Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

AKKOYUNLULAR

I- SİYASi TARİH

Akkoyunlular'ın menşei ve kuruluşu

Akkoyunlular, 1340-1514 yılları arasında Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak'ta hüküm sürmüş olan bir Türkmen hanedanıdır. Devletin kurucusu olan Karayülük Osman Bey Oğuzların Bayındır boyuna mensuptur. Bu sebeple Akkoyunlu Devleti'ne Bayındıriyye Devleti de denilmektedir. Akkoyunlular'ın Anadolu'ya ne zaman ve hangi yoldan geldikleri bilinmemektedir. Ancak Moğol istilası sonucunda Anadolu'ya gelen pek çok Türkmen grubu arasında Bayındır Türkmenlerinin de bulunduğu tahmin edilmektedir. Akkoyunlu oymağının Anadolu'ya geliş tarihi hakkında en güvenilir bilgiyi, Akkoyunlu sülalesinin tarihi olan Ebu Bekr-i Tihrani'nin eserinde bulmak mümkündür. Buna göre, 52. göbekte Oğuz Han'a ulaşan Karayülük Osman Bey'in bağlı olduğu Bayındır oymağı, ilk önce XIII. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu'ya gelmişler, burada Moğol istilasına karşı koyarak Diyarbekir bölgesine egemen olup, Trabzon-Rum İmparatorluğu ve Gürcüler'le mücadele etmişlerdir.

Akkoyunlular siyasi bir birlik kurmadan önce güneyde Urfa ve Mardin, kuzeyde Bayburt olmak üzere Fırat ve Dicle yöresinde yaylayıp kışlamaktaydılar. Bu sırada, en büyük düşmanları olan Karakoyunlular ile de mücadele ediyorlardı.

İlhanlılar'in yıkılmasından sonra, onun hakimiyet sahası üzerinde birbirleriyle mücadele eden Celayir, Çoban ve Sotay sülalelerinin kavgalarına katılan Akkoyunlular, bu sülalelerden Musul ve Diyarbekir bölgelerine hakim olan Sotayoğulları'nin hizmetine girdiler. Bu ailenin Orta Anadolu'ya çekilmesinden sonra ise Artuklular'a bağlı olarak yasamaya devam ettiler. Bu sırada Diyarbekir bölgesinde bazı kent ve kaleleri eline geçiren Akkoyunlular yavaş yavaş kuvvetleniyorlar, diğer boy ve oymakları kendisine bağlayarak devlet kurma yolunda ilerliyorlardı.

1- Tur Ali Bey

Diyarbekir bölgesini yurt edinen bu Akkoyunlu Türkmenlerinin başında 1340 yıllarında Tur Ali Bey isminde birisinin bulunduğu görülmektedir. Tur Ali Bey 1340-1341 ve 1343 yıllarında olmak üzere iki kez Trabzon Rum İmparatorluğu topraklarına saldırmış, hatta bu devletin başkentine kadar ilerlemişti. Daha sonra Bayburt ve Erzincan emirleriyle birleşerek bir kez daha Trabzon üzerine yürümüşse de bir basari elde edememiştir(1348).

Tur Ali Bey İlhanlılar'dan Gazan Han'ın maiyetinde Suriye seferine iştirak etmiş ve bu sefer sırasında büyük gayret ve kahramanlık göstererek Gazan Han'ın teveccühünü kazanmıştır. Bu başarıdan sonra etrafına 30.000 kişilik bir kuvvet toplayan Tur Ali Bey, Anadolu, Suriye ve Irak taraflarına çeşitli akınlar yaptı. Tur Ali Bey zamanında Akkoyunlular'a, bu beyin şöhretinden dolayı Tur Alililer de denilmekteydi.

Tur Ali Bey'in gerek Anadolu'da ve gerekse Trabzon Rum İmparatorluğu karşısında kazandığı bu başarılar üzerine İmparator III. Aleksios korkuya kapılmış ve onunla dostluk kurmak üzere kızkardeşi Maria'yi Tur Ali Bey'in oğlu Kutlu Bey ile evlendirmiştir (1352). Böylece İmparator hem Tur Ali Bey'in yapacağı yeni akınlardan ve hem de onun himayesi ile diğerlerinin hücumlarından kurtulacağını hesaplamıştır ki bu teşebbüsünde muvaffak olmuş ve 1360 yılına kadar bu taraftan herhangi bir hücuma maruz kalmamıştır.

2- Kutlu Bey

Tur Ali Bey'in ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemekle beraber oğlu Kutlu Bey'in 1363 yılında Akkoyunlular'ın başında bulunduğu görülmektedir. Büyük bir ihtimalle 1362 yılında babasının yerine geçen Fahreddin Kutlu Bey, bir yıl sonra karısı Despina ile Aleksios'u ziyaret için Trabzon'a gitmiş, İmparator da ertesi sene iade-i ziyarette bulunmuştur.

Kutlu Bey zamanında (1362-1388) Anadolu'nun siyasi tablosunda önemli değişikler olmuştur. Bu dönemde Bayram Hoca idaresindeki Karakoyunlular Musul'dan Erzurum'a kadar olan bölgelerde hakimiyet kurarak güçlü bir devlet haline gelmişlerdi. Erzincan'da ise emir Pir Hüseyin'in ölümü üzerine burası Mutahharten'in eline geçmişti (1378). Erzincan'daki bu değişikliği kabul etmeyen Eretna devleti hükümdarı Alaaddin Ali Bey Mutahharten üzerine yürüyünce, Mutahharten zor durumda kalmış ve Akkoyunlular ile Dulkadiroğulları'ndan yardım istemişti. Bu isteği kabul eden Kutlu Bey, oğullarından Ahmed Bey emrinde önemli bir kuvveti Mutahharten'e yardıma gönderdi. Erzincanlılar'ın yardımına koşan bu Akkoyunlu kuvvetleri ile Eretna-oğlu Alaaddin Bey kuvvetlerinin yaptıkları çarpışmayı Kutlu Bey-oğlu Ahmed Bey kazandı. Eretnalilar büyük bir bozguna uğradılar.

Akkoyunlular, Kadi Burhaneddin'in Sivas'ta hükümdarlığını ilan etmesinden sonra (1381), onun hükümdarlığını tanımayarak buraya bir miktar kuvvet gönderdiler. Kutlu Bey-oğlu Ahmed Bey idaresindeki Akkoyunlu kuvvetleri Mutahharten ile birlikte Sivas üzerine yürüyerek kenti savunmakta olan Emir Yusuf Çelebi'yi yendiler, ancak şehri ele geçiremediler.

Akkoyunlular'la Sivas hükümdarı Kadi Burhaneddin arasındaki bu düşmanlık, Burhaneddin'in Malatya yakınlarına geldiği bir sırada, Kutlu Bey oğullarının onun yanına giderek itaat etmeleri ile son buldu. Bu sırada Kadi Burhaneddin'in huzuruna gelen Ahmed Bey, ondan daha önceki davranışı için özür dilemiş ve affinı istemiştir. Hatta ona olan bağlılığını göstermek için yanında bulunan kardeşi Karayülük Osman Bey'i rehin olarak vermiştir. başka bir rivayete göre ise, cesaret ve ününü kıskanan kardeşlerinin kendisine bir kötülük yapmalarından çekinen Karayülük Osman onlardan ayrılarak Kadi Burhaneddin'in hizmetine girmiştir.

Kutlu Bey, 1389 yılında vefat etmiş olup, Bayburt'un Sinor köyünde defnedilmiştir.

3- Ahmed Bey

Kutlu Bey'in ölümünden sonra Hüseyin, Ahmed, Pir Ali ve Karayülük adındaki oğulları arasından Ahmet Bey Akkoyunlular'ın başına geçti. Ahmet Bey zamanında Erzincan emiri Mutahharten ile Akkoyunlular'ın arası açıldı. Kutlu Bey'in dostu olan Mutahharten onun ölümünden sonra Akkoyunlular'ın egemenliğindeki bir kısım topraklara saldırararak yağma ve tahrip hareketlerine başladı. Mutahharten'in bu tecavüz hareketleri üzerine Ahmet Bey büyük bir kuvvetle onun üzerine yürüdü. Yapılan savaşta ağır bir yenilgi alan Erzincan kuvvetleri geri çekilirken Mutahharten yaralı olarak savaş meydanından güçlükle kaçabildi.

Mutahharten Akkoyunlular'ın karşısında aldığı bu ağır yenilgiden sonra, Akkoyunlular'ın ezeli düşmanı olan Karakoyunlu beyi Nasireddin Kara Mehmed Bey'den yardım istedi. Akkoyunlular'a karşı saldırmak için bir fırsat bekleyen Kara Mehmed, Mutahharten ile birleşerek Akkoyunlular'a taarruz ettiler. Bu müttefik kuvvetler karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak askerlerinin büyük bir kısmını kaybeden Ahmed Bey Kadi Burhaneddin'e sığınmak zorunda kaldı. Kadi Burhaneddin onu çok iyi karşılayarak ikram ve iltifatta bulunmuş ve kendisine hil'at vermiştir.

Akkoyunlu Ahmed Bey, Kadi Burhaneddin Ahmed'in metbuu olmasına rağmen, ülkesine döndükten sonra onun aleyhinde bir takım faaliyetlere başladı. Kardeşi Hüseyin Beyle birlikte Kadi Burhaneddin'in Amasya seferine katılan Ahmed Bey, bu sırada bir kaç defa isyan teşebbüsünde bulundu ise de başarılı olamadı. Daha sonra Amasya emiri Ahmed ile ittifak ederek Tokat üzerine yürüme kararı aldı. Fakat bunu öğrenen Kadi Burhaneddin derhal Tokat'da bulunan Akkoyunlular üzerine yürümüş ve onun bu ani hareketi karşısında mukavemet edemeyeceğini anlayan Ahmed Bey bir kez daha affini isteyerek bağlılığını göstermiştir.

Erzincan emiri Mutahharten ile Karakoyunlu beyi Kara Yusuf (1389-1420) anlaşarak Akkoyunlular üzerine yürümek üzere hazırlıklara başladılar. Mutahharten büyük bir ordu hazırlayarak Karakoyunlu beyleri ile beraber Endris'te Akkoyunluların karşısına çıktı. Ancak yapılan savaşta müttefik kuvvetler büyük bir bozguna uğrarken Kara Yusuf Bey esir düşmüş, Mutahharten ise güçlükle canini kurtarmıştır. Mutahharten bu yenilginin intikamani almak için kısa bir süre sonra, bu kez yalnız başına Akkoyunlular üzerine yürüdü. Akkoyunlu hükümdarı, damadı olan Mutahharten ile barış yapmak istediyse de kardeşi Karayülük Osman bunu kabul etmedi. yapılan savaşta Mutahharten ikinci kez Akkoyunlular'a yenildi.

Kadi Burhaneddin Ahmed 1394 yılında Erzincan üzerine bir sefere çıkmıştı. Bu durumu haber olan Akkoyunlu Ahmed Bey elçi ve mektuplar göndermek sureti ile kendisine yardımcı olacağını bildirdi. Erzincan sınırında birlesen Akkoyunlu ve Sivas kuvvetleri Erzincan içlerine kadar girerek bir ay müddetle Mutahharten'in ülkesini görülmemiş bir biçimde yağma ve tahrip ettiler. Bu sefer sırasında Ezdebir, Sis ve Burtulus kalelerini zapteden Kadi Burhaneddin, Sivas'a dönerken yardımlarını gördüğü Ahmed Bey'e Erzincan'dan Bayburt'a kadar olan bölgeleri dirlik olarak verdi.

Akkoyunlu Ahmed Bey, Kadi Burhaneddin'in Erzincan üzerine yaptığı ikinci seferine de iştirak eti (1395). Bu olaydan sonra Akkoyunlu Devleti içerisinde iç karışıklıklar çıkmış ve kendisine isyan eden Karayülük Osman Bey ile Ahmed Bey'in arası açılmıştı. Osman Bey, Kemah kalesini ele geçirmek isteyince ağabeyi Ahmed Bey onun üzerine yürüdü. Bunun üzerine Osman Bey Kadi Burhaneddin Ahmed Bey'in yanına giderek onun hizmetine girdi.

