Beyza adlı kişi akıldayken, sevilen ve derlenen şiirler var işte burda da..

 



gidersen yıkılır bu kent
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adreslerdeysik, kimliksizdik belki
sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
sustuğın yerde birşeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
öpüştüğümüz yerde birşeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
öpüştüğümüz heryer adınla anılıyor
bir de seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
geriye mapusaneler kalır, paslı soğuklar
adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
yüreğimize alırız onları, ısıtırız
gardiyan olmayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün
bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
isyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
bir tufan olurum sustuğun her yerde
ahmet telli

anısı biz olalım bu sokakların
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiç bir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
Biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

Belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

Anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmaşıklar fısıldaşsın yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen
ahmet telli

çöl ve duvar
Hanlarda uğuldayan çılgın hayaletler
çölün zamansız epopesinden
gündeliğin sefertasına daralan günler

çimentonun aktığı oluklarda
harflerdeki kehribar
tekrarlanarak kaybettirilen
yollardan gecece
vardığımız
dünyaya kapatılmış kapılar

çimento akıyor harfler soluyor
başkalaşmış bir benliği
kendimizle değiştiriyoruz her seferinde
çıkmıyor gönlümüzden hiç kimse
her yer çöl her yer duvar
murathan mungan

şeye!!
tanım
İmge balkonunda asılıp,
özlem rüzgarında
kurumaya bırakılmış
bir yaşamadır şiir
sevgiler yağdıran...
Çağatay Kaçar

aşk
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya

sevgilim ben şimdi
Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
''Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz''.
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi
Cemal Süreya

aşk iki kişiliktir
Değişir rüzgarın yönü,
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi,
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının,
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir,
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır,
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır,
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler,
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksende sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yanlız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu

öpmek geldi içimden seni
koca şehir
ve yalnız keman sesleri odada
ellerindeki hazineler boşlukta,
yavaşça kaybolan bi sonbahar gecesinde
ya da bi gemi uğultusunda
umudun bıraktığı yerden doğmalı güneş
sabahları,
yalnız ama umutlu..
sevmek lazım, görmek lazım
ve anlamak lazım şiirleri
öpmek geldi içimden seni..
19.10.2003 03.30

uzak
zor gelir perdeleri indirmek
gözyaşlarına boğmak bir kenti
ve bulutlara hesap sormak da saçma olur elbet
yağmurların bedelini aramak kadar
içimdeki adacıklar, küçük gruplar halinde
uçurtma bayramları düzenliyor
ellerinden bırakıveriyor uçurtmaları küçük çocuklar
renk cümbüşü oluveriyor ondan sonra gökyüzünde
koca denizin tam üstünde
bir hüzün sanki dalgadan dalgaya akan
sonra teselli rüzgarları
mesafeleri kaldırmak için olsa gerek.
bir sevgi var ki içimde, sokak sokak dolanıyor sürekli
o sokaklar ki yürekle mantık arasında bir dolu
çıkmazlık içindeler
güzel sergiler düzenliyor her uğradığı durakta
propagandalar yapıyor, yerinde duramıyor
anıları sergiliyor hep ve kimseye satmıyor
sergidekileri
sonra güneş batıyor
ve bitmiyor gece hiç istanbulda..
14.10.2003

veda sahnesi
fotojenik değilim aşkım ben
bakma öyle derin derin gözlerime
bu kuru ve inadına soğuk veda gecesinde
kederim telaşım var benim
yokluğunun anlamsızlığı var misal gözlerimde
yoğun sis var kapalı bütün yollar
bir deli sel düşmüş görüyorum sonra koca şehre
yeni bir cemredir belki de
bekleyip duran baharı
bitmek bilmeyen bir ümitle..
rahat rahat ağlamak istiyorum
bakma öyle derin derin gözlerime...
3.11.2003
metroda+otobüste
 ne iğrenç bir şeymiş ya saf acı.. bıçak..
anı
Sadece ben değilim,
yalnız tüm şehir
sokaklar, ağaçlar yalnız
yapraklar kardeşi şehrin gözyaşlarının
bir salon penceresiyim ben
içimden geçen bakışlar göremez
özlemi
geceye,
sessizliğe biriktiriyorum buğularımı
tüm manzaralar bulanıklaşır sayemde
omzuna başımı koyduğum oldu su damlaları
seyrederken bomboş salonda
anılarda kalanları
özlem denen bok.. kaybediyorum gücümü yavaş yavaş..
6.11.2003
umutsuzluk açıyo yavaşça perdeyi, sakın..
tophane
Kırık dökük uzayan kahve dumanı
nereye götürüyosun içindeki kahırı?
söyle bana ne kadar sürer
bilinmeyen semada türküyle aşk yasaları?
ahpşap sandalyelerle dolu
boş bekleyen odalar
anlam mana beklemeden geçmişi sorguluyorlar
yukarda sessiz bekleyen meleklerse
duymuyorlar sanki sesimi
yağmurdan olsa gerek.
lütfen..
 gözyaşları olmasın artık manzaralarda..
8-10.11.2003

