


Asya'ya mektup (Meçhul bir köyün muhtar'ından)
Uykusuz geceler ve zalim sorular; hırpalayamazsın artık kendini o
kadar.
Devri ihtimam başlıyor. Serin beyaz tülbentlerle sarılıp itinayla raflara
kalkacak mahşeri yaralar.
Taşlara çarpa çarpa akmak yok artık, çarpacağın taşlardan korka korka yarı
gölgeli bir kuytuda birikmek var.
Kılıktan kılığa girmek değil, emniyetli bir esvap bulup-sıkıntıdan
patlasanda- onunla idare etmek var..
Bir vakit gelir ki aklı kaçmasın, gönlü bir serseriliğe kaymasın diye
kalbine yalvarır insan.
Ah !! bundan böyle tehlikeli rüyalardan
korkarak uyanacak uykular.....
Ve falan, ve filan...O kadar da kolay olmaz bunlar, onca yıldan sonra bir
akşam vakti güneş batarken değişivermez ki insan..
Koşan atların kalbi birden sakinleşemez, duygular, ısmarlama olamaz,gül
uzaktan hiç koklanmaz, rayting kaygısı ise hiç düşünmez..
Şimdi ki halin en güzel halin. Yayıl, ürkmeden yayıl hayatın üzerine. Yap,
üret durmadan, o kadar da çok düşünme..Savur eteğini ,savur güllerini
güzelim, kırılırsa kırılsın , dökülürse dökülsün.
Sen kırıp döktüklerini hala sevginle tedavi edebilirsin, daha kaç yıl
uçuşarak yaşayabilirsin, kelebek..
Çünkü bu senin en güzel halin, en güzel diyorum, sen anlarsın....
Ortak olmak her sevince,her derde zordur yahu arkadaş,
Gün gelirde , bırakırsan bizi,emin ol olacak ellerimde güller
Bir gün gül pembe’yi hatırlattın bana, aktı gözlerimden iki damla yaş
Bari görmesem de sen kal, bıktım artık basmaktan gönlüme taş
Unutulmaz,yazdıkların unutulmaz, yahu çiçeğimi koparma , karanfili
kokladım hayatım zaten hasret kokuyor.
Yaz , yazabildiğin kadar.
Her sabah kalktığım da, hani o musluğa ağzımı dayayıp kana kana su içtiğim
sabahlarda,,,
Gelecek gecenin karanlığını aydınlattığını sandığım içki masasında değilde
Senin yazılarını bekleyeyim , böyle anlarda,
Şimdi ki halin en güzel halin. Yayıl, ürkmeden yayıl hayatın üzerine,
Unutulmamak üzere,,,
Meçhul bir köyün muhtarı
3 BİN KART NASIL
YAZILIR?
Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor:
Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım..
Bayrama 10 gün var.. Benim müdür hastalandı..
İşe gireli 2 hafta olmuş, olmamış. Genel Müdür bey beni çağırttı:
Tebrik kartları hazır mı?.. Şaşırdım:
Hangi kartlar efendim?
Aman evladım, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik
kartları şimdiye kadar hazır olmalıydı. Tüh tüh.. Çabuk hemen
hazırlayıverin.
Emredersiniz efendim! dedim, ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl
yazacağım?
Genel müdür bey, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla
yazmamı istedi.
3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca
alt'takilere şu şekilde yazacaktım:
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
1.000 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer
alacaktı:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı
günler niyaz ederim."
Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz?!?.. Çaresiz kolları
sıvadım: "Bayramını kutlar, gözlerinden öperim", "Bayramını kutlar,
gözlerinden öperim", "Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558.. Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor!..
Nasıl sıkıntı bastı!.. 738, 918..
2,5 paket Samsun'u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek
parası olmasa bırakıp kaçacağım.
Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama
önümdehala yığınla kart duruyor!
1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. paket sigarayla
birlikte "Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve
başarılı günler niyaz ederim"e başladım..
Boyuna yazıyorum, göz kapaklarım iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de
kapanacak. 209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın
arasında tutamaz oldum. Ben kaleme değil, kalem bana hakim:
”Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı
günler niyaz ederim."
”Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı
günler niyaz ederim."
”Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."
”Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile
beraber ederim.."
"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle
ederim.."
"Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye başarılı günler
dilerim.."
"Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat
dilerim.."
"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler
aynı zamanda ederim.."
"Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi'nin gözlerinden
öperim.."
"Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramını da, tatilini de,
gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim.."
Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları
yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:
"Aferin" dedi. "Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!"
HEMEN POSTALADIK!..
3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da bendenizi postaladılar!..
AĞA SAFARİDE…
Ağanın biri dünyayı gezip göreyim demiş.her yolculuğundan sonra köylüyü,
kahvede etrafına toplayıp, gezip görduklerini anlatırmış ki marabasının da
vizyonu genişlesin. Yine bir yolculuk sonrası kahvede köylüsünü etrafına
toplamış. Köylü başlamış sormaya
-agam bu sefer nere getti?
-Efrike ye getmişem
-Agam efrike de ne yaptin?
-sefari ya cığmişem.
-Hele bu sefari ne ola ki?
-hele arabaya biniysen. araziye ovaya çıhiysen.nerde bi heyvan goriysen,
peşinden arabayı suriysen. Heyvana yetişip tüfek ile vuriysen.
-Agam sen hiç heyvan vurdiin?
-Heee vurdim
-ne vurdin?
-zebra vurdim
-Agam hele bu zebra ne ola ki?
-Eşegi biliysen?
-hee..
-Aha, eşegin siyah beyaz çizgili olani
-Abov..Agam başka ne vurdin?
-zürefa vurdim.
-hele bu zürefa ne ola ki?
-eşegi biliysen?
-hee..
-Aha, eşegin bacakları iki metre, boynu 3 metre olani
-Abov..Agam başka ne vurdin?
