GÖZLERİNDE GÖZÜM KALMIŞ

Sinsi bir yaz bastırmaktaydı. Zeytinburnunda ki o kendileriyle mutlu, kendi hallerinde, kendi kendilerinde olmayan, insanların yaşadığı o kenar mahalleye. Sıcak sokakları yalayıp geçiyor, cam içlerinde ki sardunyaların, begonyaların, renk renk çiçeklerini soldurmaya niyetleniyordu fena halde.

Yazda ne o baharın, sabırsız bir telaş içinde ki neşeli sevinci olur, ne kışın o başına buyruk dik kafalı, fırtınaları, rüzgarları dalgaları olur, ne de sonbaharın mahzun bir prensesin buğulu gözlerini andıran hüzünlü hasadı olurdu. Yaz sıcak kokardı.. buram buram hasret kokardı, buhar buhar, yakardı kavururdu, insafsızca, yeşili, beyazı, alı, gülü sümbülü, moru...

Ama geceler yaz geceleri, yasemin kokardı, akşam denizden esen, hafif rüzgarın tuzlu yosun kokusuna karışır, geceler yasemin kokardı..buram buram, bulut bulut..

Gündüz muhtar odası, gece meyhane olan evin üst katındaki küçük odasında, uykusu kaçan asya, camın önünde oturmuştu, yaseminin dalları penceresine kadar uzanırdı, kimbilir hangi ninenin çeyizinden kalma dantel perdeyi bir yana çekmiş, gökyüzüne yıldızlara dalmıştı. O tek bir yıldıza göz koymuştu, o benim yıldızım derdi, ne vardı sanki milyonlarca yıldızdan, tek biri onun olsaydı, kime neydi, kim hesap soracak tı, kim bilecekti, söylediğim her türkü onu söylüyor dedi, yaseminlerin kokusu gönlüne dolarken.

Aşağıda kapının önüne çıkarılmış, bir kararmış tahta masa ve hasır taburelerde iki can dost karşılıklı oturmuşlardı, içkiler bitmiş, mezeler pilakiler tükenmişti.. asya her gece olduğu gibi yaseminleri tek tek toplayıp su dolu bir kadehe koymuş masaya bırakmıştı onlar için..

Sohbetlerin yorulduğu, kelimelerin tükendiği o saatte, mahallenin koyuluğu ile, aydınlanan gökyüzüne doğru baktı rövaşata BaBa, ne kadar çoktu yıldızlar.. ''aman sabahlar olmasın :)))'' hepsi de bana göz kırptığına göre, hepsi benim dedi bu yıldızların, benim gökyüzüm, semalarım, geçmişim, geleceğim.. kime ne, kim hesap soracak, kim bilecek.. Uğradığım adresler bilmiyor seni...dedi eliyle yaseminleri okşayıp, kokuları nefesine karışırken.

Hayli dozlu, hayli promilli, hayli gamlı, hayli sevdalı muhtar, kadehinde kalan son damla rakıyı kafaya dikerken, gözleri yıldızlara takıldı... lem amma da çok uçak park etmiş bu gece buraya yahu,,,sanki Reina nın otoparkı,,, bir yıldız kaydı o sırada, gözlerini yumdu bir dilek tuttu..''herkes birbirini sevsin, herkes gülü sevsin, herkes güle dursun, kimse güle resmi olmasın, gülü koklasın, çünkü gülü koklamak ibadetti( p......şttttt sende :))))))))))))))

Sabah serinliğinde askılı beyaz elbisesisinin eteklerini savurtarak, ayağında düz sandaletleri, şıpıdatarak yola koyulan mahalle kızı asya, neşeyle laflamak üzere sahmeranın tuhafiyeci dükkanına doğru gidiyordu. Efsaneler kıraathanesinin önünden geçiyordu ki, dondu kaldı, yıllardır ilk kez o saatte kepenkler taş gibi inikti.. kahvenin, cama ''devren kiralıktır'' diye bir levha asılmıştı, içi sızlayarak içeri baktı, röveşata yoktu ortalarda.. Parke taşlarda adımlarının sesi, giderek uzaklaştı,sanki biraz boynumu bükülmüştü, eteğinin rüzgarla uçuşan ucu göründü son kez köşeyi dönerken, kayboldu gitti..

GİDEM DEDİM GİDEMEDİM
KALAM DEDİM KALAMADIM
KENDİ KENDİMİ GÖREMEDİM
AYNALARDA YÜZÜN KALMIŞ

BE HEY ASYA NEDİR BU HAL
TÜM YAŞANTIM OLDU HAYAL
GEL SEVDALI TURNAM BUNU DA AL
ALMADIĞIN CANIM KALMIŞ

esen kalın...asya...


BURASIDA ASBAT DEĞİL BaBam, AMAN MEMEDOFUN BALIKÇI RESTORANI.....

Çerkez kaymakam, Asbatın yollarını asfalt yaptı yapalı, alkol duvarının üzerinden tek ayakla böyle geçilmemişti azizim:))))

Aslında makaleye hiç gerek yok, tek cümle ile anlatabilirdim sizlere, şöyle; varille 70 lik sonra galon galon çay, tankerle rakı sonra kovayla su, ve dahi küfe küfe izmir üzümü yok değil küfe küfe BaBa ve muhtar...Ama kahretsin işte çenem düşük ya, illa abartacam da abartacam, yaklaşın yamacıma :))))

İzmirin balına, dadanmışım imbatına, kordondanmı gelirsinde kıs BaBa salına salına gibisinden, Deniz restorandan, ak saçlı iki delikanlının görüldüğü duyulunca, garsonlar bir telaş doğruu mahzene inip, kan ter içinde dolum taşım, yaz için ayırdıkları içki stoklarını yukarı taşıdılar.

Akabinde ve detayında, gelenler gidenler....ayrılanlar, barışanlar...cano halam selam ederim :))))

Yaf bu devil çok şeytan be, yani gezinin sloganını yazmıştı semalara daha en başından ''aman sabahlar olmasın ''  :)))))))

Yollardan sonra yıllardan sonra....

Akşamlarda olmasındı yahu... güvertede gezinirken aman kundurası kaymıştı, balıkçı kralın Bodrum'a varıldığında. Bence hanımı itmişti denize nihayet köpek düşmanı bu balıkçıyı :)))) Yani muhtar elimle koymuş gibi bulurum ben o asansörü pardon yani oteli demişti de, nerdeydi bu otel, bodrum gümbet, bizimkiler cezve, kahve içe içe, bulmuşlardı elbet, mor şalvarı denişecek bir otel, BaBamında kilolar biraz artmışmıydı neyim, tek bacak sığıyordu mayoya :)))))

Vira vira demir aldılar yola...

Delikanlıydılar ya, bi topuk angara heçç...

Neyse topukları uçağa bindirip, kendileri havadan karadan bir yol bulurlar başkente gidecek.

Bazen öyle oluyor muhtarım, büyü bozulmuyor..(korkanlar derdine yansın misal asya hehe)

Yani sanki İzmirin balıkları bitmişti, Bodrumda balık kalmamıştı, yediğiniz balıktan kedi ordusuyla dolaşacakmışınız lem ne bu :)) neyse halt yemekten iyidir yinede..

Ama aşkolun, insan bi folyoya sardırır Mustafa'ya da götürürdü demi, o da döktürsündü, Bir kuş gibi:))

Şimdi burası biraz karışık, çünkü emmim ayal meyal atırlıyor,,,birinin üstünde uyudum ama kesin BaBa değildi, ağzımda sigara bişey yaptım ama, kesin içmek değildi,,,birinin kulakları çınlıyordu ama kesin asya değildi,,,biri delikanlı gibi çok güzel içiyordu ama kesin erkek değildi :))))

Yani birde yan masa durumu vardı ki, ''oğlanın ne suçu var hoppa ninna, her ne eder kız eder şengülüm ninna '' neyse, bu chıtır nerden öğrenmiş çarşaftan kol atmayı, öğrenmek lazım :)))

işte böyle yani öyle

Kiminin gönlü Ege'de kaldı
Kimininki Çankaya'da bir çınar altında

Bu geziden benim elimde ne mi kaldı ''Bir sevdalı Turna'' işte :)))))

esen kalın...asya...


BaBaMIN KÖYÜNÜN BAŞINA BENZER....BAŞI BÖLÜK BÖLÜK DUMANLI DAĞLAR...

Karar vermesi zor olmuştu, kolay değildi bu mahallede doğmuş büyümüş, çetelere, sokak kavgalarına karışmış, top koşturduğu zamanlarda attığı röveşatalar dillerde dolaşmış, mahallenin bütün kızları ona yanmıştı. Röveşata kıraathanesinin camına ''Devren Kiralıktır'' ilanını asmış içerde oyalanıyordu az, asya baktığında görememişti onu...

En son eteğinin rüzgarla savrulan ucu göründü, ardından sallanan bir ipek mendil gibi, köşeyi dönerken sokağın ucundan ve kayboldu gitti...

Alnındaki bıçak izine gitti eli, yine bir sokak dövüşünün yadigarı olan; sağa sola baktı, gümüş sigara tabakasını, akik tespihini, ve alışkanlıkla bir deste iskambili attı cebine hatıra olarak.

Ardından baktı, sen kendi ufak tefek, hayalleri ümitleri kocaman asya kızı, sende kendi payından bir hatıra seç ve o ben olayım, unutma unutma beni..

Oysa bilirdi, asya kız unutmazdı, asla, onun kalbine girmekte çıkmakta zordu.

Can dostu muhtarını aradı, gitmeye hazırdı, ve bu arada lütfen ajandalarınıza bir not düşün , her yıl Temmuz ayının ilk pazarı... Avrupa Birliğinin Türk Standartları Köy Enstitüleri bağlamında yaptığım çalışmalar nihayet fevkaledenin fevkinde neticelenerek, bu günü ''Muhtarlar Günü'' olarak ilan etmiş bulunuyoruz, kaydediniz rica ederim, o gün tüm yıl boyunca bize güller sunan muhtarımızı, analım ve gönlümüzden güller geçirelim hep, zaten BaBam da söz verdi, yüzyılın türküsünü armağan edecekki ona:)))))

Evet gitmeye hazırdı, ne zamandır istiyordu o bir zamanlar gördüğü yeri kiralayıp, pansiyon ve restaurant olarak işletmeyi. Ay neyse ki, Şey Man ağanın dizisi de bitmiş, konak boşalmıştı,

Bu kadınlarla bezeli maço adamda nihayetinde anlamıştı ki, mutluluğun yolu, öyle zart zurttan, cart curttan geçmiyor, kendini kadınlara teslim edecen, başka yolu yok, pehhh öyle yani :))))

Röveşata BaBa, muhtarın köyünün yakınındaki, ve önünde her an muhtelif muallaları atmaya azır, muhtarın sandalının bağlı olduğu en baba pansiyon ''HASPALI KONAK'' a adımını attı..

İşte haller böyle böyle deli gönül
İster ağla ister gül deli gönül
O yarin göğsüne kon deli gönül

hehe HASPALI KONAK dizimiz, her türlü maddi ve manevi zorluklara karşın devam edecek, ayrılmayın yamacımdan :)))))

esen kalın...asya...


İçe kırılmış gam parçaları bunlar
Eskilerden kalakalmış bakir ve çıplak
Kimin ne olduğu belki bir kazı ile anlaşılacak
Deniz mi mavi , yağmur mu tenime gümüş
Dönüp gelen bir daha bir daha o kırık düş
Ağrılı dizlerimde kara bir şehir yürür
Uçarı kederlerle ilk sevgilimden
Son aşkıma bir tutam anı
Emanet bıraktım
Bi ilaç
Hoşnut fakat vehmine açık bir kapı bırakarak
Ah o sevmelerin vadisinde kayboluyor sesi
En çok düşününce kanıyor mazi

A.Ç.


HASPALI KONAK

Bölüm: Son bölümden bir evvelki bölümün baş taraftaki bölümü gibimi ne...

Yaf böyle bişey varmı? Sağlık Bakanlığı bir açıklama yapmış, Baharı Amerikaya göndermek son derece yanlıştır, bizim full aksesuar tam teçhizatlı anlı şanlı ordumuz pardon, tam donanımlı cillop gibi doktorlarımız ne güne duruyor diye...

Aman ne bileyim ne işte, ben işime bakarım.

