URMİYE
V. MİNORSKY
URMİYA, İran’ın Azerbaycan eyâletinde bir bölge ve şehir.
Ad:
Suriyeliler Urmiya, Ermeniler Ormi, Araplar Urmiya, İranlılar Urumi, Türkler Urumiye veya (yanlış bir şekilde Rum’dan [Bizans, Türkiye] uydurulmuş olarak) Rumiye şeklinde yazarlar. Kelimenin menşei bilinmemektedir ve herhalde Farsça değildir. Asuri kaynaklarında Urmiya gölü havalisinde Mann memleketinde Urmeyate adında bir yer zikredilir. Diğer taraftan bu ad, gerek klasik coğrafyacılar, gerekse Avesta ve Orta Farsça kaynaklarınca bilinmemektedir. Bu ad VII. Asır Ermeni coğrafyasında bile zikredilmez. Bilinen bir şey varsa o da, Araplar tarafından eskiden alınmış olan muahhar Zerdüşt ananesine göre, Zerdüşt’ün doğum yerinin Urmiya olarak gösterilmiş olmasıdır.
Coğrafya:
Urmiya sahası şarkta Urmiya (halen Rizaiye) gölüne, garpta İran’ı Türkiye’den ayıran ve şimalden cenuba doğru seyreden dağ silsilesine kadar uzanır. Şimalde burasını Salmas’dan ayıran silsileye (Şah-Bazid Avgan Dağı) kadar yayılır. Cenupta Urmiya, Kadir havzasına dayanır. Kadir’in yukarı mecrası Uşnu’ya aittir; aşağı mecrası ise, Sulduz’u sular. Bugün Urmiya vilayetinin şimalden cenuba uzunluğu takriben 130 km., garptan şarka genişliği 55 km.dir.Urmiya sahası bir ova ile dağlık bölgelerden ibarettir. Urmiya ‘de garptan şarka doğru akan ırmaklar şunlardır:
1. Baranduz
suyunu Mergever bölgesinden alarak Nergi geçidinden geçip, cenuptan kuşattığı ovaya girer. Sağ tarafta (cenupta) Baranduz’a küçük Deştabel’i Dol’den ayırır. Bu son zikredilen bölge nal şeklinde, gölün (Sulduz’un şimalinde) cenub-i garbi kıyısına uzanır.2. Barde-Sur
(Kürtçe “Kırmızı Taş”), Türkiye’ye ait Bedkar boğazından gelir; Urmiya’ye ait dağlık Deşt bölgesini sular, sonra Bend geçidinden ovaya geçip Urmiya şehrinin içinden akar; bundan dolayı Şeher-çay (Şehir Çayı) diye anılır.3. Rouza (Ravza)-çay,
Tergever’in dağlık bölgesini sular ve göle ulaşmadan sulama kanallarında kaybolur.
4. Nazlu-çay,
birçok kaynaklardan beslenir; bunlardan cenupta bulunanı, Türkiye’de, Masr-Bişomanastırının bulunduğu Deyri bölgesinden gelir. Bu ırmak Arzin köyünün aşağısında Tergever’rin şimal kısmını sular (ırmağa burada sağ tarafta Mavana karışır); orta yerdeki ırmak, Türkiye’ye ait Bajirge geçidinden gelip, Sero köyü yakınında Bradost’un İran bölgesine akar. Şimalde bulunan ırmak, Salmas’â ait Somay bölgesinden gelir. Üç ırmak Mencel-ser (baş üzerindeki tencere) eteğinde birleşir ve birlikte İsmail–Han Şakkak kalesinden itibaren yegane suyu bol nehir olarak ovanın şimal kısmından akarlar. Sol kıyısının şimal kısmında Avgan-Dağı’nın yamacında Anzal bölgesi bulunur.
Urmiya gölünün denizden yüksekliği 1.294, Urmiya şehrinin yüksekliği ise 1.339 metredir. Ön tarafta bulunan dağ silsilesinin irtifa, yerine göre, 1.456, 2.236 ve 2.559 metredir. Sınırdaki silsilenin yüksekliği ise, 3.389, 3.512 ve 3.606 metredir.
Rüsubi tabakadan meydana gelen Urmiya ovası çok sulak olduğu için fevkalade münbittir. Köyler tam mamasıyla yeşillikler içindedir. Dağlık kısımlarda ziraat yağmura bağlıdır. Buralarda koyunculuk için şartlar pek elverişlidir.
Arkeoloji:
Urmiya civarında muhtelif tell’lerden (=tepe) (Gök-tepe, Degala, Tarmani, Ahmed, Saralan, Dize-tepe) çok eski eşya ortaya çıkarılmıştır. 1888 yılında Gök-tepe’de takriben 8 metre derinlikte bulunan kubbeli bir odada, üzerinde Babil ilahlarının yer aldığı, silindir biçiminde bir mühür ele geçmiştir. W.H. Ward’a göre, bu mühür M.Ö. 2000 tarihlerinden kalmıştır. Şayet Urmiya eski Urmeyate ise, burası Mannlıların memleketini ihtiva etmiş olup gerek Asurluların istilalarına, gerekse Van (Urartu) kırallığının nüfuzuna maruz kalmış olmalıdır.
