ASYA'DAN İNCİLER01   ASYA'DAN İNCİLER02   ASYA'DAN İNCİLER03  ASYA'DAN İNCİLER04
OSMANLI DÖNEMİ  DR. ÇELEBİLER  ÇEŞİTLEMELER  ZIRDELİ  BİZDEN BİRİLERİ  HERŞEYMİ YALAN
DON KİNGLEONE  ANADOLUDA  BAŞMUHTAR:=))  SİBİRYADAYIZ    EN YENİLER

SİBİRYA'DAN BİR YEL ESTİ YİNE KIRDI DALLARIMI....

YER: Moskova
TARİH: Geçmiş zaman unuttum
SAAT: Alaca karanlık kuşağı

Sibirya steplerinden, bozkırlardan kopan soğuk rüzgarlar, buz tutmuş tundraların arasından süzülüp, Moskova'ya varmıştı. Alaca karanlığın ayazında, Kızıl Meydan'dan geçiyordu. Ren geyiği derisinden çizmeleri, meydanın kırağı çalmış zemininde yankılanıyordu, paltosunun yakalarını az bir daha kaldırdı, astragan kalpagını düzeltti, canına yandığımın soğuğu lem biz burda cehennemde bile yorganla yatacağız be diye düşündü. Meydanın ortasına varmıştı ki, durdu, en kısa zamanda bir isyan çıkartıp, meydanın adını Siyah Meydan yapmazsam, aha tam şurda oturupta, Karamozov Kardeşlerle Ruskingi oynamazsam bana da BaBasputin demesinler dedi. Hem bu kıyafetlerine daha çok yakışırdı. Canı sıkkındı, havasında değildi, yaratıcılığı yitip gidiyordu, ne bu yaşamakmı dedi, tamam yeşil gözlü, hokka burunlu, dolgun dudaklı, rus dilberleri Muallanovalar, iyiydi, hastı, hoştu da, ne bu yaf her gece opera, bale, konsere gitmekten iflahı kesilmişti be, az da lazlar gideydi o operalara filan...

Soğuk, ayaz içine işliyordu, Euri Aurorof' un Yeri gözünde tüttü, şöyle sıcak bir borçka içerdi, bir ikide dostunu görürdü, ardından romunu yudumlarken, euri de son zamanlarda çorbanın soğanını fazlamı kaçırıyordu ne, bir avuç talcid çiğnemeden midesi yatışmıyordu.

Cep teli acı acı, kazoçofu çalıyordu, zar zor, paltosunun ceplerinden birinden buldu teli,nefesi bir bulut olup buza dönüşüyordu nerdeyse soğuktan, arayan Asyaninna Delimova idi;

BaBasputin: Haa iyiki aradın güzelim bak, Nutcracker Suitinde bir rol ayarladık sana iyimi?

Asyaninna Delimova: Niet nolamaz, of babamof ya bilmiyonmu sen beni, değil suitte kral dairesinde bilem fındık kıramam ben yahu.

BaBasputin: Şimdi başlıyacam ebenin kral dairesinden, ya kızım sen değilmiydin Bolşoy Balesinde ufak bi ufak bi rol diye başımın etini yiyen, ahada fındık rolünü kapattık sana işte.

Asyaninna Delimova: Aman babamof sende Şenol Güneş ten daha çabuk sinirleniyon be, fındık rolüde çok küçük yaf, ne olur söyle yönetmene bir türkü filan sıkıştırayım araya ne olurrr yaaa...

BaBasputin: İyi  <yeni yeşillendi fındık dallarını> söylersin, bu kız onu bir gün deli edecekti ya ne zaman bakalım.

Adımlarını sıklaştırdı, meydanı geçmiş, Aurorof un yerine varmıştı, içersi sımsıcaktı, gözü dostlarını aradı.. işte şöminenin başında, yoldaş Gülniev Muhtarof , yine votkayı fazla kaçırmış, kedilerine zorla rus ruleti oynatıyordu, bir diğer köşede, yoldaşPresniyej Caninof , Soviet Army korosuna kafayı takmış, illa Konyalım ı söyletmeye çalışıyordu, gözü mutfaktan yana takıldı, yoldaş Seraniev Ablamova , bunalmış bir vaziyette çıkmış; yaf bunların proşkin dediği şey, bildiğimiz kaşarlı tostsa da ve siz beni boşuna uğraştırıyorsanız çekeceğiniz var elimden diyordu. BaBasputin güldü, yahu bu yoldaşlar da hafiften, genetik bir deli Petroluk hali olmakla beraber iyi insanlardı be :=))

Bir masaya çöktü ve eurinin getirdiği borçkayı kaşıklıyordu ki, Dietof Çocukof , bir tabure çekip, karşına oturdu. Sağa sola kaçamak bakışlar fırlatıp, alçak bir sesle BaBasputine sordu; vradlisnk ndanska osmaliev savajniet bilmiyonijnski nehaltziyef yiyojniek?