Dostun yollarına düştümde geldim
Haramiler kesmiş su başlarını
Yolların başını verdimde geldim
Bilmem kim saracak yaralarımı

Sıcak ensesinde adeta nestcafe pişiriyor, toz toprak bir yolda yürüyordu, sıcaktan alnına yapışan saçları itti, sırtındaki çantadan bir su şişesi çıkararak başına dikti, havada kelebekler gibi uçuşan el ilanlarından bir kaçını yakaladı, okudu...okudukça...güldü...güldükçe...surprise oldu.. yani...

Birinde şöyle yazıyordu;
Başımın esen kavakları // Dökülür yaprakları // Bize de derler delikanlı // İtinayla yıkarız konakları

haydaa..bir diğerinde ise;
Gemilerde talim var // Aspalı’da yarim var

                   EBRULİ YOLCULUK Turizm ve Gezi Organizatorü

not: mor şalvar temin edilir

aha da buldum izinizi diyerek, çantasını sırtladığı gibi yola revan, rahvan rahvan...

Yakıcı kumların üzerindeki bir şezlongda kaykılmış, güneşin sımsıcak kollarında gevşemiş, viskisi, gümüş sigara tabakası, mayosunun cebinden sarkan tespihi ile yatarken... birden güneşle arasına bir gölge girdi, tek gözünü kısıp açarak baktı yerinden fırladı, Asya kızı üzerine eğilmiş sırıtarak bakıyordu... yuf, pes, yine mi sen, ama, niye, olmaz ki, yani...yaf şurda bi pansiyon açalım dedik,

yine mi buldun izimi be :=)) az rahat dur yahu, az rahat bırak yahu..

-Ama olmuyorki BaBam, olmazki, böylede yatılmazki, gördüm gelirken pansiyonunun asmışın kapısına ''açık değiliz çünkü kapalıyız'' diye, gelen dönüyor, giden geçmiyor, ayrılan dönermi bilinmiyor, yani işine karışmak gibi olmasın ama olmuyor yani.. ya o el ilanı ne öyle, yıkarız konakları filan, ayol sen konak açıyon işletiyon yıkmak olurmu, valla kılıç kalkan ekibinden betersin be BaBam:))) olmaz, olmaz böyle, öyle yani.

-Hele emmim hele o, onunda sandalı gördüm demincek, bağlamış kıyıya, asmış yaftayı ''Mualla on Board'' diye, yaf maksusmu yapıyorsunuz siz, beni öldürecekmisiniz, mavi yolculuğun suyumu taştı, Ebruli yolculuk filan..

Yani karışmıyıım şunların işlerine, hiç olmazsa yazın filan ne halleri varsa görsünler diyorum, hale bak, iki günde batıcanız bu işte yahu...ben derim ki, senin pansiyonun önüne, şöyle büyük minderler, tenteler, JB nasılsa sana sponsor olur, sonracığıma.......şakkadanak:))) bir organizer bulmalı..

Kendime kastım BaBam
Dağlara küstüm BaBam
Dar günde koştum BaBam

esen kalın...asya...


CANDOST MUHTAR'IMIN YÜREĞİNDEN DÖKÜLENLER

Ben

ne zaman?

Ben

hangi iklimlerin iliklerinde

aradıysam ılılıklığını

ateşten dudaklarının;

Tatsız  tuzsuz bir kuşun

Telaşlı ve göçmen

kanatlarının arasına sığınıp

göçtü gözlerin

sıcak memleketlere...

Sana dair

özlemeler sıkıştırdım

sıkıştırılmış zamanlardan

hiç peşin üç taksitle...


Kemanın

sesi hep delip geçti

zaptedilmiş mevziilerini

aşk

meydan muharebesinde

gönlümün

Rakı

yaşlanıp ta

böyle dumanlanmayı,

bulanmayı

hiç istememiş aslında

Su’yla sevişip

delice titrediği

buzul zamanlarında...

 

  Ben

hangi şarkının nakaratına

gözlerimin

bir karat’lık ışığıyla baktıysam

Senin

dillerinin

ıslığı değer belki fikrime niyetiyle;

Niyet güvercinleri

havalanır

içimin başkentinden

sensizlik sürgünlerine...

Tahta masanın gıcırtısı

billur bir

kadın sesine yazılır sahnede

Şişenin dibinde

can çekişirken

o zavallı


o

“artık geç oldu,kalkalım”

son damla;

Damla damla

tükenişler başlar

gözlerimden

Gözlerine yaptığım

“bir gecede kondu” mun

damlarında...

Acıklı bir filmin

canı yanan yıpranmışlığına

“nostaljik”

pazarlamalar yapılırken;

 

  Bu

Islak ve üşümüş şehrin

Hüzün ikindisinde

bir kan anonsu,

Bin dolarlık bir

Fahişe şampanyanın

patlamasına

boynunu eğiyorsa sessizce

dibinde ayaklarının;

Ben

hangi iklimlere yağmurlansam

gözlerinden

kızıl kıyamet

deli boran

saçmasapan

akmak şeklinde

Sen

kristal bir tecritte

yudumlanıyor olursun

iştahla muhtemelen

köpük köpük..

Ateşten bir bulut

havalanıp

benim

hava sahamı ihlal eder

sabıkalı bir şafak zamanı

Zamanlı zamansız

çığlık çığlığa

bir sabah çığırtkanlığında kuşlar;

 

minörsüz,

bemolsüz,

akordsuz,

ussuz!

“Şimdi Nerdesin?”

çaresizliğinde

pek çok bilinmeyenli

ve aslında

bilmemizde gerekmeyen

o

malum denklem...

Sana

yazdığım şarkıya

gülümser

içimde matem tutan kadınlar

Kara çarşafları

sevişirken

gökkuşağının

yedi renginin

yedisiylede birden

sevişirken delicesine...

Çoktandır görüşmediğim

bir

ikindi vakti sessizliğinde

Bütün dumanları

annem kokuyor

içtiğim sigaraların.

 

Dudaklarımda

ateşli

rakkaseler dansediyor geceleri

Post

modern

ezgileriyle

kara kıtanın

yabani tamtamlarının...

Tam zamanında

masadan kalkmalar

Götürmüyor artık beni

Evin

soğuk ve yaslı

yalnızlığına!

Ben

hangi kahkahanın

kahramanlık gününde

Herkesten önce

koşup varsam

tören meydanına

acele bir sevinçle

Bitmiş oluyor,

ellerimden kaçıp

Kaf

dağının ardına

mevziilendiğin

geçit töreni.


İçimden

havalanan uçurtmaların

  kuyruğuna

tenekeler bağlıyorum

canını yakıp

incitmek için düşlerimin...

Ellerim

acıyor sonra

Bulutların

paslanmaz çelik

teneke senfonisine

Sen diye

Uzanmaktan,

usanmaktan yorgun

tembel bir fikri

ayağa kaldırıyorum peşinden;

Getirsin diye

bana seni,

Yollar

alay ediyor

fikrimin

hissesiz

harikalar kumpanyası komedisiyle...

Ben ne zaman

kırk gün

kırk gece

ateşlensem

derecenin kırk’ına düşman

Yorgan döşek

yatmaların havalesi

olursun

ateşler içinde

Gönlümün

küçük cari hesaplarından...

İnce

ve kederli bir yağmur

Nefesimin

penceredeki

istekli buğusuyla sevişirken,

bir çift

yabancı deniz yuvalanır

genzimin

orta yerine...


Ve

ben ne zaman

Rakının

dozunu kaçırsam

yüreğinin

mayın döşeli sınırından

gizli ve yasak,

Kaçakçılıktan

mahvederim kendimi

aranarak

tüm gece

Yıldız Karakolu’nun

kara kolu boynumda...

Ben

ne

zaman?...

Sen

her zaman!

                                               ayık kalın...koylu...


HASPALI KONAK 3...

AYRILIKTAN ZOR BELLEME ÖLÜMÜ....

Orada zaman unutkan tozlarını, sıradan sevgilerin dostlukların üzerine acımasızca serpiştirirken. Gerçek sevgi ve dostlukları ise sınar, daha da güçlendirir ve zalimce pekiştirir, hiç bitmemecesine, ömür boyu sürecekmişcesine....

Dön gel dediğine bakmayın :)) de get be demişti, gündelikçiler bile girdi de TOP a sen hala makalelerde top oyna. Benden sana izin, editör izni, BaBa izni git güzel bir tatil yap gel, ondan gayrı dellennip tepişme öyle her aklına estiği gibi.

Öyle yani, vedalaşırken gözünü seveyim BaBam bu sıcaklarda içkiden, sigaradan ve muallalardan uzak dur :)) oyun filan eğleşin işte emmimgille demişim. Bak ben dönüp geleyim sizi ne Yunan adalarına yollayacam, Rodos, Sakız, Kos, Fos o da ne be..  Elenilerle fink atıp, size metaxa şişesinde sirtaki yaptıracam allama kitabıma harbiden söz, Eftelyayla kadeh tokuşturacaksınız ay mehtabında. Siz yeterki az uslu durun, da ne gezerrr:))

Gendine kastın asya, gendine küstün asya, dar günde dostun muhtar, asya, hallarını kınamıyom, ellerini bağlamıyom, açık olsun yolların, yollarına bakmıyom :=)) gız bizi meyilsiz goma, ben emmingillere, halangillere, gara guzuna, sarı gıza neyim forvırd çekerim, uğurlar ola dedi...helalleştik.

Kadere inanırmısınız bilmem? ben inanırımda. O bir kez başladımı ağlarını örmeye ondan kaçılamaz, ayaklarınız dolanırda uzaklaşmak istedikçe, daha çok takılırsınız ağlara, dolanırsınız kendi üzerinize.

HASPALI KONAK'a ilk gelen haspa kafilesi, resepsiyonun önünde toplanmışlar, bir yığın valiz ve çantanın ortalık yerinde bir görevli aranıyorlar diğer yandan da pür neşe, bankonun üzerine asılmış olan pansiyonun sahibi BaBa ve can dostunun resminin alt yazısı, haladan yadigar Rakınağmeyi okuyorlardı, kakara kikiri ki....

Mutfaktan yana ahçıya yüksek perdeden bar bas bağrınan BaBa bütün yağız delikanlılığı ve onunla mütenasip öfkesi ile çıka geldi.

Lem hele ne biçim otantih gahvaltıdır bu, ben demedimmi size, ineği yemek salonuna bağlıyacağınız orada sağıcağınız, folluklar masa altına, haspalarım yumurtaları oradan toplayacak elcağızlarıyla, lem nerde benim dün dekor diye koyduğum tezek galahı, kim aldı onu !!

Haspalar, bir anda susup kalıp ona bakakaldılar haliylen, içlerinden biri, mini şortu, güllü hasır şapkası, güneş gözlüklerinin üstünden bakarak öne çıktı..

"Selamlar, siz pansiyonun sahibi BaBa olmalısınız, ay resimden şeyettim de, vallayi ne güzel düzmüşünüz burayı, bayıldık."

BaBa nın öfkesi bir anda sönerken, hehe sevdiğim güldür, gel beni öldür, hoşgeldiniz ''gülümbenim' 'buyrun sizi şöyle alayımda (nasıl düzüyom göstereyim :=) parantez içleri yoktur malum okunamaz :)) nasıl restore etmişim, düzenlemişim size anlatayım, gezdireyim. Bakın bizim buralarda bir deyiş vardır, ki dolanır dilden dile, kulaktan kulağa, ''gülü bakmak sevap, gülü sevmek azap, gülü koklamak sa ibadettir :=)) buyrun merdivelerden çıkalım... işte burası teras, benim terasım işte burada sorarım hep, güneşe, yıldızlara, ay'a, nerdedir diye.

ama

GÖRMEYİNCE SEZİLMİYOR... gülümbenim :=))

esen kalın...asya...

haspa terasın ucuna doğru ilerledi, şapkasını çıkardı, saçları omuzlarına döküldü, güneş gözlüğü elinden yere kaydı, batan güne karşı, bilsen dedi, bir bilsen BaBam, ne çok sordum seni, güneşe, yıldızlara, ay'a, kokunu yollasın söyle, söyle esen yellere diye...

ayhhh vallayi bu nicki emmime hediye edecem, o bile benden iyi becerir haspa olmayı :)))


BANA BİR MASAL ANLAT ASYA....