Bu olaydan sonra Akkoyunlu beyi Ahmed Bey ile Kadi Burhaneddin'in arası açilmaya başladı. Nitekim Ahmed Bey, Kadi Burhaneddin'in Karaman-oğlu üzerine yaptığı sefere katılmadığı gibi, onun, isyan eden Kayseri valisi Şeyh Müeyyed'e karşı giriştiği harekete de iştirak etmedi. Ancak Şeyh Müeyyed'in öldürülmesi ile neticelenen bu seferde Kadi Burhaneddin, Akkoyunlu Karayülük Osman Bey'in büyük yardım ve destegini gördü. Hatta onun bu yardımına karşılık kendisine Şarki Karahisar'i verdi. Ancak Kadi Burhaneddin ile Karayülük Osman Bey'in arası, Şeyh Müeyyed'in öldürülmesi yüzünden açıldı. Çünkü Şeyh Müeyyed, Osman Bey vasitasiyla canina dokunulmayacagina söz verildigi için teslim olmuştu. Kadi Burhaneddin ise böyle olmasına rağmen, teminat verdiği halde Müeyyed'i öldürtünce, Karayülük Osman Bey onun bu davranışına çok sinirlendi ve anibir baskin düzenleyerek Kadi Burhaneddin'i gafil avladi. Onu yakaladiktan sonra öldürttü (Temmuz 1398).

Kadi Burhaneddin'in öldürülmesinden sonra Karayülük Osman Bey Sivas'i ele geçirmek için şehri muhasara etti. Ancak, şehirde bulunan devlet erkAni ve emirler onu sehre sokmayarak Kadi Burhaneddin'in hayatta kalan oğlu Alaaddin Ali Çelebi'yi hükümdar ilan ettiler. Sivas'i Akkoyunlular'a teslim etmek istemeyen yeni hükümdar Osman Bey'e mukavemet edemeyeceğini anlayınca Osmanlı Padisahi Yıldırım Bayezid'den yardım istedi. Bunun üzerine Sivas'a gelen Osmanlı ordusu Osman Bey'i mağlup etti ve böylece Kadi Burhaneddin'in arazisinin büyük bir kismi Osmanlı egemenliğine geçti.

Osmanlılar karşısında yenilgiye uğrayan Karayülük Osman Bey, önce ezeli düşmanı olan Mutahharten'in hizmetine girdi. Ancak burada kısa bir süre kaldıktan sonra Memluk sultani Berkuk'a müracaat ederek onun tabiiyetine girdi. Ancak Berkuk'un ölümü üzerine Misir'da karışıklıklarin tehlikeli bir durum arzetmesi ve Osmanlılar'in Memluklular elindeki Anadolu şehirlerini almasindan sonra, Memluklular'a yaptığı yardımı kesen Osman Bey bu sefer daha önce tabiiyetini arzetmiş olduğu Timur'un yanına gitmeyi menfaatine daha uygun buldu. Bu düşünce ile, Karabag'da kislamakta olan Timur'un yanına giderek bütün kabilesi ile birlikte onun hizmetine girdi. Timur, kendisine ikram ve iltifatta bulunarak ona Anadolu'da bir bölgeyi emanet olarak verecegini vaad etti.

Karayülük Osman Bey, Timur'un 1400 yılında Anadolu'ya yaptığı sefer sırasında öncülük yaptı ve Sivas, Elbistan ve Malatya'nin Osmanlılar'dan alinmasinda hazir bulundu. Timur , Osman Bey'in bu hizmetine karşılık kendisine Malatya'yi verdi. Bu savaşlarda Karayülük-oğlu İbrahim Bey de fevkalAde kahramanlık gösterdiginden Timur ona da Diyarbekir (Amid) şehrini vermiştir. Timur'un Suriye seferinde Osman Bey ve oğulları da hazir bulunarak yararlilik gösterdiler. Bu seferden dönüsünde Mardin'i kusatan Timur, çok geçmeden Irak üzerine yürüyünce kentin kusatilmasini Karayülük'e birakti. Mardin'i ele geçiren Karayülük, oğlu araciligiyla Hisn-Keyfa hakimini kendisine boyun egmeye ve vergi vermeye mecbur birakti.

Timur'un 1402'de Yıldırım BAyazid'le yaptığı Ankara savaşi'na Akkoyunlulardan Karayülük'ün yanisira agabeyleri Ahmed ve Pir Ali Beyler de iştirak ettiler. savaş sırasında, Osmanlılar'in sol koluna kumanda eden Süleyman Çelebi üzerine yürüyen Karayülük Osman Bey, bu cenahi bozguna ugratmis ve Ankara savaşi'nin kazanılmasında önemli rol oynamistir. kişi Anadolu'da geçiren Timur, 1403 yılında ülkeyi terk ederken Sivas'a geldiği zaman Osman Bey'e hil'at giydirmis ve ona Diyarbekir ve çevresinin emirligini vermiştir. Akkoyunlu Ahmed Bey ile kardeşi Pir Ali Bey ise, Timur'un dönüsü sırasında hapsedildiklerinden Karayülük Osman Bey rahatça ülkesine geldi ve Akkoyunlu Devleti'ni kurdu (1403).

4- Karayülük Osman Bey

Saltanatinin ilk yıllarında Timur'a tabi olan Osman Bey onun ölümünden sonra oğlu Sahruh'a bağlı kaldı. Osmanlı hükümdarlariyla da dost geçinmeye dikkat eden Karayülük, bilhassa Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf ile mücadele etti. Memluklu sultanlari Farac ve Müeyyed Şeyh ile de dostane iliskiler kurmaya çalısan Karayülük , bu devletin başına Sultan Barsbay'in geçisinden sonra aradaki dostluk bozulmaya başladı.

Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, bu sırada Azerbeycan'ı ele geçirerek Akkoyunlular'ı tehdide başladı. O, 1409 yılında Mardin'i, 1410 yılında da Erzincan'i ülkesine katarak Akkoyunlular'ı iki taraftan çevirdi. Karayülük Osman Bey ise,Timuru'un kumandani Semseddin'in idaresinde bulunan Kemah kalesini alarak Karakoyunlular'a karşı durumunu kuvvetlendirmeye çalisti. Bu sırada Çagatay hükümdarı Sahruh ile Memlük Sultani da Karayülük Osman'i destekliyorlardi. Bütün bunlara rağmen Karayülük üzerine yürüyen Kara Yusuf, Akkoyunlu beyini bozguna ugratarak Malatya'ya kadar olan bölgeyi yağmaladi (1417).

Bu sırada Memluk tehlikesinin görülmesi üzerine iki taraf anlasmak zorunda kaldı. Savur kalesininin Karakoyunlular'a birakilmasi sartiyla bir barış yapildiysa da bu anlasma pek uzun sürmedi. kısa bir süre sonra Karayülük Osman Bey Memluk sultani ve Sahrah'un da tesviki ile Mardin'i kusattı ve çevresini de yağmaladi. Bu durumu haber alan Kara Yusuf derhal Karayülük üzerine geldi ve onu iki defa mağlup ederek haleb'e çekilmesine sebep oldu (1418).

Akkoyunlular ile Karakoyunlular arasındaki mücalede, 1420 yılında Kara Yusuf'un ölümünden sonra yerine geçen oğlu İskender Mirza zamanında daha da siddetlenerek devam etti. Bu sırada Erzincan'i Akkoyunlu topraklarına katan Karayülük Osman Bey, Çoruh havzasinin tamamini eline geçirerek devletinin sınırlarını Trabzon Rum İmparatorluğu arazisinden Urfa güneyine kadar genisletti. Bu sırada bir çok defa İskender Mirza ile karşılasan Karayülük Osman Bey, bunların ekserisinde bozguna ugradi. Ancak 1434 yılında, Diyarbekir'den büyük bir kuvvetle Erzurum önlerine gelen Osman Bey, Duharlu Pir Ahmed Bey'in İskender Mirza adina idare ettiği bu şehri eline geçirdi. Buranin idaresini de oğlu Şeyh Hasan'a birakti.

Timur-oğlu Sahruh'un Karakoyunlular üzerine yaptığı seferlerde onun yanında bulunan Karayülük Osman Bey, Sahruh'un üçüncü Karakoyunlu seferinde İskender'in Tebriz'den ayrılarak Erzurum'a doğru kaçmasi üzerine onun önünü kesti. Ancak, Erzurum'un kuzey-bati kesiminde karşılasan Akkoyunlu ve Karakoyunlu kuvvetleri arasında yapılan savaşta Osman Bey iki oğlu ile beraber maktul düştü (Eylül 1435). İskender Mirza onun kesik basini Memluklu Sultani Barsbay'a gönderdi.

Otuz iki yıl kadar Akkoyunlu Devleti'nin başında kalan Karayülük Osman Bey öldürüldügü zaman seksen Yasindan fazlaydi. Cesur, atilgan ve yilmak bilmeyen bir sahsiyete sahip olan Osman Bey hayatinin tamamini mücadele içerisinde geçirdi. zamanında Akkoyunlu devleti Erzincan, Harput, Kemah, Çemişgezek, Mardin, Erzurum, Bayburt ve Çaruh havzasına hakim olmuş ve bu bölgelerin Türkleşmesinde Osman Bey'in büyük yararliligi görülmüstür.

5- Ali Bey

Karayülük Osman Bey'in ölümünden sonra oğulları iktidar mücadelesine giristilerse de, bunlardan veliaht olan Ali Bey, hem Sahruh, hem de Memluk sultanindan beylik mensurunu aldı. kısa süren beylik döneminde bir yandan Karakoyunlularin saldırilari ile ugrasan Ali Bey, bir yandan da kardeşi Mardin valisi Hamza Bey ile mücadele etti. Ali Bey kızkardeşini Sahruh'un oğluna vererek Timurlularla akrabalık tesis etti. kardeşi Hamza Bey'in isyani ve Karakoyunlu baskişi sonucunda iki düşmana karşı koyamayacagini anlayınca Osmanlı hükümdarı II. Murad ile Memluk sultani Çakmak'tan yardım istemek zorunda kaldı. Bir ara Memluklular'dan gelen yardımla kardeşini bozguna uğrattıysa da, Memluklularin çekilmesinden sonra Osmanlılar'dan beklediği yardımın gelmemesi üzerine ümitsizlige düserek Suriye'ye çekildi. Böylece Akkoyunlu devleti kardeşi Hamza Bey'in eline geçti (1438).

6- Hamza Bey

Akkoyunlu Devleti şehirlerinden Mardin hakimi olan Hamza Bey, Karayülük Osman Bey'in onüç oğlu arasında en dirayetlisi idi. Mardin hakimi iken, burasını geri almak isteyen Bağdat hakimi Karakoyunlu Isfehan Mirza'yi 1437 yılında ağır bir mağlubiyete ugratmis ve bu zafer onun mevkini kuvvetlendirmisti. Hamza Bey, kardeşi Ali Bey'in elinden devlet idaresini aldıktan sonra diğer kardesleri ve yegenlerinin muhalefeti ile karşılasti. Ancak kısa sürede devlete hakim olan Hamza Bey, Akkoyunlu birligini yeniden kurmaya çalisti. Memluk sultani tarafından da taninan Hamza Bey Erzincan hakimi Yakub Bey ile mücadeleye giristi ve onun elinden Erzincan'i aldı (1439). Daha sonra Urfa'ya yerlesmis olan kardeşi Ali Bey'in oğlu Cihangir Mirza'dan burasını almak istediyse de başarılı olamadı. Cihangir Mirza, kardeşi Uzun Hasan'la birlikte amcasina muhalefet ediyordu.

kısa süren beylik döneminde kardesleri ve yegenlerini itaat altına almak için mücadele eden Hamza Bey 1444 yılında vefat etti.

7- Cihangir Mirza

Hamza Bey'in ölümü üzerine yerine kardeşi Ali Bey'in oğlu Cihangir Mirza geçti. Amcasinin zamanında Urfa hakimi olan Cihangir Mirza, Akkoyunlu devletinin başına geçtikten sonra Karakoyunlu Cihanşah ile mücadeleye giristi. Cihanşah'in 1447'de başlayan taarruzu 1453'de yapılan barışla sona erdi. Ancak Cihangir, Karakoyunlular'a tabi olmak zorunda kaldı. Bu arada amcalari Mahmud, Şeyh Hasan ve Kasım Beyler ile başka amca çocuklari ona karşı faaliyet göstermeye başladılar. Cihangir Mirza bu ayaklanmalari bertaraf ettiyse de bu kez küçük kardeşi Uzun Hasan Bey, ağabeyinin Karakoyunlu tabiiyetini tanımayarak ona karşı çıktı. Bu sırada yirmisekiz Yasinda bulunan Uzun Hasan Bey, Karakoyunlu Cihanşah'in Çagataylilarla ugrasmasindan faydalanarak Erzincan'i almaya tesebbüs etti. Van gölü çevresini yağmaladi. Çemişgezek hakimi Şeyh Hasan'i itaat altına almak için o yörede bulunduğu sırada ağabeyi Cihangir'in Amid (Diyarbekir)'den ayrilmasini fırsat bilerek şehri ele geçirdi (1453).