yaralısın işte, istanbul
isyan değil bu, acı bir hıçkırık sadece

gün doğamadığında, bulutlar
su yansımasından seyrederler martıları
sivri uçları olan herşey
geceyi bekler gizlenmek için

aykırısı yok hiç vedanın
anlayışı yok,
anlamı yok hiç..

cehennem değil burası, istanbul alt tarafı

yokluğun farklı kimlikleri sadece
bu daracık sokaklar
gördüğüm şehir değil
ışıkları yutan bir perde

yaraları var belli,
tutamıyor hiç gözyaşlarını
martıları da var, melekleri
acı acıya dönüşebilir sadece
seste yankılanır, görüntüde silinir
yalnız,
itiraz var ara ara kafamda
bişeyler ağrıtıyor sürekli
çünkü şehir,
yavaşça ırzıma geçiyor geceleri..

hayal değil, hissediyorum işte
galatadan boğaza akan özlemi
çünkü şehir,
yavaşça ırzıma geçiyor geceleri..
12.11.2003
eminönü, elde fotoğraflar..
anet olsun her yeni olan
seni düşünmek
seni düşünürken ben
nabzım yükselir
göğsüm terler
ellerim titrer yavaştan
hayal çanları çalar
bir hareketlilik atlar uçaktan
önce süzülür, sonra hızlanır düşmesi
yırtılan paraşütüne takılı mesafe..
hızla düşer
ve yenilenir aynı kareler

seni düşünürken ben
bir çocuk belirir pencerede
denize taş atarkenki gölgesi
bir martı, dalgadan dalgaya
ve şehir ışıkları
sular fışkıran kıtalar
ne olur ne biter
yoktur sanki ötesi

seni düşünürken ben
kent sokakları azalır
adımları küçülür kalbimdeki
sevgiyi özlemle yoğuran büyücünün

seni düşünürken ben
bir damla yaş belirir
dalıp giden gözlerimde
derin bir nefes alır
pencereden dışarı öylece bakarım
sürekli histeki deli bir umutla.
25.11.2003


true love waits
aramızda kıtalar var sevgilim
aramızda deniz var
özlem var kalplerimizde
zıtlıkların uyumu var gözlerimizde
bulutlarda, ellerde,
rüyalarda, anılarda..

kördüğüm var aramızda sevgilim
bir deli huzur var
tenhada sahil var
acıyı gülümsemeyle seyreden
elleri terli telaşlı bir his var
gülen gözler var aramızda sevgilim

kısaca aşk var aramızda sevgilim
kısaca aşk,
çünkü gerçek aşk bekler sevgilim
her zaman
gözlerden süzülmeyi
içerlerde erimeyi
dudaklardan dökülmeyi
ve gene gözlerinden sarkmayı
25.11.2003


dilek
anılara dizelere sığamasın bu aşk
büyük olsun her kelimeden
ezip geçsin istenmeyen kelimeleri
ölüm gibi ayrılık gibi sessizlik gibi
kalbimin kıvrımlarından bir nehir gibi aksın bu aşk
her nabızda bir başka hayatla yeniden dolsun
mutluluk tarifsiz olsun
"burada" olmayalım
aşkın tanımı değiştirelim

öyle bir aşk olsun ki bu sevgilim
sığamadığı hiçbir kapta
beklemesin dökülmeyi
5.12.2003


kış
akordu bozuk buraların
güzel gelmiyor kalp atışları
doldurmuyor odayı..