-gergedan vurdim.
-hele bu gergedan ne ola ki?
-eşegi biliysen?
-hee..
-Aha, eşegin derisi biraz kalın olani, bir de burnunda iki tane boynuz
vardir
-Abov..Agam başka ne vurdin?
-Piton vurdim
-Agam bu piton ne ola ki?
-eşeği biliysen?
-hee.
-eşegin aleti biliysen?
-heee..
-Aha, onun 4 metre olani. Ama eşek yoktir.
Muhtarım,
candostum, güzel insan'dan...
GÜL PEMBE İLE HALİL
Hani
vardır ya, uzaklarda,
Denize bakan bir dağın yamacında,
Zeytin ağaçlarının altında, akşamları gülleri çiğ ile yıkanan,
Bir köyde,
Gül
desenli yaşmağı başında, bir kız
Gözleri deniz mavisi, keskin bakışlı
Su dolduruyor, çeşme başında,
Aklı ise Halil’inde
Acaba
hangi şehirde, başlık parası peşinde;
Bir gün geleceğim demişti, düşlerimizi gerçekleştirmeye,
Bülbüller oynaşırken güller ile, bir bahar sabahında,
Kolunda nacar saati, elinde tahta bavuluyla,
Halil, indi kamyondan, düştü köyün toz duman içindeki,
Patikasına.
Gül
pembe , bekliyor muydu onu hala,
Çeşme başında,
Yüreğinde bir çırpıntı,içinde bir büyük şehirlerden kalma,
Yenemiyordu bir türlü yalnızlık kaygısını,
Kasıp kavuruyordu her yanını..
Her biten akşamdaydı, her başlayan günde,
Rüyalarında ,hayallerinde idi Gül pembe.
İçine
çekti, önce zeytinlerin kokusunu, sonra denizin esintisini,
Bir cigara yaktı, adımlarını sıklaştırdı
Çeşme başında Gül pembe gördü Halil i,
Halil de Gül pembe yi,
Halil
ihtiyarlamış, saçları ağarmış,
Gül pembeyi ne çok isteyen varmış,kimselere varmamış,
Terini sildi Halil ‘in gül
desenli yaşmağıyla,
Sağol dedi Halil,
Beni bu kadar sene,
Bekledin gülpembe.
Koylu...
NİCE YILLARA BaBa,
Çok ararsın bulamazsın, yahu zordur dost bulmak, seni unutmayacağını,asla
terk etmeyeceğini, kızgınlığını, sevincini, üzüntünü sen söylemeden
anlayacak, valla zordur çok, her derdini anlatabileceğin biri, ararsın
ve tek tük bulursun dostlarını. Bazen karanlık, loş, sigara dumanlı,
bir meyhane köşesinde, bazen hemen yanı başında tanıyamazsın ilk
önce, zordur can dostu tanımak, düşmanını tanımak gibi.
Ve devam edebilmek, dostluğa daha da zordur, karşılıksız
,beklentisiz. Hele köylü kalmışsan, uzak dağların ardında bir köyde,
kimseler tanımak bile istemez seni asla. Arada bir merak ederler,acaba
nasıl bir tiptir bu köylü diye, bakarlar ve asla keşfedecekleri
kadar kalbindeki gülleri kalmazlar yanında.
Ve bir gün biri gelir, kandil içinde bir fitil,etrafı aydınlatan,
bir dost kaşifi, bir çınar ağacı, gölgesinde güller yetişebilen.
Bana bir kelime söyle der:
Şifre güldür anlayabilene,
Kelimelerin sırrı s.a.g.a.p.o da gizlidir, bulabilene,
Ve şifre kırılır, sevebilene,
Türküler söylerler aynı dilden, sevebilene, Rosa der, ebruli yi
severim der öteki, koklamasını bilene, Yahu muhtar der,tanışalım
bir kere,
Hele bir gül derebilmek gönlünde,
Bir meyhanede, birkaç kadeh,güneş doğarken sabahleyin,
iki dost olurlar,ölümüne,
Kimlermi bunlar:
Rastlarsınız birine her zaman,
Sarhoş, çizgilere basmadan yürümeye çalışan biri,
Boş sokaklarda,
Diğeri ise , çok zor bulunan bir can dost,
Tek kelime yeter onu anlatmaya,
”BaBa”…
Koylu
BİR İSTANBUL HAYALİ
Eskiden yani İstanbul’dayken
arabalı vapurları çok severdim.
Üsküdar da otururdum o zamanlar,
Baharda mor çiçeklere bürünmüş yalıların önünden geçer,
Kız kulesine selam verir,
Harem den arabalı vapura biner,
Martıların nevalesi simit alır, onları besleyerek Sirkeciye
varırdım.
Yıllar sonra,
yine bir bahar gününde,
Arabalı vapura bineceğimi, martıların simidini unutacağımı,
Günlerce ne söyleyeceğimi düşünüp hatırlamayacağımı,
Böyle bir günü yaşayacağımı,
Hayal bile edemezdim.
Güneşli bir
yaza dönmüş bahar gününde,
Güneş içindeki bir kanepede,
Yanımda ASYA,
Öylesine sessiz, bakakaldım gözlerine.
Yine bir Sirkeci-Harem arabalı vapurunun,
Güneş ile yıkanan bir vapur güvertesinde,
O kadar çok yazışmışdık
onun ile,
Biliyordu sadece iki kişinin bildiği Gülpembe yi bile,
Ben,hep ben ile başlayan cümleler kurmuştum.
Muhtar, ben seni senden bile iyi tanıyorum dedi,
Zaman dün güneşli bir öğle vakti idi,
Acaba hayal miydi gerçek miydi.