8- Uzun Hasan

ağabeyinin elinden Diyarbekir'i olan Uzun Hasan Bey, ilk is olarak kardesleri Cihangir ve Urfa (RuhA) hakimi Uveys ile mücadeleye girdi ve Urfa'yi aldı. Mardin'i de ele geçirmek istediyse de müstahkem bir kaleye sahip olan bu şehri ele geçiremedi. Cihangir Mirza ise kardeşi Üveys Bey'le beraber bir kaç kez Uzun Hasan'a karşı savaşa giristiyse de hepsinde bozguna ugradi ve sonunda Karakoyunlu Cihanşah'tan yardım istedi. Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah; Piri, Savalan, Rüstem, Sah Haci, Gaverüdi ve Ali Seker Bey emrindeki büyük bir kuvveti Cihangir'in yardımına gönderdi. Uzun Hasan Diyarbekir yakıninda bu müttefik kuvvetleri büyük bir hezimete uğrattı. savaş sonunda Cihangir ve Piri Bey canlarini güçlükle kurtararak kaçtilar. Karakoyunlu emirlerinin pek çoğunun öldürüldügü bu savaştan sonra Cihangir'in emrindeki askerlerin bir kismi Uzun Hasan Bey'in hizmetine girdi. Bunun üzerine Cihangir Mirza, oğlunu Hasan Bey'in huzuruna göndererek ona itaatini bildirdi ve bundan sonra ölümüne kadar (1469) Hasan Bey'e bağlı kaldı.

Böylece hanedan mensuplari arasında birligi saglayan Uzun Hasan Akkoyunlu devletinin sınırlarını genisletmeye başladı. Ilk olarak Hisnikeyfa'daki son Eyyubi hükümdarıni ortadan kaldırdi (1457). 1458 yılında ise müttefiki olan Karamanoğulları üzerine saldİran Dulkadirli Arslan Bey'i mağlup ederek geri çekilmeye mecbur etti. Uzun Hasan 1459 yılında Gürcistan'da birkaç kaleyi ele geçirerek Selçuklu soyundan geldiklerini öne süren Egil beylerinin egemenliklerine son verdi. Bu tarihten itibaren Osmanlılarla komsu olan Akkoyunlu Hasan Bey, Fatih Sultan Mehmed ile de mücadeleye giristi. O, daha önce Karakoyunlular'in ele geçirdikleri yerleri geri aldığı gibi, Sebin Karahisar ve Koyulhisar'i da ele geçirerek Osmanlı topraklarına akınlar yapmaya başladı. Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed'e karşı kendisine müttefik arayan Uzun Hasan, Anadolu'da Karamanoğulları ve Isfendiyaroğulları ile anlastiktan sonra Trabzon-Rum İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti ile de dostluk kurdu. Bu arada Rum İmparatoru IV. Yuannis'in kizi Katherina ile evlenerek Trabzon'u Fatih'e karşı koruyacagina dair söz verdi. Ancak 1461 yılında Fatih'in Trabzon'u fethedip Komnenler'in saltanatina son vermesine mani olamadı.

Uzun Hasan, Eyyubiler'in elindeki Hisnikeyfa'yi aldıktan (1462) sonra, Cihanşah'in rizasi ile Bayburt'u da ülkesine katti. Daha sonra Gürcistan üzerine bir sefer yaparak bu bölgeleri itaat altına aldı. Bu sırada kendisine siginmis olan Karaman-oğlu Ishak Bey'e Karaman-ili hükümdarlığını kazandırdi (1464).

Bu tarihten bir yıl sonra Dulkadir topraklarına girerek Harput'u ele geçiren Uzun Hasan Bey, böylece devletini Ispir'den Urfa'ya, Sebin Karahisar'dan Siirt'e kadar genisletti. 1466 yılında bir kez daha Gürcistan üzerine sefer yapan Uzun Hasan, ertesi sene üzerine yürüyen ezeli düşmanı Karakoyunlu Cihanşah'i gafil avlayarak onu ve adamlarini öldürdü. Böylece Karakoyunlu Devleti'ni tamamen çökerten Uzun Hasan İran ve Irak topraklarını ele geçirdi. Cihanşah'in halefi ve oğlu Hasan Ali, ise düzensiz kuvvetlerle 1368 yılı baharinda Akkoyunlular üzerine yürüdüyse de başarılı olamayinca Timurlulardan Ebu Said'e müracaat ederek, onu Irak ve İran'i ele geçirmeye tesvik etti. Mart 1468'de Herat'tan hareket eden Ebu Said, Serahs ve Nisabur üzerinden Meshed'e gelince, Uzun Hasan elçiler göndererek barış teklifinde bulundu. Ancak bu teklifi kabul etmeyen Ebu Said, Karabag'da kislamakta olan Uzun Hasan'ın üzerine yürüdü. Mahmud-abad civarında yapılan savaşta Uzun Hasan Herat kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve Ebu Said'i de kaçtigi sırada yakalayarak öldürttü (Şubat 1469).

Ebu Said'in ölümünden sonra Hemedan'a çekilen Hasan Ali Bey ise, Nisan 1469'da Uzun Hasan'ın oğlu Ugurlu Mehmed tarafından öldürüldü. Böylece Azerbaycan ve İran'a hakim olan Uzun Hasan Bey hükumet merkezini Tebriz'e tasidi. Horasan'dan Sivas'a kadar uzanan Akkoyunlu Devleti, Uzun Hasan Bey zamanında büyük bir İmparatorluk halini aldı.

Doğu Anadolu, İran ve Irak'i içine alan kuvvetli bir devlet kurmayi basaran Uzun Hasan Misir ve Osmanlı ülkelerini almak düşüncesiyle Venedik'e Haci Mehmed adinda bir elçi göndererek (1472), Osmanlılara karşı bir ittifak kurma çalismalarina başladı. Venedik Cumhuriyeti bunu kabul ederek bazı atesli silahlarla birlikte elçiyi Tebriz'e gönderdiyse de, bu ittifakdan iki devlet de umduklarini bulamadi.

1472 yılında üçüncü defa Gürcistan'a sefer yapan Uzun Hasan, Tiflis dahil olmak üzere bir çok şehirleri almis ve Gürcü pernslerini itaate mecbur etmiştir. Ancak ayni yıl içerisinde Suriye'ye yaptığı seferde basarisizliga ugradi.

Öte taraftan, Osmanlı padisahi II. Mehmed, Uzun Hasan'ın kendisine karşı yürüttügü düşmanca davranışı karşısında bir yandan sefer hazirligi ile ugrasirken, diğer yandan da bir Venedik saldırisini önlemek üzere onlara barış teklifinde bulundu. Ancak Venedik Cumhuriyeti, Egriboz adasinin geri verilmesini isteyince görüsmeler kesildi.

1472 kişini hazırlıklarla geçiren Fatih, Mart 1473'te Üsküdar'dan ordusuyla birlikte Doğuya doğru hareket etti. Ordu Sivas'a gelinceye kadar SehzAde Mustafa ve BAyezid'in katilimlariyla yüz bin kişiyi buldu. Uzun Hasan, Fatih'in Erzincan'a geldigini haber alinca, Tebriz'den yetmişbin kişilik kuvvetle hareket etti. Öncü birliklerinin Tercan yakınlarındaki çarpismasinda Akkoyunlular üstünlük sagladilar. Hatta Uzun Hasan'ın oğlu Ugurlu Mehmed Bey, Rumeli Beylerbeyi Has Murad Pasa'yi pusuya düsürerek askerlerinin çoğuyla beraber kiliçtan geçirdi. Bunun üzerine Bayburt'a doğru çekilen Osmanlı ordusu, Tercan civarında Otlukbeli (Üçagizli) mevkinde Uzun Hasan Bey'in ordusu ile karşılasti (11 Ağustos 1473). Ögleden aksama kadar sekiz saat süren savaş sonunda Osmanlı atesli silahlarina dayanamayan Akkoyunlu ordusu bozguna ugradi. Uzun Hasan'ın kuvvetlerinden pek çoğu öldürüldü, bir kismi da esir alindi. Kendisi ise kaçmayi basardi.

Uzun Hasan Bey, Otlukbeli'nde aldığı bu yenilgiden sonra bati ile münasebetlerini kesti. Onun, Osmanlılar karşısındaki bu yenilgisine kendisi kadar Türk'ü Türk'e kirdirmak isteyen Papa, Macarlar, Lehler, Sicilya ve Venedik krallari da çok üzüldüler.

Otlukbeli mağlubiyetinden sonra Gürcüler Uzun Hasan'i tanimamaya başladılar. Bu sebeple Uzun Hasan, 1476 yılında dördüncü kez Gürcistan seferine çıktı. Bu sefer sırasında da onları mağlup ederek ayaklanmalarina mani oldu. Uzun Hasan bu sefer dönüsünde hastalandi ve 6 Ocak 1478'de Tebriz'de vefat ederek Nasriye Medresesi'ne gömüldü.

XV. asrin en büyük hükümdarlarindan biri olan Uzun Hasan zamanında Akkoyunlu Devleti Doğu Anadolu'nun yani sira Irak, İran ve Azerbaycan'a hakim olarak büyük bir İmparatorluk halini almistir. Hükümet merkezini Diyarbekir'den Tebriz'e tasiyan Uzun Hasan, Anadolu'daki Akkoyunlu Türkmenlerinin bir çoğunu da İran'a götürmüs ve bu sebeple Doğu Anadolu'daki Türk irkinin azalmasina sebep olmuştur. Uzun Hasan, siyasi basarisinin yanisira ülkesinin imarina ve kültür hayatinin gelişmesine de büyük önem vermiştir. Nitekim Tebriz'de muhtesem bir saray teşkilatı kurarak devrin ileri gelen ulemA ve suarasıni etrafinda toplamistir. Ilim adamlarini himaye etmesi dolayısıyla ülkenin her tarafından gelen ilim ve sanat adamlarinin sayisi her geçen gün artmistir. Bunlardan meshur CelAlüddin Devvani, AhlAk-i Celali adındaki ünlü eserini Uzun Hasan Bey'e ithaf etmiştir. Bunun yanında Akkoyunlular'ın tarihi olan Kitab-i DiyAr-i Bekriyye adli eser de onun zamanında Ebu Bekr TihrAnitarafından yazilmis ve 1471 yılı sonunda tamamlanmistir.

Bir çok dinive ilmimüesseseler de vücuda getirmis olan Uzun Hasan Bey, Osmanlı Devleti teşkilatıni örnek alarak devlet islerini tanzime ve teşkilatlandirmaya çalismistir. Onun hazirlamis olduğu kanunlar Doğu Anadolu'da Hasan Padisah Kanunlari diye meshur olmuştur.

9- Halil Bey

Uzun Hasan'ın ölümünden sonra Akkoyunlu Devleti'nin başına, oğulları arasından Halil Bey geçti (1478). Annesi Selçuk-sah Begüm'ün çabasi ile saltanati eline geçiren Halil Sultan, hiçbir kusuru olmadığı halde kardeşi Maksud Bey'i öldürtünce aleyhinde isyanlar çıktı. Bu olaydan sonra diğer kardeşlerinin itimatlari sarsilarak kendisinden yüz çevirmeye başladılar. Halil Sultan her ne kadar amcasi Cihangir'in oğulları Murad ve İbrahim beylerin isyanlarini bastirdiysa da, Diyarbekir valisi olan kardeşi Yakub Bey tarafından saltanatinin altinci ayinda öldürüldü. Böylece Akkoyunlu tahtına Yakub Bey geçti.

10- Yakub Bey

Sultan Yakub, hükümdarlığının ilk yılında kardeşi Sultan Halil'in oğlu Elvend Bey ile Karayülük'ün oğullarından Şeyh Hasan'ın oğlu Köse Haci Bey'in Siraz ve Isfahan'da çikarttigi isyanlari kolaylikla bastirdi. Memluk sultani Kayitbay 1480 yılında Emir Yasbey kumandasinda Diyarbekir üzerine bir kuvvet sevketti. Sultan Yakub'un bu orduya karşı Bayındır Bey, Sufi Halil Bey ve Biçenoğlu Süleyman Bey idaresinde gönderdiği Akkoyunlu kuvvetleri Urfa'yi ele geçirmek üzere olan Memluk ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bayındır Bey bu zaferden sonra Sultan Yakub'a karşı isyan ettiyse de, Sultan Yakub'un karşı hareketi sonucunda yenilerek öldürüldü (1481).