şehir soluyor şehir.. bilemezsin
ellerim titriyor.. bilemezsin
ama ısıtıyor varlığın
gözlerimin dalıp gittiği her yeri..
7.12.2003


kabus senaryosu/the bitter end
manasız bulutlar karanlık yüzey
aşk bu işte
oyunlar oyna kazan kaybet
ama yenilen sen ol hep
gerçeğe
bomboş duran banklar
ve bir aşk senaryosunun yırtık pırtık
kağıtları
rüzgar darbesidir
her kalp atışı artık
savrulması için yüreğimde
sessizce duran
sonbahar yapraklarına..
29.11.2003 otobüste..


mum ışığındaki aşk
aşkım benim
öyle çok seviyorum ki seni
yumuşacık ve kırılgan bir mum parcası sanıyorum
yüzünü
hani o herşeyin gibi bembeyaz olan
takımlık mumlar gibi..
her geceyi aydınlatabilir onlar
tıpkı senin gibi değil mi sevgilim?
ve ruh vardır o mumlarda
mana yüklüdürler
geceye saçtığı ışık bile dans ederek yükselir
tek farkın onlardan aşkım,
sen eriyip gitmiyorsun onlar gibi..
en güzel raflarda, en güzel duygularla
saklanıyorsun..
ben de bir başka mum parçasıyım sanki
hikayem uzun
tek dileğimdir ama
aynı mutluluğun pastasında yakılıp sonsuza dek
ışıldamak ve bütünleşmek
seninle...
4.12.2003

manalar
"ölümsüz" bir aşk yüreğimdeki
"yorum"suz bir bağlanma şekli;
ölüyorum ama ben yokluğunda,
eriyorum bir mum gibi sensizliğin alevinde,
her ne kadar
hiç "erimeyen" bir kar tanesi gibi
"yorum"suz bir mektupta taşıyorsam da sevgimi..
2.1.2004 izmirde..


üşüyorum sevgilim
üstüme giydiğim gömlek bile ağır oldu
yokluğunun rüzgarı dolaşırken
ellerimin arasından uçup giden bir martıya dönen
suretin
üzerime giydiğim kazak bile ağır oldu artık
arındım ben senlilikten
gül kokan bahçelerden
mum ışığının danslarından
arındım, ayrıldım diyorum anla..
bu gece bütün karadeliklerin sahilindeyim ben
kıyıya vurmuş gözlerin
alıp dinliyorum boğuk serinliği
alıp gidiyorum boğuk serinliği
rüyalarımdan..
3.1.2004


Üçün önemi
(..ve aşkım, nasıl oldu nasıl gelişti bilemeden
üçüncü ayını dolduran..)
bir mutlulu denizindeyim ben
kıyıya vurmuş gözlerin
ve dibe vurmuş tüm kötülükler,
yakamozu seyrederken
rüyalara dalmışım
ve tüm kıvrımlarını hissetmişim
denizin, martıların
melek kanatlarının
ve hepsinin içinde varolan
izlemeye ve dokunmaya doyamadığım
varlığının kıvrımlarını aşkım,
seviyorum seni
tüm güzelliklerini sende
anlamandırarak..
3.1.2004


zaman kapıları kapanıyor ama
zaman, en güzel çocuklarının katili oluveriyor
budur böyledir belki
duman bile olunmaz
aynı karelere devamlı hapis çünkü
halis mulis acı..
hiç özlememişim kendini..
3.1.2004


deniz boyalı değil..
azalıyor git gide
daha da..
ıslak mendillerden yapılan gemiler
yüzmüyor anladım
çarşaf değil hep boyalı deniz, anladım.
ama sustum.
boya kalemlerim sende kaldı çünkü, farkettim
havanın ahşaplığından anlamalıydım;
bir nefeslik canı olduğunu yıldızların
her göz kırpmasının bir kabus olduğunu
ve her kabusun bir sigara kadar acı..
nedeni sorgulamak istemedim, ağladım
hayatta farkedebildiklerime sarındım,
hiç uyuyamadım.
tütün kokusu daha iyi gidermiş vapurdayken.
anladım.
ağladım.
hayatta farkedebildiklerime sarındım,
hiç uyuyamadım..
anladım.
ağladım.
4.1.2004