İki kelime arasındaki ses benzerliği dolayısıyla d’Anville, Urmiya’nin 623 senesinde Heraclius tarafından yakılarak tahrip edilen ateş-kedenin bulunduğu Q m b a pm a ĩx ile aynı olduğu zehabına kapılmıştır. Fakat Thebarmais’i, Husrav Parviz’in, Destagerd’e çekilirken geçtiği yolun üzerinde bulunmak gariptir. De Boor tarafından yeniden tertip edilen Theophanes metnine göre, her halde Gazaka göz önünde tutularak, Thebarmais mevki,εv τό ‘Avaτj^ό ώarkύnda idi. Rawlingson’dan itibaren en son zikredilen yerin Taht-i Sόleyman’da bulunduğu sanılmaktadır. De Boor, Thebarmais’i bazı klasik müelliflerde zikredilen Bitharmais, Berthemais, Bermais, ile ilişkili görünmektedir.
İslami Devir:
Urmiya, Ezdlerin himayesinde olup, buradan müteaddit kaleler inşa etmiş bulunan Şadaka b. “Ali tarafından zaptedildi. Başka bir rivayete göre, bu şehir Halife Ömer tarafından 20 (640) yılında Musul bölgesini zapta gönderilen ‘Utba b. Farkad tarafından ele geçirilmiştir.IX. asır coğrafyacıları, Azerbaycan şehirleri arasında (Erdebil ve Meraga’dansonra) Urmiya’ye üçüncü yeri verirler ve buranın su, nebat ve meyve bolluğunu methederler. Mukaddasi, Urmiya’yı, Erdebil-Meraga-Urmiya-Barkri (Van gölünün şimal-i şarkisinde) – Amid yolu üzerinde gösterir. Tebriz henüz ehemmiyetli olmadığından, bu yol, belli başlı şehirlere hizmet için cenuba doğru kıvrılırdı. Keza, Azerbaycan’ın şimalinde henüz itaat altına alınmamış unsurların mevcudiyeti, muhtemelen bu yolun cenuba doğru bir kıvrıntı yapmasına amil olmuştur.
İrani bir kavim ve Hıristiyanlarla meskun Urmiya bölgesi, İslam tarihinde hiçbir zaman mühim bir rol oynamamıştır. Burası, Azerbaycan’da hüküm süren hanedanların ahfadının çekilip yaşadığı bir inziva yeri olmuştur.
Deylemlilerin Azerbaycan’da hakimiyeti sırasında Urmiya’de Castan b. Şarmazan adında biri bulunmakta idi. Bu kumandan, ilk defa 342 (953) senesinde Daysam’im sadık bir taraftarı olarak tanınmıştır. Nihayet o, Deylemliler tarafından yakalandı ve Marzuban zamanında Ermenistan valisi oldu. Castan 346 senesinde babası Marzuban’ın yerine geçince, Castan b.Şarmazan ona itaat etmedi. Bulunduğu urmiya’den evvela İbrahim b.
Marzuban ile birleşerek onun için Merafa’yı zaptetti. Sonra efendisini terk edip Urmiya’ye döndü ve buraya bir sur ve müstahkem bir kale yaptırdı. Bundan sonra hilafet müddeisi Mustacir Billah’ın hizmetine girdi ve Kahtani Kürtlerinin (?) desteğini temin etti. Ancak Marzuban’ın oğulları (Castan ile İbrahim), Hazbani Kürtlerinin yardımı ile onu mağlup ettiler. 349 senesinde Marzuban’ın kardeşi Vahsudan’ın tahriki ile İbrahim b. Marzuban’ı mağlup ederek ordusunun bakiyesini ele geçirdi ve Merafa’yı Urmiya’ye ilhak etti. 355 senesinde Büveyhilerden Rukn al-Davla’nin tavassutu ile İbrahim’in hükümdarlığını yeniden kabul etti.
Oğuzlar, 420-432’lerde Azerbaycan’ı istila ettikleri zaman Urmiya’nın hakimi Hazbani Kürtlerinin reisi olan Abu’l-Hica b. Rabib al-Davla adında biri olup, bu zatın annesi, Tebriz emiri Vahsudan al-Ravvadi’nin kızkardeşi idi. Bu Rabib al-Davla’nin oğlu, kendi arazisinden geçmeye çalışan 30.000 Oğuz’dan 25.000’ini bir köprü yakınında yok etmiş olmakla (432 senesinde ?) böbürlenirdi.
455 (1063) muharrem ayında Sultan Tuğrul Bey, Urmiya’den geçti. Sultan Mesut, Bağdat’tan Azerbaycan’a döndüğü zaman (526 ?) Emir Hacip Tatar, Urmiya’de kuvvetli bir duruma gelmiş olmasına rağmen, Sultana boyun eğdi. 544 (1149) senesinde Urmiya, Sultan Mesut b. Mahmud b. Muhammet b. Melikşah’ın yeğeni ve damadı olan Melik Muhammet b. Mahmud b. Muhammet’e ait bulunuyordu. Son Selçuklu Sultanı Tuğrul, İl-Denizlilerden amcası Kızıl Arslan ile olan ihtilafı sırasında, emir Hasan b. Kıfcak’ın desteği ile 585 senesinde Urmiya ‘yi muhasara etti. Şehir çabucak zapt, yapma ve tahrip edildi. Hanikov’un üzerinde Abu Manşur b. Musa adını ve 580 (1184) tarihini okuduğu Se-Gunbadan binası bu Selçuklu devrinden kalmış olmalıdır.
