DUSUNCE ISVERENI
                 H. B. Paksoy, D. Phil.

     [Yeni Forum (Ankara), dergisinin, Cilt 16, No. 315, 
     Agustos 1995 sayisinin  
     27-33 cu sayfalarinda yayinlanmistir]


     Turkiye Cumhuriyeti, 1950 ve 1960 larda "Dusunce
Iscisi" kavramini emeklilik ve saglik yasalari kapsamina
aldi.  Kamu ve ozel isyerlerinde calismakta olan Beden
Iscilerinin bu gibi korumalar altina alinmalari daha
once gerceklestirilmis idi.  Ek olarak, Beden
Iscilerinin toplu sozlesme, is-durdurma, isyeri-kapatma
ve yandas calisma duzenleri de Bulent Ecevit'in Calisma
Bakanligi doneminde yasallastirildi.  Ardindan, Uretim
Isverenleri de, Isci Dayanisma Kurumlari'nin konu'ya
yaklasimlarini yansitircasina, orgutlenmek yolunu
sectiler.  Isveren Birlikleri kuruldu, Isveren Dayanisma
Birlikleri de olusturuldu.  Isci ve Isveren kumeleri,
birbirlerine karsi, is-durdurulmasi ve isyeri-kapatma
durumlarinda uyelerinin gundelik gecim giderlerini
saglamak icin birer yardimlasma sandigi kurdular.  
     Bu durumda, Dusunce Iscileri karsisinda bir de
"Dusunce Isverenleri Birligi"ni dusuncesel olarak aramak
dogaldir.  Dusuncesel ortam, boslugu sevmez. 
Dusunceler, var olan bosluklari en kisa yoldan doldurmak
yoluna giderler.  Eger bir toplum'da "Dusunce
Boslugu"nun bas verdigi saptanir ise, diger toplumlarin
Dusunce Isverenleri, belirtilen ilk toplumdaki bu
"boslugu" en kisa yoldan, en kisa sure icinde
"doldurmak" icin calismalarini arttirirlar.  "Kale'nin
ic'ten fethedilmesinin" en acik, en az giderli, en etkin
yoludur.  
     Bu dusunce dizisinin ortaya attigi baslangic
sorulari kisaca ozetlenebilir: "Dusunce Isvereni
kimdir?"  "Dusunce Isvereninin gorevleri nelerdir?" 
"Dusunce Isvereninin amaclari ne olabilir?"  "Dusunce
Isvereni olmayan bir toplum, yasayabilir mi?"  
     Alman Imparatorlugunun kurulmasina onayak olan Otto
von Bismarck (1815-1898; basbakanligi: 1871-1890), 19cu
yuzyil'in ikinci yarisinda "Isci Sendikalarinin" Emekli
Sandiklarinin ve diger "toplumsal varlik paylasma
yontemlerinin" "kurucusu" olarak da bilinir.  Beden
Iscileri Dayanisma Birlikleri kurmak ve desteklemekle,
Bismarck, Alman imparatorlugu ve Almanlarin genel
cikarlarini gozetliyordu.  Beden Iscisi Dayanisma
Sandiklarinin olusturulmasina calisirken, Bismarck yeni
tur "Cogulcu Yonetime Katilim Birimleri" nin kurulmasi
amacini guduyordu.  "Soylu (Junker)" koken'den gelen
Bismarck'in "cogulcu yonetim" anlayisi, Bismarck'a ve
cagdasi oldugu "soylu" toplumlara ozgu idi.  O surec
icinde Alman (Imparatorluk oncesi, Prussian Kralligi)
parlamentosunda siyasi partiler arasindaki cekisme, bir
yasama tikanikligi yaratmisti.  Bismarck, "Cogulcu
Yonetim'e Katilim Birimlerinin" yontemlerinin agirlik
odagini degistirmek; kurdugu sendika, meslek odalari
vb'yi siyasal bakimdan "partilestirmek" yolu ile, Alman
parlamentosunun yasama yetkilerini etkilemek, bu
yetkileri bir yerde parlamento'nun elinden almak ve
secimleri kendi istedigi yon'e cekmek amacini guduyordu. 
     Bismarck'in, oz isteklerini tam anlami ile
gerceklestirdigi soylenemez.  Neden olarak, Bismarck'a
karsi gelen, "dengeleyici nitelikte calisan," bir dizi
Dusunce Isvereninin varligi gOsterilebilir.  Bununla
birlikte, Bismarck'in ortaya attigi gorusler, daha
sonra, 20ci yuzyilin ilk yarisinda, Alman Milli
Sosyalist (Nazi) Partisince ele alindi.  Belki de,
Bismarck'a karsi gelen Dusunce Isverenleri, uzerlerine
dusen dusuncesel gorevleri tam olarak yapmamislardi. 
Nazi Partisi yetkilileri, 1933-1945 arasi diger siyasi
partilerin kapatilmalarini ve tek parti'li yonetime
gecisi Bismarck'in daha once  --baska neden ve
amaclarla--  ortaya attigi gorusleri kullanarak
savundular.  
      Bismarck, bu atilimlari sonucu bir "Dusunce
Isvereni" olarak da karsimiza geliyor.  Buna karsilik,
Adam Smith (1723-1790) bir yonetici olmadigi halde,
yazdigi Toplumlarin Varliklari (Wealth of Nations)
kitabini yazdiktan sonra, bu kitabin diger Dusunce
Isverenleri uzerindeki genel etkileri dolayisi ile, bir
kuresel Dusunce Isvereni oldu.  Bu gibi, uluslararasi
olculebilir basarilari dolayisi ile "tek basina" Dusunce
Isvereni durumunda olan cok kisi'nin anilabilecegi
aciktir.
     Fransiz imparatorlugu, iki yuzyili askin bir sure
once "Fransiz Akademisi"ni kurdu.  Bu kurum, ogrenci
yetistirmek icin olusturulmadi.  Fransiz Akademisi'nin
amaci, bilim dallarina olaganustu duzeyde katkida
bulunmus ve dolayisi ile uluslararasi duzeyde olculecek
basari kazanmis Fransiz bilim adamlarini onurlandirmak
idi.  Bu Akademi'nin, bir yerde de, Akademi disinda olan
Fransiz Bilim Adamlarini ozendirmek, daha yuksek
duzey'de basarilara yonlendirmek icin kuruldugu
soylenebilir.  Fransiz Akademisine uye alinan kisiler,
calismalarini ya ozel kisisel gelirlerini kullanarak
elde etmislerdi, ya da universitelerde calisarak bu
sonuclara ulasmislardi.  Alman ve Ingiliz
Imparatorluklarinin da bu gibi akademileri oldugunu,
carlik Rusyasinin da Almanlardan bu akademi dusuncesini
odunc aldiklarini, Carlik Bilimler Akademisinin
kurulmasina Alman bilim adamlarinca onayak olundugunun
belgeleri ile kayit altina alindigini kisaca belirtelim. 
