Asagidaki bildirinin ilk yayinlandigi yer:
TARIH INCELEMELERI DERGISI VIII  
    Ege Universitesi Edebiyat Fakultesi (Izmir) 1993 
 
 
          Turk Destanlarinin Onemi1 
 
 
            H. B. Paksoy, D. Phil. 
 
 
       "Menim hikmetlerim dana (bilgin) isitsin 
       Sozumu destan kilib maksadina yetsin." 
 
  Orta Asya'nin Yese sehrinde, bugunku Kazakistan'da yasamis
ve gomulu olan Ahmet Yesevi'nin (olumu (M.S. 1167) Hikmet
adli kitabinda2 yukarda yazili oldugu gibi yer alan bu
beyit, Turk destan turu'nun gucunu gostermesi bakimindan
onemlidir. Buyuk unlu dusunur Yesevi'nin, oz dunya gorusunu
ogrencilerine aktarmaya calisirken, destanlari kendi
hikmetlerinden daha guclu ve ustun saydigini anlatir. 

  Destanlar Turklerin dusunce, kimlik ve yaraticiliginin en
onemli temel taslarindan biridir. Bununla birlikte, destan
sozcugunun tanim olarak Turkce'ye odunc alinmasi, Turklerce
bu kendini dunya'ya anlatim ve gelecek kusaklara ogut
turunun ilk yaratildigi yuzyillardan cok sonra yer alan bir
olaydir. M. S. 732 yillarinda dikilen Kultekin anitlari bu
kendini anlatim turunun ilk orneklerinden biri olup, bu
anit'i diktiren Bilge Kagan, anit'in uzerindeki yazitlarda
kendini tanittiktan sonra, tanik oldugu tarihi olaylari
anlatan sozlerine soyle baslar: 
 
  Bu savimi edguti isit.3 
 
  M. S. 11ci yuzyilda ise, Kasgarli Mahmut'un yazdigi Divan
lugat at-Turk kitabinda "sav," atasozu anlaminda
kullanilmaktadir.4 
 
  Kazak ve Kirgiz ellerinde, bu "kendini anlatim ve gelecek
kusaklara ogut" lerin her birine bugun bile "jir" veya "ir;"
(Altay ve Tuva yorelerinde "corcok;") toplu olarak ta bu
tur'e "batirlik jiri" denilmektedir. Eski Turklerin,
toplumlarinda yer alan onemli olaylari jir ya da sav olarak
soylemeyi sevdikleri anlasiliyor. Genellikle, bu "sav" ve
"jir" lar yalnizca "Alp" lerinin adi ile bilinir, sevilir ve
sayilirlar: Oguz Han, Manas, Koroglu, Dede Korkut, dige,
Kirk Kiz. Ara-sira da, jirlara adini veren batir ve alplerin
bu nitelikleri de jir adina eklenir: Kambar Batir, Alpamis,
Alp Er Tunga, Cora Batir. 
 
  Sav'lar, bir alp'in kendi urugu, oymagi, boy'u ya da el'i
ne satasan yagilara karsi, bagimsizliklarini korumak icin
giristigi ugras'a bascilik edisini dile getirir. Alp,
kendini ve urugunu yagmaya gelen, tutsak etmek isteyenlerle
bir er olarak vurusur. Oz soyunun atalardan gelen torelerini
yasatir. Alp'in basarisinin onune gecmeye calisanlar da yok
degildir. Bu donek kisiler (alp'in bagli oldugu boy'dan da
olabilecekleri gibi), alp'e engel olmak icin turlu yollara
basvururlar. Alp, atalarindan gelen yigitlik geleneklerine
oz erdem'inin keskinligini katar, bu engelleri yikar,
ugrularin ustesinden gelir. 
 
  Bu jirlari, gordukleri ve duyduklarina dayaranak soyleyen
"ozan" lar (akin, saman, kam, bahsi ve asik olarak da
bilinirler), bir taraftan da gunumuzdeki "saz" ve "baglama"
dan cok degisik olmayan "kopuz" calmakta idiler. Ornek
olarak, "jir" lari incelersek, birkac bolum'e ayrildiklari
gorulur. Sirasiyla: "Suyuncu," alp'in dogusunu ve diger
sevindirici olaylari anlatir. "Yar-Yar," toy adi altinda
bilinen dugunlerde, ilerde evlenecek olan genc sevgililerin
birbirlerine olan sevgilerini anlatmak icin dile getirilir.
"Kostagu," alp'in bagli bulundugu boy yararina vurus icin
urgundan ayrilirken soylenir. Alp, gunun birinde ya vurusta,
ya da yasi geldiginden dusup "Ucmaga Varacak" ve tanri
katina cikacaktir. O zaman da, "Estirtu" agit olarak
soylenir. Alp'in olumden sonra da "Yug Asi" yapilir ki, bu
da bir toy olup, alp'in sagligindaki basarilarini anmak ve
kutlamak gorevindedir. Butun bu "jir" lari bir araya getirip
butunleyen de "sav" dir. 
 