602 senesinde Tebriz Atabeyi Abu Bakr, Uşnu (Ustuva yerine böyle kaydedilmiş) ile Urmiya’yı, Meragayı elinden çıkarmakla uğradığı zararı telafi için Merafa Atabeyi ‘Ala’ al-Din’e verdi. Urmiya’yi 617 senesinde ziyaret etmiş olan Yakut, oranın hükümdarı olan İl-Denizli Özbek b.Pehlivan’ın zaafından dolayı hüküm süren emniyet ve asayişsizlikten bahseder.
Celaleddin Harizmşah’ın Azerbaycan’da hakimiyeti sırasında Urmiya, Salmas ve Hoy, Selçuklu prensesine kaydıhayat şartıyla verilmiş bulunuyordu. Celaleddin bu üç şehri bu prensesin ilk kocası İl-Denizli Özbek’den ele geçirmişti.
623 senesinde Yiva (İva’i) Türkmenleri Urmiya’yi zaptedip, haraca bağlamışlardı. Celaleddin, Selçuklu prensesi olan karısının şikayeti üzerine, gönderdiği kuvvetlerle Türkmenleri mağlup etti. Nihayet Urmiya, İl-Denizli Özbek’in eski bir kölesi olan Boğdı’ya verildi.
Diğer taraftan Cuvayniye göre, Karbi savaşında (622=1225) esir edilip, ilk önce Celaleddin tarafından iyi muamele gören Gürcü kumandanlarından Şalva ile Ivane, kısa bir süre Merend, Salmas, Urmiya ve Uşnu’yu aldılar. 628 (1230/1231) senesinde Moğullar tarafından sıkıştırılan Harizmşah, kışı Urmiya-Uşnu havalisinde geçirdi. Se-Gunbadan binasının Harizmşah tarafından inşa edilmesi (yk.bk.) ve hatta onun Urmiya’ye gömüldüğü hakkındaki rivayetler bu ikametle izah edilebilir. Hanikov’a göre, Urmiya’deki Ulucami 676 (1277) tarihini taşır.
Timur Devri:
Mahalli vekayinameye (Nikitine) göre, Timur, Urmiya’yi timar olarak Afşar soyundan Gurgin-Bey’e vermişti. Bu zat da Urmiya şehrinden çeyrek fersah mesafede bulunan Torpah (=Toprak) Kala’da kalıyordu. Bununla beraber Zafar-nama’ de (I, 424) Urmiya valisi olarak, hukuku, 789 (1307) senesinde Timur tarafından tasdik edilen Tizak (?) adında bir kişi zikredilir.Bradost’lar Devri:
‘Alam-ara’ya göre, Şah Tahmasp zamanında Urmiya’de büyük emirler vali bulunurken Şah seven yapılan Bradost aşiretinde Kara Tac, Tergever ile Mergever’i almış idi. 1012 (1603) ‘de Şah ‘Abbas, Osmanlılara boyun eğmeyen Amir-Han Bradost’a sadakatinin mükafatı olarak Urmiya ile Uşnu’yu verdi. Fakat bu Amir-Han Bradost, Urmiya kalesinin sağlam olmadığını bahane ederek Dimdim’de kendisi için tahkimat yapmak suretiyle şüphe uyandırdı. Dimdim, 1019 (1610) senesinde zaptedildi ve Urmiya’nin Ölge bölgesi, Kaban-Han Begdili’ye teslim olundu. Bradostlar, bir hile ile Dimdim’i yeniden ele geçirdiler. Bundan sonra Kaban-Han’ın yerine (Tebrizli) Budak-Han Pornak ve nihayet (Meragalı) Aka-Han Mukaddam getirildi. Bununla beraber aynı kaynak şahlığın büyük rütbeli kişilerini sayarken Urmiya valisi olarak Afşar aşiretinin Imanlu soyundan Kasım-Han’ın oğlu Kalb-Ali Sultan’ı zikreder.
Safeviler zamanında Urmiya havalisi halkı arasında şi’ayı kabul etme ancak münferit olarak görülür. Bugüne kadar oradaki Kürtler ve bazı köyler (Balov) hala Sünnidir. (Sünni) Nakşibendi şeyhlerinin nüfuzu hakkında şu vaka bir fikir verebilir: 1639 senesinde Sultan Murad, Diyarbakır’da 30.000 – 40.000 müridi olan Urmiya’li Şeyh Mahmud’u öldürttü. Onun ecdadı da Urmiya şeyhleri idi.