     Sovyetler Birligi (SSCB), kendilerine "cogunluk
(Bolshevik)" adi veren, "meslegi" "devrimcilik" olan cok
kucuk bir azinlik tarafindan kuruldu.  Bolsevikler
icinden cikan Sovyet yoneticileri, bir azinlik dusuncesi
olan "Marxist-Leninist" duzenini carlik imparatorlugu
icinde tutulan cogunlugunun uzerine "oturtabilmek,"
Sovyet duzenini yurutebilmek icin (Carlik Bilimler
Akademisi temelleri uzerine), Sovyet Bilimler
Akademisini kurdular.  Bu akademi'ye bagli Dogu
Bilimleri Enstituleri, yaklasik iki yuzyildan beri
calismalarini surduruyordu.  Rus ad'i tarihte (Annales
Bertiniani)  ilk olarak 9/10cu yuzyilda gecer. 
Rus/Sovyet Dogu Bilimleri Enstituleri, yaptiklari
yayinlarda,  calismalari sonucu ortaya cikan Turklerle
ilgili temel bilgileri saklamaya cabaladilar:  Annales
Bertinianinin yazilmasindan yuzyillar once Turkler'in
Asya'ya yayilmis buyuk hanliklari vardi; Turklerin Orhon
Yazitlarinda ornegi gorulen ve kendilerine ozgu yazi
duzenleri bulunuyordu.  Daha sonra, Turk hanliklari,
Ruslari yonetimleri altinda da tutmuslardi.  Rus/Sovyet
Bilimler Akademi'si bu ozetlenen gercekleri "unutmaya"
ve dunya'ya "unutturmaya" calistilar.  Turkistanli
Turklerin  "tarihlerini yazarak," bu toplumlarin
Rus/Sovyetlerle "oz istekleri" ile "birlestiklerini;"
Ruslar Orta Asya'ya 18-19cu yuzyillarda ordulari ile
girince'ye kadar Turklerin "yazili dilleri" olmadigini;
Rus/Sovyetlerin Orta Asyalilara "alfabe," "maya"
verdiklerini; "Rus agabey'inin" Turkistanli Turkleri
"barbarlik" tan uzaklastirdiklarini ve
"uygarlastirdiklarini" da ileri surduler.  Rus/Sovyet
Bilimler Akademilerinin ileri surdugu bu "goruslere"
karsi gelenlere Sovyet Bilimler Akademileri uzmanlarinca
degisik ve "kinayici" "adlar" takildi.
     Sovyet Bilimler Akademisi, Ikinci Dunya Savasi
sonrasi Sovyet ordusunca tutsak edilen Alman bilim
adamlari yolu ile uzay bilimlerinde basari kazandi,
yapma uydulari dunya yorunge'sinde dondurdu; buna
karsilik, Lyssenko ve Marr gibi kisileri de el uzerinde
tuttu.  SSCBnin tek yoneticisi olan Stalin'in (Joseph
Vissarionovich Chugashvili, 1879-1953) gozdesi durumuna
gelen bu kisiler ise, daha da yuksek duzeyde dunya'ya
tanitiliyorlardi.    Marr, butun dunya dillerinin dort
Rusca sozcukten kokenlendigini ileri surdu.  Lyssenko,
Sovyet "dusuncesi"nin "yasam bilimlerinin tek kok'u"
oldugunu savundu.  Sovyet Dusunce Isverenleri, Bilimler
Akademisi'ni "ayakkabi cekecegi" gibi kullanarak, Marr
ve Lysenko'nun yaptigi gibi, on yargili dusunceleri
sonuclari onceden belirlenmis Marxist-Leninist dusunce
"kap"larina sigdirmaya calistilar.   Ustelik, bir "bilim
adami"nin Sovyet Bilimler Akademisine uye olabilmesi
icin SSCB Komunist (Turkistan'da "kenges" olarak
bilinir) parti'sine uye olmasi, en ust duzey Sovyet
yoneticilerince "siyasi bakimdan guvenilir" bulunmalari
gerekiyordu.  
     Fransiz, Ingiliz, Alman, Rus/Sovyet
imparatorluklarinin ulusal duzeyde akademi kurmalari ve
kendi yurttaslarini uluslarasi duzeyde yarismalar
kazandirmaya ozendirmesi, "devlet" in Dusunce
Isverenligi midir?  Yoksa, adi gecen uluslar yalnizca
basarili olan oz yurttaslarini odullendirmek istegi ile
mi bu adimi atmislardir?  Bu aci'dan, ornegin,
Rus/Sovyet Bilimler Akademileri ne denli "basarili"
olabilmistir?  
     Japonlar, yukarda verilen orneklerin tersine, Bilim
Akademileri kurmadilar.  Universite ve ozel kuruluslar
bunyelerinde gorev yapan Japon bilim adamlari, ortaklasa
ve birbirlerine yordam vererek, onceden saptadiklari
duzenli sonuclara  --saptadiklari cizelgeler icinde-- 
ulasmasini bildiler.  Basarilarini, birlikte calisarak
kazanmayi surduruyorlar.  
     20ci yuzyilda Londra'da bir kume Ingiliz yurttasi,
ozel kisi olarak, gecimlerini saglayan gundelik islerini
birakmadan, birbirlerinin evlerinde toplanmaya
basladilar.  Londra'da oturduklari mahallenin adindan
esinlenerek taninan bu kume, ozel gorus ve dusuncelerini
kisisel ve kumesel olarak kagida doktu, yayinladi. 
Bloomsbury Group dusunce calismalari, Ingilterenin ve
diger Avrupali devletlerin yonetimlerine etki yapti.  
     "Isa'nin dogum gunu" olarak kutlanan Christmas,
Aralik ayi sonuna denk gelir.  Hristiyanlik oncesi Roma
imparatorlugunun, yilin degisik gunlerinde yer alan
belirli Senlikleri ve Solenleri var idi.  "Isa'nin dogum
gunu," eski Roma senliklerinin birinin saldigi "kok"
uzerine, Hristiyan kilisesince, "nasilsa toplum her yil
"o" gun solen yapmakta; aliskanlik ile bu yeni
kutlama'yi da yapar" dusuncesi ile, sonradan
"asilanmistir."  Hristiyan Dusunce Isverenleri, bu eylem
ile Roma dinlerini  --Hristiyanlik din'i yararina-- 
ortadan kaldirmaya calisiyorlardi.  Londra'daki Royal
Society, Ingiltere ve Avrupanin en ileri gelir dogal
bilimler birliklerinden biridir.  Her yil, "Isa'nin
Dogum Gunu" dolayisi ile, Royal Society uyelerinin
birince, Royal Society Christmas Lecture (Isa'nin dogum
gunu[nu kutlayici] ders[ler]) verilir.  Bu dersler'in
din ile uzaktan-yakindan iliskisi yoktur.  Ingiltere'nin
en-yeni kusagini, genc yas'ta dogal bilimlerle
tanistirmak amacini guder.  Bu dersler TV yolu ile de
genel olarak toplum'a aktarilir.  Royal Society, bir
Dusunce Isverenleri kumesi olarak toplum'a katkida
bulunur.  