Sultan Yakub, iç karışıklıklari bastirdiktan sonra Gürcistan üzerine bir sefer yaparak Ahiska basta olmak üzere birçok kaleyi ele geçirdi (1482). Bu tarihten sonra daha çok ülkesinin Bayındırligi için çaba harcayan Yakub Bey, babasi gibi ilim adamlarini ve sanatkArlari korumus, hatta kendisi de Türkçe ve Farsça siirler yazmistir. Bu sırada, Sah İsmail'in babasi olan Şeyh Haydar, etrafına topladigi kalabalik bir mürid ile siilik mezhebini yaymaya çalisiyor ve etrafa akınlar yapiyordu. Şeyh Haydar, 1488 yılında Sirvan üzerine yürüyerek buranin sahi olan Ferruh Yesar'i çok zor durumda birakti. Kalabalik ve iyi techiz edilmiş ordusu olmasına rağmen, Şeyh Haydar'in müridleri karşısında çok zor duruma düsen Sirvan sahi Ferruh Yesar, damadı olan Akkoyunlu Yakub Bey'den yardım istemek zorunda kaldı. Bunun üzerine, kendisi sünni olan Sultan Yakub, siilik faaliyetlerini yakından takip ettiği Şeyh Haydar üzerine yürümenin tam zamanı olduğunu düsünerek derhal harekete geçti. Süleyman Bisen emrindeki bir orduyu SafeviŞeyhi üzerine gönderdi. Şeyh Haydar bu çarpismada az sayıda muridi ile büyük bir gayret göstererek Akkoyunlu ordusunu yenmek üzere iken başından aldığı bir ok isabeti sonucunda öldü. İsmail dışındaki oğulları da bu çarpismada katledildi.

Akkoyunlu Devleti'nin Uzun Hasan'dan sonraki bu mesud ve parlak günleri fazla devam etmedi. 1490 yılında Tebriz'de meydana çıkan bir veba salgini önce Sultanin annesi Selçuk-Sah Begüm'ün, sonra oğullarından Yusuf Mirza'nin ve en sonunda da Sultan Yakub'un ölümüne sebep oldu. Çok genç yasta iken vefat eden Sultan Yakub Bey'in oniki yıl süren hükümdarlik devri Akkoyunlu Devleti'nin parlak bir dönemini teskil eder. Ancak öldüğü zaman, çocuklari çok küçük olduğu için Akkoyunlu devleti bir buhran dönemine girmiştir.

11- Baysungur Bey

Sultan Yakub'un ölümü üzerine yerine, çocuk yasta olan üç oğlundan Baysungur, devlet ileri gelenleri ve bazı boy beyleri tarafından hükümdar ilan edildi. Ancak ülkenin başka taraflarinda da, diğer boy beyleri başka Şehzadeleri hükümdar ilan ettiler. Bu sebeple ülke içerisinde karışıklıklar başladı. Baysungur taraftarlari kısa sürede bu karışıklıklari önlediler. Bu sırada, genç hükümdarın atabegi olan SufiHalil, kendisine rakip olan umerAnin bir kismi ile bazı Şehzadeleri öldürterek devlet idaresine hakim oldu. Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. Onun idaresini istemeyen emirlerin bir çoğu Diyarbekir valisi Süleyman Biçen ile anlaşarak Sufi Halil'i mağlup ettiler ve onu yakalayarak öldürdüler. Bu olaydan sonra Süleyman Biçen Bey Baysungur'a atabey oldu.

Ancak, emirlerin bir kismi, Alincak kalesinde hapis bulunan Uzun Hasan'ın torunu Rüstem Mirza etrafinda toplanarak onu hükümdar ilan ettiler. Süleyman Bey bu kuvvetler üzerine yürüdüyse de mağlup olarak Diyarbekir'e kaçti. Bu gelişmeler üzerine Sultan Baysungur, annesi tarafından dedesi olan Sirvan Sahi Ferruh Yesar'in yanına giderek ona sığındı (1492). Diyarbekir'e kaçmis olan Süleman Biçen ise yakalanarak öldürüldü.

12- Rüstem Bey

Baysungur'un Sirvan Sahi'na siginmasindan sonra Akkoyunlu Devleti'nin başına Rüstem Bey geçti. Bes yıl kadar devletinin başında kalan Rüstem Bey'in hükümdarlığı dönemi karışıklıklarla doludur. Öncelikle saltanati tekrar elde edebilmek ümidinde olan Baysungur, kardeşi Hasan Bey ile birlikte harekete geçti ise de yakalanarak öldürüldü. Daha sonra Isfehan valisi ile Gilan hükümdarı isyan ettiler, ancak bu isyan da kısa sürede bastirildi.

Bu isyanlardan sonra Rüstem Bey Safeviler ile mücadeleye giristi. Sultan Yakub zamanında kendilerine büyük bir darbe indirilen Safevimüridleri, Ali b. Haydar'in etrafinda toplanarak yeniden teşkilatlanmaya baslamislardi. Bir kişim Karakoyunlu boylarini da maiyyetine katan Ali, devlet kurmak için harekete geçti. Ancak ona bu fırsati vermek istemeyen Akkoyunlular, onu ağır bir yenilgiye ugratarak öldürdüler(1493).

Rüstem Bey'in karşısına, Akkoyunlu tahtini ele geçirmek için yeni bir rakip daha çıktı. Ugurlu Mehmed'in oğlu ve Fatih Sultan Mehmed'in kizindan torunu olan Ahmed Bey, dayisi Osmanlı hükümdarı II. Bayezid'den aldığı yardımlarla Rüstem Bey üzerine harekete geçti. Rüstem Bey, Ahmed Bey'e karşı çıktı ise de, emirlerinden birçoğunun kendisine hiyanet etmesi sebebiyle yenilerek öldürüldü (1496).

13- Ahmed Bey

Boyunun ve kollarinin kısaligi ve sismanligi sebebiyle Göde lAkabiyla meshur olan Ahmed Bey Akkoyunlu tahtına oturur oturmaz isyanlar bas gösterdi. Bunun üzerine Ahmed Bey isyancilara sert davranarak onları öldürmeye başladı. Ancak Isfehan tarafinda çıkan bir isyani bastirmak için giriştiği harekAtta kendisi de öldürüldü. Saltanati bir sene kadar sürdü. Göde Ahmed Bey'in öldürülmesinden sonra Akkoyunlu Devleti hemen hemen parçalanma noktasina geldi. Emirlerin her biri Akkoyunlu Şehzadelerinden birisini ayri ayri yerlerde hükümdar ilan ettiler. Böylece Akkoyunlu Devleti içerisinde siddetli bir karisiklik başladı. Bu mücadeleler sırasında pek çok emir öldüğü gibi, Yezid'de hükümdar ilan edilmiş olan Mehmed Mirza da öldürüldü.

b- Akkoyunlular'ın Parçalanmasi ve Yikilisi

Bu karisiklik içerisinde parçalanmak üzere olan Akkoyunlu Devleti Yakub Bey'in oğlu Murad ile Elvend Bey arasında taksim edildi (1501). Bu paylasmada Irak-i Arab, Irak-i Acem, Fars ve Kirman ülkeleri Murad'da kalirken, Azerbaycan, Erran ve Diyarbekir bölgesi de Elvend Mirza'nin idaresine verilmişti.

Akkoyunlu Devleti'inin parçalanmaya yüz tuttugu bu dönemde Safeviler Azerbaycan'da güçlü bir devlet olarak ortaya çikiyordu. Erdebil Şeyhi'nin oğlu olan ve ağabeyi Ali'nin Akkoyunlular tarafından öldürülmesinden sonra Safevilerin başına geçen İsmail, babasının müridlerini etrafına toplayarak her geçen gün biraz daha güçlenmeye başladı. O, Akkoyunluların dahili mücadelelerinden de istifade ederek ülke içerisinde rahatça dolasma imkanini buldu ve Erzincan'a gelip burada teşkilatlanmaya başladı. Bu sırada Osmanlı padisahi II. Bayezid'in Modon ve Koron'un fethi ile meşgul bulunmasi dolayısıyla Osmanlı teb'asindan da binlerce kişi Erzincan'a gelerek müridleri İsmail'e katildilar. Akkoyunlu Devleti içerisindeki Karakoyunlu cemaatleri ile Anadolu'nun muhtelif yerlerindeki Osmanlı ve Dulkadirlilara tabi boy ve oymaklarin Erzincan'daki Şeyhlerinin etrafinda toplanmasi sonucunda Safeviler oldukça güçlendiler.

İsmail, önce Sirvan Sahi Ferruh Yesar üzerine yürüyerek onu öldürdü (1501). Safevi Şeyhi İsmail bundan sonra Akkoyunlu topraklarına saldırmaya başladı. Bunun üzerine Elvend Mirza kuvvetleriyle Safevilerin üzerine yürüdü. Nahcivan yakınlarındaki Sürur mevkiinde karşılasan iki ordudan Elvend Mirza'nin kuvvetleri kalabalik olmasına rağmen Akkoyunlular yenildiler. Akkoyunlu ordusunun büyük bir kismi ile beylerden bir çoğu savaş meydaninda öldürüldüler. Bu savaş sonucunda Azerbaycan Safevilerin eline geçti. Akkoyunlular'ı bozguna ugratan Sah İsmail Tebriz'de sahlik makamina oturarak Safevi Devleti'ni resmen kurdu (1501).

Sah İsmail karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak kuvvetlerinin bir çoğunu kaybeden Elvend Mirza Erzincan taraflarına çekilerek asker toplamaya başladı. Ancak onun Erzincan taraflarinda bulunmasi Sah İsmail'in pek hosuna gitmedi. Çünkü Anadolu'dan gelen Sah İsmail taraftarlarinin yollari kesilmis oluyordu. Bu sebeple Sah İsmail, Sarikaya mevkiinde bulunan Elvend Bey üzerine yürüdü. Elvend Mirza ve askerleri ise mukavemete cesaret edemeyip Tebriz'e doğru çekildiler. Sah İsmail onların Tebriz yönüne gittigini ögrenince geri döndü. Bunun üzerine Tebriz'e çok yaklasmis olan Elvend Mirza, Hemedan yolu ile Bagdad'a kaçti. Bundan sonra hükümetini ele geçirmek için mucadeleye devam eden Elvend Mirza başarılı olamadı. yalnızca Diyarbekir bölgesinin küçük bir kismina hakim olan Elvend Mirza 1504 yılında vefat etti.

Elvend Bey'i bertaraf eden Sah İsmail, bu defa Akkoyunlu Sultan Murad üzerine yürüdü. Murad, Hemedan yakıninda Alma-Kulagi denilen yerde Sah İsmail kuvvetlerini karşıladi. Ancak yapılan savaşta büyük bir mağlubiyete uğrayarak kendisi güçlükle kaçti. Askerlerinin bir çoğu ile emirleri ise öldürüldüler. Sah İsmail bu zafer ile Irak-i Acem, Fars ve Kirman'i devletine katmayi basardi (1503). O, daha sonra Diyarbekir çevresini de eline geçirerek bütün Akkoyunlu ülkesine sahip oldu.

Sah İsmail'e mağlup olduktan sonra önce Suriye'ye kaçan Sultan Murad daha sonra Dulkadir-oğlu Alaüddevle Bozkurt Bey'e iltica etti. Bu sırada Alaüddevle'nin kızlarından birisi ile evlenen Murad, buradan Osmanlı ülkesine giderek Yavuz Sultan Selim 'in hizmetine girdi. Yavuz Sultan Selim'in Çaldİran seferine de katılan Sultan Murad, sefer dönüsünde bir miktar kuvvetle beraber Diyarbekir'in fethi için görevlendirildi. Ancak Sah İsmail'in Urfa valisi olan Eçe Sultan Kaçar, emrindeki az bir kuvvetle Murad üzerine gelerek onu bozguna uğrattı. yapılan savaşta Murad Bey de öldürüldü ve kesik basi Sah İsmail'e gönderildi (1514).

Böylece son Akkoyunlu hükümdarının da ortadan kalkmasi ile Safeviler bütün Akkoyunlu topraklarına sahip oldular. Sah İsmail, yalnız Akkoyunlu hanedanini ortadan kaldırmakla kalmamis, Akkoyunlular'a tabi olan bütün boy ve oymaklari da merhametsizce öldürmüstür.

Onun katliamindan kaçıp kurtulabilen Akkoyunlu boylari ise Memluk-lular'a, Dulkadirlilar'a ve Osmanlılara' siginmislardir.

Akkoyunlu Devleti'nin yıkılmasından sonra Anadolu'da yasayan Akkoyunlu ulusu, görünüste Osmanlı Devleti'ne bağlı olmakla beraber, XVI. yüzyıldan başlayarak Celali isyanlarına geniş ölçüde katılmışlardır.

II- TESKILAT VE KÜLTÜR

XV. yüzyılda siyasi bir birlik kurarak Doğu Anadolu, Irak ve İran'a hakim olan ve Uzun Hasan'ın hükümdarlığı zamanında en geniş sınırlarına ulasan Akkoyunlu Devleti; örgütlenme, yönetim, düşünce yapısı ve sosyal hayat bakımından Anadolu ve İran'da kurulmuş olan Müslüman-Türk devletlerinin etkisi altında kalmistir. Bu devletin teşkilatı, esas itibariyle Karakoyunlu Devleti'nin teşkilatı gibi Celayirliler Devleti teşkilatına ve dolayısıyla İlhanlılarinkine dayanır. hükümdarın seçilmesinde sülale ileri gelenleri ile ulusun reisleri söz sahibi idiler. Hükümdar ayni zamanda ulusun da basiydi. Akkoyunlu hükümdarlari seçimle basa gelirlerdi. Hükümdarlarin simge olarak çetr ve beyaz renkte sancaklari vardi. Paralarında Sultan unvanını kullanırlardı. Şehzadeler, diğer Türk devletlerinde olduğu gibi, gençlik çagina geldikleri zaman bir vilayetin idaresine tayin olunurlar ve atabeyleri ile birlikte bu bölgeyi idare ederlerdi. vilayetlerin idaresi validen sonra kadi ve subasilara bırakılmıştı. Kadilar ser'i islere bakarlar ve kişiler arasındaki hukuki davalari hallederlerdi. vilayetin bütün askeri ve inzibati islerinden ise Subasilar sorumlu idiler.