Ne çok şey
dinlemek isterdim ondan, ne çok şey anlatmak isterdim ona,
Ama zaman geçiyordu arsızca,hızlıca,
Vapur varıyordu menzile,
Topkapı sarayı sisler arasında, tam karşımızda.
Anlat yahu dedim, yüzüme baktı, kaşlarını daha kara zannediyordum,
Onlarda beyazlamış muhtar valla,
Bari bir türkü söyle, söyletmediler bana türkü barlarda,
Saç Güllerini
Edirneli Muhtar
Dostların bezensin
Dostluğun köprüsünde bre muhtar ASYA takınsın
Mezar taşlarını muhtar
Martımı sandın
Adam avutmayı da muhtar
İşin mi sandın .
Muhtar bu türküyü
sen seversin diye değiştirdim,
Bir daha da görüşemeyiz.
Doğru dürüst hoşça kal bile diyemedim, eline bile dokunamadım,
Saçlarını savurdu rüzgarda,
Bindi arabasına, karıştı büyük şehrin kalabalıklığına,
Gözlerimde yaşlarla,
koylu
MUHTAR VE KEDİLERİ SEYAHATTE
Ve
muhtar emmi, yaşadıklarından artık bir ders almaya karar
vermişti, köyünü terk ettiğinde de böyle yapmıştı, ansızın
bir karar vermiş, tüm eşyasını bir kamyona doldurmuş,
Edirne Karaağaç köyünden, Kars’ın Şahnalar köyüne taşınmıştı.Her
iki sınır şehrinde de kelebekler özgürce sınırları geçiyor
ama o geçemiyordu.
Yıllar
geçmiş orada da sıkılmış ve artık bu sınır boylarında
değil, birazda sınır dışlarında yaşayalım deyip, bu
sefer eşyasız ama tüm kedileri ile uçağa atlayıp
Finlandiya‘ya gitmeye karar vermişti.
Kedilerine
küvette değil, Fin hamamında yüzme öğretmesinin daha doğru
olacağını ve kedilerin sıcağı sevdiğini
biliyordu.Kars’ta havaalanı olmadığından, Ankara ya
gelmesi ve Finlandiya ya gidebilmesi için BaBa'dan vize alması
da gerekiyordu. Uzun ve zahmetli bir otobüs yolculuğundan
sonra Ankara'ya varmışlar bu arada kedilerden 2 tanesi daha
yolda doğum yapmış, kedi sayısı analitik geometrik şekilde
artmaktaydı.
Yahu
Finlandiya'ya varırı varmaz şu Cantosman'ı artık kısırlaştırayım.
Diğer dişi kediler telef oldu dedi. Kars Serhat otobüsü
Ankara garına varmış, Muhtar emmi, 3 taksi kiralamış,
Cinnah yokuşundan çıkarken, Neyzen'in çalıştığı köşeye
şöyle bir bakarak, kuğulu parka varmıştır.
Kediler
için en emniyetli yer, kuğulu parktı. Cantosman ve cümle sevgilileri ki bunlar,say say bitmez (magdelena,
gypsylady, celebek, aşifte, ,rosalina,sırfıntı,vb) ilk
taksiden inip, kuğulu parkın çimenlerine yayıldılar,
İkinci taksiden kelaynak ve tek sevgilisi ve yedi yavrusu ile,
ahhmualla indi.
Üçüncü
taksiden ise palamuhtar ki bu kedinin bıyıkları tam pala idi,
ve uzatmalı sevgilisi, imam nikahlı eşi ve 7 yavrusu ile gül
desenli gülpembe indi.
Kuğulu
park kuğulu olalı beri, kuğular dahil böyle bir kedi
familyası görmediklerinden, yeni gelenlere şaşkın gözler
ile bakıyorlardı.
Muhtar
emmi yanına cantosman ı çağırdı;
-Bak
burası Ankara öyle köy yerine benzemez, uslu duracaksın, kuğulara
filanda sarkma , her kuşun eti yenmez, dedi.
Cantosman’ın
yüzünde bir sırıtma, aklı ise kuğularda değil kuğu beyazı
Ankara kedilerinde,
-
Ayıpsın emmi, merak etme sen işine bak bende işime diye
miyavladı,
Muhtar,
bir Finlandiya’ya varalım, gör bakalım senin yüzündeki
o sırıtmayı nasıl keseceğim, dedi ama içinden, bu
cantosman ile başa çıkmak çok zordu.
Koşarak
gelen park bekçisi, gözleri fal taşı gibi açılmış, soluk
soluğa,
-emmmiiii
bu kediler senin mi dedi , diye bağırdı.
-Muhtar
alışmıştı kedi düveline, ve de şaşıranlara, bekçiye
lem bağırma öyle ayatında iç mi pişik görmedin dedi.
-Kelaynak
tipli beyaz tüylü pardon saçlı bekçi kedilere şöyle bir
baktı, gördümde bu kadar çok kedi görmemişem ağam dedi.
Muhtar
cüzdanından bir 10 luk çıkarıp, bekçinin şapkasının
kenarına sıkıştırdı,
-Bir
şişe şarap al, benim kedilere iyi bak, özellikle şuradaki
beyaz kırçıllı olana mukayyet ol, sakın şarap içirme,
başlarsa sana Ömer Hayyam dan şiir okumaya susturamazsın
valla dedi, Cantosman ı işaret ederek..
Ankara nın gece
ayazı çıkmıştı, Muhtar ın kedileri, Sanchez’in Çocukları
gibi yuvadan kaçmamışlar, ep muhtar ile kalmışlardı.
Muhtar da arada sırada onları bıraksa da, mutlaka bir gün dönerdi.
Kuğulu parkın ağaçlarında
kendilerine yer aramaya başladılar, Cantosman kuğuları kovup
Şereton otel manzaralı kulübelerine yerleşmişti bile.Muhtar
kedilerine bir öpücük yolladı, bekçiyi tekrar tembihledi,
ve can dostu BaBa yı aramaya
başladı.