BaBasputin sinirlendi lem olum memlekette prestroika var yaf ne diyceksen taş fırın erkeği gibi açık de.

Dietof; yaf diyomki şimdi bir Osmanlı-Rus savaşı patlasa, hani mesela yani, e biz hangi cephede savaşacağız, Sultan of the BaBa nınmı yoksa BaBasputinin yanındamı ?

aha da aklım karıştı :)))


KALKTI GÖÇ EYLEDİ RUS İLLERİ EYY
KALAN SAĞLAMLAR SİZİNDİR.....

BaBasputin, derin uykusundan, camın şangırtıyla aşağı inmesiyle uyandı. Odaya dolan soğuk rüzgarla bir yataktan deli gibi fırlayıp, pencereye doğru koştu, yahu bu ay kaçıncıydı bu yine. Aşağı baktı, Gülniev Muhtarof votkaları içip içip kadehleri cama atıyordu, son kadeh başını hafiften sıyırdı geçti :=)) birde şarkı söylüyordu, dona titreye;

Çık güzelim çık ortaya çık, benden saklanmak ne demek

                       Mutluluğun formülü çok açık, bir sen bir ben, birde Muallanova

Ya sabır dedi aşağı indi, bak can yoldaşım, güzel insan, enginar çiçeğim, vişnem, muhtarofum içeri gir, bak paltonu da cant osmana vermişin, donacan soğuktan, yaramadı bu rus illeri bize yahu, yarından tezi yok Asyaninna Delimovaya haber salacam bodrum modrum sıcak bir yerlere yollasın bizi. Ben bu yarım yamalak rusçamla bolşevikleri nasıl örgütleyip, ayaklandıracam yaf. Gülniev Muhtarof ;

İstemem BaBacım istemem, benim adım Gülniev,,, yahu ben mutluyum burda, votka güzell, hava güzell, muallanova güzell, yoldaşlar güzell gitmem de gitmem,,,hem daha gül bahçemin yanına, vişne bahçesi yapacam, votkama koymak için.

Oysa ki hayat burda Asya Delimova içinde çok zor geçiyordu, o gözünde büyüttüğü Bolşoy balesinin önemsiz bir elemanı olarak, cüzi bir maaşa çalışıyordu, yoksulluk had safhadaydı, bazı geceler aç yattığı bile oluyordu. O gece yine, açlıktan uyku tutmamış, battaniyesini sırtına almış, titreyerek camın önünde yağan karı seyrediyordu, dehşetle ve ıstırapla bir kaç gün önce gazetede gördüğü ilanı düşündü,

''Hayalleriniz Satın Alınır'' olmaz diyordu içinden olmaz, mümkünü yok onları satarsam başka hiçbir şeyim yok ne yaparım sonra. Ama yoksulluk, açlık baskın çıkmıştı, sabah doğruca ilandaki adrese gitti ve o güzelim hayallerini sattı. Karnı doymuş, ısınmıştı ama günlerdir gözüne uyku girmiyordu, alabildiğine mutsuz, alabildiğine ümitsiz, alabildiğine çaresizdi. Dayanamadı günler sonra kapılarına dayandı, vazgeçtim geri verin hayallerimi diye yalvardı. Hayal taciri Kozmonot Mazeltof güldü; geç kaldın güzelim, senin hayallerini alanlar çoktan gerçekleştirdiler bile.

