|
SİBİRYA'DAN
BİR YEL ESTİ YİNE KIRDI DALLARIMI.... YER: Moskova Sibirya steplerinden, bozkırlardan kopan soğuk
rüzgarlar, buz tutmuş tundraların arasından süzülüp, Moskova'ya
varmıştı. Alaca karanlığın ayazında, Kızıl Meydan'dan geçiyordu.
Ren geyiği derisinden çizmeleri, meydanın kırağı çalmış
zemininde yankılanıyordu, paltosunun yakalarını az bir daha kaldırdı,
astragan kalpagını düzeltti, canına yandığımın soğuğu lem biz
burda cehennemde bile yorganla Soğuk, ayaz içine işliyordu, Euri Aurorof'
un Yeri gözünde tüttü, şöyle sıcak bir borçka içerdi, bir ikide
dostunu görürdü, ardından romunu yudumlarken, euri de son zamanlarda
çorbanın soğanını fazlamı kaçırıyordu ne, bir avuç talcid çiğnemeden
midesi yatışmıyordu. Cep teli acı acı, kazoçofu çalıyordu, zar
zor, paltosunun ceplerinden birinden buldu teli,nefesi bir bulut olup
buza dönüşüyordu nerdeyse soğuktan, arayan Asyaninna Delimova idi; BaBasputin: Haa iyiki aradın güzelim bak,
Nutcracker Suitinde bir rol ayarladık sana iyimi? Asyaninna Delimova: Niet nolamaz, of babamof
ya bilmiyonmu sen beni, değil suitte BaBasputin: Şimdi başlıyacam ebenin kral
dairesinden, ya kızım sen değilmiydin Bolşoy Balesinde ufak bi ufak
bi rol diye başımın etini yiyen, ahada fındık rolünü kapattık
sana işte. Asyaninna Delimova: Aman babamof sende Şenol
Güneş ten daha çabuk sinirleniyon be, fındık rolüde çok küçük
yaf, ne olur söyle yönetmene bir türkü filan sıkıştırayım araya
ne olurrr yaaa... BaBasputin: İyi <yeni yeşillendi fındık
dallarını> söylersin, bu kız onu bir gün deli edecekti ya ne
zaman bakalım. Adımlarını sıklaştırdı, meydanı geçmiş,
Aurorof un yerine varmıştı, içersi sımsıcaktı, Bir masaya çöktü ve eurinin getirdiği borçkayı
kaşıklıyordu ki, Dietof Çocukof , bir tabure çekip, karşına
oturdu. Sağa sola kaçamak bakışlar fırlatıp, alçak bir sesle
BaBasputine sordu; vradlisnk ndanska osmaliev savajniet bilmiyonijnski
nehaltziyef yiyojniek? BaBasputin sinirlendi lem olum memlekette
prestroika var yaf ne diyceksen taş fırın erkeği gibi açık de. Dietof; yaf diyomki şimdi bir Osmanlı-Rus
savaşı patlasa, hani mesela yani, e biz hangi cephede savaşacağız,
Sultan of the BaBa nınmı yoksa BaBasputinin yanındamı ? aha da aklım karıştı :))) KALKTI GÖÇ EYLEDİ RUS İLLERİ EYY BaBasputin, derin uykusundan, camın şangırtıyla
aşağı inmesiyle uyandı. Odaya dolan soğuk rüzgarla bir yataktan
deli gibi fırlayıp, pencereye doğru koştu, yahu bu ay kaçıncıydı
bu yine. Aşağı baktı, Gülniev Muhtarof votkaları içip içip
kadehleri cama atıyordu, son kadeh başını hafiften sıyırdı geçti
:=)) birde şarkı söylüyordu, dona titreye; Çık güzelim çık ortaya çık, benden
saklanmak ne demek
Mutluluğun formülü çok açık, bir sen bir ben, birde Muallanova Ya sabır dedi aşağı indi, bak can yoldaşım,
güzel insan, enginar çiçeğim, vişnem, muhtarofum içeri gir, bak
paltonu da cant osmana vermişin, donacan soğuktan, yaramadı bu rus
illeri bize yahu, yarından tezi yok Asyaninna Delimovaya haber salacam
bodrum modrum sıcak bir yerlere yollasın bizi. Ben bu yarım yamalak
rusçamla bolşevikleri nasıl örgütleyip, ayaklandıracam yaf. Gülniev
Muhtarof ; İstemem BaBacım istemem, benim adım Gülniev,,,
yahu ben mutluyum burda, votka güzell, hava güzell, muallanova güzell,
yoldaşlar güzell gitmem de gitmem,,,hem daha gül bahçemin yanına,
vişne bahçesi yapacam, votkama koymak için. Oysa ki hayat burda Asya Delimova içinde çok
zor geçiyordu, o gözünde büyüttüğü Bolşoy balesinin önemsiz
bir elemanı olarak, cüzi bir maaşa çalışıyordu, yoksulluk had
safhadaydı, bazı geceler aç yattığı bile oluyordu. O gece yine, açlıktan
uyku tutmamış, battaniyesini sırtına almış, titreyerek camın önünde
yağan karı seyrediyordu, dehşetle ve ıstırapla bir kaç gün önce
gazetede gördüğü ilanı düşündü, ''Hayalleriniz Satın Alınır'' olmaz diyordu
içinden olmaz, mümkünü yok onları satarsam başka hiçbir şeyim
yok ne yaparım sonra. Ama yoksulluk, açlık baskın çıkmıştı,
sabah doğruca ilandaki adrese gitti ve o güzelim hayallerini sattı.
