|
|
HARAMİLER KESMİŞ SUYUN BAŞINI.... Kolay
değildi elbette haspaları asma yaprağına düzmek pardon Haspalı
Konağı çekip çevirip idare etmek, epeyce bir mesai gerektiriyor
vallahi adamı ''vakitsiz'' bırakıyordu :))) Bi dakka yahu ben bu
makaleyi yazmıyacaktım ki. Yavuklu
prensle, Gülkedisi, Kırk haramilerin evlerinden kaçarlarken, saat tam
24:00 ü vurduğunda, Haramiler
eve döndüklerinde, bir de ne görsünler, siz ne bileceksiniz lem ben
uyduruyorum bu masalı:))) evet, yavuklu prensin, gülkedisinin vee
Alaattinin sihirli bilgi düzzerinin yerinde yeller esmiyormu? fırtına
bilem esiyor.Harami bunlar, yerlermi bu keleği, yutarlarmı bu kazığı,
merdivenlere düşmüş olan mor şalvarı bulmuşlar, atlamışlar kırk
katıra, almışlar ellerine kırk satırı yallah yolların suların başını
kesip koparmışlar, tüm ülkeye el ilanları afişler asmışlar,
''Mor şalvarın sahibi gülkedisi aranıyor!! bulana ödül; kırk gün
gün kırk gece kına gecesi'' şeklinde. Yedi
cücelerin mağarasındaki durumdaysa, yavuklu prens ve gülkedisi,
Alaattinin sihirli bigi düzzerini geri almışlar, dur şuna bi format
atalım derkene aman allam lambadan pardon monitörden bir dumanlar fışkırmış
ki öyle bi şey değil ve içinden kocaman bir dev çıkmış,
kavuşturmuş ellerini dileyin benden ne dilerseniz demiş. Yavuklu
bırak lem şimdi dileği keleği de sen bize bi masa donat şöyle,
sonra da çöm dinle, fena halde başımız dertte bizim demiş.
Uzatmayalım al takke ver küllah yenmiş içilmiş sıra dertlere gelmiş, Yavuklu
prens; valla dev hazretleri, aziz dostum, şeker kardeşim benim halim
daha da içler acısı, köyde tüm yavuklularım beni bekler, artık içlerinden
birini seçip, Kavuklu Prens olmamı emrediyor kral, ''extrem
tenakuzlar'' (bu ne be :=)) içindeyim anlayacağın, dev daha da kara
kara düşünmüş... O halde çok iyi düşünün, tek bir dilek şansınız
var, dileyin benden ne dilerseniz demiş, ama sadece bir hakkınız
var ona göre.. Elbette
dileklerini söylemek bana düşmez, ama dilerim ki onların ve sizin
dilekleriniz bir gün gerçek olur. Gökten üç elma düşmez, İstanbuldan
ayva gelir, nar gelir ehe
de yemişşem eyvayı BaBo :)))) BİLMEM
KİM SARACAK YARALARIMI ..... esen
kalın...asya... Abi
masaları birleştirelim, bura bizi almaz...
Fatih Sultan Mehmet (Topkapı
sarayından bir duvar yazısı.....) Günlerden
sonra aylardan sonra canı fena halde acılı Ankara pardon yaf Adana
yok o da değil oyun çekmişti, vakti hiç yok ve fakat uykusu çok
vardı ve başını salondan içeri uzatmak gafletinde bulunmuş oldu,
artık vakti çok ve fakat uykusu hiç yoktu... Masalar birleştirilmiş,
ortaya karışık bir ızgara pardon oyun gelmişti. Hanfendü:
Yani şimdi bana bir cevap verin, nasıl biriyim yani nasıl börek açıyom,
kızartmayı nasıl yapıyom, bilmek zorundayım, bunun bir açıklığa
kavuşmasını istiyorum. Çokuykumvarya:
Bi dakka şu GPRS i bi fişe takayım hah, şimdi canım sen güzel
börek açıyonda, yaf
hamuru biraz kalınmı tutuyon ne gülle gibin oturdu bak mideme. Şopar22:
Şimdi bülbül güle demiş ki, gel biz beraber bir yuva düzelim,,,yahu. Gülümbenim:
Ay tatlı şeyler konuşalım lütfen misal, sen çilek reçelini kaç
çilekten yapıyon veya krem kramelin şekeri kaç şekerli olur
gibisinden, BaBa maili açma.. Hanfendü:
Yok ben cevap hakkımı kullanmak istiyorum, ben şimdi böreen kıymasını
azmı koyuyorum demek istiyorsun, öylemi ha öylemi? Hiçvaktimyok:
Yahu sizleri ne özlemişim bi dakka GPRS in S si yamuk duruyor tamamm,
yok içini bol koyuyonda kızarmış yerini kendin yiyon be, aha bu
gipiares açmıyor maili, mesela ben bu gülümbenimi de tanımam etmem,
hiç görmüşlüğüm yoktur, yani sokakta görsem aaa nassın filan
derim öyle yani.. Öz
be öz devil: heyooo beş kızıda muhtar yedi Kakarakikiri22:
sonra bülbül,,, güle dönmüş neler oluyor bize,,, bize neler oluyor
gülüm demiş Gülümbenim:
Acı acı konuşmayın yaf, içime batıyor, misal kaymaklı tel kadayıfını
kaç telden yaparsın, BaBaaa meyili açtıysan okuma... Kingleone:
yahu bi gün şıfrıntı22 diye biri geldi, aha GPRS açtı,
nazar etmeyin durun, maşallahı var, sonra
ne diyordum. şirfinti22:
ay salondan dar kaçtım sığındım şuraya, bülbül güle demiş ki,
kıs sen İstanbulun neresindesin. En
hakiki devil: uyuyan devi uyandırmıcaktın, hehe son beşi de muhtar
yedi, ekürim canımın içi. Hanfendü:
hani benim böreemin üstüne yoktu, yalanmıydı sözlerin BaBa:
yalan olurmu kıs, yaf maskeli balo bu, misal şu gülümbenimi tanımam
etmem sokakta varoşda sorsam kimse bilmez, aha genemi yaf :=)) genemi
öldürdün daş gibi asya kızını tüh sana be. Meyil ney atma bi
daha. Muhtar:
Bülbül 19. kata konmuş,,,aaa insan kuş misali yahu demiş güle,,, Gülümbenim:
ay ne renksiz bi oyun bu, vallayi tek kelime makale çıkmaz be :)))
meyili okudunsa at BaBa. Yollardan
sonra, yıllardan sonra, yanyana olmak yine.... esen
kalın...asya... Akan