Geceleri evlerin ışıklarının göz kırpar gibi yanıp sönmesi ondandır, hayaller masallar göz kırpar, ve sonra çocukların uykuları birbirlerinin omuzlarına düşer ...

Masalımızın adı ''Vakitsiz'' Öten Horoz Altın Yumurtlar. Onları hiç böyle görmediniz :)))

Evvel zaman içinde kalbur,elek, tencere, tava filan saman içinde olduğu devirlerde, bir varmış bir varmış kii işte öyle bir varlık, yok demeye kimsenin dili varmazmış, bi kuşun sütü eksik, ben BaBamın beşiğini tıngır mıngır sallarkene, emmim düşmüş eşikten, neyse uzatmayalım..

Bir vakitler komşu iki köyün iki kralı yaşarmış ülkelerden birinde, her ikisininde peripadışahının kızı Deli Dumrul'un gardropuna ve donanımına yüz basan, bi uyudumu yüz sene uyuyan dünyalar güzeli iki oğlu varmış, prenses statüsünde ve protokolunda. Pamuk Prenses ve Külkedisi ki bundan böyle adları bu masalımız itibariyla ''Yavuklu Prens'' ve ''Gülkedisi'' olarak geçecektir, tabii kim olduklarını söylememe gerek varmı :))))))))

Lakin bu dünya güzellerinin bahtları pek karaymış be, birini başı, habire aynaya bakan üvey annesi, kötü kadın kraliçe ile, diğerinin ki ise üvey ebesi ; Diva22 ile fena halde dertteymiş.

İşte yine bir gün, her hangi bir gün değil ama, bu iki kral, Tenis rallysi şampiyonası yayla şenlikleri çerçevesinde, oynarlarken, ki bu spor at üztünde raketlerin birbirine tokuşturulması şeklinde yapılan bir ata sporuymuş, o ülkenin..

Sarayda, kötü kadın kraliçenin yine aynaya bakası gelmişmiş, sormuş yine o gıcık kim 500 milyar ister sorusunu, aman be ayna da manyak, yahu bi kere de tut şu dilinide konuşma lem, demiş ki ''böbürlenme sultanım, senden büyük Yavuklu prens var bu dünyada'' al işte kadının cinler çıkmış yine başına, şirret şirret bağrınmış, derhal bana yanında bol soğan piyazlı ciğer kavurma yapın diye. Elbette bahsi ve adı geçen ciğer yavuklu prensin kalbiymişşş, buncağızda herşeyden habersiz sarayın gülhane parkında altın topuylan kurbağa prensesele fingirdeşip oynaşırken, kulağına gelmiş bu cayırtı ve o an kararını vermişki, bu sarayda ona iş yok artık, takmış takınmış kırmızı başlığını ve onunla uyumlu pelerinini doğru, ormana büyükannesini yanına kaçmaya ..ve yollara düzülmüş.

Öteki çalgılı çengili köyün ise adetleri pek çoğmuş, şoparlar habire maskeli balo verirler, ülkenin tüm muallalarını davet ederlermiş.. Gülkedisi mahzun gözlerle, aynanın karşısında baloya gitmek için süslenip püslenen üvey ebesi Diva22 yi seyrediyormuş, acabağa beni de götürürmü diye iç geçirip esniyormuş amaa kötü abla diva 333 333 333 diye pis pis kahkahasını atmış, sen şu fasulyeleri ayıkla bakalım diye kapıyı ardı sıra vurup çıkarken.

Masum gülkedisi bunu prensin cep no su sanmış ve çevirmiş, aha tam o anda  o da ne  bir dudağı yerde bir dudağı gökte zebellah gibin bir dünya güzeli peri belirmemişmi karşında peri sihirli süpürgesini mutfaktan yürüttüğü kelek bir karpuza değdirince, amanın siz deyin uçak ben deyim metro yada transatlatik filan işte öyle bir mobilize bir binek aracına dönüşmemişmi kelek, valla dönüşmüş, Gülkedisi işte an kararını vermiş ki, bu saraydan ona fayda yok, toparlamış sepetini, doğruu ormanda yaşayan büyük amcası çizmeli kedinin yanına kaçmaya, düzülmüş yollara.

İşte bu kalpleri tertemiz ama bahıtları kapkara bu iki prensesin yolları ormanda böylee kesişmiş. Oman geceleri çok korkunç olurmuş, baykuşlar öter, yarasalar ulur, kurtlar uçar, kervanlar çakallarla kol gezermiş. Neyse işte Yavuklu prens ile gülkesisi tıpış tıpış az gitmişler uz gitmişler, ama dere tepe düz gidememişler çünkü ormanın yolu çok virajlıymış. Yollarını kaybetmişler, ormanın ortalık yerinde birde ne görsünler bir ev, aa demişler dalmışlar içeri, amanın içerde minik minik kırk masa, minik minik kırk yatak, minik minik kırk klozet, bismillah... kırk kere maşallah meğer burası kırk haramilerin eviymiş, oturmuşlar masaya yemeye ,içmeye, fişmekana...

Evlerine dönen kırk haramiler çok kızmışlar önce, ama içki muhabbet sohbet iş koyulunca, izin vermişler evlerinde kalmalarına, oda +kahvaltı mevkiinde. Sabah olup da, kırk haramiler, Edirne Kırkpınarda ki işlerine giderlerken sıkı sıkı tembihlemişler, Yavuklu Prensi ve Gülkedisini, ama sakın terli terli su içmeyin, yemekten sonra dişlerinizi fırçalayın, sakın elma yemeyin, ve zinhar şu köşede duran Alaattinin sihirli bilgisayarına dokanmayın diye.

Neyse işte bunlar almışlar dantellerini ellerine yün eğirmeye koyulmuşlar ki kem talih işte, kapının önünden ''dikat dikat elmalar satarım, hurdalar alırım'' diye eski püskü bir eskici geçmemişmi, geçmiş, buncağızlarında canı elma çekmemiş mi? çekmiş, almışlar elmaları vermişler alaattinin sihirli bilgisayarını, hek diye yemişler sonra lem biz naaptık, ne halt edecez bu haramiler gelince diyerekten, evden tüymüşler. İşte yine orman yolları, yine dağlar başı dumanlı, düzülmüşler yola.

Karşıdan karşıya geçerken, yolu kaybetmişler yine, varmışlar bir mağaranın önüne..Mağara zamanın ünlü çetesi Yedi Cücelerin mağarası değilmişmi oymuş be, bunlar çalıp çırptıkları yedek parçaları buraya zula eder, Taiwan malı elektronik eşya üretirlermiş orada. 

Öyle yani, açıl susam açıl demişler, ı ıhh kapı mıh gibi, dökül susam yağı dökül yok kıpraşmıyor yine. Bakmışlar kapının bir yanında bir at, bir yanında bir inek. İneğin önünde ki otu alıp, atın önüne, atın önündeki otu alıp, ineğin önüne koyuncaaa, kapının uzaktan kumandasını vermiş inek, inek işte :))

esen kalın...asya...


To my dearly BaBo
Ehe nasilsen, hoşmisen, keyfeteler eyimidir, ellerinden gözlerinden busederih gurban, beni sorarisen, çok müşgüllerim olmiştir lo bildigin kibin degil vellehi aha bu su yattagı gibi guccak bilgidüzzere heç
alışamamişimdir, lekin onunda gözü beni peh tutmamitir lo, ökküz trene bakir gibi bakişirih eylee..
Birinci müşgülüm BaBom, ehe ben şinci bunu guccagıma, icebi halinde dizzimin üstüne oturturih, hette giden gece yatagıma aha goynuma bile almişemdir, içime bi gurt düşmiştir lo, hele ya bu bilgi düzzer erhek ise, enee ya beni de düzer ise bu elehtrohnik eygit, öle degilmi gurban, velle bizim namıs dümdiz oliir, iznin varmidir, yani eyle. Lakin kendisi, ayh gız gorkma ben IBMe yim demişidir emme,
huylanmışimdir bi kere,sen marak etme ama, dizzimün üstüne aldıgimde, fistani çekiştirirem he.
 
İkinci müşgülüm dehe bi müşgüldür lo, ehe malim bizim kövde, benim damda, cep çekmiir, alirem bu guccah dopunu, mıktar emminin gayfeye gidirem, bir telefon orada baglidir gurban, ehe köv ehelisi toplaniir başşime, nah buraya tıhlayacen, yoh şuraya tıhlayacen, bunalirem be, neysem zeynepkız al basmadan bir mühefezze killifi dikinmiştir, ceno helamda aha dana gozzu gibin bi meşelleh takınmıştır,lab doppuma, vellehi tüfenkle bile yıhılmayız artıkın lem.
 
Bi müşgülüm dehe vardır da, ehe sıkılırım dimeye, yehu bu bilgidüzzerin sıçanı da peh fenedir be,heç becememişemdir lo, ehe bu sıççan bizim köydeki terle faresinin gözzü kaddardır, permeğime gelmiyiir, ehe bene herrici bir siççan verin demişimdir, oha mıçtın lap ına topuna gız sen demişlerdir, alışecen sende permeginde, yoha lem siz benim permegi bilmirsiniz, o ne kattır gibin inetçi bi garıdir bilmirsiniz dedim, hele beş yildir bi şifit+enteri ögrenememiş babbamin ebbesini aglatmiştir lo demişimdir he, eyle yani.
 
Hele desene lo, bunun ilene meyyül yazmah ceizmidir? ehe bu bilgidüzzer beni düzirse velle benden günneh gitmiştir, irezil irüsva olimişemdir.
 
Vellehi BaBom , bende hevedisler beyledir, lem sen beni ihmel edirsen be,ellin muşmula garıarına mör öttesi ev düzirsin deyi vellehi beni unitmişen, büyyüh cevvüzün dibinde behlirem gurban, ele birah puştligi de gel bazi bazi he, vellehi gül gibin gullumbenim sarariir soliir hesretinden eyle işte.
 
see u cennim bye ederih
esen kal, asya gızı

HARAMİLER KESMİŞ SUYUN BAŞINI....

Kolay değildi elbette haspaları asma yaprağına düzmek pardon Haspalı Konağı çekip çevirip idare etmek, epeyce bir mesai gerektiriyor vallahi adamı ''vakitsiz'' bırakıyordu :))) Bi dakka yahu ben bu makaleyi yazmıyacaktım ki.

Heh Yavuklu prensle Gülkedisi, Yedicücelerin mağaraya bi girdiler ki of off offf yani öyle..Yavuklu etrafına şöyle bir bakındı eneee aha buraya gallüfer yetmez lem, düz düz vellehi günde 200 km düzsem bitmez diye acı acı procelenirken, üfff aman bende be, herşeyi birbirine karıştırdım yine, bu tesisat düzme işide başka bir makaledeydi, ne diyordum ki ben, bir masal anlatıyordum, hatırladım şimdi tamam:)))

Yavuklu prensle, Gülkedisi, Kırk haramilerin evlerinden kaçarlarken, saat tam 24:00 ü vurduğunda, o zebellah hurinin yaptığı büyü bozulmuş, gülkedisinin asansöre dönüşmüş olan, kelek karpuzu eski haline dönmüş ve gülkedisi kendini, 19. kattan aşağı merdivenlerden paldır küldür yuvarlanırken bulmuştur, ve mor şalvarını, ayağından oracığa düşürmüştür.

Haramiler eve döndüklerinde, bir de ne görsünler, siz ne bileceksiniz lem ben uyduruyorum bu masalı:))) evet, yavuklu prensin, gülkedisinin vee Alaattinin sihirli bilgi düzzerinin yerinde yeller esmiyormu? fırtına bilem esiyor.Harami bunlar, yerlermi bu keleği, yutarlarmı bu kazığı, merdivenlere düşmüş olan mor şalvarı bulmuşlar, atlamışlar kırk katıra, almışlar ellerine kırk satırı yallah yolların suların başını kesip koparmışlar, tüm ülkeye el ilanları afişler asmışlar, ''Mor şalvarın sahibi gülkedisi aranıyor!! bulana ödül; kırk gün gün kırk gece kına gecesi'' şeklinde.