     Goruldugu gibi, Dusunce Isvereni degisik kimlikli,
amacli ve kaynakli olabiliyor.  
     Neden bu kadar kisi yasamlarini bilerek-istiyerek
guclestiriyor, diger islerini ve dunya zevklerini bir
yana birakarak bir Dusunce Isvereni olmak icin bilincli
olarak calisiyor?  Bu soru'ya karsilik verebilmek icin,
ek sorular'a gerek var:  "Dusunce" nedir?  Dusunce
"yontemleri" nelerdir?   Dusuncenin "amaclari" nasil
saptanir?  "Susadim.  Bir bardak su iceyim" diye
"dusunen" bir kisi, Dusunce Isvereni midir?  Gunluk TV
yayinlarina bakip, ozel olarak yorum yapan bir kisi
Dusunce Isvereni olabilir mi?  Eger bu kisi bu
yorumlarini yazip, gazete ya da TV de yayinlatabilse, bu
ozel kisinin dusunceleri Dusunce onderi olabilir mi?  
     Bir kisi'nin Dusunce Isvereni olabilmesi icin
"diplomali" olmasi gerekir mi?  1919-1924 Turk
Bagimsizlik Savasi basladiktan sonra, Osmanli doneminde
imzalanan anlasmalar cercevesinde, Erzurum'a bir
uluslarasi gozlemciler kumesi gelir.  Erzurumlularla,
Turkce bilen cevirmenler yardimi ile konusmaya
calisirlar.   Gozlemcilerin bas'i, "...siz Turkler
buralara [kucuk Asya'ya] hem yeni geldiniz, hem de
azinlik durumundasiniz..."  turunde soz eder.  Erzurum
belediye baskani bu sozleri duyar, karsilik verir:
"...Bey, Erzurum'un olusu de, dirisi de Turktur; gidip
mezar taslarina da bakalim..."   Bu Erzurum belediye
baskaninin okuma-yazmasi bile yoktur; buna karsilik,
uluslararasi duzeyde yuksek egitim gormus ve olculur
basari kazanmis, dusunce kullanan kisileri yenmesini
bilmistir.  Dusunce ve anlatim yeteneklidir.  "...Bey,
Erzurum'un olusu de, dirisi de Turktur; gidip mezar
taslarina da bakalim..." bulusu ile, tam anlami ile
Dusunce Isvereni olmustur.  Bu ornek (ayrintilari, 1919-
1924 Turk Kurtulus Savasi komutanlarindan Kazim
Karabekir'in Istiklal Harbimiz kitabindadir), ikinci
basamakta da dusundurucudur.  Eger Erzurum
mezarliklarinda mezar taslari Turkce olmasa idi, ya da
bu mezar taslari-mezarliklar (gunumužde Sirplar-
Bosnaklar arasinda yer aldigi gibi) Erzurum'u kisa bir
sure once isgal altinda bulunduranlarca  --tarihi silmek
icin--  ortadan kaldirilmis olsa idi, bu gorus gecerli
olabilirmiydi?  
     Buna karsilik, en yuksek duzeyde egitim gormus
kisilerin, soluk alir gibi, el-ile-tutulur-goz-ile-
gorulur bir is yapmadan, kendiliklerinden Dusunce
Isvereni olabilecekleri de on'e surulebilir mi?  
Karsilik diger bir soru: Belgeleri ile bir dusunce ileri
suren bir kisi, bir dusunce'yi ileri surdugu gun
"basarili" sayilip el uzerinde tutulur mu?  Ingiliz
bilim adami Darwin (1809-1882), Evrim'in Kokenleri
(Origins of Species) baslikli kitabini yazdiktan sonra,
Ingiliz (Anglican) kilisesinin en yuksek basamak
uyelerince "cehalet"le, "Allahsizlik"la suclanmis,
yargilanmis idi.  Aradan bir sure gectikten sonra,
"Yanlis hesap Bagdat'tan doner" deyimini andirircasina,
Darwin'in gorusleri belirli toplumlar icinde kok saldi
ve bir bolum dogal bilimlere temel oldu.  
     Darwin'in ardindan giden bir kume Dusunce Isvereni
de, "Toplumsal Darwincilik" dusuncesini ileri surerek,
toplumlarin "orman kanunlari" cercevesinde
yasadiklarini, ancak dusuncesel ve beden bakimindan en
saglam ve guclu olan toplumlarin yasamlarini
surdurebileceklerini vurguladilar.  19cu yuzyil
sonlarinda, bu "Toplumsal Darwincilik" ABD Dusunce
Isverenlerinin temel kuramlari arasina girdi.  Bu arada,
Galileo'nun (1564-1642) da, bilimsel buluslarinin
Katolik kilisesi temel inaclarina aykiri geldigi icin,
yargilandigini ve evine hapsedildigini unutmayalim.  Bu
olay uzerinden 300 yil'i askin bir sure gectikten sonra,
Vatikan Katolik kilisesi ruhanileri Galileo'nun bulus ve
goruslerinin dogru oldugunu, yargilanmasinin yanlis
oldugunu acikladilar.  Bir Dusunce Isvereni daha
"aklanmis" oldu.  "Gec olsun da, guc olmasin."