Evliya Çelebi’de:
1065 (1655) senesi için Evliya Çelebi’nin geniş bir tasvirine sahip bulunuyoruz; Çelebi, Urmiya hanı (adı zikredilmiyor) ve diğer yirmi hanın Kürt Pinyaniş aşiretinden gasp ettiği koyun sürülerini geri almak üzere, Van’dan Urmiya’ye gitmişti. Maalesef Evliya Çelebi’nin takip ettiği yol ve anlattıkları pek müphemdir.Bu müellife göre, Urmiya kalesinin 694 (1295) senesinde yaptıran Gazan Han’dır. Burası, 930 (1524) senesinde Şah Tahmasp tarafından genişletildi. Sultan Süleyman devri Türk fütuhatı zamanında Urmiya, Süleyman ve Cafer Paşalar tarafından tahkim edildi. Bu kalenin yaygın adı Toprak Kala’dır. İranlı (?) müverrihler, burasını Surtlay-Gazan diye adlandırırlar. Surları alçı ile badanalanmış olan kale, beyaz bir kuğuya benzerdi. 10.000 adım vüsatinde olup, duvarları 70 zira genişliğinde olan 30 zira kalınlığında idi. 80 zira genişliğinde olan kale hendeğinin çevresi 15.000 adım idi. Surlar geceleyin meşalelerle aydınlatılırdı. Garnizonda 4.000’er ve 310 (?) top vardı. Han, topluca 15.000 askerle 20.000 nöker’e sahipti.
Şehir, kaleden bir top atımı uzaklıkta olup, 60 mahallesi, 6.000 evi ve aralarında oğlu Sultan Yakub tarafından tamamlatılmış olan Uzun Hasan Camii’nin de bulunduğu, 8 Ulu-camii vardı. Urmiya ovasında (
Ölge) 30.000 nüfuslu 150 köy vardır.Evliya Çelebi şehrin mamur durumunu över; mukaddes yerlerinin (Hazret Koçga Sultan), medreselerinin, mekteplerinin ve sabit fiyatlarının (Narh-i Şayh Şafi) bir listesini verir.
Afşarlar Devri:
XVIII. Asırda Urmiya’nın kaderi ile sıkı sıkıya bağlıdır. Reislerin unvanı beylerbeyidir. Bunların en tanınmış olanları şunlardır.Hudadad Beg Kasimlu, 1119-1134 (1707-1722)
Fath ‘Ali Han Areşlu, 1157-1172 (1744-1758)
Riza-Kuli Han, 1182-1185 (1768-1771)
İmam-Kuli Han, 1186-1197 (1772-1783)
Muhammed-Kuli Han, 1198-1211 (1784-1796)
Husayn-Kuli Han Kasimlu, 1211-1236 (1796-1821)
Nacaf-Kuli Han, 1236-1282 (1820-1865)
Bu reisler komuşuları ile (şimalde Hoylu Dumbuli’ler, cenupta Zarza ve Mukri’ler) mücadele halinde idiler. Bunlar, birçok karışıklıklarla dolu XVIII. Asırda Urmiya gölünün şark taraflarına bile seferler yapmışlardır.
1724 savaşı sırasında Osmanlılar, Hakkarilileri ordunun iaşe işlerini tehdit eden Afşarları tutmaya memur etmişlerdi. 1725 senesinde Türkler bu memleketin idare işlerini teşkilatlandırdığı zaman, Urmiya hanlığı veraseten Kasimlu (Afşar) ailesine tanındı. 1729 senesinde Nadir, Meraga, Savuç-bulak ve Dimdim’i Türklerden geri aldı ise de, Hekimoğlu Ali ve Rüstem Paşalar, bir ay süren şiddetli bir muhasaradan sonra Urmiya’yi yeniden ele geçirdiler. Urmiya, Hakkari reisi Biranişin’e verildi.
Türkler, ancak 1736 senesinde yapılan anlaşma ile Azerbaycan’ı elden çıkarmışlardır.
Azad-Han :
Nadir-şah ailesinden İbrahim Şah’ın ortadan kalkmasından sonra (1161=1748 tarihlerinde), onun kumandanlarından ve Afgan reislerinden birinin ahfadı olan Azad Han adında biri, evvela Şehrizur’a çekildi ve Afşarlar arasında hüküm süren anlaşmazlıklardan yararlanarak Fath ‘Ali Han tarafından nazikane kabul edilmiş bulunduğu Urmiya’yi ele geçirdi. Urmiya, geçici bir süre Azan hanlığının merkezi oldu. Urmiya’nin şimalindeki Avgan-Dağı’nın adı, hala Afgan hakimiyetinin hatırasını korumuş gibi görünüyor.
Kaçar’lar Devri :
1169 (1755/1756) senesinde Muahammed Hasan Han Kaçar, Gilan’da Azad’ları mağlup ettikten sonra Urmiya’yi ele geçirdi. Fath Ali han Afşar, Muhammed Hasan ile birleşti. Bunun ölümünden sonra, Fath Ali Han yeniden ortaya çıkıp, Urmiya’den başlayarak Meraga ve Tebriz’i de ele geçirdi. 1173 (1759) kışında o, Tebriz’de Karim Han Zand tarafından kuşatıldı ve ertesi yıl Kara-çimen (Miyana civarında) savaşında Azerbaycan, Karim Han’ın eline geçti. Yedi aylık bir muhasaradan sonra Urmiya zapt jedildi. Fath Ali, Bast’da Karim Han’ın yanında ahır uşağı oldu. Zand hanedanının ortadan kalkmasından sonra, Urmiya Afşarları, Kaçarlara karşı Sarablı Şakak ve Hoylu Dumbuli’lerle birleştilerxe de, bir başarı elde edemediler. Fath Ali Şah, Muhammed-Kuli Han’ı öldürttü; fakat, oğulları Tahran’daki merkezi hükümet tarafından Urmiya valileri olarak tayin edilen Husayn-Kuli Han Afşar’ın kız kardeşiyle evlendi.