Bu tarafta tüm bu olaylar gelişirken, öte yanda yani saray mahallinde, köyün kralları tamamiyle halktan kopuk bir aristokrastiklik bir hemmem ve halvet ve hatta rehavet içersinde... Wimbledon Open olimpic yüzme havuzlarında yağlı güreş senkronize artistik patinaj yarışmalarında, gladyatörleri izleyip, aslanlara parçalatıyorlarmış, ba ba ba ba...

Yedi cücelerin mağarasındaki durumdaysa, yavuklu prens ve gülkedisi, Alaattinin sihirli bigi düzzerini geri almışlar, dur şuna bi format atalım derkene aman allam lambadan pardon monitörden bir dumanlar fışkırmış ki öyle bi şey değil ve içinden kocaman bir dev çıkmış, kavuşturmuş ellerini dileyin benden ne dilerseniz demiş.

Yavuklu bırak lem şimdi dileği keleği de sen bize bi masa donat şöyle, sonra da çöm dinle, fena halde başımız dertte bizim demiş. Uzatmayalım al takke ver küllah yenmiş içilmiş sıra dertlere gelmiş, gülkedisi anlatmış ben ayatta artık köye dönemem, aramiler kesmiş suyun yolun başını, mor şalvarım ellerinde bi yakalalarsa beni yahu Rapunzel tüm beliklerini salsa belden aşağı kurtaramaz beni, maf oldum ben demiş, dev kara kara düşünmüş. Ya senin derdin nedir bre yavuklu demiş...

Yavuklu prens; valla dev hazretleri, aziz dostum, şeker kardeşim benim halim daha da içler acısı, köyde tüm yavuklularım beni bekler, artık içlerinden birini seçip, Kavuklu Prens olmamı emrediyor kral, ''extrem tenakuzlar'' (bu ne be :=)) içindeyim anlayacağın, dev daha da kara kara düşünmüş... O halde çok iyi düşünün, tek bir dilek şansınız var, dileyin benden ne dilerseniz demiş, ama sadece bir hakkınız var ona göre..

Elbette dileklerini söylemek bana düşmez, ama dilerim ki onların ve sizin dilekleriniz bir gün gerçek olur. Gökten üç elma düşmez, İstanbuldan ayva gelir, nar gelir

ehe de yemişşem eyvayı BaBo :))))

BİLMEM KİM SARACAK YARALARIMI .....

esen kalın...asya...


Abi masaları birleştirelim, bura bizi almaz...

                                                        Fatih Sultan Mehmet

(Topkapı sarayından bir duvar yazısı.....)

 

Günlerden sonra aylardan sonra canı fena halde acılı Ankara pardon yaf Adana yok o da değil oyun çekmişti, vakti hiç yok ve fakat uykusu çok vardı ve başını salondan içeri uzatmak gafletinde bulunmuş oldu, artık vakti çok ve fakat uykusu hiç yoktu... Masalar birleştirilmiş, ortaya karışık bir ızgara pardon oyun gelmişti.

 

Hanfendü: Yani şimdi bana bir cevap verin, nasıl biriyim yani nasıl börek açıyom, kızartmayı nasıl yapıyom, bilmek zorundayım, bunun bir açıklığa kavuşmasını istiyorum.

 

Çokuykumvarya: Bi dakka şu GPRS i bi fişe takayım hah, şimdi canım sen güzel börek açıyonda,

yaf hamuru biraz kalınmı tutuyon ne gülle gibin oturdu bak mideme.

 

Şopar22: Şimdi bülbül güle demiş ki, gel biz beraber bir yuva düzelim,,,yahu.

 

Gülümbenim: Ay tatlı şeyler konuşalım lütfen misal, sen çilek reçelini kaç çilekten yapıyon veya krem kramelin şekeri kaç şekerli  olur gibisinden, BaBa maili açma..

 

Hanfendü: Yok ben cevap hakkımı kullanmak istiyorum, ben şimdi böreen kıymasını azmı koyuyorum demek istiyorsun, öylemi ha öylemi?

 

Hiçvaktimyok: Yahu sizleri ne özlemişim bi dakka GPRS in S si yamuk duruyor tamamm, yok içini bol koyuyonda kızarmış yerini kendin yiyon be, aha bu gipiares açmıyor maili, mesela ben bu gülümbenimi de tanımam etmem, hiç görmüşlüğüm yoktur, yani sokakta görsem aaa nassın filan derim öyle yani..

 

Öz be öz devil: heyooo beş kızıda muhtar yedi

 

Kakarakikiri22: sonra bülbül,,, güle dönmüş neler oluyor bize,,, bize neler oluyor gülüm demiş

 

Gülümbenim: Acı acı konuşmayın yaf, içime batıyor, misal kaymaklı tel kadayıfını kaç telden yaparsın, BaBaaa meyili açtıysan okuma...

 

Kingleone: yahu bi gün şıfrıntı22 diye biri geldi, aha GPRS açtı,  nazar etmeyin durun, maşallahı var,

sonra ne diyordum.

 

şirfinti22: ay salondan dar kaçtım sığındım şuraya, bülbül güle demiş ki, kıs sen İstanbulun neresindesin.

 

En hakiki devil: uyuyan devi uyandırmıcaktın, hehe son beşi de muhtar yedi, ekürim canımın içi.

 

Hanfendü: hani benim böreemin üstüne yoktu, yalanmıydı sözlerin

 

BaBa: yalan olurmu kıs, yaf maskeli balo bu, misal şu gülümbenimi tanımam etmem sokakta varoşda sorsam kimse bilmez, aha genemi yaf :=)) genemi öldürdün daş gibi asya kızını tüh sana be. Meyil ney atma bi daha.

 

Muhtar: Bülbül 19. kata konmuş,,,aaa insan kuş misali yahu demiş güle,,,

 

Gülümbenim: ay ne renksiz bi oyun bu, vallayi tek kelime makale çıkmaz be :))) meyili okudunsa at BaBa.

 

Yollardan sonra, yıllardan sonra, yanyana olmak yine....

 

esen kalın...asya...


Akan yıldızlı bir gecedir üstümüzden , su değil
Güz rüzgarlarıdır bu, dinmeyen uğultu değil

Beyaz mendillerin çırpınışıdır sevincimizi bölen
Muhacir kuşların maviliklere düşme korkusu değil

Bir buruk lezzettir dudaklarımda kalan
Yıllanmış şarapların tortusu değil

Asıl çekilmez olan hayatın yükü değil
İnsanın bir amansız koşuda yorulmasıdır

Bu fırtınadan arta kalmış beyaz köpüklerdir
İ
çimdeki çılgın denizlerin durulmasıdır değil

Zamanı güzel kılan aydınlık gözlerindir, güneşe vuran
Bunlar saçların değil, esmerim, savrulmasıdır güllerin

A.Ç.


Bende yazdım...BaBa...

DELLENDİ BU GIZ GENE:=)))

Don Kingleone BaBa ve kadim dostu Gülorotti Muhtar, İstanbul’da gene buluşmuşlar, yeni imal edildiğini duydukları Padişah sandalıyla bir Boğaz gezintisini Gülorotti’nin cebinden hiç eksik olmayan cep kanyağıyla halvet olaraktan tamamlamışlar ve muhabbetlerine devam etmek için nefret ettikleri layla rayna değilde gene duvarlarında resimlerinin asılı olduğu Asmalı Mescit’e gitmişlerdi. Orada her türden araştırmalarına rağmen bir türden bulamadıkları asya kızının kasetlerini çalıyordu meyhaneci. Sebep buydu yani.

Bir sürü özellikleri bulunan ama sadece çalınınca cevap verdikleri son kızları prd son cep telefonları Sonyericsson Tbilmem kaç hiddetle çalıyordu. Gülorotti her zamanki gibi cep telefonunu padişah kayığında unuttuğundan, kürekçi levendlerden biri koştura koştura çalan cep telefonunu asmalı’ya koştururken Don Kingleone telefonu açmak gafletinde bulundu.

Telefondaki meçhul ses asya kızının bir Canada seferine çıktığını söyledi. Don Kingleone gendi gendine “yaf ben son zamanlarda bu gızı hiç sürgüne yollamamıştım, nerden çıktı bu Canada” diye hayıflanaraktan kadehini Gülorotti’nin kadehine can cana dostum diyerekten tokuşturdu. Ve...

”Yahu emmim, candostum, muhtarım, rosalinam, cantosmanım, kakarakikirim, kelaynakım, gül versiyonlarım, bülbülüm, Ömer hayyamım (bi bitse şu hitap serenadı BaBa diyeceğini diyecekte, ne diyeceğini bu serenadla birlikte unutmuştur:=))) Ne diyecem yaf bak, bu son kadehti, asya gızının türkülerini de duymuyoruz, hah hatırladım, asya gızı Canada’ya tüymüş, bi gidiverelimde alıp geliverelim...

Gülorotti’nin canına minnet, 13. katta bülbül dinlemekten bıkmış, Tanrıya yakın olmak adına (az da Ebabil guşu dinleyelim) ayağına 19. kata çıkmış ama o da sarmamış, “oh yahu,,,,12.000 feette ne bulurum kafayı ben,,, diye düşünerekten” (feet foot newton watt toriçelli hepsini de bilir ya çarıklım) “ yahu babam sen dersinde getmezmiyim deyivermiş.

Don Kingleone, yani gendisi bizzat baba ya, her teferruatı düşündüğünden, yaf bu gız iyidir güzeldir ama az delidir ne yapsa yeridir diye düşünerekten, Deutscland’a da uğrayalım, kadim dostum Doktor ve zevcesi Bahar Hanımıda alalım, belki acil müdahale gerekebilir demiş, ama bu arada Hamfendü de aldığı haber üzerine illa bende bende diye tutturmuş, asya’ya fındıklı kurabiye yaptım, ayağımızın altına koruz gideriz diyerekten Don Kingleone’yi ikna etmiştir. Şahmeran ise her nasılsa anlayamadığım bir şekilde cepten ulaşabildiği Gülorotti’ye zilli zeynep şakkadanaklığıyla Brezilyaya bende geleceğim diye tutturmuş, Muhtarın “gızım biz Canada’ya sefer düzenledik” demesine rağmen ben hoppadanak oraya da gelirim demiştir mütemadiyen.

Business class olduğu gibi kapatılmış, hatta korumalardan ikisi dışarda kalınca pilot kabinine yerleştirilmiştir. Don Kingleone ve Gülorotti, Asmalı Mescit çıkışında buldukları üzüm kasasını yanlarına aldıklarından rahattırlar dizlerinin üstüne çilingiri kurmuşlar, peynir domates idare etmektedirler, lakin export rakıyı pek sevmezler ama acele ettiklerinden Gülorotti’nin şoparlar uçağa Tekirdağ’ı yetiştirememişlerdir, buna rağmen Don Kingleone “tüh,,,aman,,,,yahu,,,” gibi çok virgüllü muhtar nidalarına alışkın olduğundan gene boşver emmim, kaportaosmanım, mühürlügülüm (yaf bu serenad başladı gene:=))) keyfine bak, şunun şurası 12  saat 2 büyükle tamam deyivermiştir.

Uçak yavaş yavaş havalanırken, hostesler bir yandan bu iki gri saçlı, siyah kostümlü adamları yan yan kesmekte, acaba üzüm kasasına da emniyet kemeri bağlasakmı diye uzun uzun düşünmektedirler. (burda koptum:=))))) Ama uçağın pilot kabinine içi hardal gazı dolu C5 bombası konulduğundan bihaberdirler...

Asya’nın sesi yankılanıyordu sanki “
Çok rica ederim Bahar hanımcım o mübarek yiyeceği ayağınızın altından alıp kucağınıza koyun bayılırım yaf fındıklı kurabiyeye :)))) Uçak semalarda süzülürken, yolcular güle içe halleşiyorlardı, gülorottinin nağmeleri.."lap top umu aşırdılar damdan dama uçurdular, geahh bili bili çilelide bülbülüm çileeaaahh şeklinde iniliyor du (muhtarım bi top una bi de mor şalvarına mukayyet olamıyon be :)))) ki pilot kabininden yana hafif yollu patlamalar işitildi, şahmeran sevinçle şakkada şukkada ellerini çırpıyordu, yaşasın işte Brezilya karnavalının maytapları başladı diye, kingleone dur kıs birincisi Brezilyaya gitmiyoruz ikincisi bu pek de havai fişek gösterisine benzemiyor diyerek öne atladı, dr. Çelebi en bi chıtır hostesi asistanımdır diyerek kapmış, ağzınızı açın, yok uzanın hayır kalkın, ellerinizi kavuşturun yok öyle değil eller havaya şeklinde bir dizi tıbbi talimatla ardından seyirtti...