Akkoyunlu Devleti'nin saray örgütü başlangıçta İlhanlılar ve Timurlularinkine benzemekle beraber daha sonraları Selçuklu ve Osmanlı tarzında gelişmiştir. Uzun Hasan, büyük fetihlerden sonra İstanbul'daki Osmanlı sarayi ölçülerinde bir saray yaptırmiş ve çagdasi olan Fatih Sultan Mehmed gibi bir teşkilat kurmustur.

Akkoyunlu sarayindaki memuriyetler Anadolu beyliklerinde görülen rikAbdar, tesrifatçi, çasnigir, mirahur, kusçu, muhasip, hazinedar, nekkareci, Sarabdar, Ferras gibi ünvanlardan olusmaktaydi.

Selçuklularda olduğu gibi Akkoyunlularda da yönetim islerinin yürütüldügü makam Büyük Divan idi. Divan reisine Sahib-i Divan denilmekte olup bir mühre sahipti ve gereken belge ve kararlari bununla mühürlerdi. Bundan başka divanda sahib denilen vezirlerle, her biri bir nezarete karşılık gelen teftis, tugra, istifa (maliye), adl ve arizidivanlarinin nazirlari, kazasker ve pervaneci bulunurdu. Bunlardan başka bazı büyük boy beyleri ile sülaleye mensup beyler de divanin tabii üyesi idiler. Bu beylerin en büyügü olan Emir-i a'zam hükümdarın katılmadığı seferlerde başkomutanlık görevi yapardi. Valilikler, sülale mensuplarina ve emirlere verilir. Bunlar da ellerinde bulunan toprağın gelirine göre asker beslerlerdi.

Akkoyunlu Devleti'nde, ordunun temeli yaya ve atli kuvvetlerden olusuyordu. Süvari birlikleri, Bayındırlilar basta olmak üzere çeşitli boylardan seçilir ve sayıları 30.000'i bulurdu. Uzun Hasan bu birliklere, Osmanlılar'da olduğu gibi kasaba ve köylerden alinan piyade azablarini da katti. Çerik adini tasiyan ve eyalet valilerinin emrinde topraga bağlı olan timarli sipahiler de devletin kurulmasinda ve yükselmesinde büyük yararliliklar göstermiştir. Bunlardan başka deveci, yamci, ra'denbaz, bAzbAz, kusçu ve parsci gibi zümreler de Akkoyunlu ordusunda yer almaktaydi.

Akkoyunlu devletinde, ordu emirlerinin ilan ve duyurulması, askerin Çağrılmasi ve toplanma yerlerinin ilanini Tavaci adi verilen askeri memurlar yapardi. Bunun yanında tavacilar, bütün askerleri bir deftere kaydeder ve böylece asker sayisi her zaman bilinirdi. Hassa askerleri maaslarini divandan alirlar, azablar ve çeriklere ise yalnızca harp zamanlarinda maas ödenirdi. Uzun Hasan Bey'in toprak örgütü ve timarli sipahiler hakkındaki yasalari Hasan Padisah Kanunlari olarak taninmis olup, çiftçiden, esnaftan, san'atkArdan ve tüccardan alinan vergilerin adil bir şekilde tarh ve tahsil edilmesi için meydana getirilmisti. Hatta Hasan Bey bütün örfi vergilerin kaldırilmasini istemişse de mülkive askeri idarecilerin itirazlari ile karşılasinca bunu gerçeklestirememistir. Hasan Bey'in kanunnamesi Osmanlılar tarafından bir müddet, Safeviler tarafından da uzun müddet kullanilmistir. Bu kanunname, Akkoyunlu Türkmen Devleti'nin İslam malihukuk tarihine yaptığı önemli bir hizmettir.

Akkoyunlular zamanında bilim ve fikir hayati da önemli ölçüde gelişmiş idi. Özellikle Uzun Hasan Bey devrinde ilim ve fennin yayilmasina çok önem gösterilmis, bu amaçla ülkenin her yanında medrese, imAret ve diğer hayir müesseseleri yaptırilmistir. Uzun Hasan ve oğulları Halil ve Yakub Beyler İran, Irak, Mavaraünnehir ve Türkistan'daki bilgin ve san'atkArlari saraylarina davet ederek onları himaye etmişlerdir. Uzun Hasan'ın davet ettiği bilginlerin başında gelen meshur matematikçi ve astronom Ali Kusçu, hacca gitmek üzere Tebriz'den geçtigi sırada Uzun Hasan Bey'in rica ve israri ile orada kalmisti. Yine uzun süre Akkoyunluların sarayinda kalarak onlar adina kitap yazan bilgin ve sair Celaleddin Devvani, felsefe konularini içeren AhlAk-i Celaliile Uzun Hasan dönemindeki askeri durumu anlatan ArznAme adli eserlerini Uzun Hasan'a ithaf etmiştir. Ayrica Hasiye-i Kadime ve RisAle-i AdAlet adli eserlerini ise övgülerini gördüğü Halil ve Yakub Beyler adina yazmistir. Uzun Hasan Bey'in medreselerinde bu Alimlerden başka Tahranli MevlAna Ebu Bekir, yüksek riyAziyatçi olan Mahmud Can, alim ve edip Kadi Muslihiddin Isa ve sonradan Osmanlıların hizmetine geçecek olan ve önemli görevlerde bulunan Idris-i Bitlisigibi Alimler hizmet etmişlerdir.

Akkoyunlu Devleti zamanında imar faaliyetlerine de önem verilmiş, hanedan mensuplari ile büyük beyler çok kısa süren zamanlarinda gerek Anadolu'da ve gerekse İran'da cami, medrese, kervansaray, hastahane, türbe ve saray gibi pek çok eser meydana getirmislerdir. Ancak bu eserlerin çoğu günümüze ulasmamistir. Bunun sebebi ise yalnızca zamanın tahribi değil, bilhassa Safevilerin, Akkoyunlular'ın yaptırmiş olduğu ictimaieserleri planlı bir şekilde yikmalaridir. Akkoyunlular zamanındaki Bayındırlik müesseseleri, özellikle Uzun Hasan ve onun oğulları zamanında basta Tebriz olmak üzere ülkenin pek çok yerinde insa edilmiştir. Hükumet merkezinin Tebriz'e tasinmasindan sonra Sahib-abad mahallesinde büyük bir saray, Uzun Hasan Camii, büyük bir hastahane ve Nasriye medresesi gibi eserler yapilmistir. Bunlardan başka Uzun Hasan'ın Mardin'de yaptırdigi hastahane, ashane ve misafirhane; Tercan'daki cami ile Tebriz'deki Kayseriye Çarsisi, Bayındır Bey'in Ahlat'taki imaret, medrese, cami ve hamami gibi eserleri sayabiliriz. Akkoyunluların ilk merkezi olan Diyarbakir'da da Hoca Ahmed'in 1489 yılında yaptırdigi Ayni Minare Camii, Cihangir'in oğlu sultan Kasım'in yaptırdigi Şeyh Matar Camii bulunmaktadir. Mardin'de bulunan Sultan Kasım (Kasımiye) Medresesi de bu devrin önemli yapilarindindir.

Akkoyunlu hükümdarı Yakub Bey devrinde onun himayesi ile minyatür sanati da büyük bir gelişme göstermiştir. Akkoyunlulardaki bu minyatür gelenegi Safevidevleti zamanındaki minyatürler üzerinde derin tesirler bırakmıştır.

Kaynak:Osmanlı tarihi

 

AKKOYUNLULAR DEVRİNDE Çemişgezek

Anadolu’nun Doğusunda bir oymak ve bu oymaktan bir emaret ve bir ulus meydana getirerek nihayet bir İmparatorluk kuran Akkoyunluların ananevi şeceresini Ebü Bekr-i Tahrani el lsfahani (1) Kitab-ı Di-yar-i Bekriye* (2) adlı eserinde: Akkoyunlulanın ilk padişahları olan Kara Yülük Osman beyin soyu (3) (52) nci babadan Oğuz Hana çıktığı ve bunların Oğuz, yani Türkmen ilinin Bayındır ulusundan bir oymağa mensup oldukları, Uzun Hasan'ın ise (39) uncu ceddi Bisut (Basat) (4) Han olduğu, bayraklarında koyun renizi bulundurmaları ve mezar taşlarına koyun heykelleri (5) kazıttıkları dolayısıyla bunların eskidenberi koyun totemine baglı oldukları ve Müslüman olduktan sonra da bu totemi terketmediklerinden kendilerine Akkoyunlu (6) denildigi şeklinde kaydilmştir.

(1) Ebü Bekr-i Tahranf, önce 12/Mart/1447 yılı siralarmda Karakoyunlu hükümdan Cihanş.ah m ve oğlu Muhammed Mirzamn maiyetinde Kadı-i leşker lik ettiği ve kendisinin münşi ve 1457 yıllarmda isvj haylı yaştı bulunduğu ve Ci-hanşahın maflübiyet ve katlinden sonrA da 11 Kasım 1467 de Uzun Hasanm mai-yetine girerek ona da hizmet ettitinij !Alim, fadil olup muderrislik de yaptıgmı ve bu eserini Uzun Hasana ithafen mufassal bir Akkoyunlu tarihi şeklinde yazmaga başladıgını ve Uzun H&sanin- emriyle (1471-875 H.) de bitirdifini bu eserinde yazmaktadir.

(2) Bu eser, ewelA Iraklı tarihçi AbbAs AzzAv! tarafmdan Basra'da aviikat Muhammed Ahmet Beyin kütüphanesinde yazma (421) sahife olarak bulunmuştur. Abbas Azzav!, bu nüshadan daktilo ile iki kopye yaptırmış, bunlardan birisini Ord. Prof. M. §.' Günaltaya, di§enni ise Prof. M. H. Yınanç'a göndermek suretiyle Türk tarihçilerinin istifadesine sunmak iyılı§ir.i göstermiştir. Akkoyunlu ve Karakoyunlu tarihi hakkında araştırmalar diye Belleten. C. 18. !3a. 70. s. 179-182 de yazdıfı çok değerli ve faydalı makale sahibi sayın Adnan Sadık Erzt ise Mtikrimin Halil Bey nezdindeki nüshadan iki nüsha daha teksir ettirmistir. Bunlardan birisi W&kale sa-hibinde, diğeri de Prof. Dr. W. Htez'in elinde bulunmaktadir.

(3) Kara Yülük Osman beyin anası Trabzon İmparatorluk ailesine mensup Mari Komnen nammda bir kadmdir. Ken'disi de İmparator Alexis in kizlarmdan birini almıştır. .

(4) Bisüt Han, yüz yirrai yıl saltanat sürdü, moğol askerii babasimn evine hücura ettiği vakit annesi ona hamileydi, kaçarken Doğurdu ve onu yolun üsttine atarak savuştu. İhtiyar bir kadm onu kaldırdı, ihtimamla saklayıp büvüttü, yürü-nıege başladı, kadm onu dört ay inek sütiyle besledi, babası Uruz Koca tekrar ülkesine d5ndögü zaman oflunun hayatta oldufunu ögrendi, araştırdı, buldu ve ka-dmdan geri alarak adini Blsut (Bt-But) koydu.

Bu hikAye, Kitab-ı Dede Korkut'da da hemen ayni olarak bahsedilmektedir.

(5) Bu koyun heykelli mezar taşlarmdan bir kismmi, aradan beş yüz sene geçtigi hald, bAlA üzerinde taşıyan ve uaaktan bakılmca kuyruklu bir koyundan hiç de

Akkokunlular, fur*Aİi (7) ~ve oğlu Fahreddin Kutlu Beyler idaresin-de XIII. üncü asır sonkrma doğru Do|u Anadolu'da, Kuzeyde Bayburt Güneyde Urfa — Mardin olmak üzere Fırat ile Diclenin muhtelif kolları-nın suladıgı bölgelerde kışlak ve yaylak yaparak dolaşdıkları, bu sıralar-da ülkenin geçirdiği büyük Anarşi içinde bir çok kargaşalıklara, savaşla-ra katılarak öteye beriye akmlar yapmışlar ve en nihayet XIV üncü asır iptidalannda, Fahreddin Kutlunun dört oğlundan Kara Yülük Osman (8) Bey, UrfA'yı Döger boyundan, Kemah'ı Timur'un muhafızı Şemseddinden, Erzincan ve havalisini Mutahhartenin torunu Yar Aliden, Çemişgezeg'i Pir Hüseyinden, Harputlu Dülkadir oğullarmdan, Erzurumu Karakoyun luların valisi Pir Ahmed' Beyden, Mardin'i Karakoyunlulann muhafızı E-mir NAsırdan alarak Akkoyunlu hükümetini (1402 — 1435) de kurmağa muvaffak olmuştur.