iki kıta
dur ve sayret
köprüden geçiyoruz bak
koca şehri nasıl ikiye bölmüş minicik deniz..
nasıl özlemle bakıyor kıtalar birbirlerine
tanıdık geldi bu manzara sanki.
değil mi? :)
4.1.2004


otobüs penceresi
sessizlik, rüzgarın ıslığına yenik düşerken,
zaman kapıları kapanıyor,
zaman, en güzel çocuklarını öldürüyor bir bir
buğulanan camlarda yüzün sanıyorum
sonra her yansımayı
gözlerini gölgesinde hissediyorum her martının
üşüyorum sen yokken
üşüyorum hasta oluyorum ben sen yokken..
4.1.2004

uçurur beni bu fırtına
Anı taşımak ağır gibi dimi
aralardan bana bakan yarımay?
bütün kaleleri bir bir ateşe versin gece
yalnızlığın sembolü olsun bi kez de o kaleler..
ürküten çınlamalara sokaklarda dolanayım
dolanayım tüm şehre,
belki de ordan sana gelir konu..
sevgilim, bu gece hiç bir mum ışığı ayakta kalamaz
heralde
ne deli ne acımasız bir fırtınadır ki bu
aşığı da üşütüyor..
aşığı da ıslatıyor bu yağmur,
yalnız aşığı da..
13.1.2004
ilk kez sarhoşken yazdığım bişi.
 

..sevgi adındaki martı gülüyor bu gece..
..sevgi adındaki martı gülüyordu o gece..


gidiyorum
bir yıldız kaydı bu gece
yüksekti, parlaktı
biraz da hüzünlüydü sanki
bulutlara silmiş gibi gözyaşını
denize kadar indi, gördüm
yansıması da en az cesedi kadar parlaktı
bir yıldız kaydı, gördüm
karanlıktı
gözyaşıma düştü sandım
deniz seviyesindeydi çünkü
deniz seviyesinde yükselme vardı bugün
deniz, gözyaşlarım kadar bile değildi..
17.1.2004

yemek tabağı
rüyamda gördüğüm pastaneler
kapanıyor sabahları
satırlara dönüşüyor pastalar
ve tatlılar
ağaç gölgerinin sürdüğü yolda kaybolurken
gece
yıldızlar gibi gözkırpan bir hayal var
konusu benim sanırım
masada tekim ama
iki yemeklik var...
19.1.2004

iz
kocaman, gösterişli binalar
kendi içine çökebilirler ancak.
yavaş yavaş..
ve şu an en kasvetli dağ dumanını soluyorum
baktığım ve kanadığım her yerde
aykırı anlamlar, istekler
yankıya dönüşen şarkılar..
anı bahçelerinde yetişen bir balıkçı oluyorun
rüyalarımda
aynı rıhtımdan kaldırıp kayığımı
kah hüzün denizine kah sevinç denizine atıyorum
oltalarımı
akşama mezedir umudum
sonra yeni denizlere..
ellerim boş, kafamda yitik satırlarla uyanırım sonra
baktığım her yeri buğu kaplar
yağmur başlar sonra
iz bıraktığın her yer bir bir silinir
rüyadan uyanırken ben..
20.1.2004

is kokusu bacaların
yağmurlu kaldırım sokağı yerlisi,
gözü yaşlı olsa da taht kurmuş,
varisi işte her türlü hayat şeklinin
ölüm yüzlü alev sözlerinden sarkan kimliği
sessiz ayrılığın..
inatla çalıyor kapımı
hep sensin diye açmaya alışmıştım oysa ben
biliyorum ki diilisin kapıdaki
ayrılık yüzlü alev sözlerinden
damarlarıma dolan dumanın bacası karşımda..
sigara kadar dertli, için için..
gitme vakti yine sevgilim,
gidiyorum, yine sevgilim..
22.02.2004,yanındayken..


gitmek
gitmek zordur, ağır gelir yürek
anılarla yoğrulup, bacaklarıma kadar iner,
şehir sisi gibi..
gitmek zordur, martı kanatları rüzgar yapar
karşılık verecek gücüm kalmaz..
kalbimdeki kapıları aralar
serinler, sora yokolur martılar..
gitmek zordur, sessiz periler görürüm
ölüm gibi saklanır sokak aralarında
göz yaşlarıdır eriyen karlar..
hıçkırık ağıtları,
kal demez, git diyemez hiç..
gitmek zordur, ağır gelir yürek..
dayanmak zordur yıkılmak sağ kalan son zalim..

