ÖZELLİKLE OKUYUN
DEDİKLERİMİZ
|
|
1-İNCE MEMET( YAŞAR KEMAL) 2-YILANLARIN ÖCÜSÜ(FAKİR BAYKURT) 3-HİKAYELER(ÖMER SEYFETTİN) 4-HİKAYELER(S.FAİK ABASIYANIK) 5-YABAN(Y.K.KARAOSMANOĞLU= 6-ÇALIKUŞU(R.NURİ GÜNTEKİN) 7-YILKI ATI(ABBAS SAYAR) 8-ONUNCUKÖY(FAKİR BAYKURT) 9ARKADAŞ ISLIKLARI(ORHAN KEMAL) 10-GOL KRALI(AZİZ NESİN) |







|
|
|
OKUMA YAZMANIN KISA TARİHİ Okuma, insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli niteliklerden biridir. İnsanlığın ne zaman yeryüzünde göründüğü ile ilgili kesin bir tarih verilememekle birlikte, yüz binlerce, hatta milyonlarca yıldan söz eden bilim adamları bulunmaktadır. Okuma, yazı ile ilgili bir faaliyet olması dolayısıyla yaklaşık beş bin yıllık bir tarihe sahiptir. Doğadaki varlıkların resimlendirilmesi ve bu resimlerin stilize edilmesiyle başlayan ve bugünkü alfabelere değin uzanan süreçte, okuma, insanlığın maddî ve manevî çehresini değiştiren en önemli iletişim araçlarından biri olmuştur. Yazının icadından önce insanoğlu, yaşamı ile ilgili olguları mağara duvarları üzerine görsel sembollerle işlemiştir. Bu resimlerin ve ardından piktogramların, bir çeşit yazı dili olarak, o dönem kültürünün sonraki çağlara aktarılmasında önemli işlevleri olmuştur. Tarih, yazıyla yani okumanın keşfi ile başlar. Yazı önce kil tabletlere, hayvan derilerine, taş, ağaç kabuğu vb. çeşitli nesnelere yazılmış, daha sonraları rulo ve katlanmış kâğıtlar kullanılmaya başlanmıştır. Elle yazılan kitaplar, yerini Avrupa'da 15 nci yüzyıldan itibaren, bizde ise 1727'den sonra yerini aşamalı olarak matbaaya bırakmıştır. Yazı ve okumanın öncesi ilkel çağlardır. Yazma ve okuma düzeyindeki yetersizlikler, ilkel çağların koşulları ile özdeşleşmek anlamı taşıyabilir. Kitabın ve okumanın yaygınlaşması, bilginin üretimini ve paylaşımını artırarak Rönesans ve Reformla başlayan aydınlanma sürecinin başlangıcını oluşturdu. Taş basmadan, bilgisayar teknolojisinin bir kazanımı olan 'masa üstü yayıncılık'a uzanan süreçte, basım teknolojisindeki sürekli gelişme ve devrimler, okumanın ana malzemesi kitabın yeri ve biçiminde tam olarak bir oynama yapamadı; CD ve DVD'ler bir başka türde okuma ve görme malzemesi oluşturmakla birlikte, henüz kitabın yerini tam olarak alamadı. Bununla birlikte, bilgisayarlar aracılığıyla internetten dosya indirerek bunları ekran aracılığıyla elektronik sayfaya dönüştüren sanal kitap dönemi de başlamış oldu. Okumanın toplumsal dönüşümlerdeki rolünü geliştirici bir içerik taşımasının yanında, ileri teknolojinin ortaya çıkardığı okuma biçimlerinin de belirleyici olduğu görülmüştür. Nitekim, doksanlı yıllardan itibaren kişisel bilgisayarların, ardından ‘İnternet Servis Sağlayıcıları’ ve ‘İnternet Kullanıcıları’nın ortaya çıkması ve yaygınlık kazanmasıyla birlikte iletişim alanında bir devrim meydana geldi. Bu devrim ‘reel okuma’ ile ‘sanal okuma’ arasında bir karşıtlık, birbirine karşı üstünlük kurma ya da tamamlayıcı bir dağılım içinde işlev görme olgusunu ön plana çıkardı. Kullanıcının bilgiye zaman ve mekân engellerini ortadan kaldırarak ulaşabilmesini sağlayacak elektronik bilgi sistemleri de okuma alışkanlığını geliştirmede araç olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu tür kamuya açık bilgi sistemleri, son derece işlevsel nitelikler taşımaktadır. Ayrıca çoklusunu (multimedia) ortamları metin, grafik, ses, hareketli ve hareketsiz görüntü, canlandırma (animation), video vb. aynı anda kullanıcıya sunabilmekte ve doğal olarak bütün bu gelişmeler okuma alışkanlığına yeni boyutlar katmaktadır. Bu ileri teknoloji devriminin bilgiyi alma, edinme sürecinde ortaya çıkardığı kaosun yanında, eğitimin özgür düşünmeyi geliştirmeye dönük bir yaratıcı okuma ile çağa uygun bir nitelik kazanması gerçeği de gündeme geldi. Yaratıcı okuma, okunacak metni çözümleyerek verilen mesajlarla yaşam arasında bağlantı kurabilmedir. Öte yandan, son dönemlerde yaşam boyu öğrenme etkinliği anlayışının bir aracı olan ‘enformasyon okuryazarlığı’ kavramı ortaya çıktı. Enformasyon okuryazarlığı, bireylerin sorun çözme ve karar verme aşamalarında enformasyonun bir gereksinim olduğu bilincine varmaları, gereksindikleri enformasyona erişim ve onu kullanma becerilerine sahip olmaları ve söz konusu becerileri yaşamlarına kanalize etmeleri anlamı taşımaktadır. 3. 3. NİÇİN OKUYORUZ? Toplumsal bir varlık olan insan, diğer insanlarla birlikte yaşamanın gereği olarak düşüncelerini, duygularını başkalarına iletmek ve aktarmak yani onlarla iletişim kurmak zorundadır. İletişimin en ileri aşaması insan dilidir. Dil, iletişimde üç modda görünebilir: konuşma, yazma ve işaretleşme. İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan ve seslerden örülü toplumsal bir kurum olan dil, temelde sözlü iletişim aracı olmakla birlikte, yazı aracılığıyla da işlev kazanabilir. İletişimin gerçekleşebilmesi için kaynak, sembol ve alıcı arasında ilişki ve bağlantının kurulması gerekir. Okunacak malzeme, kaynak ve simge ‘basılı malzeme’de bir arada bulunur. Bilgi, güçtür; paylaşımla anlam ve ivme kazanır. Okuyan, okumayana; çok okuyan, az okuyana karşı daima üstündür. Çağdaş dünyada bilginin ve yüksek teknolojinin sırlarını taşıyan ‘know-how’ terimi, gelişmiş ülkelerdeki bilimselliğin ve okuma ile gerçekleşen bilgi üretiminin bir ifadesi niteliği de taşımaktadır. Gerçeğin nesnel bilgisi olan bilim, en genel anlamıyla yaşam gerçekliğinin araştırılması ve açıklanması olarak da tanımlanabilir. Okuma yazma; bilgiyi, bilimi, demokratik bakış açısını, özgür ve yaratıcı düşünceyi geliştirici; toplumu çağdaş evrensel değerler çerçevesinde biçimlendirici ve her türlü üretimi sağlayıcı beşerî bir olgudur. Ulusal ve evrensel kültürü oluşturan tüm kazanım ve değerler, çok büyük oranda ancak okumakla kalıcı, anlamlı hâle gelir ve tüm bu değerlere ulaşabilmenin biricik yolu okumaktır. Çağdaş değerlere ve ölçülere sahip olmada belirleyici faktör ‘insan kalitesi’dir. İnsan kalitesi her türlü toplumsal yapıda, sorunların kısa sürede çözülebilmesinde birincil etken niteliği taşımaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yenen ve yenilen ülkelerin hatta eski komünist sistemden kurtulan, ancak kısa sürede, gelişme yolunda büyük mesafeler kateden toplumlar, bu başarılarını insan kalitesine borçludur. Bu nedenle, bireyin entelektüel düzeyinin yükseltilmesi öncelikli koşuldur. İnsanın okuma yoluyla elde edebileceği kazanımı