Farkı olmayan beyaz mermer taşlı bir mezarlığın, ewelce Tunç ilinin Çarsancak kazasına baçlı iken bugün Pertek kazasına baçlı bulunan Vasgert nahiyesinin Vasgert köyünde raevcut olduğu tespit edihniştir. Hiç şüphe yoktur ki, bu mezarlık, uzun zaman bu bölgeyi ellerinde bulunduran Akkoyunlular'a aittir. Esasen bu köy, ilk ve orta cat dekoruna bağlı yüksek ve hakim bir tepe üzerinde kurulmuş va üzerinde harabeler halinde birçok bina izlerine de tesadüf edilmiştir.

Bundan başka Harput'un batısında ve Harput'a (25) km. mesafede (Sün) köyünde mermer oyma bir koyun heykeline tesadüf edilmiştir, köy halkı buna (Koç Baba) derler ve mukaddes tanırlar. Koç Baba, bir aralık ortadan kaybolmuş. ., Köylüler, bunu köyleri için bir felAketin geleceğine hamlederek korkmuş ve matem tutmuşlardır. Aradan hayh zaman sonra, bir sabah bakmışlar ki, Koç Baba yerli yerinde duruyor, bu defa da sevinmişler ve Koç Baba'nın köylerin* tekrar gelişini uğur sayarak kurban kesmişlerdir.

Halbuki iş öyk değildir, ihtimal bir açık gözlü bumı meraklısına satmak için kaldırmış ve sonra emeline muvaffak olamayınca tekrar getirmiş olacaktır.

Bu heykelin Akkoyunlular devrinden kalma bir koyun heykeli olduğuna hiç şttphe yoktur.

Bak, aşağıda Yavuz Selim bölümüne.

(6) Karakoyunlular ise, yine Türkmenlerden Baranh aşiretine mensup ol-dukları gibi bunlardan (4) ve Akkoyunlulardan (13) hükümdar gelmiştir.

(7) 1848 yılında komşu diğer beylerin de iştirakiyle Trabzon topraklanna ilk defa hücum eden bu.zattır. Trabzon İmparatoru III üncü Aleksios, yegAne kur-tuluş çaresini şöyle bir tedbir ile karşılamak istedi, kız kardeşi güzel Prenses Ma-riayı Tur Ali Beyin oğlu Kutlu Bey ile evlendirmek ve İki taraf arasmdaki bu akrabahk baglaın sayesinde tahtını korumaktı. Bu Maria'ya bilAhare Despina ha-tun denilmiştir. Bak. Belleten C. 18. Sayı. 70. s. 189.

(8) Abü Bekr-i TahrAnl'nin dediği gibi Kara Yülük Osman Bey, 300 kadar harbe iştirak etmiş, yalmz o asrm dfü, bütün tarihin en şeci ve en muharip adamlarmdan biri olmuştur.

Ancak bu hanedan arasında bizi yakmdan ilgilendiren V. inci hükümdar Uzun Hasandir. Uzun Hasan, öncece Akkoyunlu hükümdar.ı, kardeşi Cihangirin hizmetinde bulunuyordu, bununla harp eden amcasimn uzerine yürümege memur edilmiş, vukua gelen muharebede galip gelmiş ve oğlu ile birlikte öldürülmüştü. Sonra Amid (Diyarbekir) de hükümet Re-isi olaji kardeşi Cihangirin elinden saltanatı almak için tepdili kıyafetle şehre girrniş ve Cihangirin sarayma ansızın hücum etmiş ise de bunu da-ha önceden haber alan Cihangir, saraymı bırakarak firara mecbur kalmıştı. Bu siralarda Uzun Hasan, henüz hükümdar degildi, yalnız Amid'i zaptetmişti. Nihayet kardeşlerini kendisi ile barışa ve kendine tabi olma-ga mecbur ederek Nasrad'din ebü NAsır* unvaniyle (1453 — 857. H) yi-hnda Akkoyunlu hükümetini kurdu.

Uzun Hasan birçok fütuhatta bulunduktan sonra (1465 — 869. H) de Harput'u Dulkadir oğlu Asian Beyin elinden alarak, onu inaglup ve E1-bistan a kadar takip ederek sulha mecbur etmiş ve kalenin anahtarlan-m teslim almıştı.

' Uzun Hasan, Harput kalesine hakim olduktan sonra kalede birçok tamirat yaptırdıgmı ve Kitabe bıraktıgını, Fatih Ahmet türbesinin önlerlnde ve Kureyin üstündeki tepelerde yaptırdıgı muazzam bir köşkte, AnAsı Sara hatunla kansmm (9) oturduklarun Nureddin Ardıçoğlu hu-sus! bir rnakalesinde yazmaktadir.

Fatih Sultan Mehmed, (1451) de Trabzon uzerine yürümüştü. O za-man Uzun Hasan, Fatihe karşı çok mütevazı ve uysal davranmıştı. On sene sonra (1461) de ikinci seferinde Uzun Hasan, yakm akrabasi olan Trabzon İmparatoru David Komnen i, bu badireden kurtarmak için Fa-tihi meşgul etrnek üzere Erzurum — İstanbul yolu uzerinde ve Tokatm Doğusunda bulunan (Kaçunlu Hisar) i, mutasarrifi Huseyin beyden gas-ben almış bulunuyordu. Fatihin bu kaleyi geri almasi ve Trabzon uzerine kati hareketi Uzun Hasam telAşa düşürmüş, hattA sulh istemek üzere anasmı (10) Fatihin yolu üzerindeki Erzincan'a göndermiş, Fatihle Impa-

(9) Uzun Hasan'ın karısı , Trabzon İmparatoru David Komeh'in kardeşinin biziydi.

(10) Uzun Hasan'm anasmm adi, Sara hatundu, bunun hakkmda yarim aan ewel Harput büyükleri arasında şöyle bir tarihl hikAye söylenir dururdu.

Uzun Hasan'ın Harput'da bulunan anasi Sara Hatun Fatih'in yolunu Erzin-can'da kesti, ve Fatih'le oğlu arasında dostluklar tesisine çahştı ise de, Fatih, b\i hanımı bir hükümdar anasına lAyık hürnıetle kabul etti v yanma alarak ordusu ile birlikte Trabzon'a götürdü.

Bu hadise şöyle hikAye edilirdi:

Fatih, Erzincan ovasmda otafmi kurup askerine ve etrafmdaki iimerasma nihayet 24 saatlik bir dinlenme fırsatı verdiği sırada, çadan önüe yafız bir at ttzerator arasında vukubulacak mıtharebede tamanıen tarafsız kalacagmı temin ile (1463 — 867. H) de Fatihle aralannda bir muahede imza edilmişti,

Fatih Trabzon'a gitmiş, denizden ve karadan şehri sıkıştırmca İmparator, boyun egmefe meebur kalmış ve şehrin anahtarlannı teslim ile ailesi ve kendisi İstanbula nakledümişlerdi.

Uzun Hasan, bundan sonra en büyük düşmanı Kara Koyunlu hükümdarı meşhur Cihan Şahı (1467) de ve sonra Teymurlardan Ebu Said Hanı da (1469) da Aras muharebesinde maglüp ve esir ederek her ildsini de öldürtmüştü. Işte bu Galebelerden cüret ve cesaret alarak üç dört sene gibi az bir zaman içerisinde kuvvetleriyle daima harekette bulunarak ülkesini Horasandan Acemistanm yarısım içine almak suretiyle Karamana kadar genişletmişti. Sonra Osmanlılardan kaçan Karaman ve Candar ofullarmın teşvıkiyle (1472) de Osmanlı hududunu geçti ve Tokatı ya-kıp yıktıktan sonra Karaman ülerine kadar sokuldu.

Fatihe gönderdiği bir mektupda: Adap dışına çıkarak Adeta meydan okur gibi bir lisan kullanıyor, (KApadokyayı ve Trabzon İmparatorunun danıadı olduğund'an bir de Trabzonu istiyordu. Fatih, bu mektubu: (— Badema üçimiz ok, lAfırmz kılıçtır.) diye ilk baharda görüşecefini ima ile cevaplandırdı. Fatih, o günden itibaren hazırlıga başladı. Rumeli ve Anadolu askerleriyle mevcüda 100:000 den ibaret ordusuyla (Şevval 877 — Mart 1473) de Üsküdardan foAreket ederek Yenişehir'e gitti, orada ordusunu gözden geçirerek hartket emri verdi. Sivas — Erzincan'a vardı.

rinde^ve etrafında beş on muhafızı ile bir kadın iniyor, işte bu kadm, Uzun Ha-

sanın anası Sara hatundu. ,

Fatih, Sara Hatunun huzuruna girmesini ferman buyurunca, Sara Hatun, bir

kuman'dan veya bir em!r gibi serbestçe Fatih'in çadırına giriyor ve o zamanın ana-

nesine göre el ve etek öptükten sonra, ben Uzun Hasan'm anasıyım deyince, Fatih,

kendisinin rakibi olan bir hükümdar anasınm korkmıyarak bu şekilde fütursuzca

otafına kadar gelmesini, Hatunun kahramaniıfına ve cesaretine bir delil sayarak

ona yer gösteriyor... Sohbet başlayınca, Sara Hatunun aklı başmda, sözü sohbeti

yerİnde ve aynı zamanda dindar ve bilgili bir hanım oldufunu gören ^atih, iltifat-ı

şahanede bulunuyor. m

Sara Hatun, oğlunun af edilerek araların'da sulh yapılmasmı ve aynı zamanda Harput'da ismine izafetle bir cami yaptırmak emelinde olduğundan iradelerini Fa-tih'ten rica ediyor. Fatih, Sara Hatunun bu iki dilefini de kaıbul cderek yukarıda sözü geçen tarafsızlık muahedesi imza ediliyor ve Trabzon'dan dönüşünde de camiyi yaptırıyor ve ismine izafetle bu camiye Sara Hatun camii deniliyor,

Aradan beg yüz yıl geçtifi halde bugün1 Harput harabelerinin üzerinde mev-cudiyetini hala muhafaza eden bu cami, Sara Hatun ismiyle anılmaktadır.

O sırada Uzun Hasan da 70.000 kişilik bir kuvvetle Tebrizden ilerli-yerek Tercan'a kadar gelmiş ve garbi Fırat kıyılarını tutmuştu.

Fatihin öncü akmcılarının kumandanı olan Mihal oğlu All Bey, bu hali görünee korkusundan düşmanla temasdan çekinerek geriye döndü. Arkadan bir fırka hafif süvarj ile ilerlemiş olan Has Murat Paşa ise, şe-caatine güvenerek Vezir Mahmut Paşanın sözünü dinlemeyip Fıratı geç-ti. Uzun Hastmn oğlu Ugurlu Mthmet Bey iyi bir tabya kullandı, bu kuweti içeri çekerek'tarümar etti. Has Murad Paşanın birlikleri tamamen maflüp ve perişan oldu, kendisi de Fıratta boğuldu.

Fatihin en cesur bir birlifinin bu suretle mahvedilmesi Uzun Hasanı büyük ümitlere düşürdü. Aldıfı önemli miktardaki esirleri önüne kata-rak ordusuyla tedrici surette daha gerilerde emin müdafaa hattı kurmak üzere Bayburt'a do|ru çekilirken Fatjh arkasmdan yıldırım süratiyle, Erzincan — Erzurum — Bayburt Mçktninin arasında bulunan (Otluk Be-li) nam mahalde Uzun Hasana yetişti.

Muharebe (16 Rebiül - Evytl 878 — 11 Ağustos 1473 Çargamba günü başladı. Bizzat Uzun Hasanın idare tti|i merkez kuvvetlerine karşı Fatihin hücumu ve bu sırada Uzun Hasanın oğlu Zeynelin maktul düşmesi karşı tarafın maglübiyetine sebebiyet verdi. Uzun Hasan, az bir maiyetle kagabildi.

Fatih, bu muvaffakıyetten pek ziyade memnun kaldı, esir aldıgı 40 bin kişiyi serbest bıraktı ve üç gün ordugAhta kaldıktan sonra, Padişahın ve ordu erkAmnın arzuları hilAfuıa Vezir Mahmud Paşa (11) nın israriy-le Uzun Hasanm takibinden vazgtçildi. Bunun üzerine Fatih, Uzun Ha-sarim sayılı ümerasmdan beş kişiyi Amasyaya gönderdikten sonra kendi-si de arkalarmdan İstanbula döndü.