Devam eder
inşallah…
Ayık kalın köylü.....
CATS
MÜZİKALİ DEĞİL, BELKİ KUĞU GÖLÜ PARDON PARKI HİKAYESİ.
PERDE:2
– SAHNE:1
Muhtar
kuğulu parkta bıraktığı kedilerine öpücük yollamış, ve can dostu
BaBa’yı bulmak için, Ankara’nın
merkezi Kızılay a doğru, yavaştan yürümeye başlamıştı.
BaBa
bu saatte hala oyundadır, biraz zaman geçsin sonra ararım diye düşündü.
Bir şeylerin eksikliğini hissediyordu ama neydi, bu duyguyu ne zaman yaşasa,
köyde meşhur olmuş, hatta fıkralar anlatılan unutkanlığının
kendine bir oyun oynadığını anlıyordu.
Dalgın dalgın, zaten her
zaman dalgındı, Kızılay’a doğru yürürken cep telefonu gülpembe
melodisiyle çaldı. Köy ihtiyar heyeti başkanı Hüsmen arıyordu.
- Muhtar nasılsın, nasıl geçti yolculuk
- Kediler
ile biraz zor oldu da hayrola
yahu, neden aradın beni,
-
Yahu muhtar yaktın bizi, senin kalan kedilerin köyde yemedikleri
civciv kalmadı
-
Lan Hüsmen epsini aldım zannediyordum, kimler kaldı ki köyde,
-
Muhtar ne bileyim, kedilere nüfus kağıdı veren sensin, ama 7-8
tane var, ne yapayım bunları, gözünün yağını seveyim, al bunları,
yoksa köyde tavuk nesli yok olacak,
-
Tamam lem , dert etme, epsini koy bir koliye, kargoya ver, adres de
şöyle, Kuğulu park- Ankara hemen
yolla,
Muhtar
hafızasını bir yokladı, kedileri söz konusu olunca, çalışmayan
hafızası, tıkır tıkır çalışırdı, yahu
bu kalanlar, Cantosman‘ın sevmediği gruptu garanti,
onları almayayım diye, arazi etmiştir garanti. Cüzdanın
arasından kedilerin çetelesini çıkardı, şöyle bir göz
gezdirdi,
Klarnetçi,Ayçiçeği,
Celebek, Gülbaba, Ebruli, Gülçelen, Natassa, Vitale , ve son göz ağrısı
Tomty gerçekten yoktu. Neyse
yarın gelirler, Cantosman’ı kısırlaştırma
operasyonu aklına geldi, gülümsedi, bütün bunlar onun yüzündendi,
Şu Cantosman’a güzel bir sünnet düğünü artık boynumun borcu oldu
dedi.
BaBa
yı aramak için cep telefonunu çıkardı, BaBa anında karşısında,
muhtarım, can dostum, hoş geldin, nerdesin, nerde içeceğiz
muhabbetinden sonra,’’ Müslüm baba’’ türkü barda bulaşmaya
karar verdiler.
Muhtar
elleri ceplerinde bir türkü tutturup, karanfil sokağa doğru gitmeye başladı.
Tutan
eller tutmaz olur
Gören gözler görmez olur
Çarpan
kalpler çarpmaz olur
Gurbette akşam olunca
Boş
kalır gönüller susar
Sarılamaz en küçük yaralar
Buğulu gözler boşluğa dalar
Gurbette akşam olunca
Gelip
geçenler, bu hiç duymadıkları yanık türküyü söyleyen, ak saçlı,
pala bıyıklı, kasketli adama bakıp, gülümseyerek geçiyorlardı,
muhtar ise Ankara’da olduğunu unutmuş, sanki köy merasında türkü söylüyormuş
gibi hiç istifini bozmadan, aynı türküyü defalarca söyleyip, BaBa
ile buluşacağı türkü bara doğru yürüyordu. Aklına Asya geldi,
yahu keşke şu gız İstanbul’da değil de Ankara’da türkü barlarda
çıksaydı, ne hoş olurdu, yine içini hüzün basmıştı, türküsüne
bir hemen bir ilave yaptı,
Meyhaneler
oldu evim
İçersem
avunurum dedim
İçmezsem
derbederim
O meyhane senin, bu meyhane benim
Böyle dolaşır gezerim
Gurbette
akşam olunca
Yahu
güzel türkü oldu, şunu da bir peçeteye unutmadan yazayım dedi. Türkü
barların müdavimi değildi, ama kıyafeti, her sabahın karanlığında
türkü barları kapatan, elinde gülüyle, sanki hiç sarhoş olmamış
gibi kapıdan çıkanlara benziyordu.
Bir masaya oturdu, biraz loş, daha iyi bari tanıyan olmaz diye düşündü,sonra
güldü, köydeyken şehire yaptığı kaçamakları düşündü, bu koca
şehirde zaten BaBa’dan başka tanıdığı yoktu muhtarı tanıyacak.
Tam
bir büyük rakı söylemişti ki BaBa
kapıda gözüktü, her zamanki gibi siyahlar içindeydi.
Uzun
zaman olmuştu görüşmemeleri, hasretle sarıldılar,
-
Muhtar hayrola hangi köy
yağmuru seni attı buralara, sen köyünün yağmurlarından başka yerde
yıkanmazdın,
-
BaBa yahu, sıkıldım bu alemden, kedileri topladım göç edeceğim
Finlandiya’ya da senden de izin alayım dedim, zira bir ara İskoçya’ya
gidecektik, nasıl black label yapıyorlar, bizim köyün şaraphanesinde
kaçak wiski yapabilirmiyiz
diye,ekonomik kriz çıktı, yarım kaldı projemiz. İstersen sende gel,
bir yenilenir geliriz.