     Bilindigi gibi, Karl Marx (1818-1873) Almanya'da
dogmus ve Yahudi inanclidir.  Doktora calismalarini
Alman universitelerinde yapmistir.  Doktorasini
bitirdikten sonra,  dusunce ve yazilari gunundeki Alman
okuyucularini (Almanlarin, "Alman olmayanlara" karsi
tutumlari dolayisi ile de) "kizdirmis" oldugundan
Ingiltere'ye goc etmisir.  Marx, Londra'da, babasi bir
kumas uretim evi sahibi olan Friedrich Engels'in (1820-
1895) surekli para yardimi ile yasamistir.  Ingiliz
Ulusal Kutuphanesinde yazi calismalarini surdurmus,
kendinden once yasamis olan Dusunce Isverenlerinin
yayinlanmis yazilarindan, ozellikle Sir Thomas More
(1478-1535)un Utopia ve Plato (Isa'dan once ?427-
347?)nun Republic kitaplarindan esinlenmis, okuduklarini
butunlestirerek (Engels ile birlikte, Almanca olarak)
Komunist Manifestosu'nu yazmistir.  "Proleter
Diktatorlugunun" Almanya'dan baslayacagina derin inanci
var idi.  Ruslari oldukca olumsuz acidan elestiren
goruslerini kagida dokmus, yayinlamistir.  Ancak, Ruslar
Marx'a basvurup, uluslararasi Komunist birliginde
Ruslari temsil etmesini isteyince, Marx bu gorevi
direnmeden  ustlenmistir.  Marx, Komunist
Manifestosunda, her insanin ihtiyacinin yalniz devlet
eliyle, "Toplum'un ortak geliri ile" karsilanmasini
savunmustur.  Buna karsilik, Marx kendi cocuklarini
(kizlarini) ozel okullara gondermek icin Engels'den ek
para isteyen mektuplar yazmis, ozel okullarda
okutmustur.  Ozel yasamindaki celiskilere karsin,
Marx'in dusunceleri "din duzeyine" yukseltilmis,
ardindan yuruyen pek cok "havari" bulmustur.  
     Butun dusunceler, kiyamet gunune kadar yasamak
yetenegindedir.  Kisiler olur.  Dusunceler ise,
ozellikle yazili ve basili olarak ortaya atildiktan
sonra, pek kolay ortadan kaldirilamazlar.  Marxizm de bu
kapsamdadir.  Marx oldukten sonra, Marx'in ortaya attigi
kavramlar  --ornegin "proleter diktatorlugu" ilkesi-- 
uyarinca kurulan SSCB (1924-1991?), Marx adini (Roma
imparatorlugunun uygulamalarindan esinlenerek) degisik
sehirlere, universite ve okullara vermis, Marx adina
arastirma enstituleri kurmustur.  Kisacasi, Marx (gene
Roma imparatorlugunda bulunan ornekleri gibi)
tanrilastirilmis, Marx adina SSCB tarafindan bu
yollardan degisik "tapinaklar" dikilmistir.  Marx'in
ortaya attigi komunist kavramlar SSCB devlet organlari
eliyle, Lenin (Vladimir Ilich Ulyanov, 1870-1924) ile
baslayarak, diger ulkelere "dusunce disi guc kullanmak"
yolu ile de ihrac edilmis, degisik ulkelerde
uygulanmistir.  Bu "ihracat" icin Beden Iscileri
Birlikleri de  "Dunya Iscileri, Birlesin;
Zincirlerinizden Baska Kaybiniz Olmayacaktir" gibi
deyimlerle, komunizm'e karsi gelen toplumlarin Dusunce
Isverenleri ile "vurusturmak" yolu aranmistir.  Bu
vurusma'nin "dusuncesel" ortamdan cok, sokaklarda ve
silahli olarak yer almasina da calisilmistir.  Lenin de
oldukten sonra, sirasi geldigi icin, "tanrilastirildi."  
SSCB'ye devlet konugu olarak gelen diger devlet
baskanlari bile, icinde Lenin'in govdesinin kalintilari
bulunan, Moskova'nin Kizil Meydanindaki "Lenin bas
tapinagina" goturulerek "SSCBnin kurucusu'nun saygisi'na
ani" adi altinda "tapinmaya" zorlandilar.
     Gunumuzde SSCB "imparatorlugunun" "coktugu" ya da
ortadan kalktigi soyleniyor.  Dogru olabilir.  Bununla
birlikte, SSCB'nin kurulmasina dolayli olarak da olsa
onayak olan Marx'in (ve, Lenin'in) dusuncelerinin
ortadan kalktigi soylenemez.  Marx ve Lenin'e dikilmis
butun tapinak ve heykelleri ortadan kaldirilmis olsa
bile, onayak oldiklari olaylar ve ortaya attiklari
dusunceler diger Dusunce Isverenlerini calistirmaktadir. 
Bu da, Dusunce Isverenlerinin birbirleri ile surekli
olarak  --oldukten sonra bile--  dusunce yaristirmayi
surdurmekte olduklarini gosterir.  Ayrica, SSCBnin
kurulmasi da, "cokmesi" de, yalnizca Ruslarin Dusunce
Isverenlerine mi dayalidir?  
     Amerikan gulduru yazari Mark Twain (Samuel Clemens;
1835-1910) bir gozlemde bulunmustur:  "[Atilimlari]
basarili oluncaya kadar, bir kisinin dusunceleri [ve
yontemleri] delilik olarak gorulur" (A man is a crank,
until his ideas succeed).  Ingiltere'nin Cambridge
universitesi muhendislik bolumu ogrenci dernegi de, 1980
lerde Mark Twain'in bu gorusunu odunc alip, kendilerini
tanitici bir deyim turettiler:  "Bir devrim, bir
deli'nin atilimi ile baslar" (A revolution starts with a
crank).  Bu iki deyimde de kullanilan, "crank" turkce'de
"kolcak" anlamindadir: bir "aygit"in "donmeye
baslamasini" saglamak icin kullanilir; kullanim amaci,
"cevirerek bir aygit'in 'devrim' ('devrilmek') yolu ile
donmeye baslamasini" gerceklestirmektir.  Kahve
degirmeninin kol'u da bu kolcak (crank) turundedir. 
Eskiden, icten yanma motorlu araclarin "calistirilmaya"
baslanmasi da "kolcak" kullanilarak, insan gucu ile
saglanirdi.  Ek olarak, "crank," deli, sinirli, ya da
"huysuz" kisi anlamina da gelir.  Kolaylikla
gorulebilecegi gibi, Ingiliz ogrenciler, bir soz oyunu
yolu ile hem dogal bilimleri dusunce bilimleri ile
birlestirmekteler; hem de, dusuncelerin bir taban'da,
ortak-bolen duzeyinde, ortak degerleri paylastigini
ortaya koymak istemislerdir.  
     Konu ile ilgili gosterilecek ornekler diger
acilardan da surdurulebilir.  Turk Dusunce Isvereni Omer
Seyfettin (1884-1920), Osmanli imparatorlugunun 1911-
1912 savasi sirasinda yazdigi bir yazisinda, pirelerin
onem ve gereginden soz eder.  Seyfettin, bu yazisi ile 
"pireler olmaz ise, kopekler uyusuk kalirlar.  Pire
isirdikca, kopek ayaga kalkip pireleri uzerinden atmaga
ugrasir," "boylelikle uyusukluk gaflet ve dalaletine
dusmekten kurtulur" gorusunu one surer.  Seyfettin'in
gulduru yolu ile ile yazisinda anlatmaya calistigi
gercek de kisaca: bir toplum, "bas'ina gelen agrilari"
iyi etmek yoluyla "arilasir."  Once varligini, sonra da
bolunmezligini korumak yolunda adim atar.  Cunku, bir
toplum'un bolunmesi, o toplum'un ortadan kalkmasinin ilk
basamagidir.