anın acizliği işte,
zaman karşısında,
anın yalnızlığı..

gitmek zordur sevgilim,
beklemek, daha da..
23.02.2004


sessiz oda
ahkam sabitleri ömrümüzün
bir çığ gibi
anılarla kurulan koca, karlı, sisli
dağlar ve ormanlardan
bir çığ gibi..

sessizliğe kanat gererek,
usta bir kayakçı
ahkam sabitleri ömrümüzün

gece soğuk,
acıya mühürlü gece
koşuşturan bulutlara tutunmaya çalışan ay
bir çığ gibi
bir çığlık gibi iniyor üstüme
o kocaman duman dağlarından..

sonu sürekli değişen fotoromana dönüyor sanki
kafamda sürekli beni kemiren düşünceler..

24.02.2004

duvara karşı
dağılan yapraklara sığınmış bir karanlık var
gözlerim kadar puslu
saçlarım kadar dağınık
geceleri lodosa binip geziyor tüm şehri
üzerlerine bıraktığım hayal parçalarımla
yaprakların göç ediş sesleri..
bir senden bir benden çalıyor sonra
sokak aralarındaki meyhaneler.

yokluğun kocaman bir duvar karşımda
ve ben
duvara karşı dimdik duruyorum
ellerimdeki çiçeklere yazılı anılarımız
aşkın bindiği umut martısının sesleri
dört duvarda da yankılanıyor
ne kadar büyükse duvarlar
o kadar çok yankı var..

zaman mürekkep tutmazmış sevgilim
akarmış sadece denizlerden de ötelere
durmadan..
aşkımız kalem tutuyor ama sevgilim
yokluk duvarına yazılı işte tüm hislerimiz..
5.3.2004


ellerin duru senin
zaman tarlasına ektiğim yürek tohumlarım
lodoslara karşılık daha sıkı tutunmakta toprağa
toprağın anısına, anıların toprağına..
güzel günler tekrar geldi güneşten yüzünden
galatanın sönen ışıkları tekrar parlıyor yüreğimde
tohumlar yeniden yeşeriyor her geçen gün

korkuluk istemez aşk tarlamız aşkım benim
sevgi yeter işte herşeyi çözmeye

ellerin duru senin sevgilim
ellerin martı kanadı
gözlerin ufuk vuslatı güneşe
yüzün gün batımı seyiri kadar güzel
gün doğumu kadar aydınlık aşkım

ben de sarıldım o martı kanatlarına
umarsızca yol alıyorum gökyüzünde..
1.3.2004

büyük olsun
kapını çalan yağmur kaçağı olayım
ellerimde paketler, kulağım tıkırtılarda
çapraz açılardan sokaklarını izleyeyim
yüzünün, kapı aralığından.
dağlar olsun ufukta, martılar olsun,
büyük olsun aşk, sevgilim.

güneşin yitirdiği mehtabı toplayalım bulutlardan
ertesi günlere umut ekelim sonra
arkası yarın kuşağına
yeni heyecanlar, yeni tadlar bırakalım,
her yeni görüşmemizde.
büyük olsun aşk, sevgilim.

gözlerimden düşen yağmurlar sulasın
düşler tarlasında ekilden hayallerimizi
günler geceye uzasın,
mevsimler sana kadar..
her ayrıntıdaki sevinci paylaşalım,
büyük olsun aşk, sevgilim.
13.3.2004

cumartesi
Hoşçakal kızkulesi,
tarihin gömüldüğü dalgalar içindeyken
huzurla bekle bizi
Denizin aynasından gördüğüm mor yüzlü bulutlar
ve bir türlü doğamayan güneş;
yeni sabahları sevgilimin yüzünden getirsen
ay mı kıskanır
her doğuşunda yüzünü?
27.03.2004

gece
buğular hakim olmuş hayal mafyasında
devamlı karşılıksız çıksa da çekleri,
izindeyim işte rüyalarımın,
seni bir gün, bir an
daha çok görmek, koklamak umuduyla..
25.04.2004