-
Muhtar sen kafayımı yedin, dünyanın en pahalı içki satılan
yeri orası, senin haberin yok, senin kedileri satsak ancak bir haftalık
içki alabiliriz orada, dur acele etme, bak, yaz geldi, gel biz senin ile
şöyle bir güneye inelim, ne işimiz var kuzeyde, senin Finlilerde zaten
Bodrum‘a geliyorlar onlara
takılır birkaç tane Mualla pardon Tuanna bulur onlara takılır, ön etüt
çalışması yaparız.
Muhtarın bu fikirde hoşuna gitmişti, bu güzel yaz gününde ne işimiz
vardı, soğuk ülkelerde, hem kedilerde sıcağı sever diye düşündü.
-
İçelim Bodrum a açılalım
BaBa sonrası Allah kerim dedi, muhtar
-
Muhtar, Bodrum’da harika bir yer var, Türk bükünde sende
seversin adı da Maçakızı ,al kedileri gidelim, Finliler ile biraz
akraba olalım, bakalım nasıl şeyler şu tuanalar, sonra gideriz
Finlandiya’ya
Muhtar zaten fazla düşünmezdi detayları,aklına da yatmıştı bu iş,
-
Okey BaBa, yarın benim kedilerde tamamlanıyor, atalım kendimizi
Bodrum a bakalım ne çıkacak bahtımıza.
Türkü barda mihriban çalmakta, BaBa ve Muhtar yapacakları gezinin
heyecanı içinde, kadehleri devirmektedirler.
Ve perde kapanır, 2. perde, BaBa, muhtar ve kedileri bodrum
yollarında,
PARAMPARÇA
Nacar saatim bile yok,tam olarak bilemem
Biraz
bira,biraz şarap, biraz votka, çokça da rakı önceydi
Nasıl
oluyor vakit bir türlü geçmezken,
Yıllar
ayatlar geçiyor
Şişeler,
bardaklar ne çabuk boşalıyor.
Kayıp
bir köylü gibiyim bu koca şehirde
Yada
bir pala muhtar, köhne bir meyhane köşesinde
Çok
mu ayıp bir otuz beşlik rakı
daha istemek?
Neyse
zaten içecek iç alim yok.
Bugün
benim doğum günüm bile değil
Em
sarhoşum emide yastayım
Bir
bar taburesi üstünde,
Hala
içen BaBa nın yaşındayım.
Bugün
benim doğum günüm bile değil
Kelimeler
dolaşıyor ağzımda
Bildiğim
bütün ayatlar valla
PARAMPARÇA
Takatim
yok, yinede peçeteye sarıldım
Son
bir şiir için,sevdiğim kadınlara
Kalemim
yazmaz oldu,
Şiirleri
aklında tutamayanlardanım
Bugün
benim doğum günüm bile değil.
Parçalandım
Ve er bir parçamı aykırı yerlere bıraktım
Birini sığacıkta denizin en sığ yerine attım
Kürek çektim,uzaklaştım, dönüp arkama bile bakmadım,
Nasılsa kurtulur diye,,
Birini Kars’ta dağların zirvesine çıkardım
Kimse kurtarmasın, soğuk nedir bilsin
Köyleri tanısın diye.
Birini hiç unutamadığım küçük şehirin, küçük köyünde bıraktım
Muhtar olsun, dertlerini dinlesin insanların diye
Dönmedim o köye dönsem de artık bulamazdım.
Önce bir çilingir sofrası kurdum,
Tam çınar ağacının altına, kimse farkına bile varmadan
Sonra başladım içmeye, her biten kadeh yerine
Yenisini doldurdum
Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu ,daha suskun
Daha olgun, daha dalgın
Daha yalnız,daha yorgun
Birini bir ebruli Gül fidanının altına ektim
Değişik renklerde güller versin dostlarına diye
Sormadım filizlendi mi, sürgün verdimi diye
Birini çok sevdiğim bir dostta , BaBa da unuttum
İstedim, geri vermedi, meğer oda beni çok severmiş
Birini, hadi itiraf edeyim Gül pembeyi,
Bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilmeyerek, istemeyerek, ve çok pişman olarak
ayık kalın...koylu...
Yıllar önceydi.
Bilirsiniz oyunlarda elim hep açıktır. Gelenler, gidenler, zamanın
sonsuzluğuna acımayanlar vardı hep. Birisi sürekli masama gelir,
misafirim olurdu. Çelebi, naif tavırları, insanca yaklaşımları,
incecikten esprileri, meyhane peçetesinden dökülen şiirleri vardı.
Huzur verirdi insanlara sanalda olsa. Nicki KOYLU idi. Ben bir gün ona
MUHTAR diye hitap etmeye başlamıştım. Koskoca site artık ona muhtar
diyordu. Daha sonraları Asya Kızı onu muhtaremmi, gülorotti,
muhtaradit bile yaptı. O, Atatürk'ün bir armağanı bize. Kurtuluş
Savaşı sonrası imzalanan Lozan Anlaşması'yla savaş tazminatı
olarak bize verilmeseydi muhtardan mahrum kalacaktık:=))
Zaman kolay akıp geçiyor be muhtar. İşte
gene bir doğum gününde birlikteyiz. Sana o sevdiğin kırmızı güllerden
bir demet sunmak isterdim. Mesafeler aşırı, senin köy çok uzak. Hep
aynı kalacağına, o güzel dostlukların süreceğine inancım zaten
tam. Mutlu olmanı dilerken NİCE YILLARA MUHTARIM, CANDOSTUM, AHBABIM,
KOÇA ÇINARIM...
Aşağıda sana 2 armağanım var 1 ve 2 nolu
butonları senin için hazırladım bi tıkla bakalım. Asya Gızıda
mutlaka düşünmüştürde, ben onun armağanı olarak 3 nolu butonu
yaptım. Butonun içindekileri doğum gününden sonra Asya Gızına
verelim. Ona hazırlamıştım...