Karnı doymuş, ısınmıştı ama günlerdir gözüne uyku girmiyordu,
alabildiğine mutsuz, alabildiğine ümitsiz, alabildiğine çaresizdi.
Dayanamadı günler sonra kapılarına dayandı, vazgeçtim geri verin
hayallerimi diye yalvardı. Hayal taciri Kozmonot Mazeltof güldü; geç
kaldın güzelim, senin hayallerini alanlar çoktan gerçekleştirdiler
bile. Hayal kurdum, dedim dağlar benimdir Dedim, bir güzeli bende seveyim Feryat ettim, dedim günahım nedir? ŞU VOLGANIN SUYU AKAR DERİNDİR, ÖLLEM ÖLLEM
OYYY... Yine pencerenin önünde oturmuş, gecenin geç
bir vaktinde yağan karı seyrediyordu, bu kez şöminede gürül gürül
yanan ateş bile, hayalleri bitmiş gönlününü ısıtmaya yetmiyordu,
mutsuz her anında olduğu gibi olduğu gibi bir türkü döküldü
dudaklarından Her mihnete dözerem dözerem, sına meni sına
yar sına yar Mümkünü yok bu kez BaBasputini arayamazdı,
zaten giden yıl ağlamaları sızlanmaları ile ebesini ağlatmıştı
adamcağızın, Gülniev Muhtarofu düşündü, o da kimbilir hangi gürcü
güzeline kedi koleksiyonunu gösteriyordu yahşi yahşi :=)))) olmazdı
onu da rahatsız edemezdi. Ani bir kararla sabah, Doktorof Atiyevi
aramaya karar verdi. Ve şimdi karşında oturmuştu işte, böyle böyle
doktorcum, sattım hayallerimi dımdızlak kaldım nideyim. Sakin, tok sesiyle tane tane konuşuyordu; Hayır
Asyaninna bak sizin gibi kişiler, yani, buğulu kadehlere desenler çizip
kimseler görmeden silenler, rakı bardaklarında türkülerle ritim
tutanlar, tütünün tadını dilinin ucundan güzel alanlar, uzun uzun
kedilerinden bahsedip sonra kedilerine hep hayret edenler, çok eski şarkıların
sözlerini akıllarında tutanlar, salatanın üzerine zeytinyağını dökerken
gülümseyenler, koklarken burnuna çiçek tozu bulaşınca kahkaha
atanlar, reçel yapıp güneşte bekletenler, ıslak balkonlarda çay içip
şeker tadında dedikodu yapanlar, özel günler için kol düğmesi
bulundurup ve onları yıllardır takamamış olanlar, banyodan çıktığında
sıhhatler olsun diyeni olmadığı aniden aklına gelenler, nicedir gökkuşağı
görmediğini durup durup hatırlayanlar Bu kişilerin hayallari asla tükenmez ve
onların hayallerini satın almaya kimsenin gücü yetmez. Hadi şimdi
kapa gözlerini ve bana bir hayal kur. Peki doktorcum, yalnız benden günah gitti
karışmam bak, başlıyorum...... Kırım-Bartın tüp geçitinden, aylarca sürecek
zorlu yolculuğuna başlıyordu, yıl 7th mi 9th
mu BC ne ,e tabii o zamanlar hafif raylı sistem ne gezerrr, binmiş atına
dörtnala gidiyordu. Volganın kıyısına inmiş çamaşır yıkayan yaşmaklı
natayevolar, bizim karaların BaBasputini, doru atının üzerinde saçları
uçuşurken görünce başlarını kaldırıp, şöylee bir iç geçirdiler.
Atının sağrısının iki yanından, amphoralar sarkıyordu, absolut götürüp,
anason yükleyecekti takas usulü. Tüp geçitte günler haftalar süren
meşakatli yolculuk sona ermiş, Amasra daydı, müzenin bahçesinde
durup kısık gözlerle camları taradı bakışları, işte güzel
Amastris ordaydı, saçlarını salıpda omuzlarına balkondan yarı
beline kadar sarkmış ona sesleniyordu, nerelerde kaldın civanım,
bende şimdi kuşun kanadına bir mail yazacaktım ki kartuşum bitmiş. Doktorof Atiyev; durr yeterrr :=)))))) kıs
Delimova senin kadar yüksekten uçanınını da görmedim yahu, de git
şimdi evinede aklı başında bir iki hayal kur bakalım. Dizerem dört yanına nergisi yasemeni esen kalın |