Dr.
Hüdaverdi ADAM
Peygamberlik,
yani Nübüvvet meselesi kelâmda nakil yoluyla elde edilen
"Sem'iyyât" kısmına girer.
Din,
Peygamber vasıtasıyla insanlığa tebliğ edildiği için
Nübüvvet müessesesi üzerine inşâ edilmiştir.
İlk
dönem kelâm kitaplarında fazlaca bir yer tutmayan Nübüvvet
meselesi, daha sonradan iç ve dış âmillerin etkisiyle fazlaca
bahis konusu olmaya başlamıştır.
Peygamberlik
müessesesine olan ihtiyaç son derece açıktır. Çünkü
kâmil mânâda Allah'a iman ancak onların rehberliği ile mümkündür.
Vahiy olmadan aklın tek başına doğrulara ulaşması imkân dışıdır.
Buna en güzel misâl Hz. İbrâhim'in aklı ile Allah'ı
aramasıdır. Önce yıldızları, ayı ve güneşi ilâh olarak
düşünen Hz. İbrâhim, ancak kalbine doğan hidâyet güneşi
ile Alemlerin Rabbi'ne yönelmiştir[1].
İnsanlığın
tekâmülü ancak Nebîler'in eliyle olmuştur. Peygamberler
olmasaydı, insanlık medeniyeti kuramaz, düzenli hayata
geçemez ve ilimlerde ilerleyemezdi. Peygamberler gösterdikleri
mu'cizelerle aynı zamanda ilimlerin nihâî hudutlarını da
çizmişlerdir. Bundan dolayı Peygamberler'in her biri değişik
bir sanat dalında "Pîr" olarak kabul edilmiştir.