversite (kültürel fonksiyonlarına göre) şehirleri gibi fonksiyonlara sahiptir. İşte bu fonksiyonlar kentin kimliğini de ortaya koymaktadır.
Bu fonksiyonlar bağlamında Mersin kentinin kimliğini irdelemekte yarar vardır. 1935 yılında Mersin merkez ilçenin nüfusu 17.620 iken 1997 yılında 653.662 olmuştur. Yani kent hızlı bir gelişim seyri izlemiştir. Bu süreçte Mersin çeşitli sektörleri içerisinde barındırmıştır. Ancak bu sektörler her ne kadar kente bir kimlik kazandırma potansiyeline sahip olsa da kenti tanımlayacak güce erişememiştir.
Örneğin Mersin’in doğusunda yer alan Adana bir sanayi; batısında yer alan Antalya bir turizm kentidir. Mersin ise doğusunda bulunan Adana’ya özenmiş fakat “sanayi kenti” olamamış; batısında yer alan Antalya’ya özenmiş fakat bir “turizm” kenti de olamamış, arada kalmıştır. Yine bir liman kenti olmasına rağmen kentin kalkınmasında ve kimlik edinmesinde yetersiz kalmıştır. Ayrıca Mersin’de üniversite bulunmasına rağmen hala bir üniversite kenti olmamıştır.( Özer, 2000: 135-136).
Halbuki bugün Mersin, 5 kıtayla ve 156 ülkeyle ticari ilişki içerisinde olan limanıyla bir ticari kent olma kapasitesine; yine sahip olduğu Mersin Serbest ve Organize Sanayi Bölgesi ile bir sanayi kenti olma; deniz, kıyı,dağ, yayla, tarihi ve kültürel değerleriyle bir turizm kenti olma; üniversitesiyle bir üniversite kenti olma potansiyeline sahiptir.
Mersin’in bugün itibariyle birden çok kimliği var; yani Mersin kimliksiz değil. Önemli olan bu potansiyelleri kararlı, etkin ve verimli projelerle fonksiyonel hale getirip, hayata geçirebilmektir.
Bu fonksiyonları harekete geçirebilmek için ise öncelikli yapılması gereken, kentin tüm özel, kamu kurum ve sivil toplum kuruluşları arasında koordine sağlanmalı ve işbirliği yapılmalıdır. Bu koordine ve işbirliği için de kentin yeniden yapılanmasını sağlayacak “kent planlamaları” hazırlanmalıdır. Bu hazırlanan plan ve program tüm halka, sivil toplum kuruluşlarına bir kitapçık halinde bilgilendirmeye sunulmalıdır. Değişime paralel olarak da plan ve programlarda da döneme uygun revizyonlar gerçekleştirilmelidir.
Mersin’in kent kimliği konusunda tarım, ticaret, turizm, sanayi, üniversite... kavramları çerçevesinde tanımlamalar getirilmiştir.  Görülüyor ki Mersin, bu tanımları kendi bünyesinde barındırmaktadır. Önemli olan var olan bu olanakları kentin ve kent insanlarının üst düzeyde faydalanabileceği bir konuma getirmektir. Bunun için ise kentin yeniden “terbiye” edilmesi gerekiyor. Yeni terbiye sürecinde (buna yeni yapılanma, revizyon da diyebiliriz) - kentin olanakları göz önünde tutularak - kenti kimlik bağlamında tek bir sektrör içerisine sıkıştırmadan farklılıklar içerisinde bütünlüğü sağlayarak kenti kent yapan özellikleri içerisinde bulunduran bir kent kimliği oluşturulmalıdır.