1828 senesinde Urmiya, Rus-İran savaşı sıranda aylarca Rus kuvvetleri tarafından işgal edildi. Valinin yokluğunda şehir, Beylerbeyi Nacaf-Kuli Han Afşar tarafından idare edilmiştir.
Ubaydullah :
1880 senesinde Şamdinan’lı Şeyh Ubaydullah, Azerbaycan’ı istila etti. Urmiya, Kürtler tarafından kuşatıldı ve tam teslim olacağı sırada Maku Hanın gelmesi ile şehir kurtuldu.Osmanlı Çağı :
1906 Ağustosunda Rusya’nın Uzak Şarkta uğradığı hezimetlerden sonra Türkiye, kendisi ile İran arasındaki sınırın henüz tanzim edilmemiş olmasını öne sürerek, şehrin mahdud bir kısmı hariç olmak üzere, Urmiya havalisini işgal etti. Türk kuvvetleri Balkan Harbi başlangıcında geri çekildi. Tebriz’de vukua gelen hadiselerden sonra, Urmiya, 1911 kânun I. ayında Rus kuvvetleri tarafından işgal edildi. Birinci Cihan Harbi sırasında Urmiya müteaddit defa el değiştirdi. 9-12 teşrin I. 1914’te Urmiya ilk Türk taarruzuna uğradı. 2 kânun II. 1915’te Ruslar tarafından boşaltılan şehir, 4 kânun II.’den 20 Mayısa kadar Türklerin elinde kaldı ve sonunda şehirde iktidar hıristiyan “Süryani” meclisine (Mutva) geçti. Birtakım talihsiz kanlı hadiselerden sonra, Urmiya ovasında yaşayan bütün Süryani halkı (50.000-70.000 nüfus) İngiliz himayesine sığınmak üzere cenuba çelildi. Bu, kadın, çocuk ve sürülerle birlikte çekiliş, Türk kuvvetleri ve Kürt ahalisi ile savaşılarak Sain Kalave Hemedan üzerinden oldu. Muhacirler Bağdat’ın şimalinde Bakuba’ye yerleştirildiler. Süryanilerin çekilmesinden sonra Katolik piskopos Mgr. Sontag ile vaftiz misyoneri H. Pflaumer, Urmiya’de öldürüldüler.
Sulh, Urmiya’yi harabe ve nüfusu dağılmış bir vaziyette buldu. Ancak yavaş yavaş merkezi hükümet Urmiya gölünün garbındaki havalide nüfuz ve iktidarını kuvvetlendirdi.
Ahali :
Yukarıda Evliya Çelebi’nin muhtemelen mübalağalı tahmini bahis konusu edilmişti. XIX. asrın başında, Urmiya’de, 6.000-7.000 aile vardı. Bunlardan 100’ü Hıristiyan, 300’ü Yahudi, diğerleri ise, şii müslüman ailesi idi. Franser’e göre (1821), Urmiya’de 20.000 nüfus vardı. Hörnle’ye göre (1835), buranın ahalisi 7.000-8.000’den ibaret olup, bunların çoğu sünni (?) idi ve bunun 300 ailesi Yahudi, 100 ailesi ise Nesturi idi. Arsanis, 1872 senesinde, 40.000 nüfuslu 8.000 ev saymıştır. 1900’lerde (Maximoviç) bu eyaletin bütün nüfusu 300.000 kişi olarak tahmin edilmiş olup, bunun %45’i Hıristiyan idi; başka bir değişle 40.000 Nesturi, 30.000 Ortodoks, 3.000 Katolik, 1.000 Protestan ve 50.000 (?) Ermeni vardı ve şehirde 3.500 hane mevcuttu. Birinci Cihan Harbi sırasında Dr. Caujole, Urmiya’nın nüğfusunu 30.000 olarak göstermiştir. Bunlardan Süryaniler nüfusun dörtte birini teşkil etmekte ve öte yandan 1.000 Yahudi ayrı bir semtte yaşamakta idi. Nikitine, Urmiya ovasında yalnız Hıristiyanlarla meskun 37 ve ahalisi karışık 59 köy sayar.
Birinci Dünya Harbinden beri Süryani adını taşıyan Hıristiyan Aramilerin (Suriyeli) Urmiya’ye ne zaman geldikleri belli değildir. Bu şehir, şark piskopos ruhani dairelerine ait en eski listelerde yoktur. Assemani, IIII, 1289 seneleri için Urmiya’de Nesturi piskopolarını zikreder. Ayni müellife göre, Nesturi patrikliği 1582’de Urmiya’de yerleşmiştir. 1653 senesine ait bir vesikada, Kalde (birliği) patriği Simon (o, Salmas’taki Hosrova’dan Roma’ya yazmıştır) Salmas, Arna (?), Saphtan (?), Tergever, Urmiya, Anzal (Urmiya’nın şimal-i şarkisindeki idari bölge), Sulduz, Aşnoh (Uşnu)’daki cemaatini sayar.