(Devam edecek...Sağlıkla kalın...BaBa...


GENE DELLENMEDİ BU GIZ :=))  zaten hep deliydi...

MEHTAPLI GECELERDE......

Uçak okyanusun üzerinde ki mavi koyulukta uçmaya devam ediyor, business class ın yolcuları hepten uçuyordu, dışarda nefis bir mars mehtabı vardı...pilot kabininde ki en şiddetli patlama olduğunda, korkunç bir gürültüyle metal, kağıt gibi yırtıldı, uzayın derin sessizliğinde, hazır şu Mars kırk milyonda bir yılda dünyaya bu kadar yaklaşmışken :))) very very VIP yolcularımız, kırmızı gezegenin, kırmızı topraklı tozlu yollarına düştüler.....

Masa aynı masaydı, kararmış tahta
Çentikler atılmış üstü, düpedüz

Hepsi bir yerlere savrulmuşlardı, marsın ücra bir köyünün civarına, şakkadanak kendine ilk gelen şahmeran oldu, bir yandan gözlerini oğuştururken, etraflarında toplanmış merakla bakan,marslılara,ay ne güzel bu yıl Brezilya karnavalında bu kıyafetler moda demekki :))) hoş bulduk hoş bulduk diyordu.

Bahar hanım üstünün başının tozunu toprağını silkeliyor, telaşla, göğsüne sımsıkı yapıştırdığı fındıklı kurabiyeleri kontrol ediyordu.

Gülorotti feci haldeydi, gül tuttum cennaşahinu, bütün gül yaprakları üstümüze olsun, size demedimmi ben,,,yahu boşunamı uçak fobim var benim bunca yıldır,,,patladı işte nihayet namussuz,,,gitti gül gibi çingen palamutlarım, vişneli votkalarım,,,üzüm kasalarım,,,mesajını alamadığım özür dileyemediğim kadınlarım,,,bi daa uçağa binenin....

Dr. Çelebi duruma hakim oldu, sakin olun aziz muhtarım, muhterem kakara kikirim, sayın sifrinti22 im, saygı değer divam...lem unuttum be ne diyecektim :))) aziz dostum BaBa bi tüyo verin, istirham ederim...

Masa aynı masaydı, karamış tahta, dört bacak
Şiirler, kalpler kazınmış üstü, düpedüz

Kingleone, mimari bir gözle etrafı inceliyordu, bu garip gezegenin, kırmızı taşlı topraklı, kırmızı ağaçlı yapraklı, kırmızı sazlı, kırmızı damlı köyüne baktı, bir hamur tahtasının başında yere oturmuş arkası dönük bir kız vardı, basma al fistanlı, başında oyalı al bir yazması vardı, iki saçın örgüsü beline düşmüştü, yanık bir türkü okuyordu, oydu işte, belki şu asırlık koca çınar, su içtiği pınar, havada ki bulutlar bilmezdi ama, bilmişti tanımıştı oydu, seslendi...asya !!! kız başını kaldırıp baktı ona...BaBa, BaBam :)))))

Kingleone; get lem yerde ararken gökte bulduk kıs seni, elinin hamuruylan marslılara mantımı açıyon yaf şimdi de :=)))

Asya; size bir şey göstereceğim gelin hadi dedi, birlikte ilerdeki küçük bir tepeye tırmandılar, gökyüzüne baktılar, orda bütün yıldızlardan daha parlak, daha tanıdık, en romantik mehtaplardan daha güzel bir ''Dünya mehtabı'' vardı, işte dedi, heyacanla işte size dünyayı hep buradan göstermek istemiştim :)))

Masa aynı masaydı, kararmış tahta, dört bacak, yanmış yer yer bir cigarının ateşinen
Kelimeler kazınmış üstü, düpedüz....
Biz orda, kelimelerin bittiği yerdeki dili konuşuyoruz.

esen kalın...asya...


MARS İLE DÜNYA ARASI, YAKTI YANDIRDI BENİ KAŞLARININ KARASI....

Yani yaranabildik mi...yooo, Sn Dr.Çelebiden bir mail geldi; ''sen ne diyon yaf gafil esmer, biz Bahar hanım ile Heybelide her gece mehtaba çıkardık, mars da bi şeymi'' diye buyrun bakalım :)))

Duvar aynı duvardı, beyaz badanası
Görünmez çivilerine, resimler asılı

Gülorotti ise içip içip er gece dünya mehtabına karşı gazel atıyordu;

Şimdi İstanbulda olmak vardı babass ını satayım
Köprüde çingen palamutu yemek
Martılara simit ekmek
Muallayı sandala atmak

Şu anda Asmalı Mesçit de olmak vardı...
Tek teakkkk ağardı gaşlarım tek teakkkkk..!!
Benim derdim ...........

Ay ne bileyim sizin dermanınız nedir, bir nevi havai değişikliği olsun diyerekten yolladık işte marsa sizi, ama hakkını yemeyim, halinden memnun olan biri vardı içlerinde.

Şahmeran; aman beni elleşmeyin, çok sevdim Brezilyayı, hiç bir yere kıpraşmam kalacam az daha burada diyor başka bi şey demiyordu... Zeynep bu güzellik varmı huyunda..kıs :)))

Duvar aynı duvardı, beyzaz badanası
Görünmez çivilerine, şiirler asılı
Habersiz ışığın macerasından, dar dar katı katı....

Kingleoneden bahsetmeye ise dilim dahi varmıyor, burnundan soluyordu, acil aldır bizi burdan diye, yok neymiş burası marsmış yolu biras yokuşmuş, yok efendim GPRS burdan çekmiyormuş, neymiş marsın black labelinin tadı bir tuhafmış, neymiş efendim marslı chıtırlar, hıtır hıtırmış da dişini ağrıtıyormuş :)))

Yani sevgili kahramanlarımı, elin marsık marsında sırtüstü pardon yüzüstü bırakmaya gönlüm el verirmi, toparlandık atladık bir mars-zeytinburnu dolmuşuna vardık geldik geri memlekete yine...

Duvar aynı duvardı, beyaz badanası
Görünmez çivilerinde, takvimler asılı, solmuş yapraklı
Biz orda vakitlerin tükendiği yerde, umutlara doğduk.....

not: sevgili editörüm benim şiirleri yayınlamaz hiç oldum bittim, onun için korsan yayın yapıp araya kıstırıyom işte, çaktırmayın haa :)))

esen kalın...asya...


Masa aynı masaydı, kararmış tahta
Çentikler atılmış üstü, düpedüz
Masa aynı masaydı, kararmış tahta, dört bacak
Şiirler, kalpler kazınmış üstüne, düpedüz...

Masa aynı masaydı, kararmış tahta, dört bacak,
Yanmış yer yer bir cigarının ateşinen

Kelimeler kazınmış üstüne, düpedüz....
Biz orda, kelimelerin bittiği yerdeki dili konuşuyoruz.

Duvar aynı duvardı, beyaz badanası, Görünmez çivilerine, resimler asılı
Duvar aynı duvardı, beyaz badanası
Görünmez çivilerine, şiirler asılı
Habersiz ışığın macerasından, dar dar katı katı....

Duvar aynı duvardı, beyaz badanası
Görünmez çivilerinde, takvimler asılı, solmuş yapraklı
Biz orda vakitlerin tükendiği yerde, umutlara doğduk.....

asya


''devil'' in ricası, kıramadım, bu türküyü repertuarıma almamı ister :)))

Şu kordonun taşlı tozlu yolları
Alkolden dumandan görmez gözleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim muhtarım burda içiyor

Şu Angaranın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa bitmiş kadehi
Yiğidim BaBam burda içiyor

Bugün efkardan içtiler, yarın keyiften
Sağlamdı kefenleri, hüküm giymediler
Asmalı Mesçiti mesken edinmişler
Yiğidim aslanlarım burda içtiler


Aşağıda okuyacağınız yazıdaki olay yer ve kişiler arasındaki benzerlikler tamamen rastlantıdır,

hoşgörülerinize.....bu sadece bir reprüdüksiyondur

Mütemadiyen hürmetlerimle...

ANALYZ THIS.....BİZ DELİMİYİZ.... yani

Dottore Çelebiano o sabah çok neşeli kalkmıştı, aynada ki görüntüsünü beğeni ile seyrederek, ıslık çalarak traş oluyordu. Bahar hanım kahvaltı masasında onu bekliyordu, dottore keyifle masaya geldi, bir yandan çayını içerken öte yandan gazeteleri gözden geçiriyordu. Sicilya yine karışmıştı, aman iyiki Almanyaya göç etmişti vaktiyle, huzur ve sukun içinde işine gelip gidiyordu tüm bu karmaşadan uzak. İşte yine büyük bir mafia ailesi daha tarihe gömülmüştü, yetkililer olayın ardında büyük Don Kingleone ailesinin olduğunu biliyor ne var ki onları suçlayabilecek tek bir ipucu dahi bulamıyorlardı.

Gazetedeki haberde bir de fotoğraf vardı; Gülorotti ve Kingleonenin yaka bağır açık, güneşten yanmış tenleriyle bağlarda gösteren, altında Don Kingleonenin '' aha biz burda can dostumla üzümleri çapalıyorduk vallahi bi şeyden haberimiz yok'' şeklinde bir açıklaması yer almıştı.

Dottore eşiyle vedalaşıp kliniğine geldi, bugün hiç bir şey keyfini bozamazdı, odasına girmeden önce chıtır sekreterinin yüzünde ki ifadeyi pek beğenmemişti, nolmuştuki bu tazeye bugün, güzel yüzü dehşet içindeydi. Neşeyle kapısını açıp odaya girdi ve donup kaldı...

İçerde baştan aşağı siyah takımlar, gözlerinde siyah gözlüklerle iki adam onun maroken deri koltuklarına oturmuşlar, iki kedi masasına kıvrılmış uyuyor ve pencerelerin önünde de yarma koruma tipli adamlar mevzilenmişlerdi...Çelebiano başı döner gibi oldu, oturan adamlar sanki sabah gazetede gördüklerimiydi? yok olamazdı, burda onun kliniğinde, onun o güvenli odasında yok olamaz canım, hayal görüyordu.. hallüsünasyonotik bir sendrom geçiriyordu mutlaka.

Don Kingleone kapıda dottoreyi görünce yüzü aydınlandı en sempatik gülümsemesiyle yerinden kalkarak... Dottore  !! aziziano !! mia civaniano... dostum diyerek onu sıkıca kucaklamış, iki yanağından sertçe öpüyordu, Çelebiano neler olduğunu anlayamadan daha.

İyice sersemleyen Çelebiano, şaşkınlık içinde kedileri pist hoşt geahhh bili gibi terimlerle masasından kovalamaya çalışarak, size nasıl yardımcı olabilirim diye sordu. Kediler etrafa kaçışırlarken, korumalar silahlarına davranmışlardı. Don Kingleone, hehe kediler konusunda biraz hassasızdır mia dottore, tanıştırayım; bu can dostum Gülorotti, bunlarda onun kedileri gülpembe ve cantosman biz bir aileyiz yekpare ve bütün halinde dedi.

Çelebiano; memnun oldum en derin hürmetlerimle de, sebebi ziyaretinizden maksat muhteviyatı neydi acaba, sizin için ne yapabilirim? Don Kingleonenin yüzü akabinde ve detayında asıldı, mia aziziano, dottorem civanım, ah neler istiyor canım ama kireçlendim bakın bakın chıtır chıtır ediyor her yanım, damla taş mağarası gibiyim dottore, el aman, koltuğa çökmüştü, eritin şu mereti aziziano.

Dottore Çelebiononun, ateş basmıştı üzerine, kravatını gevşetti yakasından bir iki düğmeyi açtı, çaresizlik içinde diğer koltuktaki Gülorottiye baktı, medet umarcasına, Gülorotti masum bir edayla ellerini iki yana açtı, başını salladı, ben sadece fuar demiştim, fuar o kadar.