yıldızlı bir gecedir üstümüzden , su değil Beyaz
mendillerin çırpınışıdır sevincimizi bölen Bir
buruk lezzettir dudaklarımda kalan Asıl
çekilmez olan hayatın yükü değil Bu
fırtınadan arta kalmış beyaz köpüklerdir Zamanı
güzel kılan aydınlık gözlerindir, güneşe vuran Bende yazdım...BaBa... GENE DELLENMEDİ BU GIZ :=)) zaten hep deliydi... MEHTAPLI GECELERDE...... Uçak
okyanusun üzerinde ki mavi koyulukta uçmaya devam ediyor, business
class ın yolcuları hepten uçuyordu, dışarda nefis bir mars mehtabı
vardı...pilot kabininde ki en şiddetli patlama olduğunda, korkunç
bir gürültüyle metal, kağıt gibi yırtıldı, uzayın derin
sessizliğinde, hazır şu Mars kırk milyonda bir yılda dünyaya bu
kadar yaklaşmışken :))) very very VIP yolcularımız, kırmızı
gezegenin, kırmızı topraklı tozlu yollarına düştüler..... Masa aynı masaydı, kararmış tahta Hepsi
bir yerlere savrulmuşlardı, marsın ücra bir köyünün civarına, şakkadanak
kendine ilk gelen şahmeran oldu, bir yandan gözlerini oğuştururken,
etraflarında toplanmış merakla bakan,marslılara,ay ne güzel bu yıl
Brezilya karnavalında bu kıyafetler moda demekki :))) hoş bulduk hoş
bulduk diyordu. Bahar
hanım üstünün başının tozunu toprağını silkeliyor, telaşla, göğsüne
sımsıkı yapıştırdığı fındıklı kurabiyeleri kontrol ediyordu. Dr.
Çelebi duruma hakim oldu, sakin olun aziz muhtarım, muhterem kakara
kikirim, sayın sifrinti22 im, saygı değer divam...lem unuttum be ne
diyecektim :))) aziz dostum BaBa bi tüyo verin, istirham ederim... Masa aynı masaydı, karamış tahta, dört bacak Kingleone,
mimari bir gözle etrafı inceliyordu, bu garip gezegenin, kırmızı taşlı
topraklı, kırmızı ağaçlı yapraklı, kırmızı sazlı, kırmızı
damlı köyüne baktı, bir hamur tahtasının başında yere oturmuş
arkası dönük bir kız vardı, basma al fistanlı, başında oyalı al
bir yazması vardı, iki saçın örgüsü beline düşmüştü, yanık
bir türkü okuyordu, oydu işte, belki şu asırlık koca çınar, su içtiği
pınar, havada ki bulutlar bilmezdi ama, bilmişti tanımıştı oydu,
seslendi...asya !!! kız başını kaldırıp baktı ona...BaBa, BaBam
:))))) Kingleone;
get lem yerde ararken gökte bulduk kıs seni, elinin hamuruylan
marslılara mantımı açıyon yaf şimdi de :=))) Asya;
size bir şey göstereceğim gelin hadi dedi, birlikte ilerdeki küçük
bir tepeye tırmandılar, gökyüzüne baktılar, orda bütün yıldızlardan
daha parlak, daha tanıdık, en romantik mehtaplardan daha güzel bir
''Dünya mehtabı'' vardı, işte dedi, heyacanla işte size dünyayı
hep buradan göstermek istemiştim :))) Masa aynı masaydı, kararmış tahta, dört bacak, yanmış yer
yer bir cigarının ateşinen esen kalın...asya... MARS
İLE DÜNYA ARASI, YAKTI YANDIRDI BENİ KAŞLARININ KARASI.... Yani
yaranabildik mi...yooo, Sn Dr.Çelebiden bir mail geldi; ''sen ne diyon
yaf gafil esmer, biz Bahar hanım ile Heybelide her gece mehtaba çıkardık,
mars da bi şeymi'' diye buyrun bakalım :))) Duvar
aynı duvardı, beyaz badanası Gülorotti
ise içip içip er gece dünya mehtabına karşı gazel atıyordu; Şimdi
İstanbulda olmak vardı babass ını satayım Şu
anda Asmalı Mesçit de olmak vardı... Ay
ne bileyim sizin dermanınız nedir, bir nevi havai değişikliği olsun
diyerekten yolladık işte marsa sizi, ama hakkını yemeyim, halinden
memnun olan biri vardı içlerinde. Şahmeran;
aman beni elleşmeyin, çok sevdim Brezilyayı, hiç bir yere kıpraşmam
kalacam az daha burada diyor başka bi şey demiyordu... Zeynep bu güzellik
varmı huyunda..kıs :))) Duvar
aynı duvardı, beyzaz badanası Kingleoneden
bahsetmeye ise dilim dahi varmıyor, burnundan soluyordu, acil aldır
bizi burdan diye, yok neymiş burası marsmış yolu biras yokuşmuş,
yok efendim GPRS burdan çekmiyormuş, neymiş marsın black labelinin
tadı bir tuhafmış, neymiş efendim marslı chıtırlar, hıtır hıtırmış
da dişini ağrıtıyormuş :))) Yani
sevgili kahramanlarımı, elin marsık marsında sırtüstü pardon yüzüstü
bırakmaya gönlüm el verirmi, toparlandık atladık bir
mars-zeytinburnu dolmuşuna vardık geldik geri memlekete yine... Duvar
aynı duvardı, beyaz badanası not:
sevgili editörüm benim şiirleri yayınlamaz hiç oldum bittim, onun için
korsan yayın yapıp araya kıstırıyom işte, çaktırmayın haa :))) esen
kalın...asya... Masa
aynı masaydı, kararmış tahta ''devil''
in ricası, kıramadım, bu türküyü repertuarıma almamı ister :))) Şu
kordonun taşlı tozlu yolları Aşağıda
okuyacağınız yazıdaki olay yer ve kişiler arasındaki benzerlikler
tamamen rastlantıdır, hoşgörülerinize.....bu
sadece bir reprüdüksiyondur Mütemadiyen
hürmetlerimle... ANALYZ
THIS.....BİZ DELİMİYİZ.... yani Dottore
Çelebiano o sabah çok neşeli kalkmıştı, aynada ki görüntüsünü
beğeni ile seyrederek, ıslık çalarak traş oluyordu. Bahar hanım
kahvaltı masasında onu bekliyordu, dottore keyifle masaya geldi, bir
yandan çayını içerken öte yandan gazeteleri gözden geçiriyordu.