     Dusunce Isvereni yetistirilebilir mi, yoksa Dusunce
Isvereni yalnizca anadan dogma Dusunce Isvereni midir? 
Bir kisinin, dogustan ne kadar Dusunce Isverenligine
yatkin olup-olmadiklarini bugun bilemiyoruz.  Kalitim
bilimcileri, bir kisinin dogmadan once, ilerde ne gibi
bir yasam surecegini saptamak yontemlerini gunumuzde
arastirmaktadirlar.  Kalitim bilimciler ugraslarini
surdure-dursunlar, goz ardi edilemeyecek gercekler
vardir.  Bir toplum yasamini surdurmek istiyor ise,
Dusunce Isverenleri yetistirmekle gorevlidir.  Ancak
egitim yolu ile Dusunce Isvereni yetenekleri en yuksek
duzey'e cikarilabilir.  Dusunce Isverenleri, oz
varligini bilen, bu varligi yasatmak ve dunya duzeyinde
gelistirmek isteyenler arasindan cikacaktir.  Bu bir
"eleme"dir.  Yalnizca bir tek ayak-topu takimi en ust
duzeyde basarili olacaktir, birinci gelecektir.  Dusunce
Isverenleri, dunya duzeyinde yarismalara katilmakla
sorumludurlar.  Her gun, uzerinde calistiklari konularda
sinavdan gececeklerdir.  Bu tur yarisma dogaldir, dunya
duzeninin gerceklerindendir.  Butun toplumlar, bu
yarismaya katilacaklardir.  Baska secim yoktur.
     Bir Dusunce Isvereni basagrisi cekmeden is
yapabilir mi?   ABD baskani Harry Truman (1844-1972;
baskanligi: 1945-1953), 1948 yilinda ABD Demokrat
Partisi Baskan adayi idi.  Truman bir secim konusmasi
yaparken, siyasal dusunce karsit'i olan Cumhuriyetci
Partililerin yapmadiklarini, yapmaktan kacindiklari
isleri ozetler.  Secmenlerden biri Harry Truman'in
soylediklerini begenir, ve dinleyici toplulugu icinden
Harry Truman'a seslenir:  "[Sana] karsi gelenlere
cehennem azabi cektir, Harry"  (Give them hell, Harry). 
Harry Truman karsilik verir:  "Ben gercekleri
soyluyorum.  Bana karsi gelenler, bunu cehennem azabi
olarak goruyorlar" (I tell the truth, they think it is
hell).  Truman, bu secim'i kazandi.  Truman'in gorev
suresinin bitmesinden sonra, Cumhuriyetci parti'den olan
Eisenhower (1890-1969) ABD Baskan'i (1953-1961) secildi. 

     Bir toplum oz yonetimine ilgi gostermez, oz
yonetimine ozen ile katilmaz ise, bu vurdumduymazligi
sonucu basina geleceklere sorgusuz ve yakinmasiz
katlanmak durumundadir.  Toplum, oz yonetimine katilmak
icin de, bilgi edinmelidir.  Hastaliklari onlemek icin
asi yapilir.  Cicek hastaligina karsi yapilan asi
yontemi Turkler tarafindan gelistirilmis [Ingilterenin
Osmanli imparatorluguna yolladigi Buyukelcisinin karisi
olan Lady Mary Wortley Montagu (1689-1762) tarafindan
once Ingiltere'ye] sonra da dunya'ya yayilmistir. 
Bilindigi gibi, cicek asisi, cicek hastaligina
yakalanmis bir kisi'den [hastaligin gostergesi olan
"cicek"ten] alinacak hastalikli bir doku'yu, bu
hastaliga yakalanmamis bir kisinin bunyesine katistirmak
ile yapilir.  Amac saglam kisi'yi hasta etmek degildir;
cicek hastaligina yakalanmamis kisinin cicek hastaligina
bagisiklik kazanmasina yardimci olmaktir.  Bu yontem,
dusunce savaslari icin tam anlami ile gecerlidir.  Bu
gorus bir "aldatmaca" degildir:  Dusunceler dunya
uzerinde surekli olarak birbirleri ile savas ederler. 
Once, oz varligini bilen, saglikli bir toplum ile is'e
baslanilir.  Bu toplum'u "dusunce" yolu ile gelebilecek
"toplumsal hastaliklara" karsi asilamak icin,
dusuncelerin kokenleri arastirilir.  Bu tur "toplumsal
hastaliklarin" nedenleri ve sonuclari yazili olarak
topluma aktarilir.  Ogrenilmesi gerekli veriler bulunur,
uygulamaya konulur.  Toplum da boylelikle "asilanmis"
olur.   Bu tur isleri yapmak da Dusunce Isverenlerinin
gorevidir.  
     Cicek asisi konusunda Turkler, toplum olarak
Dusunce Isverenidirler.  Ancak, bir tek Turk Dusunce
Isvereni ya da Dusunce Isvereni kumesince, Turk
toplumunun ya da bir Turk Dusunce Isvereninin bu
basarisi ayrintilari ile belgelenmemistir; dunya'ya
genis kapsamda yazili-basili olarak sunulmamistir.  Turk
toplumunun Cicek Asisi gibi, insanlari ve dunya
sagligini yakindan ilgilendiren bu Dusunce Isverenligi
belgelenip dunya'ya sunulmaz ise ne olur?  "Varligi" 
bilinmeyen, basarili oldugu anlatilmayan bir toplum,
"var" olabilir mi?  
     18 ve 19cu yuzyillarda Fransiz Dusunce Isverenleri
buyuk capta calismis, olaylar baslatmislardir.  Bunlarin
arasinda Fransiz Devrimini gorebiliriz.  1789 Fransiz
Devrimi en az iki bakimdan onemlidir  1) "cogulcu" ile
"tek yonetici"  devlet anlayislari arasindaki cekisme; 
2) "tek kutsal kitab'a dayali dunya gorusu" ile "din'in
tek basina egemen olmadigi" dusuncelerine dayali yonetim
duzenleri arasindaki yaris.  Fransiz Devriminin kokunde
yatan dusunce akimlarinin kaynaklari arasinda ozellikle
Alman Dusunce Isverenlerinin calismalari vardir. 
Fransiz Dusunce Isverenleri, Alman Dusunce
Isverenlerinin calismalarindan genis olcude
yararlandilar; bilgi alis-verisinde bulundular. 