  Alp, icinden ciktigi urugundaki kisilerin en ustun
yeteneklisidir. Cunku, cok kisinin basaramayacagi ugraslara
girecektir. Dolayisi ile, ozan, alp'in yaptiklarini ancak
doga'da gordugu olaylara esit tutar. Cunku, alp'in kendi
urugunda (ya da yagilari arasinda) es'i yoktur. Alp bir "yel
gibi kosar," saclari "gunes gibi isildar," govdesi "bir
ceviz agacindan saglamdir," yumrugu "yildirim gucundedir."
Alp'in us'u, erdem'i de en az kilici kadar keskindir. Karsi
ciktigi yagi'nin dusunduklerini onceden kestirip karsiligini
vermesini bilir. Her vurustan once yer alan soz oyunlarinda
da altta kalmaz, karsisindakilerle inceden inceye eglenir.
Bu soz oyunlari, vurusacak kisilerin birbirlerini kizdirmak
ve akillarini celerek dengelerini sarsmak, yenilmelerini
kolaylastirmak icin yapilir. Alp'in erkek olmasi da
gerekmez. Gerek Dede Korkut'ta, gerek Alpamis'ta batir
kizlar, hatun'lar vardir. Ustelik, Kirk Kiz hatunlarin, ve
yigit kizlarin basindan gecenleri anlatir.5 
 
  Yazildigi yili bildigimiz icin Kultigin anit'ini en eski
sav olarak goruyoruz. "Ben Turk Bilge Kagan" deyip, bir Turk
Hakani olarak ulus'u icin yaptiklarini dile getiriyor. Bilge
Kagan bu sav'inda, basari'dan once ulus'unun basina gelen
kotulukleri anlatip, yapilmis yanlislari bir bir gozden
gecirerek bu kotuluklerin ilerde yer almamalari icin
atilmasi gerekli adimlari sayiyor. 
 
  En eskilerden olan Oguz Han'in ilk dile getirildigi
yuzyili bile bilmiyoruz. Ek olarak, Turkce yaratilmis olan
Oguz Han bize Turkce olarak gelmemistir.6 Residettin adli
bir tabibin Farsca olarak yazdigi Dunya Tarihi adli kitabina
aldigi Oguz Han'in eksik oldugu biliniyor. Residettin ise
Mogol Cengiz'in kurdugu hanligin Guneybatisindaki (bugunku
ran ve Ortadogunun bir bolumunu icine alan) lhanlilarin ic
islerine bakiyordu.
 
  Gunumuzde Oguz Han'i bu kaynaktan gene Turkce'ye cevrilmis
olarak okuyabiliyoruz. Adi gecen Dunya Tarihi'nin M.S. 13cu
yuzyilda yazilmis olmasina karsilik, elimizdeki elyazmalari
(Istanbul kutuphanelerinde en az dordu bulunuyor) 14cu
yuzyilda cogaltilarak aktarilmistir. Dolayisi ile, Oguz
Han'in daha onceki yuzyillarda yer alan olaylari anlattigini
dusunmek gerekir. Bu konuda Prof. Faruk Sumer'in degerli
arastirmalari yayinlanmistir.7 
 
  En eski batirlik jirlarindan biri de Alpamis'tir. Turkiye
Cumhuriyeti icinde bu ad ile bilinmemesine karsilik, Dede
Korkut'un Bamsi Beyrek bolumu ile Alpamis arasinda buyuk
ayricalik yoktur.8 Alpamis uzerine arastirma yapan Baskurt,
Ozbek, Kazak ve Rus yazarlarina gore, Alpamis M.S. 6-8ci
yuzyillarda Altay daglarinin eteklerinde yer alan olaylari
dile getirir. Ustelik, sozu edilen olaylarin daha gerilere
gittigini gosterecek kirintilar da Alpamis'in icinde goz
kirpmaktadir. Dede Korkut'un ise en gec 16ci yuzyilda kagida
aktarildigini goruyoruz. Ancak, Dede Korkut'un Bati ellerine
Oguzlar/Turkmenler ile geldigi, Turkmenlerin de 11ci
yuzyilda Akdeniz'e indiklerini biliyoruz. 
 