aşabilen başka hiçbir kazanım bulunmamaktadır. Altyapısı ve gelir durumu mükemmel bir ‘şeyhlik’i aynı maddî ölçülerdeki çağdaş toplumdan ayıran en önemli fark, genel ‘insan profili’dir. Toplumsal kaliteyi yakalayabilmenin, bilgiye yani okumaya bağlı olması, sorunun çözümündeki anahtarı da göstermektedir. Söz, görüntü, yazı vb. yollarla bilgi sahibi olmak mümkündür; ancak şimdilik için okumadan daha üst düzeyde ve hızlı bilgi alma yolunun bulunmadığı bilinmektedir. Dinleme ve görme yoluyla iletişim kurmanın, anlama ve algılamanın okumaya üstün olduğu savı kesinlik kazanmış bir olgu değildir. Çünkü, görsel-işitsel araçlarla saatte ancak dokuz bin sözcüklük bir ritm ile bilgiye ulaşılabilmektedir. Bir konferans ya da radyo izleyicisi dakikada 125-175 sözcüklük bir hızla yapılan konuşmayı dinlemektedir. ‘En az çaba kuralı (İnsanın en az enerji sağlayarak sözcükleri telâffuz etmeye çalışmasının dil bilim terminolojisindeki karşılığıdır.) gereği TV, sinema, video vb. görsel ve işitsel araçları izleyerek eğlenme ve bilgilen(dir)me çabası içinde olmak, okumaya oranla daha kolay ve ‘hoşa gider’ bir yaklaşım tarzı gibi görünmektedir; ancak, kültürün, bilim ve her türlü bilginin geleceğe aktarılmasında basılı malzeme ilk sırayı alır. İnsan, bildiklerinin büyük bir bölümünü okuma yoluyla edinmektedir. Okuma, bilgi edinmede şimdiye değin aşılamamış bir araç olma niteliğini korumaktadır. Sanayi ötesi toplumda, muazzam bilgi üretiminin yanı sıra, bu bilginin büyük bir hızla eskidiği, bu nedenle de sürekli güncelleştirilmesi gerektiği bilinmektedir. Son dönemlerde ‘bilgili insan’ modeli yerine ‘bilgisini sürekli güncelleştirebilen insan’ modeli ön plana çıkmaktadır. İyi okuyucu kavramı ile anlaşılması gereken, salt bilgi edinen değil, bilginin artış hızı çerçevesinde ‘enformatik okuyucu’ profiline yönelen okuyucu olmalıdır[1]. Bilimsel gelişmeler yalnızca kendi alanlarında değil, tüm bilim dünyasında ve güncel yaşamda bilgi yığılmalarına yol açıyor. Çağımızda yalnız güncel konulardaki yayınlar bir yılda yüz milyon sayfanın üstüne çıkmaktadır. Dünyada bir yılda yayımlanan tüm yazıları okuma imkânı bulunmamakla birlikte, her gün sekiz saatini okumaya veren birinin, bir yılda yayımlanan yapıtı okuyup bitirebilmesi için az bin beş yüz yıla ihtiyacı vardır. On yaşında okumaya başlayan ve altmış yaşına değin hiç aksatmadan haftada bir kitap okuyan biri, elli yıllık süre içinde ancak 2600 kitap okuyabilmektedir. Küçük bir ilkokulun kitaplığındaki toplam kitap sayısı bile bundan daha fazladır. Doğal olarak eklektik (seçmeci) bir okuma alışkanlığına sahip olunması da gerekmektedir. Okuma kişiden kişiye değişebilen amaçlar doğrultusunda gerçekleşen zihinsel bir etkinliktir. Bu amaçlar arasında ders çalışmak, verilen görevi ya da ödevi yapabilmek için kaynaklardan yararlanmak; akademik, meslekî nedenler ve zorunluluklar dolayısıyla okumak gibi, genellikle dış etkenler ağırlıklı paya sahiptir. Kişinin içten gelen bir yönelişle, entelektüel bir etkinlik olarak kitap okuması, daha az sıklıkla karşılaşılan bir olaydır. Hâlbuki okuma, kişisel gelişimin anahtarı, dil-duygu ve düşünce arasındaki bağlantının kurulması açısından sosyal statüyü ve prestiji yükselten en önemli araçlardan biridir. 