Sicilya yine karışmıştı, aman iyiki Almanyaya göç etmişti
vaktiyle, huzur ve sukun içinde işine gelip gidiyordu tüm bu karmaşadan
uzak. İşte yine büyük bir mafia ailesi daha tarihe gömülmüştü,
yetkililer olayın ardında büyük Don Kingleone ailesinin olduğunu
biliyor ne var ki onları suçlayabilecek tek bir ipucu dahi bulamıyorlardı. Gazetedeki
haberde bir de fotoğraf vardı; Gülorotti ve Kingleonenin yaka bağır
açık, güneşten yanmış tenleriyle bağlarda gösteren, altında Don
Kingleonenin '' aha biz burda can dostumla üzümleri çapalıyorduk
vallahi bi şeyden haberimiz yok'' şeklinde bir açıklaması yer almıştı. Dottore
eşiyle vedalaşıp kliniğine geldi, bugün hiç bir şey keyfini
bozamazdı, odasına girmeden önce chıtır sekreterinin yüzünde ki
ifadeyi pek beğenmemişti, nolmuştuki bu tazeye bugün, güzel yüzü
dehşet içindeydi. Neşeyle kapısını açıp odaya girdi ve donup
kaldı... İçerde
baştan aşağı siyah takımlar, gözlerinde siyah gözlüklerle iki
adam onun maroken deri koltuklarına oturmuşlar, iki kedi masasına kıvrılmış
uyuyor ve pencerelerin önünde de yarma koruma tipli adamlar mevzilenmişlerdi...Çelebiano
başı döner gibi oldu, oturan adamlar sanki sabah gazetede gördüklerimiydi?
yok olamazdı, burda onun kliniğinde, onun o güvenli odasında yok
olamaz canım, hayal görüyordu.. hallüsünasyonotik bir sendrom geçiriyordu
mutlaka. Don
Kingleone kapıda dottoreyi görünce yüzü aydınlandı en sempatik gülümsemesiyle
yerinden kalkarak... Dottore !! aziziano !! mia civaniano...
dostum diyerek onu sıkıca kucaklamış, iki yanağından sertçe öpüyordu,
Çelebiano neler olduğunu anlayamadan daha. İyice
sersemleyen Çelebiano, şaşkınlık içinde kedileri pist hoşt geahhh
bili gibi terimlerle masasından kovalamaya çalışarak, size nasıl
yardımcı olabilirim diye sordu. Kediler etrafa kaçışırlarken,
korumalar Çelebiano;
memnun oldum en derin hürmetlerimle de, sebebi ziyaretinizden maksat
muhteviyatı neydi acaba, sizin için ne yapabilirim? Don Kingleonenin yüzü
akabinde ve detayında asıldı, mia aziziano, Dottore
Çelebiononun, ateş basmıştı üzerine, kravatını gevşetti yakasından
bir iki düğmeyi açtı, çaresizlik içinde diğer koltuktaki Gülorottiye
baktı, medet umarcasına, Gülorotti masum bir edayla ellerini iki yana
açtı, başını salladı, ben sadece fuar demiştim, fuar o kadar. Dottore
klimanın ayarını biraz daha düşürdü, alnı boncuk boncuk terlemişti,
yani sayın Don Kingleone Don
Kingleone purosundan halka halka dumanlar çıkardı bir müddet ve külünü
dottorenin gümüş plaketlerinden birine silkeledi, buz kesmişti bakışları...Almanyanın
kuzeyinde çok iyi kireç ocakları olduğunu duydum, taş kırarak
hasta kabul etmeye ne dersiniz? korumalar da yine silahlara davranmışlardı...masaya
bir yumruk attı, sizin en büyük olduğunuzu söylediler bana bir
uzman bir usta bir bir nasıl denir virtüöz, eritin şu kirecimi
dottorem yakında Pamukkale diye konuk koruma programına bile alır bu
namert FBI beni, yardım edin doktor civanım. Dottore
Çelebiano, Gülorotti ile gözgöze geldi ne yapacağını bilmez bir
halde, Gülorotti yine ellerini iki yana açmış başını sallıyordu
masum masum, ben sadece fuar demiştim, bir de yanında bir iki mualla o
kadar.. Çelebiano,
çaresiz, şöyle bir uzanın bakalım bir dinleyelim bari dedi... Don
Kingleone yerinden kalkmış dottoreyi yine sertçe kucaklamış
yanaklarından öpüyordu, aziz dostum demek kabul ediyorsunuz tedavimi
ha, çok sağolun. O anda ızbandut korumalar hızla odadan dışarı çıkarak
ıkına sıkına devasa bir müzik setini, kabinlerini içeri taşıdılar,
telefon kablolarını çatır çatır söküp monte ettiler, Çelebiano
olanlara inanamıyordu, bu bu bunlar nedir, neler oluyor..dedi. Gülorotti
izah ediyordu, büyük Don Kingleone türkü çok sever, asya gızının
kasetlerini dinlemezse sakinleşemez de bir nevi terapi, dottore merak
etmeyin yahu, odada şimdi bangır bangır bir türkü yankılanıyordu Var
git ömrüm var git er baharaaaa // bu namızsız feleğin sözü var
banaaaa .... Kingleonenin