4. SONUÇ: BAŞLICA SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Mersin kent nüfusu, 1980 sonrası yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalarak devamlı artış göstermiştir. Bu artış oranları, bölge ve Türkiye nüfus artış ortalamasının üzerinde yer almıştır. Bu anlamda  Mersin bir göç merkezi haline bürünmüştür.
Türkiye’de kentleşmenin gelişiminde itici, çekici ve iletici güçler etkili olmuştur. Bu üç güç çerçevesinde kentler gelişimini sürdürmüştür. Mersin bu süreç içerisinde ılıman iklimi, iş gücü potansiyeline sahip olması, yaşam koşullarının çok uygun olması, turizm, sanayi, ticaret ve son 10 yıldır da üniversite olma özelliklerini - kimliklerini -  içerisinde barındıryor olması Mersin’i “çekici” kılmıştır. Ancak bu çekicilik karşısında nüfusu Mersin’e yönelten göçe asıl kaynaklık eden itici faktörler de vardır.
İtici ve çekici güçler/faktörler çerçevesinde düşündüğümüzde Mersin’in kentsel gelişim açısından çeşitli sorunlar doğmuştur. Bu sorunları ana başlıklar altında ele alabiliriz:
1. Gecekondulaşma: Aşırı göç gecekondulaşmayı başlatmıştır. 1950’den günümüze gelinceye kadar gecekondulaşma yaygınlaşmış ve kentin realitesi haline gelerek ayrı bölgeler, semtler oluşturmuştur.
2. Düzensiz Yapılaşma: Aşırı göç, artan nüfus ve hızlı kentleşme bareberinde düzensiz yapılaşmayı getirmiştir.
Düzensiz (çarpık) yapılaşma yerel yöneticilerin kent planlamalarını hazırlamaması veya uygulamaması ya da denetimsiz olmasının sonucudur.
3. Çevre Kirliliği: Düzensiz yapılaşma içersindeki Mersin’de görüntü, hava kirliliği gibi sorunlar görülmeye başlamıştır. Batı semtleri özellikle kıyı şeridi beton yığını halini almış, yeşil ve açık dinlenme alanları yok denecek kadar azalmıştır.
4. Değişimin Yaşanamaması: Gelen nüfus ile kentte bulunan nüfus yeni değişimi yaşayamamıştır. Sosyo - kültürel açıdan kırdan kente gelen nüfus kırsal kültürü sürdürmüştür. Bu uyumsuzluk değişimin yaşanmasını engellediği gibi nüfus ve kent açısından gelişimi de görülememiştir.

Bu sorunların çözümü için şu öneriler ileri sürülebilir:
1. Mersin’de nüfusu emme kapasiteleri oluşturulmalı.
2. Gecekondulaşmayı önlemek için göç edenleri yine kentin çıkmazına değil alt yapısı hazırlanmış yeni yerleşim alanlarına yönlendirilmeli, eski alanların ise ıslahı yapılmalıdır.
3. Potansiyelleri çerçevesinde kentin amaç veya amaçları seçilmelidir. Böylece kent kimliğine ya da kimliklerine kavuşturulmalıdır.
4. Kentin kurumları, özellikle yerel yöneticiler kent planları oluşturmalı, denetimi sağlamalı, etkin, uygulanabilir, verimli çözüm önerileri hayat geçirilmelidir.
5. Aşırı göçü önleme adına göçün geldiği yerdeki itici etkenler ortadan kaldırılmalıdır. Bu anlamda göç zorunlu olmaktan çıkmalıdır.
6. İnsanın  refahı için yeni istihdam alanları oluşturulmalı, kent üretim merkezi haline getirilmelidir.
Mersin’de bu sorunların aşılması veya en aza indirgenmesi kenti çağdaş görünüme kavuşturacaktır. Böylece kent, kendi kimliğini ve kimliklerini sağlıklı, verimli ve etkin bir şekilde ortaya koyacaktır.
Neticede Belediye, Valilik ve sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle sorunların çeşitlerini, özelliklerini ve nedenlerini tanımlayıp sürekli, dengeli, verimli ve planlı çalışmalarla olumlu sonuçlar elde edilmelidir.
KAYNAKÇA

DEVELİ, Şinasi; 1990, “Dünden Bugüne Mersin”, Yorum Basım, Mersin.
DİE, MTSO; 1999, “1997 Yılı İçel İli Sanayi Envanterinin Çıkarılması ve Sanayinin Gelişmesi İçin Gerekli Tedbirlerin Alınması Projesi, İçel İli İmalat Sanayii İşyerleri Sayımı Sonuçları”, Devlet İstatistik Matbaası, Ankara.
ERJEM, Yaşar; KIZILÇELİK, Sezgin; 1996, “Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü”, Saray Kitabevi, İzmir.
İçel Valiliği; 1997, “Göçle Gelen Sorunlar ve Halk - Devlet İlişkileri Mersin”, Stratejik Araştırmalar Serisi - 1 (Polar), Ankara.
İçişleri Bakanlığı; 1996, “Avrupa Kentsel Şartı”, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayınları no: 10, Ankara.
MersinTicaret ve Sanayi Odası; 1996, “Ekonomik Rapor”, Gözde Ofset, Mersin.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası; 1998, “Ekonomik Rapor”, Medivizyon, Mersin.
ÖZER, Ahmet; 2000, “Kentleşme ve Yerel Yönetimler”, Ürün Yayınları, Ankara.