4. 4. OKUMA, YAZMANIN ÜLKEMİZDEKİ DURUMU Bilgi üretiminin gerçekleşmesi; bilginin yaygın ve orantılı bir dağılım içinde kullanılması, çağdaş topluma ulaşma hareketinin temel dinamiğini ve itici gücünü oluşturmaktadır. Bilginin üretiminin yanında, tüketilmesi de önem taşımaktadır. Toplumsal gelişmişlik, üretilen bilimin o ülke insanı tarafından ne ölçüde tüketildiği yani enformasyonun toplumsal kullanım düzeyi ile de ilgilidir. Bilginin üretim ve tüketiminin ne oranda bulunduğunun somut göstergeleri arasında aşağıdaki ölçütler yer alabilir: · · Bir yılda basılan kitap türünün sayısı: Temel okuryazarlık sorunu bulunmayan gelişmiş ülkeler bugün dünya kitap üretiminin %72,4’ünü gerçekleştirmektedirler. · · Basılan kitapların toplam tirajı · · Basılan kitapların bilimsel alanlara göre dağılımı · · Kütüphanelere üye olanların sayısı ve oranı · · Daha özel (örneğin sosyal bilimler alanında yayımlanan makalelerin, SCI [Science Citation Index]’ deki sayısı gibi) vb. Bu ölçütlerin kullanıldığı tüm araştırma ve anketlerde çağdaş ülkelerdeki düzeye ulaşılamadığı görülmektedir. En çok okuyan ulusların, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde yaşadığı bilinmektedir. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa vb. ülkelerde üretilen kitap sayısının ortalama elli milyon; ülkemizde üretilen kitapların toplam sayısının ise ancak beş milyon civarında olduğu ve bunun önemli bir bölümünün vitrinlerde veya depolarda bulunduğu bilinen gerçektir. Bu rakamların, ekonomik alanda, GSMH ile paralellik taşıdığı görülmektedir[2]. Çağdaş Avrupa ve hatta eski Doğu Bloku ülkelerinde, okuma yazma sorunu geçen yüzyılın sonunda, en geç bu yüzyılın başlarında çözümlenmiştir. Ülkemizde okuma alışkanlığının yaygınlığı bir yana, okuma yazma oranının toplam nüfusta %80’ler civarında; bir yılda basılan kitap sayısının ancak 5000 civarında bulunduğu ve basılan kitapların büyük bir bölümünü araştırmalar ülkemizde lise ve yüksek öğretim mezunlarının sayıca artmasına rağmen, kitap okuyanların aynı oranda artmadığını hatta 1000-2000’lik bir tiraja ulaşabildiği bilinmektedir[3]. Kimi kitaplardaki yüksek baskı sayıları aldatıcıdır. Yapılan temel okuryazarlıktan ‘iyi okuyucu olma’ aşamasına ulaşılamamıştır. Entelektüel birikim açısından göreceli olarak belli bir düzey gerektiren kitap okuma etkinliğinin bir yana tutulması, gazete tirajlarının göz önüne alınması durumunda da sonucun değişmediği görülmektedir. Avrupa ülkelerinde en az 10-15 milyon civarındaki gazete tirajları ülkemizde yıllardır yapılan reklam ve dağıtılan promosyonlara karşın, 3 milyon civarında donmuş bulunmaktokunduğunun kabul edilmesi durumunda bile nüfusun çok büyük bir bölümünün gazete ile yüz yüze gelemediği ortaya çıkmaktadır. Bir kamu kuruluşunca yapılan araştırmada sorulan ‘Son bir yılda şiir, roman’ türünden kaç kitap okudunuz?’ sorusuna deneklerin %41,09’u ‘Hiç’, %21,95’i 1’den az’ cevabını vermiştir. Ayda bir kitap okuduğunu iddia edenlerin oranı ise yalnızca %5,64’tür. Araştırmaya göre halkın yarısına yakın bir bölümü son bir yılda bir tek kitap dahi okumamış durumdadır. Bu rakamlar ülkemizde okuma alışkanlığına sahip olanların, nüfusun %1’inden bile daha az bir orana sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Şu ana değin uygulanan sistem çerçevesinde, bireylerin yeteri derecede okuma yazma alışkanlığı kazandığını iddia etmek güçtür. Kitap okumamanın nedenleri olarak: · · Kitap fiyatlarının pahalı olması · · Zaman kısıtları · · Eğitim sürecinin okuma alışkanlığı kazandırmaması · · Kitapla ilgili kimi kısıtlama ve çekinceler · · Televizyon · · Ödev ve derslerin ağırlığı · · Geçim koşullarının ağırlığı · · Okuyana değer verilmemesi ve diğerleri gösterilmektedir. Bunlar arasında ağırlıklı nedenler olarak gösterilen maddî koşullar, televizyon ve eğitim sistemi okumama mazeretlerinin yaklaşık %60'ını oluşturmaktadır. Ancak, diğer harcama kalemlerindeki öncelikler sıralamasında yaşamsal önem taşımayan pek çok 'ihtiyaç maddesi', alışkanlığın doğal sonucu olarak tüketilirken, kitabın pahalı olduğunu iddia etmek, kimi durumlarda pek geçerli sayılamayacak mazeret niteliği taşımaktadır. Maddî imkânların yeterli olmaması, kitap okuma alışkanlığının kazanılmasında büyük bir engel olarak görülmektedir. Sınırlı maddî imkanlara sahip olanlar güncel kitapları almada zorlanmaktadırlar. Bölgeler arası ekonomik gelişmişlik düzeyinin farklı olması, ekonomik imkânların az olduğu yöre aleyhine okuma alışkanlığının yeteri düzeyde bulunamamasına yol açmaktadır. Okuma ile ilgili olgular, ülkemizin diğer bölgeler göre gelişmiş yörelerinde daha pozitif yansımalar göstermektedir. Kitap tüketimi Marmara ve Ege bölgelerinde diğer bölgelerine oranla çok yüksektir. Alım gücünün düşük olması ve kitap fiyatlarının ekonomik koşullara göre pahalı olması, okumanın yaygınlaşmasında bir engel niteliği taşımaktadır. Okuma alışkanlığının sistemli ve yaygın hâle gelememesinde rol oynayan etkenlerden biri de, tarihsel kaynaklıdır. Yazılı kültürün yaygınlaşmadığı toplumlarda, doğal olarak okuma yazma düzeyi ve alışkanlığı da düşüktür. Matbaanın gecikmeli olarak kullanılmaya başlandığı ülkelerde okuma alışkanlığı hattatların ve sanatçıların eliyle çoğaltılan yazılı malzemeler dolayısıyla, pahalı bir uğraş olarak kalmış ve doğal olarak okuma alışkanlığının yaygınlaşmasında gelişmiş ülkelere göre önemli zaman kayıpları ortaya çıkmıştır. Nüfusun önemli bir bölümünün okuryazar olmadığı, bilginin yaygınlık kazanamadığı hatta iletilemediği bir ortamda, üretimin gerçekleşmesinin ve insan yaşamının geliştirilmesinde, değiştirilmesinde kullanılmasının mümkün olamayacağı açıktır. Okuma alışkanlığının gelişmediği bireyler ve toplumlar, gelişmelere kapalı; her türlü yönlendirme ve istismara ise açıktır. Bu tür toplumlarda doğru kararların alınması, bilimsel, düşünsel, sanatsal üretim yaparak çağdaş dünya ölçün (standart) lerine ulaşılması mümkün değildir. Okumama-yazmama ‘ekonomik, bilimsel, teknolojik gelişmeleri engelleme’; ‘demokrasiyi ve demokratik gelişimi tehdit eden her türlü akım ve etkinlik için uygun bir ortam ve hedef kitle oluşturma’ riskini sürekli gündemde tutmaktadır. Halkın, günümüzdeki anlamıyla okuryazar hâle gelmesinin, 21 nci yüzyılın hedeflerine ulaşmada en önemli ve kritik sorun olduğu açıktır. |