  Bu arada unutulmamasi gerekir ki, "sav" ve "jir" lar sozlu
olarak derlenip yaratilmislardir. Kusaktan kusaga, agizdan
kulaga, yurekten yurege aktarilarak yasatilirlar. Ozan da,
kopuz'u ile alp'i oger, torelere olan duskunlugunu anlatir.
Yagilar, alp'in boy'una uruguna satasmistir. Bu boy'un,
urugun bagimsizligi soz konusudur. Alp de atalarindan bu
yana surup gittigi, batirlik jirlarindan ogrendigi gibi,
gorevini bilir. Yola cikacagi gunu, yapacagini onceden
dusunup inceden kestirir. Hazirligini bitirip, yapilmasi
gerekli is'e koyulur. Sav ve jir'larin kagida aktarilmalar1
ise cok daha sonra yer alir. Bircogunun kaybolup gitmesi
19cu yuzyilda bu yonden onlenmis ise de, bu konuda daha
cozumlenmemis sorular bulunuyor.9 
 
  Araplar Islamiyeti kabul ettikten sonra, Iranlilari
hakimiyetleri altina almislardi. Bu olay, ranlilarin kendi
dil, kultur ve benliklerini buyuk ocude kaybetmeye
baslamalarina sebep olmustur. ranlilarin bir toplum olarak
ortadan kalkmasi anlamina gelecek olan bu tehlike'yi
zamaninda goren Fars sair'i Firdevsi, eski Iran destanlarini
toplayarak (Turk Gazneli devleti icinde otuz yil sure ile
calisarak) manzum Sahname'yi yazmistir. Onsozune de
"Sahname'yi Farsca yazip, ranli'yi dirilttim" diye kayit
koyup, hakli olarak boburlenmistir. Sahname'de ranlilarin
bas dusmani olarak gosterilenlerden biri Afrasiyab olarak
adlandirilmis olup, Kasgarli Mahmut'a gore (M. S. 8ci
yuzyilda dikilmis, yukarida adini verdigimiz) Turk
anitlarinda adi gecen Turk Alp Er Tunga'dan baskasi
degildir. Boylelikle, Kasgarli Mahmut da, 11ci yuzyilda Turk
destanlarinin onemine deginmistir. Bu tarihler sonrasinda
(Yesevi Hikmet kitabini yazdigi siralarda) Turk sav ve
jir'larina, destan da denilmeye baslanmistir. 
 
  Turk'un "kendini anlatim ve gelecek kusaklara ogut turu"
uzerine Bati Turkleri tarafindan yapilmaya baslanan
calismalar ise, cok yenidir. Ziya Gokalp ve calisma
arkadaslari bir sure bu konu'ya egilmislerdir.10 Turk
destanlarinin bilimsel olarak incelenmesi yolunda ilk
adimlari atanlardan biri ise Prof. Zeki Velidi Togan olup,
1931 yilinda Atsiz Mecmua'da yayinlanan dort makalesinde
yazdigina gore: 
     Milli destanlar, tarihi vakalari tasvirden ziyade,
     milletin yuksek milli duygularinin yansitan,
     tamami  veyahut az cok tarihe mustenit bir ideal
     alemi  gosteren halk edebiyat eserlerinden
     ibarettir.  Milli destanin meydana gelmesi icin uc
     merhale gerekir: 1. Destani ruhlu bir milletin
     cesitli  devirlerindeki macerali hayatini halk
     sairleri ufak  parcalar halinde soylerler; 2.
     Milletin butununu ilgilendiren bir olay, bu
     cesitli destan parcalarini bir odak noktasi
     etrafinda toplar;   3. Sonunda, millete buyuk bir
     medeni hareket olur  ve o sirada cikan aydin bir
     halk sairi, bu  parcalari toplayarak milli destani
     yaratir. (Fars,  Yunan ve Fin destanlari boyle
     meydana gelmistir). 