yüzü gevşemişti, mutlu bir tebessümle, dottorenin pahalı şık
deri koltuğuna uzandı, hazırım doktor, erit şu kireci bakalım:=)) Dottore
eline ordan bir bloknot kapmış, gözlüğünü kalemini bir iki kez
yere düşürüp aldıktan sonra, evettt anlat bakalım, biraz çocukluğuna
inelim.. diyerek seansa başladı. Don
Kingleone anlatıyordu, yani bu peri bacası kibin bişey... Dottore
not alıyordu, evettt demek çocukluğunuz Ürgüp de geçti Don
Kingleone hışımla yerinden fırladı, dottore koltuktan düşecekti
nerdeyse, korumalar silahları doğrultmuştu yine.. Türkü
avaz avaz bağrınıyordu Var
git ömrüm var git er baharaaaa // kaderin borcu var bu cana //
sallanı sallanı gelen yar mola // dikmendenmi geliyon da kız BaBa salına
salına Çelebiano,
la havle dedi içinden bir içkiye ihtiyacı vardı, cant osmanı içki
dolabının başından kovalayıp, bardağını doldurdu elleri
titriyordu, döke saça... Saatler
ilerliyor, sekreter içerden üç erkeğin bağrış kıyamet sohbetini,
yıkıla yıkıla kahkahalarını dehşete düşmüş dinliyordu.
Nihayet kapı açıldı, siyahlı adamlar dottore ile kucaklaşıp öpüşerek
veda ediyorlardı.. Çelebiano vallahi olmaz bırakmam, akşam yemeğe
bekliyorum, yengeniz çok üzülür sonra, diyerek davet ediyordu... Bahar
hanım sofranın hazırlıklarını bitirmiş, çiçekleri şamdanları
filan düzeltiyordu, konukların gelmesine az kalmıştı, dottore TV
den akşam haberlerini dinliyordu, spiker Türkiyede Ürgüp yöresinde
peri bacalarının garip bir şekilde tek tek yok olduğunu,
yetkililerin çaresiz kaldığını, emniyetin Haspalı Konak yapımcılarını
göz altına aldığını söylüyordu. Kapı
çalındı, konuklar gelmişti...Don Kingleone ve Gülorotti şık siyah
takımlarının içersinde Bahar hanımın eline nazik bir öpücük
kondurdular, arkada korumalar kan ter içinde bir şeyler taşıyor bahçeye
dikiyorlardı.. Don
Kingleone, mahçup bir şekilde güldü, size layık değil nacizane,
armağınımız kabul buyurunuz dedi.. Bahar
hanım dehşet içinde, bahçesine dikilen peri bacalarına bakıyordu.. Yemek
çok keyifli geçiyordu, müzik setinden bangır bangır asya gızın
sesi geliyordu Var
git ömrüm var git er baharaaa // ne ettim gahpe felek ben sanaaa // gış
olmadan gün dönmez // aşk olmadan er dönmez // yıldızlar çahmurla
sıvanmaz :))))) esen kalın...asya... GÜLÜMSE
GÜLÜM...... Dün
gece sen uyurken, güller dizdim vazona esen
kalın...asya... DİZİNİN DİBİNDE TAŞ BEN OLAYDIM... Asya
büyük alışveriş merkezinin, yürüyen merdivenlerinde ortalık
yerde durmuş ciyak ciyak bağrınıyordu; imdat !!! yani help !!! yetişin
akut nerde, itfaye ekibi nerde ayol mahsur kaldım, BaBaaa !! kurtar, ölecem
nefes alamıyom, biliyon benim kapalı yer hobim yani fobim var,
kurtarın beniii.... Allam
ya, kız sen sen beni öldürecekmisin, rezil olacaz cümle cemaata yaf
diyerek az evvel megafonda stop !! diye bağıran BaBa, sıkıntıyla
etraflarında toplananlara baktı, hehe yok bişey yok bişey, klip çekiyoruz,
telaşa mahal yok dağılın lütfen... Asya !!! ya kızım birincisi
kapalı yerde değilsin asansör değil bu, ikincisi merdiven durunca yürüyerek
insene yaf, maksus mu yapıyon ya lem kıs. Başmuhtaremmim
büyük bir zaferle dönmüştü Avrupadan, Osmanlının Viyana kapılarına
dayanmasından bile büyük, baltacının Katerinayı dize getirmesinden
de büyük, anlı şanlı muhtar ordusu frolayn Tuhanayı ikna etmiş,
para musluklardan güldür güldür akıyordu, yalnız bir şart koymuştu
şartnameye....Klip büyük alışveriş merkezinde yürüyen
merdivenlerde çekilecek ve fonda arada sırada inip çıkan asansörler
olacaktı reklam olaraktan :))) yani olabilir..bence sakıncası yok, Ama
klibin yönetmenliğini yapan BaBa nın canı çok sıkkındı, böyle
kalabalık bir mekanda asya delisi ile baş etmek, deveye türkü söyletmekten
zordu yahu. İşte yine olay çıkarmış, millet ne oluyor diye toplanmışken,
o kaşla göz arasında indirimli satış yapan bir mağazada pazarlık
pazarlık üç çift ayakkabı almış çıkıyordu, mutlu bir
tebessümle.. BaBa
saçını başını yolacaktı, bezgin bir halde yaw allahaşkına iki
haftadır çekemedik şu klibi.hey allam ya o kadar iş düzdük bu