sinema
boynum düşüyor sevgilim,
öptüğün yanaklarıma
bilmem kaç kapıdan ibaret gece
her rüyada içinde dolaştığım..
bilmem kaç yapraktan düşer rüyalar
sahilin geometrisi gözlerine vurmuşken,
güneş bile korkuyor sanki
boyamaktan denizi;
yanağımdanki ovalardan silerse diye izini..
28.4.2004


kırmızı
yeni bir gün geliyor dünyaya
ışıklar omuzluyor sancılarını doğanın,
bulutlardan çiçeklere..
garip bir huzur, gülümseme
erguvan vakti çabuk geldi sanki
son cemre de düşmüş gibi her yer.
tanyeri ağırmadan saklandım odama
güneşten sakındım,
umudumdu okşadım,
hayalimdi öptüm
resmini sevgilim.
yeni bir gün geliyor dünyaya
güneş sancısı, her yer kırmızı..
18.05.2004


bazen
yaprak bile kıpırdamazken

bazen
bir kelebeğin rengiyle uğraşır durur rüzgar
tüm renkler dans eder denizin üstünde

bazen
bir kelimenin harfleriyle uğraşır durur rüzgar
tüm harfler savrulur gökyüzünde

bazen
bir martının kanatlarıyla uğraşır durur rüzgar
tüm şehir havalanır birden

anladım,
saçlarından gelir o esintiler,
heyecanımla rüzgara döner, kalp atışımla meltem..
dolaşır durur üzerimde
gözlerimde yağmur, ellerimde deprem..

günler geçer, geceler kararır da
değişmez içimdeki renkler
çünkü aşkım,
seni sakladığım kalbimde saklı durur
tüm kelebeklerin rengi..
26.05.2004


..ve bitanecik aşkımın şiirleri
''bırakın kuytuları düşlerimi verin bana
kozalar firarda, kelebekler kayıp
palyaçolar müzik çalsın bana
resmini yaparken ben görünmeyen ufuk çizgisinin
düşlerimi verin yeter
sevgilimin bana su içirdiği
nehirlerin gökkuşağıyla dansettiği
ve benim kahkahalarımın sesi...
10.5.2004


rüzgar soğuk esiyo zamanlarda,
zor zamanlar bu zamanlar.
Birlikte atlatılmalı yoksa rüzgar uçurur,
ya da iyi tutulmalı olduğun yere..
ama ne yer belli ne de sevenler..(niye ya?)
zor zamanlar bunlar
aşılması sağlam yürekler ister
ya da sevdalı iki yürek
ama yok, üşütüyo şimdi titretiyo
zangır zangır, uçurmasın..

uçurmasın çünkü sevdalı iki yüreğiz..
diyil yalan diyil birleşicez evet uzun zaman
ama vazgeçmicez,
uçuramaz bu rüzgarlar bizi
iki sevdalı yüreğiz hayallerle yaşayan,
rüyalarda buluşan..
bu rüzgarlar, zor zamanlar
titretir, üşütür bizi
ama uçuramaz..
çok üşüyorum ben aşkım
ama uçmıcam çünkü sevdalı iki yüreğiz biz..
1.6.2004


çocuk
yırtık uçurtmalı çocuklar kenti,
gümüşten oyalı nakıslar gibi
pencerelerinden gündüzlere sarkan geceleri var henüz
anıları sensiz o kentin
çamurdan kirlenmiş ellerinde tutuyor çocuklar
yarınların sadetini..
29.09.2004

nilüfer turizm
Taşa saplanan kılıç gibi içimde birşeyler
toslayıp duruyor duvarlara
cız ederken anılar,
diz boyu yağmura dönüyor hayallerim
nilüfer turizmle güvenli yolculuklar
paket paket mutluluklar
sessizce sallanan koltuklar..
nilüfer turizmle güvenli yolculuklar
kesik kesik nefes sesleriv alaycı gece, yaklaşan tabelalar
içimde yüzlerce sorgu yüzlerce his
bu kaçıncı sefer bilemem
gözlerimin hapsolduğu bulutlardan başka..
11.11.2004


   


Devamı olacak, olmalı..
Bu sabahların bi anlamı olduğu gibi..
Seviyorum seni..

Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!