BaBa...
İYİKİ .......
Keşkeler
ve iyikiler..... ''keşke'' sözcüğünü kaç konuşmanızın başınıza
eklediyseniz o kadar ıskalamışınızdır hayatı. Kaçırılmış fırsatların,
harcanmış hayatların, boşa gitmiş yılların, geçikmiş itirafların
hazinli türküsüdür ''keşke''. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara,
yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, son kullanım tarihi geçmiş
ne keyifler el sallar bilinç altınızdan.
''İyiki''
ise yiğittir, göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına
varabilmişliğin mağrur yaraları kanar onda.
''Keşke''
de konuşmanız gerektiği yerde susmuşunuzdur, koşacağınız zaman
durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşunuzdur. ''İyiki'' de yara bere
içinde olsada, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın, rüzgarla
koşmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.
Sanırım
''iyikilerim'' , ''keşkelerim'' den bir fazla, çünkü bir
''iyiki'' yi sen hediye ettin bana, iyiki seni tanıdım muhtarım,
iyiki benim dostumsun, iyiki bu kadar iyisin, ve İYİKİ DOĞDUN MUHTAR
EMMİM :))))))
KUTLU
VE MUTLU OL.......
asya
Bu
gün
benim
doğum
günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildiğim ve yaşadığım bütün hayatım
Yahu paramparça
Hiç kimse demedi şimdiye kadar bana
İyi ki doğdun muhtar çok yaşa
Takatim
hiç olmazdı doğum günümde
Yinede maillere baktım
Son bir özür için sevdiğim insanlara
Doğum günü tebrikleri çıktı,şaşırdım
Selam olsun tüm dostlarıma
Sormayın
neden bu durgunluğum
Sormayın neden sarhoşluğum
Bilmeden saklı güllerimi
Sevgiye dostluğa dair şiirler söyledim
Kah sevildim , bazen de sevilmedim
Ama en güzel bakan gözleri gördüm
Ben
bir köylüyüm bu sanal alemde,
Bırakın, muhtar olarak yaşayayım
Bazen Edirne karaağaçta, bazen Kars şahnalar da
Bir elimde kadehim , bir elimde güllerim
Yamacımda da kedilerim ile.
Tüm arkadaşlarıma
da, yaşantılarında sağlık,mutluluklar dilerim
KÖYLÜ
ŞARKILARDAN,
TÜRKÜLERDEN YOL YAPTIM HAYATIMA
Yol uzun,,belki hızlı gitsem yetişirim
menzile, acelemde yok yahu,kefenimde sağlam, zaten balık hali erken açılır,
erken kapanır, sabahın köründe balık müzayedesi mi olur, akşamdan kalmışım.
Ağzım ,dilim , gözlerim, başım hala bende
değil, şimdi yetişsem bile lüfer alacağım derken,
sardalya fiyatlarını arttırır.kolyoz fiyatları da hiç bir lokantanın
ulaşamayacağı rakama kadar çıkarır diğer restoran sahiplerinden
temiz bir dayak yerim.
MUALLA BAR da , bütün şarapları içip, rakı
stokunu tüketip, müşterilere verilecek
halis madran sularına da göz dikmişken, asya gızı tarafından
yakalanıp, sahbella tarafından da
BaBa ya ispiyonlandım. Can dostum yahu bir
ipte iki cambaz, aynı barda iki nöbetçi alkolik olmaz, bak sen balıktan
iyi anlarsın, şu balıkçı kraldan da feyz almış adamsın, müşterilerimize
en taze balıkları al, şu memedof dan bizim ne eksiğimiz var deyip,
dolduruşa getirip, ege kıyılarında balıkçı hallerine saldı.
BaBa yahu ben köylü adamım, pırasa, patlıcan,hıyar,domat,
marul, ayşekadın fasulyeden başka bir şey tanımam dedimse de,
yemedi , emir büyük yerden , bindik arabaya ilk durak kuşadası, attık
kendimizi bir otele sonrada meyhaneye.
Nebilem ben balık hali sabahın köründe açılırmış,
o gece biz ege kıyılarının
tüm üretimi yapılan şarapların testini yapmışız, sabah
pardon öğlene doğru uyanmışız, kafamız geceden kalma kıyak,
neyse halin yolunu buldukta, balık bulamadık.
Mualla barın şarabına
Tutunmuşsun barına
Meyhaneden mi geliyorsun
Muhtar emmim sallana sallana
Deseler bile, balıkçı esnafı halimize acıdı,
emmim sen yarın sabah gel,
sana bir iki kasa ayırırız, alır gidersin dediler.
Bindik arabaya kös kös,yahu bunlar bizi
bekler ama yarına allah kerim, balık olmazsa fasulye alırım, yaparım
pilaki, müşterilere ne biçim yediririm, diye avuntuyla, yine tuttuk
meyhanenin yolunu.
Meyhane daha yeni açılıyor, akşamdan tanış
olduk ya,, ooo emmim hojjgeldin dediler, yahu bir bardakçık
rakı verin susuzluğum geçsin bir de türkü koyun şu teybe
dinleyeyim, efkarım dinsin dedim. Türküde güzeldi hani, yine bastı
gönlümü efkar, yahu bu türküler beni hep yorar,
İnsanların türküleri kendilerinden güzel
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü
kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiç bir zaman
Hiç bir zaman beni aldatmadı türküler de.
Yahu türküleri anladım hangi dilde söylenirse
söylensin
Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
Gezip tozduklarımın,
Görüp işittiklerimin,
Dokunduklarımın,anladıklarımın
Hiçbiri, hiçbiri,
Beni bahtiyar etmedi türküler kadar .