kadar yorulmadım kıs, ne güzel tam boşalmış geldim bak gerdin yine
beni, bırak alış verişi filan çık hadi şu merdivenin tepesine
hadi güzelim hah, in şimdi salına salına, şöyle eteğini saçını
filan az cilveli savur hahh, oluyor işte, güzelll olacak bak bu defa
az sabır... Ama
BaBaa, çık demesi kolay biliyon benim yükseklik hobim de var,
vertigom var, ay korkuyom işte napıyım, yarı yolda sitop diye bağrınıyon
mahsur kalıyom orda, bak makyajım da bozuldu işte bağırmandan, makyözüm
nerde masözüm nerde, lizözüm nerde ay bornozum nerde, ayh bak sen
geriyon asıl beni, şarkının sözlerini de unutturdun bak şimdi
neydi...gülümse gülüm gelecekse senden gelsin ölüm....öldürecen
beni çalışmaktan, bi editör bi yönetmen, ay savurun küllerimide
kurtulayım, ne zor işmiş yaf bu kılip çekinmek... BaBa
akşam, çekimlerin montajı yapılmış klibin bir önizlemesini
seyrediyordu...viski bardağını yiyebilirdi :))) sinirden... Senaryo
gereği, yürüyen merdivenin üstünde asya al basma elbisesi ile görünüyor,
basamakların en altında başmuhtaremmi ona yukarı doğru çıkmaya çalışıyordu
merdivenlerin ortasında çarpışmaları gerekiyordu şarkı gereği
ama ne mümkün, yürüyen merdiven hareket ettikçe başmuhtaremmim sürekli
aşağı doğru sürükleniyor bir türlü ortaya çıkamıyordu
haliyle, asya sağla solla sohbet ediyor, imzalı resim filan dağıtıyor,
faşır fuşur habire parfüm sıkıyordu, ay klibim güzel koksun
diye...belli belirsiz görünmesi gereken asansörü, habire işaret
ediyor, bakın nasıl ama tuhana asansörlerinden başkasına binmeyiz
şeklinde araya reklam sıkıştırıp duruyordu...bu arada başmuhtaremmi
cebinden çıkardığı kanyağından bir fırt çekip, elindeki gülleri
gelen geçene dağıtıyordu. BaBa;
yaf bunlarla ye iç de asla klip çekme, rol yapmak kimm bunlar kim
:=))) dedi içinden, onlar sadece yüreklerinden geçeni yazabilirlerdi,
asla yazdıklarını yaşayamazlardı...bünye meselesi..yani. Esen kalın...asya... GÜNLER KISALDI ZEYTİNBURNU'NUN MUHTEREMLERİ Yalnız
bir mevsimi sevmek için ömürler az...Hasbel kader bir şeyler yazıyorsanız,
sonbahar gelipde ondan bahsetmemek, eski bir dosta selam vermemek gibi
bir vefasızlık olduğunu düşünürsünüz belki sizde benim gibi.... Sonbahar
bol bulamaç güneş ışığının değil, efendi aydınlıkların
mevsimidir, kendine dönüp, kendinin ılığında sevgiyi bulmayı
becerenlerin mevsimi, demlenme zamanıdır, güz yağmurlarında... İstanbul'da
Zeytinburnuna, o eski mahalleye her yerden önce gelmişti sonbahar... Başmuhtaremmim
ben er sonbahar böyle olurum, yağmur olur, savrulurum diyerekten
Edirne'ye köye bağbozumuna gitmişti, bağbozumu aslında bir şenlikti, ürünün
devşirilmesi ama, beni hep hüzünlendirirdi nedense. Dallarında
kütür kütür, buğulu duran o üzüm salkımlarının, kurutulmak üzere
yerlere serilmesi, ve son damlasına kadar suyunun alınıp, ezilip sıkılması
için kamyonlara yüklenmesi, Muhtar aynı muhtardı...beyaz saçlı kara kaşlı Sonra
Kars' a ''İnek Fuarı'' na gidecekti her yıl olduğu gibi, sarı gıza
koca bulmaya, er yıl ölmede sarıgız bu yıl bulcam derdi kocayı
sana, ama sarıgız hep beklerdi fena bozuktu muhtara, lem derdi, Mahallenin
asya gızı, sabahtan uğramıştı bir güzele yine :))) Şahmeranın
tuhafiyeci dükkanında karşılıklı oturmuş kahvelerini içiyorlar,
sağdan soldan bu yıl ne tuhaflıklar moda olacak filan sohbet
ediyorlardı. Asya tozlu raflardaki tuhaf tuhaf şeylere gözgezdirerek,
söylesene zeynom sen niye tuhafiyecisin neden? diye sordu her zamanki
gibi, içi buruk. Şahmeran güldü; tuhaf kaderleri olanlar, tuhaf şeyler
yapar, tuhafiyeci dükkanı açarlar, sil gözünün yaşını asyacık
dedi. Asya;
"bak gel seninle bir çiçekçi dükkanı açalımmı, renk renk cıvıl
cıvıl, içeri girenleri mis kokularıyla başlarını döndüren,
sarhoş eden"...dedi. Bu iş için nickim bile hazır zeyno, ''Gülümbenim
Çiçekçisi'' bir gün türkülerim beni terk ettiğinde, hep hayalim
bu, o çiçekçi dükkanını açmak. Sonra kalktı, dışarda hafiften
bastıran güz yağmurunda takış tukuş arnavut kaldırımlarından yürüdü