Birbirlerinin ulkelerinde konuk olarak oturdular,
universitelerinde de okudular.  Bununla birlikte,
Fransiz-Alman Dusunce Isverenleri, birbirlerinin
ardindan koru-korune gitmiyorlardi.  Fransiz Dusunce
Isverenleri, Fransiz dil'ine buyuk onem veriyorlar,
dusuncelerini duzgun Fransizca kullanarak
gelistiriyorlardi.  Dil, bir tolum'in mayasinin
arilastirilmasi ve gelistirilmesi icin de en onemli
gerectir.  Fransiz Dusunce Isverenleri, gerekli "asi" yi
aldiktan sonra, gelistirdikleri dusunceleri Fransiz
gerceklerine Fransizca aktarmis, uygulamislardi.  
     Yeni dusunce buluslari icin yeni sozcukler
yaratilmasi dogaldir.  Diller egitim yolu ile gelisir. 
Her toplum'in Dusunce Isverenleri, yeni dusunce yontem
ve kavramlarini, oz toplumlarinin diline, toplumlarinin
anlayacagi deyimler kullanarak aktarmakla da sorumludur. 
Alman Dusunce Isverenleri, en az Fransiz Dusunce
Isverenleri kadar bu konulara onem vermisler, yeni
olusan dusunceleri aciklayabilmek icin Almanca deyimler
yaratmislardir.  Sozcuk ve kavramlari oldugu gibi, su
katilmamis bicimde, diger dillerden "odunc almak" ne
denli dogrudur?  Sorgusuz odunc alinan sozcukler sonucu
gelismeyen bir dil de, calismayan beden gibi
gucsuzlesir.  Dil'i olen toplum'un gelecegi ne olabilir? 
Karmasik dil kullanmanin, bilgi'nin, dusunce
yeteneginin, ve egitim'in gostergesi olmadigini Omer
Seyfettin de biliyordu.  Kolay anlasilir yazi ve konusma
dil'inin, kisinin egitim'in en yuksek basamaginin
gostergesi oldugu inancinda idi.  Bu yuzden Seyfettin,
ari Turkce atilimina katilarak Turkce'nin
gelistirilmesine calisiyordu.  O kadar ki, bir gun
"lugat paralayarak" "agdali" konusan bir meslektasina,
arkadas toplulugu icinde cikismis idi:  "Cancagizim,
neden oyle sozluk gibi konusuyorsun?"  Ingiltere'nin
1980lerdeki basbakan'i Lady Margaret Thatcher, "Eger bir
yazi kolay okunuyor ve aktardigi bilgiler iyi
anlasiliyor ise, yazarinin da olgun oldugunu gosterir"
demekle, Seyfettin'in gorusune de katilmistir.
     Fransiz Devrimi Fransa icinde hizini alip yerine
oturduktan sonra, Fransiz toplumu ve Fransiz aydinlari,
dunya duzeyinde etkilerini gostererek dunya capinda
Dusunce Isverenleri durumuna geldiler.  Gene eklenmesi
gerekir ki, Fransiz Devriminin temelinde yatan
dusunceler, Amerikan Devriminden (1776) de buyuk olcu'de
etkilenmistir.  (Ayrica, gunumuz Fransiz sarap-uzumu
asmalarinin da tarimsal koken olarak "asi"li, "Amerikan"
oldugu bilinir).  Amerikan Devriminin ilkeleri Paris'e
Amerikali Dusunce Isvereni Benjamin Franklin (1706-1790)
ve Amerikan Devriminde Amerikalilar yaninda carpisan
Fransiz soylusu La Fayette (1757-1834) yolu ile de
gelmisti.  Fransiz Devrimi, ayrica, diger Avrupa kokenli 
(ornegin, Italyan)  Dusunce Isverenlerinin katkilari ile
de  etkilendi.  Dusuncelerin sinir tanimadigini en iyi
gosteren orneklerden birini daha boylece gormus
oluyoruz.  Unutulmamasi gerekir ki, butun bu orneklerde
yer alan olaylar, Dusunceleri yaratan Dusunce
Isverenlerinin ana dillerinde yazilmis idi.  Bu Dusunce
Isverenleri, birbirlerinin dillerini cok iyi
biliyorlardi, bu dillerde uluslararasi duzeyde yazisip
yayin yapiyorlardi; ama, toplumlari icin, oz dillerini
yenilikleri ile birlikte kullaniyorlardi.  Ayrintilari,
gunumuzde ABD Kongre Kitapligi Baskan'i olan, daha once
universite ogretim uyeligi yapan James Billington'un
yazdigi Fire in the Minds of Men kitabinda
belgelenmistir.  
     Fransiz Dusunce Isverenlerinin dusunceleri basildi,
yayinlandi.  Basilan bu dusunceler, diger dillere, bu
arada 19cu yuzyil icinde Turkce'ye de aktarildi. 
Tanzimat (1839-1876? 1909?), dolayisi ile Osmanli
devleti icindeki "yenilesme" calismalari uzerinde etki
gosterdi.  Tanzimat'in kokenleri tartisilabilir; bu
akim'in kendi basina tam anlami ile basarili oldugu
soylenemez.  Turk atasozu: "Sokma akil, dokuz adim
gider."  Abdulhamid II (1842-1918) 31 Mart Olay'i
sonrasi Selanik'ten yol'a cikan, icinde Mustafa Kemal
(1881-1938) ve Omer Seyfettin gibi subaylarin da
bulundugu Hareket Ordu'sunca 1909 da taht'tan
indirilinceye kadar, Tanzimat'in getirdigi yeniliklerin
cogunlugunu sondurebildi.  Bununla birlikte, 1919-1924
Turk Kurtulus Savasinin basini cekenler, "Tanzimat"
surecinde ozellikle Istanbul'da kurulan okullarda
okudular, ilerde yapacaklari atilimlarin kokunde yatan
dusunceleri bu okullarda mayalandi.  Abdulhamid'in
"sondurme calismalari" bir yerde basarisiz kaldi;
dusuncelerin olumsuzlugunu gene vurgulandi.  Aci'yi
toplum cekti.  