Dottore klimanın ayarını biraz daha düşürdü, alnı boncuk boncuk terlemişti, yani sayın Don Kingleone saygıyla arzederim ki yanlış bir doktora gelmişsiniz, ben psikiatrım ordopedist değilim..üzgünüm

Don Kingleone purosundan halka halka dumanlar çıkardı bir müddet ve külünü dottorenin gümüş plaketlerinden birine silkeledi, buz kesmişti bakışları...Almanyanın kuzeyinde çok iyi kireç ocakları olduğunu duydum, taş kırarak hasta kabul etmeye ne dersiniz? korumalar da yine silahlara davranmışlardı...masaya bir yumruk attı, sizin en büyük olduğunuzu söylediler bana bir uzman bir usta bir bir nasıl denir virtüöz, eritin şu kirecimi dottorem yakında Pamukkale diye konuk koruma programına bile alır bu namert FBI beni, yardım edin doktor civanım.

Dottore Çelebiano, Gülorotti ile gözgöze geldi ne yapacağını bilmez bir halde, Gülorotti yine ellerini iki yana açmış başını sallıyordu masum masum, ben sadece fuar demiştim, bir de yanında bir iki mualla o kadar..

Çelebiano, çaresiz, şöyle bir uzanın bakalım bir dinleyelim bari dedi...

Don Kingleone yerinden kalkmış dottoreyi yine sertçe kucaklamış yanaklarından öpüyordu, aziz dostum demek kabul ediyorsunuz tedavimi ha, çok sağolun. O anda ızbandut korumalar hızla odadan dışarı çıkarak ıkına sıkına devasa bir müzik setini, kabinlerini içeri taşıdılar, telefon kablolarını çatır çatır söküp monte ettiler, Çelebiano olanlara inanamıyordu, bu bu bunlar nedir, neler oluyor..dedi.

Gülorotti izah ediyordu, büyük Don Kingleone türkü çok sever, asya gızının kasetlerini dinlemezse sakinleşemez de bir nevi terapi, dottore merak etmeyin yahu, odada şimdi bangır bangır bir türkü yankılanıyordu

Var git ömrüm var git er baharaaaa // bu namızsız feleğin sözü var banaaaa ....

Kingleonenin yüzü gevşemişti, mutlu bir tebessümle, dottorenin pahalı şık deri koltuğuna uzandı, hazırım doktor, erit şu kireci bakalım:=))

Dottore eline ordan bir bloknot kapmış, gözlüğünü kalemini bir iki kez yere düşürüp aldıktan sonra, evettt anlat bakalım, biraz çocukluğuna inelim.. diyerek seansa başladı.

Don Kingleone anlatıyordu, yani bu peri bacası kibin bişey...

Dottore not alıyordu, evettt demek çocukluğunuz Ürgüp de geçti

Don Kingleone hışımla yerinden fırladı, dottore koltuktan düşecekti nerdeyse, korumalar silahları doğrultmuştu yine..

Siz ne diyorsunuz dottore!!! ensemde eklemlerinde peri bacası var sanki, sarkıt dikitler, maf haldeyim
sütler kaymak tutmadan dizlerim dirseklerim kireç tuttu ben koskoca Don Kingleone, haggat yaf ben BaBa değilmiyim :=))

Türkü avaz avaz bağrınıyordu

Var git ömrüm var git er baharaaaa // kaderin borcu var bu cana //  sallanı sallanı gelen yar mola // dikmendenmi geliyon da kız BaBa salına salına

Çelebiano, la havle dedi içinden bir içkiye ihtiyacı vardı, cant osmanı içki dolabının başından kovalayıp, bardağını doldurdu elleri titriyordu, döke saça...

Saatler ilerliyor, sekreter içerden üç erkeğin bağrış kıyamet sohbetini, yıkıla yıkıla kahkahalarını dehşete düşmüş dinliyordu. Nihayet kapı açıldı, siyahlı adamlar dottore ile kucaklaşıp öpüşerek veda ediyorlardı.. Çelebiano vallahi olmaz bırakmam, akşam yemeğe bekliyorum, yengeniz çok üzülür sonra, diyerek davet ediyordu...

Bahar hanım sofranın hazırlıklarını bitirmiş, çiçekleri şamdanları filan düzeltiyordu, konukların gelmesine az kalmıştı, dottore TV den akşam haberlerini dinliyordu, spiker Türkiyede Ürgüp yöresinde peri bacalarının garip bir şekilde tek tek yok olduğunu, yetkililerin çaresiz kaldığını, emniyetin Haspalı Konak yapımcılarını göz altına aldığını söylüyordu.

Kapı çalındı, konuklar gelmişti...Don Kingleone ve Gülorotti şık siyah takımlarının içersinde Bahar hanımın eline nazik bir öpücük kondurdular, arkada korumalar kan ter içinde bir şeyler taşıyor bahçeye dikiyorlardı..

Don Kingleone, mahçup bir şekilde güldü, size layık değil nacizane, armağınımız kabul buyurunuz dedi..

Bahar hanım dehşet içinde, bahçesine dikilen peri bacalarına bakıyordu..

Yemek çok keyifli geçiyordu, müzik setinden bangır bangır asya gızın sesi geliyordu

Var git ömrüm var git er baharaaa // ne ettim gahpe felek ben sanaaa // gış olmadan gün dönmez // aşk olmadan er dönmez // yıldızlar çahmurla sıvanmaz  :)))))

esen kalın...asya...


GÜLÜMSE GÜLÜM......

Dün gece sen uyurken, güller dizdim vazona
İkisi eksikdi....
Birini bende unutmuştun
Hatırladınmı gülüm ?
Diğeri ise..
Çoktan şarkı olmuş dillerde
Gülümse gülüm..

Ay ölcem ölcem, nihayet, allam allam sana şükürler olsun, işte nihayet şans bana da güldü, bir fırsat verdi, sıçrama uçma, hiper bir sanatçı, ne hiperi ultra hiper, ultura prima donna olma fırsatı, mor ötesi bir star olma şansı çıktı karşıma işte..

Başmuhtaremmim başmuhtaremmim başmuhtaremmim, ayh ne uzun ismin var be :))) diye şarkıyı duyduğum an dayandım kapısına..

Nefes nefese, başmuhtaremmim başmuhtaremmim başmuhtaremmim bu şarkıyı bana vermelisin ben okumalıyım, allam ya ölcem şimdi kapında nolur nolur nolur, işte şu türkü barlardan kurtulma fırsatı, yap bi güzellik bana  ver şu şarkıyı, demişim.

Ayılmaya çalışıyordu yine, hafif vişneliydi, dur yahu,,,bağrınma,,,gız..o şarkıyı ne divalar, ne serçeler, ne dudular istedi de vermedim,,,can dostuma bir nevi hediyemdi o benim.

Başmuhtaremmim başmuhtaremmim başmuhtaremmim, o verir o verir o verir nolur nolur ay nolurrrr

Yahu dur biraz, bu iş öyle happadanak olmaz ki, bu işler para, o da ne sende var ne bende, şey bulmak lazım, sponsor filan, studyo filan ne bileyim bir sürü masraf be gız bu işler.

Ay arayalım arayalım arayalım ölcem şimdi, BaBa yı hah BaBa yı o bilir, çıkartır kaset maset allah ne verdiyse, hadi ara başmuhtaremmim başmuhtaremmim başmuhtaremmim hadiiiii...

Ararlar tararlar yoktur BaBa hiçbir yerlerde, ulaşamazlar, mesaj bırakırlar..akşama doğru ondan bir mesaj gelir..

Yaf kusura bakmayın, çok önemli bir iş üzerindeyim, nihayetine gelmek üzere, boşalır boşalmaz, size dönerim..

Asya perişan halde, ay ay nefes alamıyorum şimdi panik atağa kalkacam, ne kadar deprasyon varsa hepsine girecem, ne yapacaz başmuhtaremmim? acaba İMKB yemi açılsak, Sinan Çetin e mi gitsek, yok ben sezere çıkayım en iyisi, o ara gözü yerde kıvrılmış uyuyan cant osmana takılır, hah cant cant osman bişeyler ayarlıyabilirmi dersin ha...

Yahu,,,dur,,, dellenme gız,,, dur az da bi düşüneyim yahu,,, ne yapabilirizzz hımmm,,, ben bi Finlandiyayı arayım bakalım...

Başmuhtaremmim başmuhtaremmim başmuhtaremmim sen bi harikasın tammam senin patroniçe turhana :!!! tabi ya biliyordum o frolaynla bi gün yollarım kesişecek, evet ya, bu işi yapsa yapsa Tuhana yapar, hadi ben hazırlanayım bi koşu..

Ya gızım ne heyecanlı şeysin be,,, dur önce benim gidip, uzun ikili temaslarda bulunmam gerek, öyle şakkadanak olmaz bu işler.

Aman be üffff  be başmuhtaremmim sendemi... şimdi sen başlarsan temaslara, kimbilir ne zaman boşalırsın be, ay ne talihsiz kızım ben, başta ne BaBa ne emmi :))))))))

Gülüm gülsün gülyüzün güller açsın güldüğünde senin
Bülbüller kansın gülyüzünün gül bahçesinde her gece
İçerim saçlarının kızıllığında şarabı hüzün ile seninle gülüm
Sen gidince yanıp kor oldu savruldu uzaklara külüm
Gülüm ahh gülüm
Sen gülümse yakışmaz dudağının kenarına hüzün
Hep gözlerimde bir ışık kalacak o güzel yüzün
Gülümse gülüm
Gelecekse senden gelsin ölüm

Başmuhteremmim ne güzel bir şarkı bu, senin yüreğinden sızan buysa, o yürekte ne engin denizler var  daha kimbilir...

Yüreğine sağlık...

esen kalın...asya...


DİZİNİN DİBİNDE TAŞ BEN OLAYDIM...
GÜNLER GELİP GEÇERKEN FELEĞE YOLDAŞ OLAYDIM

Asya büyük  alışveriş merkezinin, yürüyen merdivenlerinde ortalık yerde durmuş ciyak ciyak bağrınıyordu; imdat !!! yani help !!! yetişin akut nerde, itfaye ekibi nerde ayol mahsur kaldım, BaBaaa !! kurtar, ölecem nefes alamıyom, biliyon benim kapalı yer hobim yani fobim var, kurtarın beniii....

Allam ya, kız sen sen beni öldürecekmisin, rezil olacaz cümle cemaata yaf diyerek az evvel megafonda stop !! diye bağıran BaBa, sıkıntıyla etraflarında toplananlara baktı, hehe yok bişey yok bişey, klip çekiyoruz, telaşa mahal yok dağılın lütfen... Asya !!! ya kızım birincisi kapalı yerde değilsin asansör değil bu, ikincisi merdiven durunca yürüyerek insene yaf, maksus mu yapıyon ya lem kıs.

Başmuhtaremmim büyük bir zaferle dönmüştü Avrupadan, Osmanlının Viyana kapılarına dayanmasından bile büyük, baltacının Katerinayı dize getirmesinden de büyük, anlı şanlı muhtar ordusu frolayn Tuhanayı ikna etmiş, para musluklardan güldür güldür akıyordu, yalnız bir şart koymuştu şartnameye....Klip büyük alışveriş merkezinde yürüyen merdivenlerde çekilecek ve fonda arada sırada inip çıkan asansörler olacaktı reklam olaraktan :))) yani olabilir..bence sakıncası yok, frolaynın fentezisine karışmak olmazdı.

Ama klibin yönetmenliğini yapan BaBa nın canı çok sıkkındı, böyle kalabalık bir mekanda asya delisi ile baş etmek, deveye türkü söyletmekten zordu yahu. İşte yine olay çıkarmış, millet ne oluyor diye toplanmışken, o kaşla göz arasında indirimli satış yapan bir mağazada pazarlık pazarlık üç çift ayakkabı almış çıkıyordu, mutlu bir tebessümle..

BaBa saçını başını yolacaktı, bezgin bir halde yaw allahaşkına iki haftadır çekemedik şu klibi.hey allam ya o kadar iş düzdük bu kadar yorulmadım kıs, ne güzel tam boşalmış geldim bak gerdin yine beni, bırak alış verişi filan çık hadi şu merdivenin tepesine hadi güzelim hah, in şimdi salına salına,  şöyle eteğini saçını filan az cilveli savur hahh, oluyor işte, güzelll olacak bak bu defa az sabır...