Bu muharebeden sonra, topraklarından büyük bir kısmım ve birçok önemli kalelerini ve kuvetlerini kaybeden Uzun HAsan, yeni kuvvetleriy-le Gürcistan'da bazı faaliyetlerde bulunmuş ise de artık belinj doğrula-mamış ve nihayet (1478 — 883. H) yılı başında Tebriz'de ölmüştür (12).

Uzun Hasanın yedi evlAdı, y©di de torunu vardı. Payitahtını Amid' den Tebrize nakil etmişti, Tebriz'de muhteşem bir saray teşkilAtı kuran,

<11) Bu yüzden Fatih, İstanbul's gelir gelmez Vezir Mahmut Paşayı öldürttü. İstanbul'da Mahmut Paşa semti ve pazarı bu- zatm ismine izafe edilmiştir. Yine bu semtte büyük bir camii vardır, türbesi de bu camiin yanmdadır.

(12) Gerçi halk arasında Uzun Hasan'm mezarmm Çemişgezek'te olduğu ve

tti-rbesinin üstünde büyük bir dergAh bulunduğu söylenmekte ise de, bu doğru de-

^ildir, . , . .

Bu türbe, hükümetini Erzincan'dan Çemişgezek'e nakleden AlA al-Din Davud Şahm oflu Qenaişgezek Eıtıfri ŞeyhFHasaa'a

Ilimleri, şairleri etrafma toplayan ve gayr-i medeni bir halde olan ulusu-medeniyete intibak ettirmeje çalışan, birçok din! ve ilmi ve hayre .''matuf müesseseler kurmak, devletini tanzinı ve teşkilAtlandırmak için kanunlar ve nizarnlar yapan, ve başka dillerden Türkçeye eserler tercüme ettiren ve hattA Kur'am Kerimi bile Türk diline çevirterek bunu huzurunda okutan Uzun Hasan, muhakkak ki, XV nci asrm en büyük ve en şayan-ı dikkat bir Türk hükümdarıydı; fakat saltanat veraset işini . btitün Türk devletlerinde olduğu gibi - bir kanun veya bir oife bağlıyama-di|mdan ve yaptıgı teşkilAtm merkezi olmaması yüzünden ulusuna ba|-h boy ve oymak beylerinin münferiden har.eketleri ve birbirleriyle mücadeleleri yüzünden pek az bir zaraan içersinde yıkılıp gitmiştir.

Uzun Hasanın arazi teşkilAtı ve timarh Sipahiler hakkmdaki kanunlari (Hasan Padisah Kanunlan) narniyle meşhur olup bu kanunlardan (Harput Livasi kanunnamesi (13) nin hükmü Doğuda Yavuz Sultan Se-lim devrinde bile tatbik ediliyordu.

(13) 1 — Tafsil-i kanunname-i Liva-yi Her hurt:

Bermuceb-i kanun-ı osmani mahsulAt-ı kura ma'a şehir re bac ve tamga' ve sair cihat hAki der şehr-i mezküre'est bermuceb-i kanun Hasan Padisah nehade şüde bimarifet-i mir-i miran ve bikadı-i Amid biihtiyar RiayAy-ı vilayet-i mezbüre.

2 — önce kura da vaki olan riayAki Müslümanlardır anunkim çift ola her çift başma resm-i çift deyu ellişer osmani akçaların alalar ve anlarun kim çift dlmaya veya bir hanede tekrar müzewiç ola anlardan .dahi on ikişer akça resm-i bennaki alalar ve bunlardan ziraat eden kimesne olsa ziraatine göre hesap edüp her iki dönümüne birer akça alalar ve anlar kim mücerred olalar atalanna hizmet cder olmayup ki alAhazihi kendu öz kArlarmda olalar anlarm gibiden altışar akça resm-i cebabennAk alalar.

Ve kef ere tayifesinden bu zikr olan rusumyat ahnmayup haman her haraçgüzar Refer başına yirmi beşer akça tspençe alalar.

Bu zikrolunan hususlarm ahnmasinin mevsimi ewel bahar evAil-i marttadır. Andan mukaddem almayalar.

3 — Ve ziraatlarmdan egrer Müslüman ve ger kefereden hums iizre alalar amma Müslümanlarun penbelerinden ve bostanindan ve bag ve meyvelerinden yedi-de bir alalar ve geru keferesinden hums iizre alalar.

4 — Ve resm-i Arüsiye her arüsiyeden altnuş akça alalar ol kim kiz oglan ol nikAhı ne yerde vAki olursa olsun atasi ne yerde mukayyet ise anda alalar amma dul avret her ne yerde nikAh olsa anda alalar.

5 — Ve resm-i asel hasil olan baldan öşür üzre alalar.

6 — Ve resm-i AsiyAb her birine ayda beş akça hesap edüp alalav ki yıllıgı altmış akça olur.

7 — Ve adet-i afnam her iki koyuna bir akça alalar ve resm-i Yaylak her yaylakci olan kimesnelerden ki Çihar-pA-sı ola anlann her hanesinden bir nükü yag alalar ki iki yüz dirhem ola.

8 _ Ve ceraim-i hayvanat içün dahi ya at veya sıfır ekine girüp ziyanhk eylese her sıfır veya at başma beşer akça cürmün alalar ve beşer akça dahi uralar

 

 

Akkoyunlu Devleti

Akkoyunlu Devleti'ni kuran hanedan Oğuzların Bayındır koluna mensuptur. Tıpkı Karakoyunlular gibi İlhanlı egemenliğinin sarsılmasıyla, güçlenen Akkoyunlular, Bayındır, Döğer, Bayat, Çepni gibi Oğuz boyuna mensup kitleleri ve İnallu, Hacılu, Bayramlu ve Musullu gibi konar göçer cemaatleri etrafında toplayarak fetihlerde bulunmuşlardır. Henüz 14.ncü yüzyıl ortalarında Tur Ali Bey, Trabzon Rum devleti üzerinde baskı kurmuştu. Kara Yülüg Osman Bey'in kadı Burhaneddin Ahmet'i ortadan kaldırması ve Sivas'ı ele geçirmesiyle (1398) Akkoyunlular tamamen müstakil hale geldiler. 15.nci yüzyıl başlarında devlet, Timur'un da yanında yer alarak gücünü artırdı ve Diyarbakır merkez olmak üzere, bütün güney ve doğu Anadolu, Akkoyunlu egemenliğine girdi. Uzun Hasan dönemi (1453-1478) Akkoyunluların en parlak dönemi olmuştur. Karakoyunluları ve Hasankeyf'teki Eyyubi egemenliğini yıkan Uzun Hasan, Azerbaycan'ın ele geçmesi üzerine başkenti Tebriz'e nakletmiş ve sınırlarını doğuda Hazar'a kadar genişletmiştir. Fakat Osmanlılara karşı Otlukbeli'nde uğradığı ağır yenilgi (1473), Uzun Hasan'ın bütün Türk dünyasının lideri olma hayalini sona erdirdiği gibi, devletinin de zayıflamasına yol açmış; ölümünden sonra çıkan taht kavgaları sonucunda devlet ikiye bölünmüştür. Neticede bundan faydalanan Şah İsmail, Tebriz'i ele geçirerek Akkoyunlu Devleti'ne son verip, Safavi Devleti'ni kurmuştur (1502).

UZUN HASAN


Uzun Hasan 1423 yılında Diyarbakır'da doğdu. Akkoyunlu hükümdarı Ali Bey'in oğlu Cihangir, babasının ölümü üzerine tahta geçmişti. Uzun Hasan, kardeşi Cihangir'in emri ile yaptığı askeri mücadelelerden sonra, giderek güçlendi ve kardeşi Cihangir'i başkentten uzaklaştırarak Akkoyunlu hükümdarı oldu. Trabzon Rum İmparatoru'nun kızı Katerina Despina ile evlendi. Trabzon'u Osmanlı saldırısına karşı koruyacağına söz verdi. Uzun Hasan, ayrıca İstanbul'a elçi göndererek, Trabzon Rum İmparatorluğunun her yıl verdiği verginin affedilmesini ve karısı na çeyiz olarak verilmiş olan, Kayseri yöresinin teslimini istedi. Fatih Sultan Mehmed bu istekleri reddetti. 1461 ilkbaharında Trabzon seferine çıktı. Osmanlı akıncıları karşısında başarısız olan, Uzun Hasan'ın kuvvetlerinden yardım alamayacağını anlayan, Trabzon Rum İmparatoru David Komnenos 26 Ekim 1461'de Trabzon'u, Fatih Sultan Mehmed'e teslim etti. Uzun Hasan bu gelişmelerden sonra ülkesini Gürcistan, Suriye ve Azerbaycan yönünde genişletmek için harekete geçti. Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah'ı yenilgiye uğrattı. Giderek güçlenen Akkoyunlu ülkesi, Horasan dışında bütün İran'ı, Ermeniye'yi ve Mezapotamya'nın önemli bir kısmını kapsıyordu. Uzun Hasan bundan sonra Osmanlılarla mücadeleye girişti. Karamanoğlu Pir Ahmed ve Kasım Beylere yardım ederek onları Osmanlılar aleyhine kışkırttı. Akkoyunlu kuvvetleri 1472'de Tokat'a baskın yaptılar. Ayrıca Akkoyunlu kumandanı Yusuf Mirza, Kayseri, Karaman, Hamideli yörelerini ele geçirdi. Bunun üzerine Fatih, doğuda kendisi için tehlikeli duruma gelen Uzun Hasan'ı ortadan kaldırmaya karar verdi. Osmanlı ve Akkoyunlu kuvvetleri 11 Ağustos 1473'de Otlukbeli'nde karşılaştılar. Osmanlı topçusu tarafından kuvvetleri bozguna uğratılan Uzun Hasan İran'a çekildi. Akkoyunlular Devleti'nin merkezini Tebriz'e naklettiler. Uzun Hasan Gürcistan seferinden dönerken hastalandı ve kısa bir süre sonra 1478 yılında Tebriz'de öldü.

 

Timur (1336 - 1405)


Timur 1336'da Keş'de doğdu. Türkler kendisine, Aksak Timur derlerdi. Barlas aşiretinin başbuğlarından Emir Turagay ile Tekina Hatunun oğluydu. 1370 yılında hükümdar olan Timur askeri ve idari düzenlemeler yaptı. 1373'de Harizm seferine çıkan Timur, Kat şehrini ele geçirdi. Daha sonra Celyirlilerin başkenti Hocend üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Bu bölgede seferlere ve zaferlerine devam eden Timur giderek güçlendi. 1379'da Harizm'i tamamıyla, 1381'de de Sebzvar'ı, topraklarına kattı. 1384'de Irakı Acem'e giren Timur, aynı yıl Esterabat'ı ele geçirdi. 1386'da Tebriz, Kars ve Tiflis'i aldı. Azerbaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlular'a karşı savaştı ve 1387'de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı ele geçirdi. İran'a yönelen Timur, Maraga, Rey ve Isfahan üzerine yürüdü. 1389 yılında Altınordu devleti üzerine sefere çıkan Timur, iki kez zafer kazandı. 1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirdi. Timur, bütün Şiraz ve Kirman'ı ele geçirdikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul'a hakim oldu. Urfa'yı ele geçiren Timur bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağladı. 1395 yılında Derbendi ele geçirerek kuzeye yönelen Timur, Ukrayna ve Kiev üzerine yürüdü. Özi ırmağı kıyısında bulunan Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini ele geçirdi ve Moskova'ya dayandı. 1398'de Hindistan'a girdi. Delhi'yi ele geçirdi. 1400'de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferine çıkma kararı aldı. Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl'e geldi. Ahmed Celayir ve Kara Yusuf, Timur'dan kurtulmak için Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'e sığındılar. Bayezid, Timur'a bağlı olan Erzincan'ı ele geçirdi. Timur ise 1400 yılında Erzincan'a tekrar hakim oldu ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini ele geçirdi. Suriye üzerine yürüyen Timur halep'i aldı ve Şam'ı kuşattı ve aldı. 1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara'ya doğru hareket etti. Ankara'da Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı Kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratan Timur, Yıldırım Bayezid'i esir aldı. Bir yıl Anadolu'da kalan Timur bütün Anadolu illerini ele geçirdi. 1403'de Gürcistan, 1405'de Çin seferine çıktı. Pir Muhammed'i yerine veliaht bırakan Timur, Otrar'da öldü.

 


 

Timur'UN HAYATI

Timur Cengiz'den 110 yıl sonra 1336'da dünyaya gelmiştir. Babasının adı Tarağay (Turgay) idi. Türkistan'da Keş ve Nahşep valisi idi. Annesi Cengiz Han sülalesinden Tekin Hatun idi. Ailesine Köregen (Gürgan-Gürkan) denirdi ki, güzel demektir. En eski Türkçe'deki hali ise kurıkan'dır.