     Gunumuzde toplum onderleri arasinda sayilan, yuksek
egitim gormus diplomali kisiler icinde, "politika'yi
partiler yapar, ben karismam" tutumlu olanlari yok
degildir.  Toplumlar, tarih boyunca bagimsizlik kazanmak
icin ugrasmislardir.  Amerikan, Fransiz Devrimleri bu
istegin birer gostergesi oldugu gibi, bu yondeki
gunumuz'e en yakin ornekleri Ikinci Dunya Savasi sonrasi
Dogu Avrupa ve SSCB icindeki tutsak kalan uluslar
vermistir.   Bu toplumlar, tek bir kisi  --ornegin,
Hitler--  ya da kucuk bir yonetici kumesinin toplumlari
"kaba guc yolu" ile yonetiminden   --ornegin, SSCB
Politburosu--  siyrilmak, yonetimi oz ellerine almak
icin vurusmuslardir.  Bu da, "politika'yi siyasi
partilerin eline birakmak" ile gerceklesmemistir.  Adi
uzerinde oldugu gibi, "Cogulcu Yonetim," toplum
bireylerinin yonetime katilarak, yonetimi ellerine
alarak yapabilecekleri bir istir.  Bu isten, "oz
yonetimine olumlu acidan katilmaktan" kacinanlar,
boyunduruk altinda yasamakla yukumludurler.  Bu "olumlu
atilim"in ne olacagini, toplum ve kisiler oz mayalarina
bakarak, toplum'u olusturan ortak mayalari uyarinca
sececeklerdir.  "Maya"siz olan toplum yasayabilir mi?  
1776 Amerikan Bagimsizlik Duyurusu (Declaration of
Independence) Philadelphia sehrinde yazilirken, Benjamin
Franklin de bu ugras'a katilanlar arasinda idi.  23
Nisan 1920 de, Ankara'da yeni kurulan TBMM de oldugu
gibi, Amerika'da yeni kurulacak yonetim duzeni'nin ne
olacagi onceden belirlenmemis idi.  Bir kesim, George
Washington'un "Kral" olmasini ongoruyordu.  Sonuc,
Amerikan toplum'unca dort goz ile beklenmekte idi.  Son
toplantidan cikan Benjamin Franklin'in yol'u, bir hanim
tarafindan "[Duyuruda kesinlesen] Yonetim duzeninin
niteligi nedir" sorusu ile kesilir.  Franklin karsilik
verir:  "Cumhuriyet, hanimefendi; eger
koruyabilirseniz."  
     Eger bir toplum oz mayasina dayali dusunceleri
uretemez, oz mayasina dayali Dusunce Isverenleri
yetistiremez ise, o toplumun gelecegi ne olacaktir? 
Gelismelerin yer almasi kacinilmazdir.  Yalnizca bir
dil'den digerine ceviri yapmak yolu ile Dusunce Isvereni
olunabilir mi?  Bir toplumun Dusunce Isverenlerinin
ortaya attigi dusuncelerin diger dillere de cevrilmeleri
gereklidir, onemlidir.  "Asi yapmak" yonteminin bir
parcasidir.  Bir toplum'un oz Dusunce Isverenleri,
Dusunce ve goruslerini dunya duzeyinde ve dunyanin en
cok konusulur dillerinde de "tercume 'kokmayan' duzende"
yayinlarlar.  Yoksa, Dusunce Isverenleri birbirleri ile
baska duzeyde nasil tartisacak, anlasabileceklerdir? 
"Egitilmis" ve "mayali" "koklu" olduklarini bu yoldan
"gostermelidirler."  Mayasi bozuk, ya da "mayasi
olmayan" kisiler ne denli basarili olabilir,  saygi
gorebilir?  Birlesik Krallik Dusunce Isvereni Edmund
Burke (1729-1797) bir toplum'un kurumlarinin, o
toplum'un genel egitim ve varliginin duzeyini ve
niteligini gosterdigini de vurgulamis, eklemistir: "bir
toplum'un ucuruma yuvarlanmasi icin, yalnizca o toplum
bireylerinin [su'ya-sabun'a dokunmamak istegi ile] hic
bir is yapmamasi yeterlidir."   
     Muzik te, bir toplum'un ana kurumlarindan biridir,
maya'sinin temel taslarindandir.  Mustafa Kemal Ataturk,
"Bir toplum'un dunyadaki gelisemeleri anlayabilmesi
icin, muzikteki degisiklikleri saptamasi gerektir"
demistir.  Ataturk'un bu gorus'unun ilk bakista
gorulmeyen derinligi vardir.  Muzik, bir toplum icindeki
"yon dalgalanmalarinin," "maya savaslarinin"
gostergesidir.  Bir toplum'un, diger toplumlarin
ezgilerini oldugu gibi oz maya'si icine alir ise, sonuc
ne olur?  Toplum, begendigi ezgilerin koklerini ve
niteliklerini de yakindan bilmelidir.  Maya'sinin ne
gibi etkenler altinda kaldigini, ne gibi yonlere
gittigini, bu etkilerin nereden geldigini bu yol'dan da
anlayacak, belirleyecektir; sonuclar cikaracaktir, yeni
atilimlara girisecektir.  
     Bir Dusunce Isvereni'nin ortaya attigi (yeni ya da
eski) "Dusunce"nin genel olarak toplum'a "yararinin"
degerlendirilmesinin yapilmasi kacinilmazdir.  Ince-
eleyip, sik-dokuyarak, "Dusuncelerin" diger veriler
isiginda toplum'a yarar-zararlari yazili olarak
karsilastirilir.  Bir dusunce'nin toplum'a "yarar" ya da
"zarar"inin olup-olmadigini anlayabilmek icin, toplum
once oz amaclarini ve maya'sini bilmelidir.  Dusunce
Isverenlerinin en onde ele almasi gerekli olan is,
toplum'a sozculuk etmeleridir; toplum'un dunyada yer
almakta olan olay ve gelismeleri anlamalarina yardimci
olmaktir.  Dusuncelerin "iyi" ya da "kotu" olarak
ayirimlarinin yapilmasindan daha cok, dusuncelerin
tartismalarinin yapilarak ayrintilarinin anlasilmasi
daha onemlidir.  Bu yol, "Asi yapmaya" bir baska yon'den
de yardimci olacaktir.  Ancak, bir de hastaligin bas
vermesine neden olacak ortamlari da ortadan kaldirmak
gerekir.  Yalniz, ornegin, kolera'ya karsi asi yapmak
yetersizdir.  Kisa sureli bir "cozum"dur.  Uzun sureli
calisma olarak, kolera'nin patlak vermesini onlemek
gerekir; calisir lagimlarin dosenmesi ve lagimlarin
getirdigi akintilarin temizlenmesi icin aritma
kuruluslarinin yapilmasi kacinilmazdir.  Dusuncelerin
yazili olarak degerlendirilmesi, basim-dagitim yoluyla
bu degerlendirmelerin acikca topluma aktarilmasi, bir
toplum icin "iyi" ya da "kotu" secimlerinin yapilmasinin
en uygun yoludur.   Yeter ki, toplum'un Dusunce
Isverenleri bu gorev'i yerine getirebilecek yetenekte
olsun.