gitti. Efsaneler
Kıraathanesi aylardır kapalıydı, içinden o yöne doğru bakmak, camındaki
''devren kiralıktır'' BaBa aynı BaBa ydı....yaş 45, y. mimar, delikanlı Canımmm
dedi, nasıl da yorgun görünüyordu yüzü, bütün bir yazı düzmekle
geçirmişti (villa be :))) fesatlar, demek doğruydu, son mektubunda
''yaf bi skylife da amastrisi de düzeyim, boşalır boşalmaz ordayım''
demişti. Demek dönmüştü, içi sevinçle doldu, güz sağanağının
saçlarını ıslatmasına aldırmayarak, yoluna devam etti. Camlı
yerlerde oturmalı insan, yağmurlar başladığında, hafif hafif
bakmalı kendine, eski dükkanların radyoları gibi bir ton tutturmalı
kendi iç sesinde..... İskambilleri
pudralarken içeri iki kişi girdi, başını kaldırıp onlara baktı.. -
Hayırlı tabahlar abi ben tomty hopşgeldim :o)) tırak arıyomutun
valla ben acemiyim ama ne it olta yaparım abi, gö...nü teveyim al ite
beni, matalara bakarım, tuyunu kaynatır tayını yaparım abi.. -
hahahaaa iyi de şu yanındaki kim peki, neyin nesidir, kimin fesidir,
nicki nedir? -
abi o benim tırak :o)) be -
pohahahahaaaa çırağın da çırağımı olur yaf :=)) -
abi garibanın biri be, niti miti kayıp, gö...nü teveyim abi onuda al
tu ite be ne olur yaa :o)) BaBa aynı BaBa ydı...yaş 45, y. mimar, delikanlı Ağır
ağır yürümeli ıslak parklarda yağınca güz sağanağı, , yanlız
parklarda ıslak çocuk bahçelerinde daha parlak kırmızı olur salıncaklar
yağmurdan sonra, oralarda bir sigara yakmalı, mümkünse bu kış
sigarayı bırakmalı.. yüksek yerlere çıkıp, şehrin yağmura açtığı
izleri seyretmeli sonbaharda, grileşen denizin kıyısından geçmeli,
martılar neden yağmurda uçmakta inat eder, bunu sormalı öğrenmeli
bir yerlerden, mümkünse bu sonbaharı boş bırakmamalı, bu kış da
bir şeyler yapmalı.. Muhtar aynı muhtardı... başmuhtaremmi BaBa aynı BaBa ydı...yaş 45, y. mimar,delikanlı mümkünse
bu sonbaharıda boş bırakmamalı, bu kışda bir şeyler yazmalı :))) YA İSTİKLAL YA ÖLÜM....... Zordu
Beyoğlu, zor bir beyin oğluydu...zordu Beyoğlunda, İstiklalde yaşamak,
ölmemek namusundan vazgeçmemek, onurunu kırdırmamak, başını eğmemek,
zor beyin oğlu; Beyoğlu ile baş etmek, onu yenmek. Beyoğlu
aynı Beyoğluydu....parlak neon ışıkları ile istiklal Harbiyede
arka sokakda ki çatı katında ki o küçük dairede, balkondaki ekmek
kırıntılarını kapışan serçeleri seyrediyordu, apartmandakiler
yine şikayet etmişlerdi camlarımızı kirletiyor ne alıştırıyorsun
şu kuşları diye. Sanki pis camlarından dışarı baktıklarında
kararmış gri eski evlerin duvarları dışında bir şey vardı
görebilecekleri, bir avuç ıslak ekmek daha koydu balkonun paslı
demirlerinin dibine. Hani
şöyle biri sıkıca sallasa, eklemlerinden dökülüverecekmiş
gibi.... Gümüş
sigara tabakasından bir sigara çıkarıp yaktı, dumanları kıvrıla
kıvrıla yükselirken, kapağın içinde kazınmış şimdi oldukça
silik A harfine baktı, dalgın dalgın.....tam beş yıl önce,
pejmurde bir adam masada unutmuştu, bir gün yine onu dinlemeye geldiğinde
geri veririm diye saklamıştı. Soylu
ümitlerle geldiği İstanbulda, Beyoğlunda ki o türkü bara çakılıp
kalmıştı, o bey oğlunu unutmuş, bey oğlu onu unutmuş....türkülerle
avunmuş gitmişti, tutsak kalmıştı istiklale. Beyoğlu
aynı Beyoğluydu..parlak neon ışıkları ile istiklal Ağır
ağır yürüyordu gece yarısına doğru yeni bir hayatın başladığı
istiklalde çalıştığı bara doğru. Nedense bu gece yine hatırlamıştı,
yıllar önce bara gelen o iki adamı...biri pejmurde biri aliarap iki
adamı, barın bıçkın garsonu önce oturtmak istememişti, ama öyle
bir hal vardı ki üzerlerinde öyle bir haller vardı ki ona bakışlarında,
korkmuş arkada bir masaya oturtuvermişti önlerine iki bardağı saygıyla
koyarak..Türküsünü okurken gözucuyla olanları seyretmiş, bir ara
gözgöze geldiği pejmurde adamı hafifçe gülerek selamlamıştı. Hani
sabah uyanıpda yataktan çıkmayı istemeden, bir erkeği nazlı bir
düşte usulca özler gibi Programına
devam ederken garson yere bir rakı bardağı bırakmış çaktırmadan
masadakileri işaret ederek, eline de buruşuk bir kağıt peçete sıkıştırmıştı.