     Togan'a gore, Turkler, ikinci devri birkac kere
gecirmislerdir:
     Butun Turk milletinin mefkuresini ve dusuncelerini 
     biryere toplayan destanlar butun Turk milletini
     birlestiren Oguz ve Cengiz vekayi gibi hadiseler
     dolayisi ile husule gelmis fakat ucuncu devre'ye 
     girmeyip buyuk bir halk sair'i tarafindan tesbit 
     edilerek muntazam milli destan seklini alamamis ve
     uful edip gitmistir. Bizde bu buyuk destanlarin
     ancak enkazi vardir.11 
 
  Nihal Atsiz'in 1951 yilinda yazdigina gore de: 
     Togan, Danismend Gazi ve Seyid Battal Gazi 
     hikayelerini, konularini Anadolu'daki Islam-Bizans
     kavgalarindan almis olmakla beraber, bu kavgalarin 
     Selcuklular degil, daha onceki Araplar devrini
     dile getirdigini ve kahramanlari hep Arapca adlar 
     tasidigindan, Turk destanlari olarak
     gormemektedir.  Prof. Fuat Koprulu ise bu gorus'e
     katilmayarak, bu  hikayelerin Anadolu'daki
     Islam-Bizans carpismalari  sirasinda Emevi ve
     bilhassa Abbasi ordularindaki  Turk unsurlari
     arasinda dogmus olacagi dusuncesini ileri
     surmustur.12 
 
  Arap ordularinin (Iran'dan sonra) Orta Asya ya
girmelerinden sonra, yeni bir Arap edebiyati tur'u de ortaya
cikmistir. Dini sahsiyetlerin meziyetleri ve din ugruna
yaptiklari futuhatlari oven bu tur'e "menkibe" adi
verilmistir. Sav ve jir'lardan tam anlami ile ayri olan bu
menkibeler'in konulari dini dir. Kahramanlari cogunlukla
Arap'tir. Menkibelerde yapildigi anlatilan isler genellikle
insan yetenekleri disindadir, ve onlara ancak Rufailer
karisir. Cogunlukla masal gibi anlatilirlar. Anlasildigina
gore, bu nitelikleri dolayisi ile Prof. Togan menkibe
saydigi eserleri destan tanimi icine almamistir. 
 
  Bu menkibe turunun bir baska dali da, bir bolum Turkler
Muslumanligi kabul ettikten sonra "gazavat" adi altinda
gorulmektedir. Dolayisi ile, Sav ve jir'lardan gelen,
kocaklama ve kopuzlama olarak adlandirilan Turk destanlari
ile digerlerini, ozellikle menkibe ve gazavatnamalari
karistirmamak gerekir. 
 
  Onasya'ya 11ci yuzyil icinde yerlesen Turkler,
"Kocaklamalar" yazmaya baslamislardi. Bugun bildigimiz
Koroglu da bu kocaklama turunde ve duzenindedir.13 Bu
kocaklamalarin, Togan'in da belirttigi gibi, birinci
basamakta kaldigi goruluyor. Dede Korkut'un icinde anlatilan
olaylarin, kagida cekildikleri yuzyillardan cok once'ye
gittigini, ve Dede Korkut'un Asya'nin Dogusundan Bati'ya
gelen Turklerce getirildigini biliyoruz.14 Bunun gibi,
Koroglu'nun daha once (ve baska ad ile) var olup olmadigi
bugun'e kadar koklu olarak arastirilmamistir. 
 
  "Ana Bagimsizlik Destanlari," yeni destanlarin
yaratilmasina da yardimci olurlar. Cocuklar, ozanlarin
soyledigi destanlari okuyarak, dinleyerek buyurler. Birkac
kusak sonra, uruglarina yeni bir yagi satasir. Delikanlilar
arasinda destanlarda adi gecen alp'in yerini alacak olanlar
cikar. Kavga'yi, vurus'u, destanlarda sozu gecen degerler
yoluna, ancak gunun gerekleri ve yollari ile yaparlar.
Ozanlar ve tarihciler de, bu yeni alp'i kutlamak icin yeni
destan yazarlarken, eski destanlardan parcalari da yeni
destan'a katarlar. Boylece, yeni alp'in eski topraktan
geldigini gosterirler. 

  Sozunu ettigimiz "Ana Destanlar," "kurtulus ve bagimsizlik
destanlari"dir. Bir urug, boy, oymak ya da "el" in kendine
satasan yagi'yi altedip bagimsizligini korumasinin dile
getirir. Destan yaraticilari, durup dururken komsularina el
kaldirmazlar, ama, gerektiginde kendilerini korumasini
bilirler. 
 