     Dusunce Isvereninin varligi ve gucu, topluma yapmak
istedigi katkidan oteye gidebilir mi?  Neden bir kisi,
ya da kume, Dusunce Isvereni olmak icin varligini
harcasin?  Toplum'a olan sorumluluk gereginden mi,
yoksa, kisisel olarak elde edebilecegi "kazanc" tan mi?  
"Bu kazanc"  ne olabilir?  Bu tur sorular da o kadar
onemli degildir.  Onemli olan, bir toplumun oz bunyesi
icinden cikacak Dusunce Isverenlerini titizlikle
incelemesi, degerlendirmesidir.  Yalniz "diger"
toplumlarin Dusunce Isverenlerini degerlendirmek yeterli
degildir.  Dusunce Isverenleri, birbirlerinin
dusuncelerini surekli elestirecek ve denetliyeceklerdir. 
Dusunceler "kureseldir."  Toplumlar, Dusunce
Isverenlerini "sinavdan gecirecektir."  Bu uc yonlu
dusunce ugras'i, Dusunce Isverenlerinin bilgi ve
dusuncelerini "kotu"ye kullanmalarini onleyecektir.  Bir
toplum bu uc'lu denge'yi kurmayacak olursa, bagimsiz
olarak yasamini surdurebilir mi?  Nasreddin Hoca,
komsusunun kazan'ini odunc alir.  Kullandiktan sonra,
kazan'in icine bir tencere koyar ve komsusuna geri
goturur.  Komsu saskinlikla sorar:  "Hoca, bu ne?" 
Nasreddin Hoca kisaca karsilik verir:  "senin kazan gebe
imis, dogurdu."  Komsu hic direnmeden kazan'i da,
tencereyi de alir.  Aradan bir sure gecer, Nasreddin
Hoca gene kazan'i odunc ister.  Komsusu istekle kazan'i
getirir, verir.  Aradan uzunca bir sure gecer, Hoca'dan
ses cikmaz.  Komsu, Nasreddin Hoca'nin kapi'sinin ip'ini
ceker:  "Hoca, kazan bana gerek."  Nasreddin Hoca,
uzgun:  "sorma, komsu, senin kazan oldu."  Komsu,
kizgin, bagirir:  "kazan nasil olurmus ki?"  Nasreddin
Hoca karsiligi yapistirir:  "dogurduguna inandin,
oldugune neden inanmazsin?"  
     Bir toplum'un her uyesi, Ornegin, bir muslukcu,
Dusunce Isvereni olabilir mi?  Her Dusunce Isvereni, bir
mutfak muslugunun damlamasini durdurabilir mi?  Her iki
ornek icinde gorulebilecegi gibi: bir Dusunce Isvereni,
mutfak muslugunun damlamasini durabilecegi gibi;
muslukcu da Dusunce Isvereni olabilir.  Arandiginda, cok
ornek bulunabilir.  Kazanc toplumundur.  Benjamin
Franklin ve Thomas Edison'un (1847-1931), gecim
sikintilari dolayisi ile, ilkokul ogrencileri olarak
"okul calismalarina" son verdiklerini belirtelim. 
Ancak, bu gibi kisiler, kendilerini yetistirmeyi de cok
iyi bilirler ve icinden ciktiklari toplumlara da icten
ve koklu olarak bagli kalirlar.  Franklin ve Edison,
basarilarinin uluslararasi duzeyde olmalarina ve dunya
duzenini geri donulmeyecek kadar temelden degistiren
bulus ve calismalarina karsilik, maya olarak koyu
Amerikali idiler ve Amerikali kaldilar.   
     Kisa bir sure icinde, Koc Universitesinin
Istanbulda kuruldugu dunya'ya duyurulmaya baslandi. 
Sayin Vehbi Koc, bu atilimi ile, yalniz basarili bir
Turk is-adami olarak kalmiyor; Dusunce Isverenligine de
adayligini koyuyor.  Bu turdeki diger basarili is
kuruluslarin da bu yolda calismalari oldugu yakin
gunlerde agizdan-kulaga yayiliyor.  Icten kutluyoruz.
     Bir toplum'un icinde, dogustan Dusunce Isvereni
olan kisiler de bulunabilir.  Omer Seyfettin, hayatinin
son yillarinda Istanbulda bir lise'de edebiyat
ogretmenligi de yapti.  Ayrintilar, Tahir Alangu'nun
yazdigi Omer Seyfettin kitabinda yer alir.  Seyfettin,
yonetimine katildigi kurumlarin ozellikleri dolayisi
ile, pek cok olay'in icyuzunu ve meselenin cozum yolunu
biliyordu.   Bir gun:  "...Ilim baska, alim baska; irfan
baska, arif baska..." diye bir deyim yaratmis; dilinden
dusurmez olmus.  Seyfettin muteakip haftalardan birinde
ogretmenlik yaptigi lise'nin Muallimler Odasi'na girer,
ve onemli bir aciklamada bulunur: "...Avusturya'dan
vagonlar dolusu seker geliyor..."  Seyfettin'in yuksek
makamlardaki siyasi kisiler'e de yakinligi
bilindiginden, aylardir seker'i ruyalarinda goren diger
muallimler cok mutlu olurlar, sevinc ile, "...nasil
birkac kilo ya da birer cuval alabileceklerini..." 
Seyfettin'den sorarlar.  Seyfettin karsilik vermez.  Az
sonra, lise'nin kidemli hademelerinden biri Muallimler
Oda'sina girer.  Seyfettin, muallimleri cok sevindiren
bu bilgi'yi, oda'da bulunanlarin onunde hademe'ye de
verir.  Hademe'nin karsiligi:  "...inanma bey'im;
Avusturya'nin sekeri olsa, kendi yer..."  Seyfettin
muallimlere doner, ve aciklamada bulunur: "...Ilim
baska, alim baska; irfan baska, arif baska...  Sizler
ilim ve irfan sahibisiniz.  Soyledigime inandiniz.  Bu
adam alim degil; ama arif.  Dolayisi ile soyledigimin
icyuzunu, dogru olmadigini, kolaylikla gordu..."  
     Hic bir Dusunce Isvereni, bu yazida ele alinan
kural ve gozlemlerin uzerinde degildir.  Her Dusunce
Isvereninin calismalarinin, butun Dusunce
Isverenlerince, ve toplum'ca, dusunce kuramlari ve uygar
tartisma duzenleri icinde, toplum'a acik olarak, ince
elenip-sik dokunmasi gereklidir.  Bu tur "Eleme" ve
degerlendirmeden gecmeyen Dusunce Isvrenleri'nin
dusunceleri, ilerde dunyadaki toplumlarin kanlari ve
canlari ile yuksek kerte'de odeme yapmalarini
gerektirebilir. "Akilsiz Bas'in Ceza'sini, Ayaklar
Ceker."  

This counter has been placed here on 25 February 1999

-->
Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!