Rivayete göre, atalarından Şahkulı Bahadur, bir rüya görür. Rüyasında kendinden 8 tane yıldız çıkar. Bunlardan sekizincisi pek parlak olup dünyanın dört bir yanına ışık saçar. tabirciler Şahkulu'ndan 7 göbek sonra bir oğlan dünyaya geleceğini, ve büyük bir devlet kuracağını söylerler. İşte bu oğlan Timur'dur. Timur demir demektir. Osmanlıca'da demir Timur diye yazılırdı.

O dönemde Türkistan ve Soğd diyarında Kazgan Han hüküm sürüyordu. İyi ata binen, iyi kılıç kullanan ve attığı oku yüzük deliğinden geçiren Timur, Kazgan Han'ın ordusunda görev almış ve meziyetleri ile hemen göze girmişti. Kazgan Han onu Celayirler'den Olcay Türkan adlı prensesle evlendirmişti.

Ancak Kazgan Han müstebid bir kişiydi. Halkı tarafından öldürüldü. Yerine geçen üç han da peşpeşe aynı akıbete uğradı. Ülkeyi kargaşa sardı. İşte bu dönemde Timur'un mensup olduğu Gürkan Türk boyu ile Celayir Türk boyu onun etrafında kenetlendiler.

Nihayet karışıklık duruldu. ve Çağatay tahtına Tukluk Timur oturdu. Bu han da Timur'a kumandanlık verdi. Böylece Timur hem bulunduğu Maveraünnehir'de siyasetle ilgilenmeye başladı, hem de sofi şeyhi Pir Kutb-ül Aktab Zeyneddin Ebubekir'e intisap ederek manevi yönünü geliştirmeye çalıştı. Bu zatı sonradan sadr yapmıştır. (6)

Timur, Zeyneddin Ebubekir'in yanısıra Mir Seyyid Şerif ve Hoca Bahaeddin'den de eğitim görmüştür ki, bu ikincisi Nakşibendi tarikatının kurucusu idi.

Manevi yönü kuvvetli olmasına rağmen Timur, siyasette her şeyi mubah sayardı. Onun için Hakan'ı hediyelerle elde etmeye çalışır, Hakan bir şey sorarsa, ona yanlış şeyler söyler, etrafındaki iyi adamları bir vesile ile uzaklaştırıp yerlerine kendi akrabaları olan Barlas ve Celayir boyu mensuplarının yerleştirirdi.

Nihayat kendini Hakanın oğlu İlyas Hoca'ya vezir ve kumandan tayin ettirdi. Ancak bir süre sonra Han, Timur'dan kuşkulanınca, valilikten istifa edip sadece kumandanlıkta kaldı.

O sırada İlyas'ın askerleri yağmacılığa başlamışlardı. Halk ile menla diye bilinen hocalar (7) ve derviş takımı ayaklandı. Askerler 70 menlayı zincire vurdular. Timur'un beklediği fırsat çıkmıştı Askerleri ezip menlaları kurtardı. O tarihten sonra, Timur'un hayatının akışı değişti. Halk onu din kurtarıcısı gibi görmeye başladı. O ise kendine, Men Timur, Tangrı kulu diyordu.

Bu olay üzerine Hakan kendisini idama mahkum etti. Timur da din ehli ile bir anlaşma yaptı. Arkasından 60 adamıyla birlikte dağa çıktı. Peşinden gönderilen 1000 kişilik bir orduyu mağlup etti. Üç yıl dağda efe hayatı yaşadı. Bir defasında bir eşkiyanın eline karısı yla birlikte esir düştü, ama bir yolunu bulup kurtuldu.

Çevresine toplanan insanların sayısı gittikçe arttı. Seyyidler de onu desteklemeye başladılar.(8) Bir süre sonra Timur güçlendi. Horasan'ı, Afganistan'ı ve Kandehar'ı aldı. Bu arada yaptığı bir savaşta ayağından okla yaralandı ve hayatı boyunca topal kaldı. Bundan dolayı da Timurlenk diye anıldı.

Timur güçlenince, Çağatay sülalesi'ni (9) ülkesinden atmıştı. Bir süre sonra da Kazgan'ın oğlu Hüseyin'i bertaraf etti. Türk diyarında rakipsiz kaldı. 1369'da ak keçe üzerinde Türk töresine göre Han ilan edildi. Semerkant'ı kendine payitaht yaptı.

Timur, Şamanist Cengiz Han'ın kanunnamesi olan Yasakı kaldırıp yerine Şeriatı getirdi. Yarlıkı kaldırıp yerine Tüzükü koydu. Halkı 12 sınıfa ayırdı. Bütün tarhanlıkları vakıf yaptı.(10) Türk örfüne göre işleyen mahkemeleri, şeriat esasına çevirdi. Ahali bu değişikliklere ayak uydurmakta çok zorluk çekti.

Ancak kolayca görülüyor ki, Asya'nın Müslümanlığa adapte olmasında Timur'un payı büyüktür. O tarihlere kadar Türkler İSLAMİ ESASLARI kendi kültürleriyle yoğurmuşlar ve İslam'ın en güzel şekli diyebileceğimiz Türk İSLAM ANLAYIŞI'na ulaşmışlardı. Ancak islami kuralların kanunlar halinde uygulanmasına pek geçilmemişti. Timur bunu sağladı.

Timur 6 yılda 5 defa Türkistan'a sefer düzenledi. Sonra İran'daki Sıyistan'ı, Mazenderan'ı aldı. itaatsizlik eden Moğolları tepeledi. Bu olay da Timur'un Cengiz soyundan olmasına rağmen, Moğol sayılarak dışlanamıyacağının bir başka delilidir. Kaldı ki, Moğolların da bizden sayılması gerektiğini, daha önce belirtmiştik.

1387'de İsfahan'da bir demirci ayaklanıp 3,000 askerini öldürünce, İsfahan'ı yaktı.(11) Öldürdüğü 70.000 kişinin kellesinden kuleler yaptı. Sonradan bu olay bazı Kürt militanların kendilerine bir Demirci Kawa efsanesi uydurup, devrim edebiyatı yapmalarına yol açmıştır.

Azerbeycan'ı Doğu Anadolu'yu zaptetti. Bilindiği gibi, Timur'un atası Cengiz'in soyu Asya'yı hemen tümüyle kontrolleri altına almışlardı. Türkler zaten Çin'in kuzeyinde asırlardır hüküm sürüyorlardı. Kubilay ile Güney Çin'e de hakim olmuşlardı. Ancak 1370'de çıkan bir ihtilal, Türklerin Çin'den büsbütün çekilmelerine yol açmıştır.

Batıda ise Cengiz'in oğlu Cuci soyu hüküm sürüyordu. Kırım'da Toktamış Han, Kıpçak diyarında Şeyban Han ve Volga taraflarında da Orus Han vardı. Bu kardeş çocukları birbirleriyle uğraşmadan duramıyorlardı.(12) İşte o sıralarda Orus Han, Toktamış Han'ı mağlup etmiş, Toktamış ta Timur'a sığınmıştı. Timur da kendisine Otrar bölgesinde arazi verdi.

Orus Handan sonra başa geçen Mamay, Moskova Prensi Dimitri İvanoviç'e 1378'de yenildi. Bu suretle o tarihlerde 1-2 milyonu geçmeyen Ruslar güçlendiler, yayıldılar. Bir kısım Türkleri Ruslaştırarak çoğaldılar. Bu mağlubiyetimizin abideleri, tabloları Rus sanatında önemli bir yer tutar.

Her nekadar bir süre sonra Toktamış Han, gelip Rusları mağlup ettiyse de, Timur'la arası bozulduğu için, Ruslar yok olmaktan kurtuldular (1382).

Timur 1389'da tekrar Kıpçak diyarına ve Toktamış'a saldırdı. Onu Moskova'ya kadar kovaladı. Sonra Rusya'yı da ele geçirerek Macaristan'a kadar yayıldı. (1391) Bu savaşların hepsinde yanında, kendisinin tahta oturacağını çok önceden haber veren İmam Berke vardı.

Timur yerine Cengiz Han olsaydı, ele geçirdiği yerleri ülkesine katardı. Timur ise, zaferden sonra Semerkant'a döndü. Kısacası Timur, Cengiz'in en önemli gücü olan idareci ve memur kadrosuna sahip değildi. Bu yüzden de çok yer fethetmesine rağmen semeresini toplayamamıştır. Zaptettiği topraklardan ayrıldıktan sonra oradaki egemenliği sona ermiştir. Bu, Anadolu'da da böyle olmuştur.

Kuzey Asya, yani Sabir Türkleri (13) ve diğer Türk boyları Müslüman da olsalar, Şamanist te; şeriatçı Timur'dan pek hoşlanmıyorlardı. Onun için Timur çekilince Toktamış'ı desteklemişlerdir. O diyarlarda hala çalınıp söylenen Toktamış Türküleri vardır.

Azerbeycan'a gelince, orada hüküm sürmekte olan İlhanlı (Cengiz) soyundan Han, Timur'un torunu Pir Muhammed'e kızını vererek onunla akraba oldu.

Timur, Siyistan, Belücistan, Afganistan, Doğu Anadolu'dan sonra İran'ı ve Irak'ı zaptetti. Bağdat'ı aldı, Kerbela'ya dayandı.(1392) Sonra Gürcistan'ı ele geçirdi. Şiraz Valisi Şah Mansur isyan edince, 17 yaşındaki oğlu Şahruh'un katıldığı bir savaşta onu mağlup etti. Şahruh, Mansur'un başını kesti, getirip babasının önüne attı. Timur da, Şahruh'u Horasan, Sicistan, Mazenderan'a padişah yaptı. İran'ı oğlu Ömer'e, Azerbeycan'ı da oğlu Mirza'ya verdi.

1398'de Hindistan seferine çıktı. Amacı oradaki despot prenslikleri ortadan kaldırarak kafirleri Müslüman yapmaktı. Ama Timur nedense hep Türk ve Müslüman olanlarla savaşmış, bu yüzden de belki kafirlerin güçlenmesine bile sebep olmuştur. Hindistan'da öyle oldu.

Saldırısının odak noktasını Delhi Sultanı Mahmud-u Guri teşkil ediyordu. Timur Sind ırmağından Ganj'a kadar olan kısmı zaptetti. Delhi'yi muhasara etti. Mahmud fillerini öne sürdü. Timur'un atları korkup geri çekildi. Ama ertesi gün Timur arabalar üzerinde saman yakarak filleri bununla karşıladı. Bu sefer de filler ürktüler. Delhi düştü. Timur müthiş bir katliam yaptı. Anlaşılmaz görünse de, sonra ilim ve sanat adamlarını aldı, Semerkant'a götürdü. Gittiği her yerde böyle yapmıştır.

Timur'UN KİŞİLİĞİ

Timur sadece cengaver yönüyle bilinir. Ancak arkasında pek çok eser bıraktığı gibi, ilk botanik ve hayvanat bahçeleri sayılacak bahçeler de düzenletmiştir. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar yanısıra Amu Derya ve Siri Derya arasında pek çok kanal açtırmış ve bölgenin refaha kavuşmasını sağlamıştır. İpekçiliğe, kağıt imaline önem vermiş, kenevir ve keten ekimini de o başlatmıştır. Adam seçmesini bilir, böylece işlerin düzenli gitmesini sağlardı. Halk ile daimi temasta idi. Adalet hissi pek güçlüydü.

Çocuklarını da çok iyi eğitmiş, onların sefahattan uzak kalmasını sağlamıştır. Şahruh'un oğlu Uluğ Bey ise büyük bir matematikçi ve astronom olmuştur. Diğer torunu Babür Şah ile onun oğlu hümayun, onun oğlu Ekber Han da alim ve feilezof kişilerdi.

Kurduğu ilim merkezleri medreseler, Semerkant'a toplanan alimler Türk dünyasına olduğu kadar Osmanlı Devleti'ne de 200 yıl hizmet vermiştir. Eğer Semerkant olmasaydı, Osmanlı Devleti çok daha önce gerilemeye başlardı.

Timur ayrıca Türkçe yazan hükümdarlardan olduğu gibi, onun zamanında Türkçe eser verme alışkanlığı da artmıştı. Daha önce Ahmed Yesevi ve Yusuf Has Hacip vardı ama bu konuda Timur'un katkısı Karamanoğlu Mehmet Bey'den fazladır.

Timur Meşhed'e girdiğinde ilk önce Ebu Müslim Horasani'nin mezarını ziyaret etmiş, Firdevsi'nin mezarına ayağıyla vurup, Kalk ta Türk'ü gör! demiştir.(16)

back

anasayfa