  Bu "el," urug ve oymak'larin mutlu gunleri de vardir.
Evlenme toylarinda, bagimsizlik destanlarina ek olarak, uzun
Yar-Yar lar da soylenir. Aradan bir kusak gectikten sonra,
bu Yar-Yar lar kendi baslarina bir destan gorunumunu de
alabilirler. Bir sure sonra, bu Yar-Yar lar kisaltilarak
bebeklere, kucuk cocuklara da anlatilir ki, boylelikle
masallar dogmus olur. Bunula birlikte, "kurtulus destanlari"
olmez. "Ana destan" olarak yasar, yasatilirlar. Yaraticilari
ile birlikte yolculuk ederler, yeni ellere vardiklarinda da
yeni yer adlari bu eski destanlara girebilir. Destanlar,
icinden ciktiklari toplumun en karanlik gunlerinde bile
yureklerde yatan umitleri dile getirirler: 
 
  Bana imkan verin, serkes hayaller 
  Babam heykelini dikti yadima 
  Ta ki aciz kalsin yillar, simaller 
  O'nu cikarmasin imanimdan 
 
  Bana imkan verin, serkes hayaller 
  Bagislayin Babama nurlu bir destan 
  Ta ki aciz kalsin yillar, simaller 
  O'nu unutmaya kalmasin imkan15 
 
  Turk destanlari uzerinde Prof. Togan'dan once calisanlar
arasinda, Rus carligi memurlarindan olan, Alman dogumlu ve
doktorasini Almanya'da tamamlamis olan Wilhelm Radloff da
vardir. Radloff 19cu yuzyil'in ikinci yarisinda Kazan
sehrinden baslayarak Orta Asya'yi dolasmis ve Turk
destanlarinin ancak parcalarini ciltler halinde St.
Petersburg'da bastirmistir.16 O yillarda yururlukte olan Rus
kanunlari geregince, destanlarin buyuk bir bolumlerini
kitabina almadigini bugun yaptigimiz arastirmalar sonucunda
biliyoruz.17 Abubekir Diveyef18, Gazi Alim19, Hamid
Alimcan,20 N. Katanov (1862-1922)21 gibi konu'ya egilen
yerli aydinlar, Radloff'un tersine, kendi canlarini hic'e
sayarak Turk destanlarini kagida aktarmis ve bastirmayi
basarmislardir.22 
 
  Yukarida da belirtildigi gibi, destanlar yanliz atalar
sozlerini gunumuze aktarmakla kalmazlar. Destanlar,
yaraticilarinin oz degerlerini, benliklerini de dunya'ya
tanitirlar. Bu yol'dan, uluslararasi iliskilere buyuk olcude
katkida bulunurlar. Destanlar, sahiplerinin mayasini korur,
bozulmasini onler, ilerde bu maya'nin arilastirilabilmesi
icin saklarlar. 


  
  KAYNAKLAR:

 1. Azerbaycan Cumhuriyeti Kultur Bakanliginca,
International  Research and Exchanges Board katilimi ile
duzenlenip, Baku'daki  Akhundov Devlet Kutuphanesinde
Haziran 1992 yer alan "ABD'de  Azerbaycan ile Ilgili
Bilimsel Calismalar" toplantisinda okunan  bildiri'dir. 
 
 2. Ahmet Yesevi, Hikmet (Istanbul, 1299). 
 
 3. Necib Asim, Orhon Abideleri ( stanbul, 1341/1925); H. N.

Orkun, Eski Turk Yazitlari ( stanbul, 1936-1941) 4 cilt.
Diger  dillere cevirileri ve incelemeleri icin, bak T.
Tekin, A Grammar  of Orkhon Turkic (Bloomington, 1968).
Indiana University Uralic  and Altaic Series, Volume 69. 

 4. Kasgarli Mahmut, Diwan Lugat at-Turk (DLT). Kasgarli 
Mahmut'un yasami ile ilgili bir arastirma icin, bak: Kahar
Barat,  "Discovery of History: The Burial Site of Kashgarli
Mahmut" AACAR  BULLETIN (of the Association for the
Advancement of Central Asian  Research) Vol. II, No. 3 (Fall
1989). 
 DLT un bilinen tek el yazmasi Istanbul Millet Kutuphanesi 
(Ali Emiri, Arabi), No. 4189 da kayitlidir. Diwan Lugat at- 
Turk'un ilk kez 1917 yilinda Istanbul'da bulunmasi ve ilgili

olaylar icin, bak M. Sakir Ulkutasir, Kasgarli Mahmut
(Istanbul,  1946). DLT un ilk basim'i Istanbul'da, 1917-1919
yillari arasinda Kilisli Rifat [Bilge] tarafindan
yapilmistir. Ilk Turkce  cevirisi: B. Atalay, Divanu Lugat-
it-Turk (Ankara, 1939-1941). lk Ingilizce cevirisi: R.
Dankoff with J. Kelly, Compendium of  Turkic Dialects
(Cambridge: Mass, 1982-1985). 