Ama BaBaa, çık demesi kolay biliyon benim yükseklik hobim de var, vertigom var, ay korkuyom işte napıyım, yarı yolda sitop diye bağrınıyon mahsur kalıyom orda, bak makyajım da bozuldu işte bağırmandan, makyözüm nerde masözüm nerde, lizözüm nerde ay bornozum nerde, ayh bak sen geriyon asıl beni, şarkının sözlerini de unutturdun bak şimdi neydi...gülümse gülüm gelecekse senden gelsin ölüm....öldürecen beni çalışmaktan, bi editör bi yönetmen, ay savurun küllerimide kurtulayım, ne zor işmiş yaf bu kılip çekinmek...

BaBa akşam, çekimlerin montajı yapılmış klibin bir önizlemesini seyrediyordu...viski bardağını yiyebilirdi :))) sinirden...

Senaryo gereği, yürüyen merdivenin üstünde asya al basma elbisesi ile görünüyor, basamakların en altında başmuhtaremmi ona yukarı doğru çıkmaya çalışıyordu merdivenlerin ortasında çarpışmaları gerekiyordu şarkı gereği ama ne mümkün, yürüyen merdiven hareket ettikçe başmuhtaremmim sürekli aşağı doğru sürükleniyor bir türlü ortaya çıkamıyordu haliyle, asya sağla solla sohbet ediyor, imzalı resim filan dağıtıyor, faşır fuşur habire parfüm sıkıyordu, ay klibim güzel koksun diye...belli belirsiz görünmesi gereken asansörü, habire işaret ediyor, bakın nasıl ama tuhana asansörlerinden başkasına binmeyiz şeklinde  araya reklam sıkıştırıp duruyordu...bu arada başmuhtaremmi cebinden çıkardığı kanyağından bir fırt çekip, elindeki gülleri gelen geçene dağıtıyordu.

BaBa; yaf bunlarla ye iç de asla klip çekme, rol yapmak kimm bunlar kim :=))) dedi içinden, onlar sadece yüreklerinden geçeni yazabilirlerdi, asla yazdıklarını yaşayamazlardı...bünye meselesi..yani.

Esen kalın...asya...


GÜNLER KISALDI ZEYTİNBURNU'NUN MUHTEREMLERİ
BİR BİR HATIRLAMAK DA GEÇEN GÜZLERİ.......

Yalnız bir mevsimi sevmek için ömürler az...Hasbel kader bir şeyler yazıyorsanız, sonbahar gelipde ondan bahsetmemek, eski bir dosta selam vermemek gibi bir vefasızlık olduğunu düşünürsünüz belki sizde benim gibi....

Sonbahar bol bulamaç güneş ışığının değil, efendi aydınlıkların mevsimidir, kendine dönüp, kendinin ılığında sevgiyi bulmayı becerenlerin mevsimi, demlenme zamanıdır, güz yağmurlarında...

İstanbul'da Zeytinburnuna, o eski mahalleye her yerden önce gelmişti sonbahar...

Başmuhtaremmim ben er sonbahar böyle olurum, yağmur olur, savrulurum diyerekten Edirne'ye köye bağbozumuna gitmişti, bağbozumu aslında bir şenlikti, ürünün devşirilmesi ama, beni hep hüzünlendirirdi nedense. Dallarında kütür kütür, buğulu duran o üzüm salkımlarının, kurutulmak üzere yerlere serilmesi, ve son damlasına kadar suyunun alınıp, ezilip sıkılması için kamyonlara yüklenmesi, benim de yüreğimi ezerdi hep, aslında bağbozumu bir şenlikti, bir tören, ömrün hasat mevsimi....

Muhtar aynı muhtardı...beyaz saçlı kara kaşlı
Bir hazan gülü dalı
Tek tek ağarıyordu şimdi kaşları

Sonra Kars' a ''İnek Fuarı'' na gidecekti her yıl olduğu gibi, sarı gıza koca bulmaya, er yıl ölmede sarıgız bu yıl bulcam derdi kocayı sana, ama sarıgız hep beklerdi fena bozuktu muhtara, lem derdi, emmi cantosmana chıtırları bulmayı hiç ihmal etmiyorda, bizi düşünmüyor hiç.

Mahallenin asya gızı, sabahtan uğramıştı bir güzele yine :)))

Şahmeranın tuhafiyeci dükkanında karşılıklı oturmuş kahvelerini içiyorlar, sağdan soldan bu yıl ne tuhaflıklar moda olacak filan sohbet ediyorlardı. Asya tozlu raflardaki tuhaf tuhaf şeylere gözgezdirerek, söylesene zeynom sen niye tuhafiyecisin neden? diye sordu her zamanki gibi, içi buruk. Şahmeran güldü; tuhaf kaderleri olanlar, tuhaf şeyler yapar, tuhafiyeci dükkanı açarlar, sil gözünün yaşını asyacık dedi.

Asya; "bak gel seninle bir çiçekçi dükkanı açalımmı, renk renk cıvıl cıvıl, içeri girenleri mis kokularıyla başlarını döndüren, sarhoş eden"...dedi. Bu iş için nickim bile hazır zeyno, ''Gülümbenim Çiçekçisi'' bir gün türkülerim beni terk ettiğinde, hep hayalim bu, o çiçekçi dükkanını açmak. Sonra kalktı, dışarda hafiften bastıran güz yağmurunda takış tukuş arnavut kaldırımlarından yürüdü gitti.

Efsaneler Kıraathanesi aylardır kapalıydı, içinden o yöne doğru bakmak, camındaki ''devren kiralıktır'' yazısını yine görmek gelmiyordu, işte levha hala asılıydı  ama o da ne bu sabah ilanda '' aa_acemi çırak aranıyor'' yazıyordu, yüreği sıkıştı sanki, röveşata dönmüştü, içeri baktı gözucuyla, BaBa oturmuş iskambilleri pudralıyordu....

BaBa aynı BaBa ydı....yaş 45, y. mimar, delikanlı
Kent ozanı, yakışıklı
Yorgun yüreğinin kuytularında özlemler saklı

Canımmm dedi, nasıl da yorgun görünüyordu yüzü, bütün bir yazı düzmekle geçirmişti (villa be :))) fesatlar, demek doğruydu, son mektubunda ''yaf bi skylife da amastrisi de düzeyim, boşalır boşalmaz ordayım'' demişti. Demek dönmüştü, içi sevinçle doldu, güz sağanağının saçlarını ıslatmasına aldırmayarak, yoluna devam etti.

Camlı yerlerde oturmalı insan, yağmurlar başladığında, hafif hafif bakmalı kendine, eski dükkanların radyoları gibi bir ton tutturmalı kendi iç sesinde.....

İskambilleri pudralarken içeri iki kişi girdi, başını kaldırıp onlara baktı..

- Hayırlı tabahlar abi ben tomty hopşgeldim :o)) tırak arıyomutun valla ben acemiyim ama ne it olta yaparım abi, gö...nü teveyim al ite beni, matalara bakarım, tuyunu kaynatır tayını yaparım abi..

- hahahaaa iyi de şu yanındaki kim peki, neyin nesidir, kimin fesidir, nicki nedir?

- abi  o benim tırak :o)) be

- pohahahahaaaa  çırağın da çırağımı olur yaf :=))

- abi garibanın biri be, niti miti kayıp, gö...nü teveyim abi onuda al tu ite be ne olur yaa :o))

BaBa aynı BaBa ydı...yaş 45, y. mimar, delikanlı
Meskeni Gülhane Parkı, bir ceviz ağacı ama farklı

Ağır ağır yürümeli ıslak parklarda yağınca güz sağanağı, , yanlız parklarda ıslak çocuk bahçelerinde daha parlak kırmızı olur salıncaklar yağmurdan sonra, oralarda bir sigara yakmalı, mümkünse bu kış sigarayı bırakmalı.. yüksek yerlere çıkıp, şehrin yağmura açtığı izleri seyretmeli sonbaharda, grileşen denizin kıyısından geçmeli, martılar neden yağmurda uçmakta inat eder, bunu sormalı öğrenmeli bir yerlerden, mümkünse bu sonbaharı boş bırakmamalı, bu kış da bir şeyler yapmalı..

Muhtar aynı muhtardı... başmuhtaremmi
Cümbürcemeaat kedileri, ebruli gülleri
Saçı ak, kaşı kara
Bir kelaynak kuşu, konmuş 19. kata

BaBa aynı BaBa ydı...yaş 45, y. mimar,delikanlı
Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni
Buram buram sevda kokardı türküleri

mümkünse bu sonbaharıda boş bırakmamalı, bu kışda bir şeyler yazmalı :)))

esen kalın...asya...

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM.......

Zordu Beyoğlu, zor bir beyin oğluydu...zordu Beyoğlunda, İstiklalde yaşamak, ölmemek namusundan vazgeçmemek, onurunu kırdırmamak, başını eğmemek, zor beyin oğlu; Beyoğlu ile baş etmek, onu yenmek.

Beyoğlu aynı Beyoğluydu....parlak neon ışıkları ile istiklal
Omuz omuza yürüyen kaderlerde kalmamış hiç mecal

Harbiyede arka sokakda ki çatı katında ki o küçük dairede, balkondaki ekmek kırıntılarını kapışan serçeleri seyrediyordu, apartmandakiler yine şikayet etmişlerdi camlarımızı kirletiyor ne alıştırıyorsun şu kuşları diye. Sanki pis camlarından dışarı baktıklarında  kararmış gri eski evlerin duvarları dışında bir şey vardı görebilecekleri, bir avuç ıslak ekmek daha koydu balkonun paslı demirlerinin dibine.

Hani şöyle biri sıkıca sallasa, eklemlerinden dökülüverecekmiş gibi....
Hani yanında ki bir şişeden bardağa iki parmak viski koyup, sonra buz almaya üşenir gibi...
Hani akşamdan kalmalığın üşengeç tembelliğinde gerinir gibi...

Gümüş sigara tabakasından bir sigara çıkarıp yaktı, dumanları kıvrıla kıvrıla yükselirken, kapağın içinde kazınmış şimdi oldukça silik A harfine baktı, dalgın dalgın.....tam beş yıl önce, pejmurde bir adam masada unutmuştu, bir gün yine onu dinlemeye geldiğinde geri veririm diye saklamıştı.

Soylu ümitlerle geldiği İstanbulda, Beyoğlunda ki o türkü bara çakılıp kalmıştı, o bey oğlunu unutmuş, bey oğlu onu unutmuş....türkülerle avunmuş gitmişti, tutsak kalmıştı istiklale.

Beyoğlu aynı Beyoğluydu..parlak neon ışıkları ile istiklal
Omuz omuza yürüyen kaderlerde kalmamış hiç mecal
Arka sokaklarda solan goncaları
Pür melali haraptı....

Ağır ağır yürüyordu gece yarısına doğru yeni bir hayatın başladığı istiklalde çalıştığı bara doğru. Nedense bu gece yine hatırlamıştı, yıllar önce bara gelen o iki adamı...biri pejmurde biri aliarap iki adamı, barın bıçkın garsonu önce oturtmak istememişti, ama öyle bir hal vardı ki üzerlerinde öyle bir haller vardı ki ona bakışlarında, korkmuş arkada bir masaya oturtuvermişti önlerine iki bardağı saygıyla koyarak..Türküsünü okurken gözucuyla olanları seyretmiş, bir ara gözgöze geldiği pejmurde adamı hafifçe gülerek selamlamıştı.

Hani sabah uyanıpda yataktan çıkmayı istemeden, bir erkeği nazlı bir düşte usulca özler gibi

Hani parkta kimsesiz bir bankta oturup oynayan çocukları yerçekimsiz bir hafiflikte görmeden bakar gibi

Hani yavru bir kediyi rüzgarda sallanan masa örtüsünün ucuyla oynarken hafif bir tebessümle seyreder gibi

Programına devam ederken garson yere bir rakı bardağı bırakmış çaktırmadan masadakileri işaret ederek, eline de buruşuk bir kağıt peçete sıkıştırmıştı. Açıp içini okudu; ''bizim içinde söylenecek bir türkün varmı asya gızı? halimiz pür melalimiz harap da :=)) ''

Beyoğlu aynı Beyoğluydu, parlak neon ışıkları ile İstiklal
Kadeh tokuşturan yan masalarda kalmamış hiç mecal
Görmez gözlerle görürlerdi, pür melal
Gül satan çingene kızları
Haller hep haraptı.....