Demiş, nazım bir zamanlar,
Babanın telefonuyla ayıldım, emmim yahu balıkları
alıyormusun yoksa taze olsun diye tek tek tutuyor musun,, artık gel
gayri, gözlerimiz yollarda,,, Mualla bardaki bütün içkiler olsun
sana feda,
Bir beyaz gül attım , suya, kuşadası kıyısında,
Şimdi Mualla barda olmak varken,
Ne işim var buralarda ,
diyerekten yollara düştüm yine.
Ayık kalın... köylü...
MUHTARIM
KUSURA KALMA, BİRAZ GECİKTİ YAYIN...
Zeytinburnun da bir bayram sabahı, Dışarıda kar yağıyordu,muhtar
pencereye anlını dayamış, yanında
kedileri,dışarıyı seyrediyordu.
Cantosman her düşen kar tanesine patilerini sallıyor, gül pembede
sanki buna gülüyor gibi mırıldanıyordu.
Yine bir bayram sabahıydı,hava soğuk,hava tipi ,hava kardı. Muhtar
Asya'nın yolunu gözlüyor,nerde kaldı bu gız diye hayıflanıyordu,içini
yine bir sıkıntı kaplamıştı.
Yahu bu badem ağaçları,Röveşata BaBa nın dediği gibi ne aceleci ağaç,
bak yine çiçeklerini kar kapladı, güllerine baktı, tam kış gülü
olmuşlardı, gülleri ile konuşmaya başladı ,her zaman olduğu gibi.
Sen rosalina dedi, sabret az kaldı bahara, her kış da dondun ,her
baharda açtın,dayan bu kışta da, bak az kaldı bahara,, seni
koklayan daha çok kişide kokunu bırakırsın,
Ebruli gülüne baktı, iki yaprağı hala yeşildi, karlar yapraklarının
üzerini kaplamış, yeşil beyaz, renkleri ve artık yer yer renkleri dökülmüş
vita kutusundan saksısıyla tam ebruli olmuştu,, vay be ebruli biliyor
musun, yiğidi gül ağlatır, gam öldürür.ama sen sakın ölme.
Rosemary onun sarı gülüydü, bir tomurcuğu kalmış, soğuktan
kavrulmuş, öyle boynu bükük kalmıştı, kırlangıç yağlarının
kutusundandı saksısı yahu seni yanlış saksıya ekmişim, ilk sıcak
günde söz sana, tuhafiyeci Şahmeran hanımdan eski bir mangal alıp,sana
güzel bir saksı yaparım ,az da şarap dökerim, yine bülbülleri kıskandırırsın,
Bir şarkı tutturdu muhtar,, bilirem aşıksın güle, bahçemdeki her
güle,,dolaşıp söz atma bülbül. Serçelerinde nevalesi olan ıslak
ekmek atmayı da unutmadı.
Bayram sabahı ilk önce kedileri, sonrada gülleri ile bayramlaşıp,
kahveye doğru çıktı. Röveşata BaBa, kahveyi erken açmış, kağıtları
pudralayıp, tavşan kanı çayı demlemiş, badem ağacına bakıp bakıp,
deget diye söyleniyordu.
Muhtar, merabayın diyerek kahveye girdi,, iki dost sarılıp bayramlaştılar.
Yahu BaBa, kaç bahar pardon bayram kaldı acaba,, şu geri kalan ahir
ömrümüzde,
BaBa nın yüzünde bir gülümseme yayıldı,, yahu muhtar bırak şimdi,
bahar saymayı. Bu gün bayram. Gamze gamze gülüver şimdi, bak ikinci
bahar yaşıyor ömrümüz,, içelim bu akşam,, kefenimiz de hala sağlam=))
Kapı açıldı,, kurbanlık bunlarrr diye bağırarak, İstanbullu olan
İzmirli, yoksa Amerikalımı neyse işte, elindeki lüferleri sallıyordu.
BaBa puahahhaaa diye gülerek sarıldı İzmirliye, akşama Mualla barda
pardon muhtarın yerinde, kurban ederiz bunları dedi.
Gözü dışarıya takıldı, Asya gızı geçiyordu yoldan, muhtarı dürttü,
yahu hala şuna başka bir iş bulamadınmı, dedi, sesi titriyordu.
Memedof ile görüştüm, Balıkçı kral bayramdan sonra gelsin başlasın
burda, dedi de yahu burası zeytinburnu orası bodrum, ne yaparım ben
yine tek başıma.
Üzülme beyav muhtar, açarız bizde oralarda bir kıraathane, bakarsın
bizimde hayatımız değişir.
Akşamüzeri üç dost kahveden çıktılar; muhtar, yahu milletide çağırsak
dedi.
BaBa kahvenin girişine bir tabela astı:
"Muhtarın oradayız , gel ne olursan ol gel, yüzbin kere tövbeni
bozmuş olsanda gel"
Erkese sağlıklı ve mutlu bayramlar.
Ayık kalın...Muhtar...
ZEYTİNBURNUNDA BİR BAHAR SABAHI
Zeytinburnu'na Üsküdar üzerinden gelen tatlı bir meltem,bahar,deniz
vede badem kokuları getiriyordu.Evlerin arasından,geçiyor,istasyonun
köşesindeki meyhaneden balık ve rakı kokusu ile karışıp, en dayanılmaz,
en baştan çıkarıcı tazeliğiyle,Rövaşata BaBa nın burnuna kadar
geldiğinde, BaBa dayanamayıp
bir nara atıyor^^ Muhhtarrr,, kefenimiz sağlam,,gel içelim bu akşam^^.