Açıp içini okudu; ''bizim içinde söylenecek bir türkün varmı
asya gızı? halimiz pür melalimiz harap da :=)) '' Beyoğlu
aynı Beyoğluydu, parlak neon ışıkları ile İstiklal Başını
kaldırıp baktı pejmurde adamla gözgöze geldiler yine, usulca fısıldadı
''Deli Gönül'' olurmu, onu okuyacağım istermisiniz? Alimarap adam
kadehini kaldırdı, bir elini kalbine koyup uygundur şeklinde işaret
etti. Başladı okumaya, gözleri hafif kapalı...nedendir bir iki damla
süzüldü yukarı değil. Türkü bitip loş salona baktığında
yoktular gitmişlerdi, bıçkın garson okkalı bir küfür salladı
arkalarından ulem dinlemeyeceğinizdide ne istediniz. Ama o anladı
onları, bilirdi o halleri o da...isteyip de gitmeleri, Hani
mapus damlarına düşüp de, günleri yıllara karıp, avluda volta
atar gibi. Hani
ölüm diye bir şey olduğunu, yorgun bir ikindi vakti içilen bir çay
lezzetiyle ürküntüsüz kabul eder gibi. Hani
üstü kabuk bağlamamış bir yarayı parmağının ucuyla vazgeçilmez
bir arzunun tutsaklığında hafifçe kaşır gibi. Hani
yağan yağmurda yürürken yanaklarında ki ıslaklığı yağmurdandır
diye avunmak gibi. Beyoğlu
aynı Beyoğluydu, parlak neon ışıkları ile istiklal Sabaha
karşı saz arkadaşlarıyla hala açık bir çorbacıda içini ısıtmaya
çalışarak, yogun döndü evine, bir sigara aldı o gümüş
tabakadan, bir harf kazınmıştı şimdi üstü silik bir ''A''
sahibinin adımıydı vereninmi bilinmez....gün gelir verirdi geri... Esen
kalın...Asya...
AHALİSİ NUH'DA
KALMIŞ BAŞMUHTAREMMİ :)))
Bin ümitle döndüm
memleketime
Şaşkın diyemedim iki
kelime
Bizim köy benzemiş
Nivyork şehrine
Damlarında çanak anten
var muhtaremmi
Çift banyosu, şöminesi
var muhtaremmi
Bir başka hava vardı çevrelerinde
Ben
gidende bizim köyler böyle değildi
Sular akmaz olmuş derelerinde
Baharında seller böyle değildi
Allısı var güllüsü
var var muhtaremmi
Etek çorop pantolanlar
dar muhtaremmi
Çanak olmuş taze kaşar
bol muhtaremmi
Bugün düşün ellerine
vur muhtaremmi
Kuşlar göç etmiş ötmemek için
Dallar boyun eğmiş bilmem ki niçin
Güllerde yüzünde kalmamış nişan
Bahçelerinde güller böyle değildi
Gençlerimiz kave köşelerinde
Beyler ise kendi köşelerinde
Tesellide içki şişelerinde
Gece sarhoş gündüz
meyhoş hoş muhtaremmi
Mutfak takır cepler
dolmuş başmuhtaremmi
Gördüm
bahçelerinde güller değişmiş
Selamın getiren yeller değişmiş
Türkümü söyleyen diller değişmiş
Ben gidende bizim eller böyle değildi
AHALİSİ NUH'
DA KALMIŞ BAŞMUHTAREMMİ :))))))))))
BİLMİYONMU
BENİM DE SANA YANDIĞIM...ELLERİN KÖYÜNDE GARİP KALDIĞIM.... Ausburgen
Airpoertten Havaalanından dışarı iki bohça gibi fırladılar kaldırıma...pejmurde
bir adam ve alimarap bir köylü... Pejmurde
adam; gözünü sevdiğimin Alamanyası be daşı torpağı Türkdür şimdi
bunun, çöpçüsü, simitçisi, taksicisi hiç yabanlık çekmeyiz
valla pürmelalim gel şu büfeye yanaşıp adresi soralım hele
bi dedi. Alimarap,
pejmurdeyi kolundan çekiştirir,,,yahu genetik bir bozukluk var bu
büfecide be,,,baksana SS subayı gibi bu adam. Pejmurde
kendine daha bi çeki düzen verip bir iki öksürür; öhhö öhhö
excuise me mayn fuhrer yani pardon mayn herrer hehe soryy be memleket
nereden...yani acaba, yaf öylemi filan... Ahha
cıg kebab babo keseverimmi yarım ekmek arası der büfeci Hans bozuk
türkçesiyle. Dürümlerini
kaktırarak, yola devam ederler, söylene söylene.. Alimarap,,,canına
yandığımın örosu beh,,, alamanyanında taşını torpağını
alaman etmiş,,,yahu Gördüm
dallarında bülbüller susmuş Pejmurde;
sırtına bi şaplak indirir, yaf pür melalim harap hallim bozma
melalini, baksana ortalık fıkkır fıkkır frolayn kaynıyor, sen bırak
işi bana..yanaşır bir frolayna. Ah
so monşante mayn şön frolayn wheringen drinkebilingen yani ih bin ve
du bist ayn pubingen a cup of raki veya vine yani keine maine filaningen
hehehe zer gut zer gut ha ? ich bin ve du bist? lem was ist das
this.... Frolaynın
da surat çemişkezek satıyormuş hani, bet bet bakar suratlarına yoha
oha nicht nacht nocht polizei polizei filan bi şeyler der uzaklaşır. Pejmurde
bozuntuya vermez, warum nicht? alamancası zayıfmış yaf bu frolaynın