Mission of the Nestorians’ ın ilk Amerikan misyonerleri 1835’te Urmiya’ye yerleştiler. 1840 senesinde bunları Lazarist’ler takip etti ve Urmiya’ye bir Katolik piskopos tayin edildi. 1859 senesinde Amerikalılar, Urmiya’de “evanjelist” cemaati teşkil ettiler. Aynı asrın sonuna doğru Canterbury başpiskoposu tarafından Urmiya’ye İngiliz misyonerleri gönderildi. 1900 tarihlerinde, büyük bir Ortodoks-Rus heyeti hıristiyanlar arasında faaliyete geçti. Bu heyet 28 Şubat 1921’de İran’la Sovyet Rusya arasında yapılan anlaşma ile dağıldı.
Bibliyografya :
metinde zikredilenlerden başka Hudud al-‘Alam’e göre, Armana = Urmiya, büyük, gelişmiş ve güzel bir şehirdir.Urmiya köylerinin bir listesini gösteren bir el yazması,
için bk. Dorn, Die Sammlung... welche die Kaisel. Akademie im Jahre 1814 von Herrn v. Chanukow erworben hat, Petersburg, 1865, s. 32, nr. 113
M.Bittner, Der Kurdengau Uschnuje und die stadt Urumije, S B Ajk. Wien, phil.-hist. Klasse, CXXXIII / 3 (1896), s. 1-97 [XIX. asrın başında, tarihi ve coğrafi açıklamalarla Farsça yazılmış bir makalenin metni ve tercümesi]
Sasni’al-Davla, Mirat al-buddan (1924), I, Urmiya adı altında [muhtemelen 1910’da bir yazma nüshası Urmiya eşrafından Macd al-Saltana’da bulunan Tarih-i Urumiya’dan naklen]. 1917’de Farsça yazılmış bir makalenin hülasası için bk. Nikitine (Urmiya’de eski Rus konsolosu), Les Afsars d’Urumiyeh, J A (1929), s. 67-123
M.Kinneir, A Geographical Memoir, London, 1813, s.154 v.d
Drouville, Voyage en Perse (1812), Petersburg, 1819-1821, II, 233
Ker Porter, Travels (1819), London, 1821-1822, II, 571-576 (The circuit of the lake Urmiya)
Praser, Narrative of a Journey into Khorasan, (1821), London, 1825, s. 322
A.S. Gangeblov, Vospominaniya, Moskova, 1888, s. 148-166 (1828 rus işgali hatıraları)
Montith, Journal of a Tour, J R G S, 1834, s. 54-56
E. Smith ve A.G.O. Dwight, Missionary Researches... including .... a Vsit to .. . Oormiah, Boston, 1833, II, 175 (Tabri-cenubi Salmas-Urmiya)
G. Hörnle ve E. Schneider, Auszug aus d. Tagebuche ........ über ihre Reise nach Urmia (Baseier) Magazine f.d. neueste Geschichte d. Evangelischen Missions-und Bibelgesellschaft, 1836, s. 431-510
Wilbraham, Travels (1837), London, 1840, I, 51-58
Southgate, Narrative of a Tour through Armenia, London, 1840, I, 268-279 (Hoy-Sa,lmas), 300-311 (Urmiya), 312 (Urmiya-Dilman-Hoy)
E. Bore, Correspondance et Memoires, Paris, 1840, II, tür.yer.(Katolik görüşüne göre Protestan misyonları)
A.Grant, The Nestorians, London, 1841, s.6 ve 84
Ritter, Erdkunde, 1840, IV, 942-950
Perkins, 1840, IV, 942-950
Perkins, A Residence of 8 Years in Persia (1833-1841), Andover, 1843, s. 177-200, 227-461
Ayn. Mll., Journal of a tuor from Oormiah to Mosul (1849), J A O S, 1851, II, 69-119
D. W. Marsh, The Tennesseean (= A.Rhea) in Persia and Kurdistan (1851), Philadelfia, 1869, s.50-62 (Misyoner A. Rhea’nın seyahatleri)
Badger, The Nestorians, London, 1852, I, bk. Firhirst
Wagnerd, Reise nach Persien, Leipzig, 1852
Khanykov, Poyezdka v Persidskii Kurdistan, Vestnik Imp. Geogr. Obşç, 1852, kısım VI, bölüm V, s.1-108 (Alm. trc. Archiv f. Wissensch. Kunde v. Russland, 1854, XIII)
Çirikov, , XIII)
Çirikov, Putevoi zurnal (1852), Petersburg, 1875 (Zap. Kavk. Otdela Russ. JGeogr. Obşç, IX), s.465-474
Hurşit Efendi,
Seyahat –name-i Hudud (1852, Rusça trc., 1877, s. 295-302 (Urmiya’nın dağlık bölgeleri)Seidlitz, Rundreise um d. Urmiyasee (1856), Petermann’s Mitt., 1858, s. 227
Sandreczki, Reise v. Smyrna bis Mossul, Stuttgart, 1857, II, 203-285 (Mawşil-‘Akra-Barazgir-Neri-Mergever-Urmiya); III, 1-138 (Überblick, d. Geschichte d. Missipon unter Nestorianern), s. 139-224 (Aufenthalt in Urmia)
Blau, Vom Urmia-Sec nach d. Wan-See, Peterm. Mitt., 1863, s. 201-210
Kiepert Z. Topographie d. Umgegend v. Urmia, Zeitschr. D. Gesell. F. Erdk., Berlin, 1872, s. 538-545, harita (J. Arsenis’ten naklen)