Öğlene doğru uyanmış, kafası dünden kıyak muhtar ise, bu teklfe
(h)ayır,demesini (h)iç beceremediğnden, bahçesinin içindeki, yeni açmaya
başlayan pembe gülünün yamacından,
yine bezm-i çemene lale fürüzan geldi,
Müjdeler gülşene kim vakt i çerehan geldi,
Bülbül aşüflenüp bezme gazelhan geldi
sözlü Nedim in bahar şarkısını kesip,
Yahu BaBa ,, Zaten beni bu avalar mahvetti,, böyle avalarda aşık
oldum,, böyle avalarda başladım
koakada, king oynamaya,,, böyle avalarda aşık oldum muallaya,, böyle
avalarda başadım içmeye...
beni valla bu avalar mahvetti şiirine başlamıştıki, karşıdan
tuhafiyeci şahmeran zeyno hanım,
- Muhtarrrr bey yeni mangallarım geldi,, sen anlarsın mangallardan, maşalardan,
bakarmısın, iyi kolyoz pişirilirmi bunlarda, diye sorar.
Muhtar zaten iki işi aynı anda yapamazdı,, önce rövaşata babaya,
yahu içmediğimiz akşam varmıki, sorarsın, az bekle bir mangal kapayım
şu tuhafiyeci hanımdan,, yaparız kolyozları mangal, kalkmayız bu
gecede masanın başından dedi.
Pembe gülünü derin derin koklayarak, yolun karşısına doğru yöneldi,,
-- Mangalcıııı geldiii hanımmmmmm diye bağırarak,, tuhafiyeci hanımın
dükkanına girdi.
Bu akşamda, balıklar pişirilecek, kafalar çekilecek, ehh unutulmamış
şiirler varsa, dilde dönüyorsa söylenecekti, zaten ayatta son
beklentileride, her akşam üç duble rakı içebilmek, yanında da
olursa balık pişirebilmekti,, işte mutluluğun sırrı buydu onlar için.
Elinde kocaman bir mangal ile çıktı, tuhaf şeyler satan
tuhafiyeciden
- oyy farfara farfara,, son paracıklarıda verdik mangala, şarkısını
söyleyerek efsaneler kahvesine yürüdü.
Arkasından tuhafiyeci şahmeran zeyno hanım,, muhtarrr, maşasını
unuttun diyerek,maşasını da getirdi mangalın,,
- yahu, zeynoo hanım, mangalın bu gece açılışını yapalım, sizde
buyurmazmısınız dedi muhtar.
- ayol teşekkür ederim şakkadanak gelebilirim, çok merci muhtarcığım
Yolda ansızın muhtarın neşesi kaçtı, bir eksiklik vardı, kahve
ile tuhafiyeci arasındaki badem ağacına baktı,, ulan bu senede yırttınız,,
seneye allah kerim de yahu şu asya gızıda olsa ne iyi olurdu ,,
mangal partisi vereceğiz , türkücü gızımız yok,, ne mok vardı
taaa soğuk memleketlere gitmenin,, hem oralarda daha bahar bile gelmemiştir
diye söylendi.
Bodrum a gideceklerdi bu yaz belki,, zaten hiç çıkamamışlardı bu
koca yedi tepeli köyden dışarıya, sonra dediki kendi kendineyahu bırak
, herkes nerede , hangi ülkede, şehirde mutlu oluyorsa orada
yaşasın,, zaten bir maskeli bir balo bu bizim ayatımız, nasıl geçerse
geçsin artık, bu son demimiz, kaşlarda bie kalmadı bir siyah
telimiz.
asyanın yokluğunda, yazılmış bir yazıdır, sürç-ü lisan
ettiysek affola
ayık kalın, köylü
editörüme not,,imla ataları fişne suyundandır, benim iç suçum
yoktur)))
NİCE MUTLU YILLARA
Bir gençlik bayramını daha eda ettik,
bayramınız kutlu olsun
gençler ve hep genç kalanlar.
Bu konuda BaBa ya hayranım yahu, şu
koaka denilen sanal, manal,
az gerçek, biraz yalan ama hoş sitede, her zaman genç kalan,
unutulmaz aşk filmlerinin yönetmeni, kent ozanı, köylü türkülerini
seven, bizlere de sevdiren, arada bir seyirciler dahil topuklarından
vuran, BaBacan, sevecen, dost canlısı sevgili dostum, BaBa iyiki doğmuşsun
yahu.
Seneler evvel, bir arkadaşın tavsiyesi üzerine,
koaka denilen alemde, bir dolaşayım diye girdikden bir kaç ay sonra,
yahu burada bir dost bulamadım, gün akşam oldu diye söylenirken,
BaBa dan bir mesaj geldi, koylu oynarmısın diye, nutkum
tutuldu, çekinerek olur oynarım dedim.
Oyunda tüm olmayan dikkatime rağmen, battım))
BaBa, “sen köyden bunu beceremezsin, biraz dış maçlara çıkta,
tecrüben artsın, sen gelemezsen biz köye gelelim” dedi.
Ve başladı ,, bizimkisi siyah beyaz film
gibi yahu, ateşle su, dikenle GÜL gibi bizim hikayemiz, biraz roman
gibi oldu.)) ve hüzünlü sonbahar havasından, bir anda gül bahçelerine
çıktık.
Seneler geçiyor, biz er gün vede her akşam,
bu İnternet denilen şey sayesinde, ben köyden, BaBa şehirden oyun
oynayıp pardon şiir yazıp muhabbet ediyorduk, yahu inanmayanlar için,,,
İşte babass sitesi,
İşte şarkılar, türküler,
Valla resmimiz bile var, kumrular gibi,, silmedi BaBa onu hala=))
İşte peçetedeki şiirler,, işte yazılar,, resmimizde var,, emde baş
başa,,
Yahu BaBa sen iyi yaşa, çok yaşa, nice yıllara
(H)ep kokulu, solmayan güllerin
olsun yanı başında,
Bazısı muhtar çoğu Mualla, eksik olmasın dostlar AYATINDA,))
Ayık kalmasan da olur, acelemiz yok,
kefenimizde sağlam nasılolsa,,,
köylü,,,
|