anlaşamadık der, araştırmalarıma göre bu augsburg varya bu
augsburg, rönesansın bizansın ve hatta doyçejansın, Ak merkeziyimiş
be, bütün gahpe olacak kraliçeler hep burdan çıkmış elizabethii,
grace kellesi, hürremi catherinası, nezi. Sanatın, ticaretin, semtin
ve muhitin beşiğiymiş, aha Mozart şurada emekleyip ilk BaBa yı şurda
hecelemiş, Telefunken ilk bestesini şu parkda icra etmiş, aha fuhrer
tam şu centereye aman
ya..ha o diyar ha bu diyar..söyleyin a dostlar bensiz olumu o yar... bizim
eller ne güzel eller:))) esen kalın...asya... ADIM
ADIM ALAMANYA.... Bura
ausburgdu öyle asmalımesçite benzemezdi nitekim fertigen fertigen
alamanyada dolaşırken yollarını kaybetmişlerdi. Ancak nasıl
olduysa becermişler, sarı saçlı mavi gözlü süt tenli elma yanaklı
kiraz dudaklı cillop gibin iki frolaynı kafeslemişler, şimdi çömmüşler
bir pub da, muhabbet-i halvet ediyorlardı. Merak etmeyin ben size konuşulanları
tercüme edecem:)))) Alimarap:
liebe nicht liebe, liebe nicht liebe, liebe nicht liebe...(emmim vazoda
duran belki beşinci gülün yapraklarını yolup yolup, gül falı bakıyordu
Claudiaya ya) Claudia:
aber alimarap warum yolugen rosen rosen? Alimarap:(tek
gara kaşını hafifçe kaldırarak..)şinci bak gülüm memlekette
olsak seni gohlardım da hani ibadet yerine geçiyor bizim ellerde de Pejmurde:
pişşt hopp mayn şön frolayn topla toplaaa Helga bak yemiyelim helva,
bozma muhabereyi, ortama uy, memlekette ben bi gonuştummu alles
haspalar susta durur saygı duruşuna geçerler ağnadınmı, hörmette
kusur etmeyecen... Helga:
das ende wom liede die spatzen es von allen ama( şimdi burda frolayn
diyorki ama sende beni hiç konuşturmuyorsun benimde anlatacaklarım
var filan öyle bişeyler işte) Pejmurde:
hişştt hop hoopp dua et medeni bir diyardayız, vallah sicilyada olaydık
topuklamıştım seni, cevap verme cevap verme hah elin kolun uz dursun
koy dizine, hörmet bak hörmet isterim, gızz du bakim o ne güzel diz
öyle aç bakem az daha :=)) Helga:
ayhhh hihiringen kikiringen (burda kız şimdi alamanca olarak
fingirdiyor yani..) Pejmurde:
Yanında oturan alimarap ı dürter, yaf çabuk çabuk hadi
melalim, D harfinden dizi aç, bana bi mani bul, şinel şinel, frolayn
bekliyor hade. Alimarap:
akabinde kağıt peçeteyi çızıktırır Helga:
ama ich don't understandingen sen şimdi guguk mu oluyo? hiii ich heisse
liebe Pejmurde:
hay senin haysene de haysiyetine de, bi mok anlamıyon beh, bak şinci güzelim
ben sana ih libe dih desemm, benim memleketteki deli dellenir aha makale
üzerine makale düzer, mıçar günümün cenderesinede alamanyasının
içinede, kıyıdan kıyıdan liebe yi lebi mebi garıştırmıyah
ortamı. Alimarap:
yahu,,, Claudia sen bir rosen olsan ben de dallarına gonsam diyodum Claudia:
die daummen drüchen verkaufen enge triben ?( diyoki sen niye hep gül
diyon kafiyeli kafiyeli diyo) Alimarap:
mayn rosen gülsün yüzüngen açsın
yüzünde güller rosen rosen
mayn rosen sen gidingen
belim pür melalim yengen
savrulur mayn külingen Pejmurde:
(yine asabidir) garson !! paşa !! ulem nere götingen o bardakları,
one more cup of raki daha hee donat masayı şinel, hop hopp ama olmuyor
Helga, gözüme bakcen ben konuşurken öyle yan masalara filan göz
fellemek yoh yaf sen ayatına aufwierdeirsein mi demek istiyon be gızım
frolayn. Claudia:alimarap
gemenden unter die arme gerifen sallen nehmen? (şimdi diyoki alimarap
sen türkiyede ne iş yapıyon, ba ba ba gahpeye) Alimarap:
bah şinci mayn şön rot rosen frolayn şöle bi şi, iniyo çıkıyo,
çıkıyo iniyo.. Claudia:
(güzel mavi gözlerini aça aça), oha nasi yani ich bin hiç anlamadı Alimarap:
yani gızım anlamadımı böle biniyon basıyon kalkıyo, sonra yine
basıyon iniyo öle işte.. Claudia:
ah sooo sör sörr ... Alimarap:
nah sör, neyse öyle de denebilir yani memlekette bana yani köyde ''sör
başmuhtaremmi'' Geceleaarrr
gecealearrr ahhh schwartz gecealearr ahhhggghh şeklinde
bir ''Eine kleine nacht musik trak'' eşliğindeki bir uzun avayla gece
sürmektedir...:)))) aufwierdeirsein..iyi
yolculuklar Topuklara
nokta nokta bas gelin bas gelin bas gelin amannn asya
|