 5. H. B. Paksoy, ALPAMSH: Central Asian Identity under 
Russian Rule (Hartford: Connecticut, 1989). Association for
the  Advancement of Central Asian Research Monograph Series.

 6. Z. V. Togan Oguz Destani: Resideddin Oguznamesi, Tercume

ve Tahlili ( stanbul, 1972). 

 7. F. Sumer, "Oguzlara Ait Destani Mahiyetde Eserler"
Ankara  Universitesi DTC Fakultesi Dergisi 1959; a. g. y., 
Oguzlar/Turkmenler ( stanbul, 1980). 
 
 8. H. B. Paksoy, "Alpamys zhene Bamsi Beyrek: Eki at bir 
dastan" Kazak Adebiyati (Alma-Ata) No. 41, 10 Ekim 1986.
Fadli  Aliyev tarafindan, Ankara'da yayinlanan Turk Dili No.
403, (1985)  den aktarilmistir. 
 
 9. Paksoy, ALPAMYSH. 

 10. Ziya Gokalp, Turkculugun Esaslari ( stanbul, 1923); 
Tahir Alangu, Omer Seyfettin ( stanbul, 1968). 

 11. Z. V. Togan, "Turk Milli Dastaninin Tasnifi" Atsiz 
Mecmua, Mayis, Haziran, Temmuz, Eylul, 1931. 
 
 12. Nihal Atsiz, Turk Tarihinde Meseleler (Istanbul, 1975).

Sayfa 157. 
 
 13. Yayinlinmislar arasinda, bak: Koroglu. Yayina 
hazirlayan, M. H. Tahmasib (Baku, 1975); Koroglu Antep
Rivayeti.  Y. H. Huseyin Bayaz (Istanbul, 1981); Pertev
Naili, Koroglu  Destani. (Istanbul, 1931); Koroglu ve
Dadaloglu. Y. H. Cahit  Oztelli (Ankara, 1962); P.
Kichigulov, Koroglu Hakkinda Sohbet.  (Ashkabad, 1978); a.
g. y. Koroglu Eposunin Poetikasi Hakkinda.  (Askhabad,
1984). 
 
 14. Bu konu'da calisma yapanlarin arasinda, bak: Memmed 
Dadaszade, "Dede Korkut destanlarida Azerbaycan
etnografiyasina  dair bazi malumatlar" Azeraycanin
Etnografik Mecmuasi (Baku) No.  3, 1977. Ingilizcesi icin,
bak: Soviet Anthropology and  Archeology (New York) Vol. 29,
No. 1 (Summer 1990). 

 15. Sakir Cumaniyaz, Muhbir (Taskent) Kasim, 1982. 

 16. W. Radloff, Proben der volkslitteratur der Turkischen 
stamme sud sibiriens (St. Petersburg, 1866-1907) 18 cilt. On

cild'i Turk agizlarinda, geri kalanlar Almanca ve Rusca 
cevirileridir. 
 
 17. H. B. Paksoy, "Cora Batir: A Tatar Admonition to Future

Generations" Studies in Comparative Communism Vol. XIX, Nos.
3&4  Autumn/Winter 1986; L. Branson, "How Kremlin Keeps
Editors in  Line" The Times (London) 5 January 1986) P. 1;
Martin Dewhurst  and Robert Farrell, The Soviet Censorship
(Metuchen, New Jersey,  1973); M. T. Choldin, A Fence Around
the Empire: Censorship of  Western Ideas under the Tsars
(Durham, 1985); B. Daniel,  Censorship in Russia
(Washington, 1979). 
 
 18. A. A. Divayef, Alpamis Batir (Taskent, 1901). 

 19. Gazi Alim "Alpamis Destani" Bilim Ocagi (Taskent) No.
2-  3, 18 Mayis 1923. 
 
 20. Hamid Alimcan, Alpamis destani (Taskent, 1939). Latin 
harfleri ile. 
 
 21. Z. V. Togan'in Hatiralar (Istanbul, 1969) kitabinda 
yazdigina gore, N. Katanov Altay yoresinden baptiz edilmis
bir  Sagay Turk'u idi. Ek olarak, bak: S. N. Ivanov, Nikolai
Federovic  Katanov (Moskova, 1973). 

 22. H. B. Paksoy, Alpamysh.  

This counter has been placed here on 25 February 1999

-->
Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!