Başını kaldırıp baktı pejmurde adamla gözgöze geldiler yine, usulca fısıldadı ''Deli Gönül'' olurmu, onu okuyacağım istermisiniz? Alimarap adam kadehini kaldırdı, bir elini kalbine koyup uygundur şeklinde işaret etti. Başladı okumaya, gözleri hafif kapalı...nedendir bir iki damla süzüldü yukarı değil. Türkü bitip loş salona baktığında yoktular gitmişlerdi, bıçkın garson okkalı bir küfür salladı arkalarından ulem dinlemeyeceğinizdide ne istediniz. Ama o anladı onları, bilirdi o halleri o da...isteyip de gitmeleri, o anlardı bu halleri, programdan sonra boş masalarına gitti gayri ihtiyari..gümüş bir sigara tabakası birde yaprakları koklanmaktan ezilmiş solmuş bir gül vardı, aldı onları bir gece belki yine gelirlerdi onu dinlemeye, geri verirdi.

Hani mapus damlarına düşüp de, günleri yıllara karıp, avluda volta atar gibi.

Hani ölüm diye bir şey olduğunu, yorgun bir ikindi vakti içilen bir çay lezzetiyle ürküntüsüz kabul eder gibi.

Hani üstü kabuk bağlamamış bir yarayı parmağının ucuyla vazgeçilmez bir arzunun tutsaklığında hafifçe kaşır gibi.

Hani yağan yağmurda yürürken yanaklarında ki ıslaklığı yağmurdandır diye avunmak gibi.

Beyoğlu aynı Beyoğluydu, parlak neon ışıkları ile istiklal
Dermansız sabahlar, gecelerde yok mecal
Öpmezdi orda kimse akan gözyaşlarını
Haller hep haraptı

Sabaha karşı saz arkadaşlarıyla hala açık bir çorbacıda içini ısıtmaya çalışarak, yogun döndü evine, bir sigara aldı o gümüş tabakadan, bir harf kazınmıştı şimdi üstü silik bir ''A'' sahibinin adımıydı vereninmi bilinmez....gün gelir verirdi geri...

Esen kalın...Asya...


 

AHALİSİ NUH'DA KALMIŞ BAŞMUHTAREMMİ :)))
 
Bin ümitle döndüm memleketime
Şaşkın diyemedim iki kelime
Bizim köy benzemiş Nivyork şehrine
Damlarında çanak anten var muhtaremmi
Çift banyosu, şöminesi var muhtaremmi
 
                          Bir başka hava vardı çevrelerinde
                               Ben gidende bizim köyler böyle değildi
                               Sular akmaz olmuş derelerinde
                               Baharında seller böyle değildi
 
Allısı var güllüsü var var muhtaremmi
Etek çorop pantolanlar dar muhtaremmi
Çanak olmuş taze kaşar bol muhtaremmi
Bugün düşün ellerine vur muhtaremmi
 
                                 Kuşlar göç etmiş ötmemek için
                                 Dallar boyun eğmiş bilmem ki niçin
                                 Güllerde yüzünde kalmamış nişan
                                 Bahçelerinde güller böyle değildi
 
Gençlerimiz kave köşelerinde
Beyler ise kendi köşelerinde
Tesellide içki şişelerinde
Gece sarhoş gündüz meyhoş hoş muhtaremmi
Mutfak takır cepler dolmuş başmuhtaremmi
 
                                   Gördüm bahçelerinde güller değişmiş
                                   Selamın getiren yeller değişmiş
                                   Türkümü söyleyen diller değişmiş
                                   Ben gidende bizim eller böyle değildi
 
AHALİSİ NUH' DA KALMIŞ BAŞMUHTAREMMİ :))))))))))

BİLMİYONMU BENİM DE SANA YANDIĞIM...ELLERİN KÖYÜNDE GARİP KALDIĞIM....

Ausburgen Airpoertten Havaalanından dışarı iki bohça gibi fırladılar kaldırıma...pejmurde bir adam ve alimarap bir köylü...

Pejmurde adam; gözünü sevdiğimin Alamanyası be daşı torpağı Türkdür şimdi bunun, çöpçüsü, simitçisi, taksicisi hiç yabanlık çekmeyiz valla pürmelalim gel şu büfeye yanaşıp adresi soralım hele bi dedi.

Yaklaştılar; aleyküm selammm canlar ağalar hoş gelmişez ehe bu fuaringen adresingen bizde yengen
für elise verinde nereden gidingen deyin bakalım..

Alimarap, pejmurdeyi kolundan çekiştirir,,,yahu genetik bir bozukluk var bu büfecide be,,,baksana SS subayı gibi bu adam.

Pejmurde kendine daha bi çeki düzen verip bir iki öksürür; öhhö öhhö excuise me mayn fuhrer yani pardon mayn herrer hehe soryy be memleket nereden...yani acaba, yaf öylemi filan...

Ahha cıg kebab babo keseverimmi yarım ekmek arası der büfeci Hans bozuk türkçesiyle.

Dürümlerini kaktırarak, yola devam ederler, söylene söylene..

Alimarap,,,canına yandığımın örosu beh,,, alamanyanında taşını torpağını alaman etmiş,,,yahu Duygusal bünyesi çok hislenmiştir, çöker kaldırama demoralize, başlar ağıta

Gördüm dallarında bülbüller susmuş
Ben gidende bizim eller böyle değildi
Don't gry for me ausburg ya...
Ben seni iç unutmam be yaa
Gavvak yelleri esende, güz sagnakları yaganda
ıhıyy ausburgya...ıhıyyyy

Pejmurde; sırtına bi şaplak indirir, yaf pür melalim harap hallim bozma melalini, baksana ortalık fıkkır fıkkır frolayn kaynıyor, sen bırak işi bana..yanaşır bir frolayna.

Ah so monşante mayn şön frolayn wheringen drinkebilingen yani ih bin ve du bist ayn pubingen a cup of raki veya vine yani keine maine filaningen hehehe zer gut zer gut ha ? ich bin ve du bist? lem was ist das this....

Frolaynın da surat çemişkezek satıyormuş hani, bet bet bakar suratlarına yoha oha nicht nacht nocht polizei polizei filan bi şeyler der uzaklaşır.

Pejmurde bozuntuya vermez, warum nicht? alamancası zayıfmış yaf bu frolaynın anlaşamadık der, araştırmalarıma göre bu augsburg varya bu augsburg, rönesansın bizansın ve hatta doyçejansın, Ak merkeziyimiş be, bütün gahpe olacak kraliçeler hep burdan çıkmış elizabethii, grace kellesi, hürremi catherinası, nezi. Sanatın, ticaretin, semtin ve muhitin beşiğiymiş, aha Mozart şurada emekleyip ilk BaBa yı şurda hecelemiş, Telefunken ilk bestesini şu parkda icra etmiş, aha fuhrer tam şu centereye mıçmış...da zar zor toparlanmışlar sonra sonra.

aman ya..ha o diyar ha bu diyar..söyleyin a dostlar bensiz olumu o yar...

bizim eller ne güzel eller:)))

esen kalın...asya...


ADIM ADIM ALAMANYA....

Bura ausburgdu öyle asmalımesçite benzemezdi nitekim fertigen fertigen alamanyada dolaşırken yollarını kaybetmişlerdi. Ancak nasıl olduysa becermişler, sarı saçlı mavi gözlü süt tenli elma yanaklı kiraz dudaklı cillop gibin iki frolaynı kafeslemişler, şimdi çömmüşler bir pub da, muhabbet-i halvet ediyorlardı. Merak etmeyin ben size konuşulanları tercüme edecem:))))

Alimarap: liebe nicht liebe, liebe nicht liebe, liebe nicht liebe...(emmim vazoda duran belki beşinci gülün yapraklarını yolup yolup, gül falı bakıyordu Claudiaya ya)

Claudia: aber alimarap warum yolugen rosen rosen?

Alimarap:(tek gara kaşını hafifçe kaldırarak..)şinci bak gülüm memlekette olsak seni gohlardım da hani ibadet yerine geçiyor bizim ellerde de

Pejmurde: pişşt hopp mayn şön frolayn topla toplaaa Helga bak yemiyelim helva, bozma muhabereyi, ortama uy, memlekette ben bi gonuştummu alles haspalar susta durur saygı duruşuna geçerler ağnadınmı, hörmette kusur etmeyecen...

Helga: das ende wom liede die spatzen es von allen ama( şimdi burda frolayn diyorki ama sende beni hiç konuşturmuyorsun benimde anlatacaklarım var filan öyle bişeyler işte)

Pejmurde: hişştt hop hoopp dua et medeni bir diyardayız, vallah sicilyada olaydık topuklamıştım seni, cevap verme cevap verme hah elin kolun uz dursun koy dizine, hörmet bak hörmet isterim, gızz du bakim o ne güzel diz öyle aç bakem az daha :=))

Helga: ayhhh  hihiringen kikiringen (burda kız şimdi alamanca olarak fingirdiyor yani..)

Pejmurde: Yanında oturan alimarap ı dürter, yaf çabuk çabuk hadi  melalim, D harfinden dizi aç, bana bi mani bul, şinel şinel, frolayn bekliyor hade.

Alimarap: akabinde kağıt peçeteyi çızıktırır
Ah bi guş olaydım,,, Pencerene gonaydım,,,Kız penceren çok yüksek,,, Dizine gonaydım,,,
(bu virgül adedi az, alimarapın promili iyi yani)

Helga: ama ich don't understandingen sen şimdi guguk mu oluyo? hiii ich heisse liebe

Pejmurde: hay senin haysene de haysiyetine de, bi mok anlamıyon beh, bak şinci güzelim ben sana ih libe dih desemm, benim memleketteki deli dellenir aha makale üzerine makale düzer, mıçar günümün cenderesinede alamanyasının içinede, kıyıdan kıyıdan liebe yi lebi mebi garıştırmıyah ortamı.

Alimarap: yahu,,, Claudia sen bir rosen olsan ben de dallarına gonsam diyodum

Claudia: die daummen drüchen verkaufen enge triben ?( diyoki sen niye hep gül diyon kafiyeli kafiyeli diyo)

Alimarap: mayn rosen gülsün yüzüngen

               açsın yüzünde güller rosen rosen

               mayn rosen sen gidingen

               belim pür melalim yengen

               savrulur mayn külingen

Pejmurde: (yine asabidir) garson !! paşa !! ulem nere götingen o bardakları, one more cup of raki daha hee donat masayı şinel, hop hopp ama olmuyor Helga, gözüme bakcen ben konuşurken öyle yan masalara filan göz fellemek yoh yaf sen ayatına aufwierdeirsein mi demek istiyon be gızım frolayn.

Claudia:alimarap gemenden unter die arme gerifen sallen nehmen? (şimdi diyoki alimarap sen türkiyede ne iş yapıyon, ba ba ba gahpeye)

Alimarap: bah şinci mayn şön rot rosen frolayn şöle bi şi, iniyo çıkıyo, çıkıyo iniyo..

Claudia: (güzel mavi gözlerini aça aça), oha nasi yani ich bin hiç anlamadı

Alimarap: yani gızım anlamadımı böle biniyon basıyon kalkıyo, sonra yine basıyon iniyo öle işte..

Claudia: ah sooo sör sörr ...

Alimarap: nah sör, neyse öyle de denebilir yani memlekette bana yani köyde ''sör başmuhtaremmi'' derler icabında, bak korkmazsan sana bişey diyimmi, şu yanımdaki pejmurde varya o aslında Don, varya sahici...yağnızz alıştık dötte don durmaz deyi biz onun donunu attık kısaca kingleone diyos, kız valla harbi kral, he alemin kralı...bende köyde mor şalvarı rosen dalına asıyom zati, gece sarhoş gündüz meyhoş öle dolanirim de ağıt yakarım.

Geceleaarrr gecealearrr ahhh schwartz gecealearr ahhhggghh
Teak teakkk derketti alles haspalarım teak teakkk
Teak teakk ağardı gaşlarım teakk teakkkk

şeklinde bir ''Eine kleine nacht musik trak'' eşliğindeki bir uzun avayla gece sürmektedir...:))))

aufwierdeirsein..iyi yolculuklar

Topuklara nokta nokta bas gelin bas gelin bas gelin amannn
Cihanda biliyor benimde ona yandığım
Ellerin köyünde garip kaldığım aman.....

asya