H. Binder, Au Kurdistan, Paris, 1887, s. 71-98 (Tabriz – Salmas - Urmiya), s. 99-130 (Urmiya – Berduk – Başkala – Mahmudi – Van)
Müller-Simonis ve Hyvernat, Du Caucase au Golfe Persique (1888 – 1889), Paris, 1898, s. 133 – 188 (Urmiya; hıristiyan misyonerler, çevre; yol: Urmiya-Bradost-Diza-Pilunkeg-Hatibaba- Başkala-Muhmudiya-Van)
S. G. Wilson, Persian Life and Customs, London, 1896, s. 81 – 108 (A Circuit of Lake Urmia)
M. Bittner, Der Kurdengau uschnuje und die Stadt urumija, Sitzungsb. Ak. Wen, phil.- hist. Klasse, 1896 CXXXIII / 3, 1 – 97
Maksimovic – Vasilkowsky, Otcet o poyezdke, Tiflisj, 1903, I, 114 – 121; II, 147 – 121
Frangian, Atrpatakan (Ermenice), Tiflis, 1905, s. 81 – 90
Ghilan (=Nicolas), Les Kurdes persans et l’invasion ottomane, R M M, mayıs 1908, sç 1 –22, teşrin I, s. 193 – 210
Lehmann-Haupt, Armenien einst und jetz, Berlin, 1910, I, 200 – 223, 262 – 306, s. 306 – 314
Graf v. Westarp, Unter Halbmond u. Sonne (1911), Berlin, ts., s. 235 – 276
Hubbard, From the Gulf to Ararat, 1916, s. 250 – 261 (20 mayıs 1915’e kadarki hadiseler)
Minorsky, Turetsko-pers. razgraniceniye, Izv. Russ. Geogr. Obşç., 1916, LII, 382, v.d.
W. Rockwell, The Pitiful Plight of the Assyrian Christians in Persia and Kurdistan, Newyork, 1916 (1915-1916 hadiseleri)
Dr. Caujole, Les tribulations d’une ambulance française en Perse (1917), Paris, 1922, s. 28 – 118
W. A. Wigram, Our Smallest Ally, London, 1920, (ağustos 1914-teşrin II. 1919 hadiseleri)
Nikitine, Une petite nation... Les Chaldeens, Revve des sciences politiques, teşrin, I. 1921, XLIV, 602 – 625 (bibliyografya ve son hadiselerin tarihleri);
Nikitine, Superstitions des Chaldzeens du plateau d’Ourmiah, Revue d’ethnogr., 1923, nr. 14, s. 149 – 181
Nikitine, La vie domestique des Assyro-Chaldeens du plateau d’Ourmiyah, Ethnographie, 1925, s. 1 – 25
Şklowski, Santimental ‘naye puteşestviye,
Moskova, 1929, s. 92 – 167 (1917 sonunda Urmiya)
Urmiya Gölü :
Göl, şimalden cenuba ortalama 140 km. uzunluğunda ve (şarktan garba) 55 km. genişliğindedir. Yüzölçümü 5.775 km²’dir.Göle dökülen başlıca ırmaklar şunlardır: Şarkta Serap ile Tebriz’i sulayan Acıçay; Sahand dağının cenubi garbisinden çıkan Sofiçay ile Mürdiçay; cenupta Cagatü, Tatavü ve Savuc-Bulak, cenub- i garbide Gadir; garpta Urmiya ile Salmas ırmakları. Şimalde Meşov dağı dar kıyı şeridi üzerinde yükselir.
Gölün cenup yarısında meskun olmayan adalar vardır. Halen şark sahilinden sığ bir geçitle ayrılmış bulunan dağlık Şahi (Şaha, Şahu)j yarımadası daha ehemmiyetlidir.
Asuri kaynaklarında Yukarı Şark gölü, Urmiya gölüne tekabül eder gibi görünmektedir. Streck, bu gölün Asurlularca zikredilen Mazamua memleketi yanındaki “
Deniz” olduğu düşüncesindedir. Ancak bu Deniz, Zaribar gölüne tekabül edebilir. Sargon’un sekizinci seferine dair verilen malumat arasında bu gölün adı zikredilmez.Strabon, XI, fasıl XIII,
S p a ΰτa gölünden ve XI, fasıl XIV Mavτıa vή gφlόnden bahseder. Batlamyos, VI, fasύl II, onu Ma ργύαvή diye zikreder. Umumiyetle Mantiane adύ, Matienoi halkύ ile irtibatlandύrılır ve Herodot, Araxes (?), (Aras ?) ile Gyndes (Diyala) ırmaklarının bu memleketten çıktığını söyler. Marquart bu Matineoi’lerin (veya Mantianoi) Manna’lara (Mana, Mannai; yı. Bk.) birleştirilebileceği zannındadır. Mantiane mutemelen Eslki-çağlardan beri İndo-Cermenleri ifade eden Manda ismi ile birleştirilebilir.Avesta’dan Urmiya gölü Çaesçasta “tuzlu sulu, derin göl” adıyla geçer. Barthelomae, Altiran. Wörterb., sütun 575, bu kelimeyi “ak ağartılı” diye izah eder. Gölün kıyılarında Kavi Haosravah, Turanlı Franrasyan’ı öldürür. Bundahişn’ e göre, aynı Kay Husrav, Çeçast gölü yanındaki puthaneyi tahrib etmiştir. Gölün cenubunda olup Rawlinson tarafından Taht-ı Süleyman ile birleştirilen Şiz (=Gazna, Ganza) mabedinin Arapça adı Çaesçasta kelimesinden gelmiş olmalıdır. Gölün diğer bir eski adı Kapotan (“mavi”)’dir. VII. asır Ermeni coğrafyasında Kaputan geçmektedir.