Hayal kurdum, dedim dağlar benimdir
Ne bir geçit, ne de bir yol verdiler
Dedim, allı güllü bağlar benimdir
Ne yeşerdi, ne de çiçek verdiler

Dedim, bir güzeli bende seveyim
Kaş çattılar, bir de sitem ettiler
Dedim, kader bende biraz güleyim
Ne bir cevap, ne de bir ses verdiler

Feryat ettim, dedim günahım nedir?
Sevene sevgisiz oldun dediler
Dedim, çaresi yokmu bu işin
Sen bu derdi kendin buldun dediler

Dedim bu ızdırap ne zaman biter
Yoldaşındır çile senin dediler
Dedim ölüm gelsin beni kurtarsın
Dolmadı zamanın, günün dediler

ŞU VOLGANIN SUYU AKAR DERİNDİR, ÖLLEM ÖLLEM OYYY...

Yine pencerenin önünde oturmuş, gecenin geç bir vaktinde yağan karı seyrediyordu, bu kez şöminede gürül gürül yanan ateş bile, hayalleri bitmiş gönlününü ısıtmaya yetmiyordu, mutsuz her anında olduğu gibi olduğu gibi bir türkü döküldü dudaklarından

Her mihnete dözerem dözerem, sına meni sına yar sına yar
Çıkarsam yar vefasız vefasız, alma meni ona yar ona yar

Mümkünü yok bu kez BaBasputini arayamazdı, zaten giden yıl ağlamaları sızlanmaları ile ebesini ağlatmıştı adamcağızın, Gülniev Muhtarofu düşündü, o da kimbilir hangi gürcü güzeline kedi koleksiyonunu gösteriyordu yahşi yahşi :=)))) olmazdı onu da rahatsız edemezdi. Ani bir kararla sabah, Doktorof Atiyevi aramaya karar verdi. Ve şimdi karşında oturmuştu işte, böyle böyle doktorcum, sattım hayallerimi dımdızlak kaldım nideyim.

Sakin, tok sesiyle tane tane konuşuyordu; Hayır Asyaninna bak sizin gibi kişiler, yani, buğulu kadehlere desenler çizip kimseler görmeden silenler, rakı bardaklarında türkülerle ritim tutanlar, tütünün tadını dilinin ucundan güzel alanlar, uzun uzun kedilerinden bahsedip sonra kedilerine hep hayret edenler, çok eski şarkıların sözlerini akıllarında tutanlar, salatanın üzerine zeytinyağını dökerken gülümseyenler, koklarken burnuna çiçek tozu bulaşınca kahkaha atanlar, reçel yapıp güneşte bekletenler, ıslak balkonlarda çay içip şeker tadında dedikodu yapanlar, özel günler için kol düğmesi bulundurup ve onları yıllardır takamamış olanlar, banyodan çıktığında sıhhatler olsun diyeni olmadığı aniden aklına gelenler, nicedir gökkuşağı görmediğini durup durup hatırlayanlar

Bu kişilerin hayallari asla tükenmez ve onların hayallerini satın almaya kimsenin gücü yetmez. Hadi şimdi kapa gözlerini ve bana bir hayal kur.

Peki doktorcum, yalnız benden günah gitti karışmam bak, başlıyorum......

Kırım-Bartın tüp geçitinden, aylarca sürecek zorlu yolculuğuna başlıyordu, yıl 7th mi 9th mu BC ne ,e tabii o zamanlar hafif raylı sistem ne gezerrr, binmiş atına dörtnala gidiyordu. Volganın kıyısına inmiş çamaşır yıkayan yaşmaklı natayevolar, bizim karaların BaBasputini, doru atının üzerinde saçları uçuşurken görünce başlarını kaldırıp, şöylee bir iç geçirdiler. Atının sağrısının iki yanından, amphoralar sarkıyordu, absolut götürüp, anason yükleyecekti takas usulü. Tüp geçitte günler haftalar süren meşakatli yolculuk sona ermiş, Amasra daydı, müzenin bahçesinde durup kısık gözlerle camları taradı bakışları, işte güzel Amastris ordaydı, saçlarını salıpda omuzlarına balkondan yarı beline kadar sarkmış ona sesleniyordu, nerelerde kaldın civanım, bende şimdi kuşun kanadına bir mail yazacaktım ki kartuşum bitmiş.

Doktorof Atiyev; durr yeterrr :=)))))) kıs Delimova senin kadar yüksekten uçanınını da görmedim yahu, de git şimdi evinede aklı başında bir iki hayal kur bakalım.

Dizerem dört yanına nergisi yasemeni
Men il boyu hasretine dözerem
Ele bilme beklemekten bezerem
Yollarını sözlerimle bezerem
Getme menden uzahlara se meni
Se meni sahla meni se meni

esen kalın