İştahri, s. 181, Buhayrat al Şurat (Haricilerin gölü) diye zikrederse de bu göl ekseriyetle komşu bölgelere göre adlandırılır: Urmiya, Şahi, Tasuc.
Şahi (Şaha) ismi nispeten muahhar olarak tespit edilmiş olmakla birlikte, Urmiya gölünün şimal-i şarkisindeki yarımadada bulunan eski kale ile alakalıdır. Şahi kalesi Tabari’de geçmektedir. Burası Celaleddin Harizmşah devrinde zikredilir. İlk Moğol İlhanlıları olan Hulagu ile Abaka bu Şahi (Şahu)’de devnedilmiştir. Abu’l Fida, Buhayrat al-Tala’dan bahseder. Ancak Tala’nın Şahi ile aynı olup olmadığı belli değildir. Iştahri’nin Farsça tercümesi bu iki ad arasında bir fark gözetmektedir; aynı şekilde Nasavi, s. 153 v.d.’de zikredilen Tala kalesi, daha ziyade gölün garp kıyısı ile ilgili olmalıdır. Bu takdirde burasını gölün Salmas yakasındaki kayalığın üzerinde bulunan Güvercin Kale’de aramak lazımdır.
Diğer taraftan Güvercin Kale’nin, Tabari tarafından Şahi ile birlikte zikredilmiş olup, Afrasiyab (Franrasyan)’ın uğradığı Bakyir dağına tekabül edebilecek olan Yakdur (farklı şekil: Bakdur) müstahkem kalesiyle aynı olup olmadığı araştırılmaya değer.
Avesta, Yaşt,V, 49; IX, 18’de Husrav, onu “Çaeçasta gölünün arka tarafında öldürür; bununla gölün garp tarafları kastedilmiş görünmektedir.
Arap coğrafyacıları gölün tuzlu sularının canlıların yaşamasına müsait olmadığını bilmektedirler. Tabari’ye (III, 1380) göre gölde ne balık ne de herhangi yararlı bir şey mevcuttur. Yalnız Istahri (s. 189) ve Garnati bunun aksini iddia etmişlerdi. Istahri “su köpeği” adını taşıyan bir “balık hayvan”dan bahseder; Garnati sonradan Evliya Çelebi’nin tekrarladığı acayip hikâyelerden hoşlanmış görünmektedir.
Bibliyografya:
Bilhassa göl ve jeolojisi için bk. Radid al-Din (nşr. Quatremere), s. 316 – 320,
Abich, Vergleichende chem. Untersuchung. D. Wasser d. Casp. Meeres, Urmia-und Wan-Sees, Mem. Acad. de St. Petersbourg (1856), VI, Ser., VII, 1 – 57
Hanikov, Notices physiques el geographiques sur l’Azerbaidjan, Bull.de la classe phys.-mathem. de l’Acad. de Russie (1858), XVI, 337–352 (Suyun tahlili, adaların haritası, derinlikleri)
Pohlig, Entstehungsgeschichte des Urmiasees, Verhandl. Nat. Vereins (Bonn, 1886), s. 14
Rodler, Der Urmia-See und d. Nordwestl. Persien, Schriften d. Vereins z. Verbreit. Naturwiss. Kenntnisse (Viyana, 1886 – 1887), XXVII, 535–575;
Borne, Der Jura jam Ostufer des Urmiasees (Halle, 1891)
Günther, Contrib. to the Geogr. Jof Lake Urmia, Geogr. Journ. (1899), XIV, 504 – 521
Günther, Contrib. to the Natural History of Lake Urmia, J. Linnean Soc., Zoology (1900), XXVII, 345–453 (mütehassısların katkılarıyla)
Günther ve Manley, On the waters of the Salt Lake of Urmi, Proc. Royal Soc., LXV, 312 – 318
Mecquenem, Le lac d’Ourmiah, Ann. Georg. (1908), XVII, 128–144
E. Zugmayer, Eine Reise durch Vorderasien (1904), Berlin, 1905 (Meraga-Urmiya gölündeki adalar – Hoy)
Beuck, Der Urmiasee in Persien , Pet. Mitt. (1916), LXII, 449 (ehemmiyetsiz bir kayıt)
K. Kaehne, Beitr. z. phys. Geographie des Urmiya–Beckkens, Z G Erdk., Berlin, 1923, s. 104–131 (Rus haritasına dayanan mükemmel bir araştırma.