Öğretmene Mektup...
Öğrenmesi gerekli, biliyorum;
tüm insanların dürüst ve adil olmadığını.
Fakat şunu da öğret ona;
her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık
kendini adamış bir lider vardır.
Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona.
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir
doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi ögrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı;
gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil
yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret
ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu
söylediğinde dahi.
Nazik insanlara karşı nazik,
sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken kitleleri izlemeyecek
gücü
vermeye çalış oğluma.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini
gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini
öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer
kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret.
Ona nazik davran, fakat onu kucaklama,
çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır.
Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun,
bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.
Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret,
böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım.
O, ne kadar iyi, küçük bir insan
Oğlum.
Abraham Lincoln
Ana Sayfa
uk1975@yahoo.com
YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin
zaman ağaçları düşün,
onların büyüme biçimini anımsa.
Unutma ki, yaprağı gür
ama kökü zayif bir ağaç
ilk güçlü rüzgarda devrilir,
oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta
can suyu binbir güçlükle dolaşır.
Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir,
olayların içinde ve üzerinde olmalısın,
ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir,
ancak böyle doğru mevsimde
çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.
Ve sonra,
önünde pek çok yol açılıp
sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman,
herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle.
Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al,
hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme,
bekle ve gene bekle.
Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.
Seninle konuştuğu zaman kalk ve
"YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜGÜ YERE GİT."
Ana Sayfa
ESKİ VE YENİ
ŞiiRLeR
YaLNıZLıK aNLaDıM Ki ... !
Yalnızlık bazen çok yakın arkadaşım olur Bir mevsim sensiz geçecek
Bazen de Kabuslarım Yağmurlar yağacak durmaksızın ...
Korkuyorum senin yalnızlığın ürkitüyor beni Bir rüzgar esecek ki Seni anımsayacağım
Gidişinle başlamıştı benim yalnızlığım Duygularım yorgun ve yitik dolaşacağım
Sensizim Ve hala yalnızım Bir sabah Sensiz doğacak
Hane derler ya "insan kaderini yaşarmış" Karanlıklar saracak ansızın
Benim kaderim senin , ürkütücü yalnızlığın Bir akşam başlayacak ki gözlerini anımsayacağım
Ve onu çok ağır ödüyorum Sensizliğime çaresizce ağlayacağım
Dönersin bir gün diye bekliyorum Bir şarkı Sensiz söylenecek
Oysa biliyorum kendimi kandırıyorum Sevdalılar suskunlaşacak birden
Dönmeyeceksin hiç bir zaman geriye Bir hüzün çökecek ki ellerini anımsayacağım
Çaresizim , Sensizim en kötüsü yalnızım Bu şiir Sensiz yazıldı
Yüzünü görmek istiyorumü Dizelerim özlemimi anlatacak durmaksızın
Canım diyen sesini duymak istiyorum Bir çiçek solacak ki Aşkımızı anımsayacağım
Sen ise yalnızlığınla cezalandırıyorsun beni Anladım ki Senli yarınlarımı Sensiz yaşayacağım
Hatırlıyormusun ? bir şiir vardı
Ikimizin de çok sevdiği şiir
Bir mısrasında diyor ki : CopyRight By DoNtSpEaK`
"Sana bir şey gönderiyorum iki damla gözyaşı"
Gözyaşım zaten akıyor
Ben saan sadece yalnızlığımı gönderiyorum
Al bir tanem al
Sende paylaş benim yalnızlığımı
CopyRight By DoNtSpEaK`
BiR MeVSiM BiTTi Bu GeCe
Bir mevsim daha bitti Birtanem Bu gece
Eridi bütün karLar.. Diğer gecelerden farklı olmayacak
Umut.... Yıldızlar göz kırpacak yine yalnızlığıma
Sitem sakLı dudakLar gibi suskun Gidereneyecek kadehler sana olan susuzluğumu
Bir mevsim daha bitti Birtanem Bu gece ,
ÖyLe çaresiz öyLe yorgun Diğer gecelerden farklı olmayacak dedim ya
Bu gece ,
Bir mevsim daha bitti Birtanem ekmil umut dağlarıma karlar yağacak
Bir bir eridi bembeyaz kar Kuruyacak gözlerimin ceylan pınarları
Oysa korLanmış ateşLer gibiydi ir gece daha gözlerimde anılar sofrası kurulacak
KaranfiL kırmızısı dudakLarın Bir gece daha ömrümden sensiz bir yaprak daha kopacak
Kavuşmamıza daha zaman var
Hayat... Benim için boş şimdi CopyRight By DoNtSpEaK`
Bir mevsim daha bitti Birtanem
Dinmiş bakışLarda ki suskunLuk
KavuşabiLmek için ...
Bu açLık , bu yoLsuzuLuk
Ve bu yemyeşiL renk GözLerin ki gibi
Az az , bir bir
Her şeyiyLe gönLümüzü ferahLatacak
CopyRight By DoNtSpEaK`
aNa SaYFa SoNRaKi SaYFa
DeNeMeLeR
Seni arıyorum kutuplara yakın biryerde olmalıyım. Kar tipi halinde durmadan üstüme yağıyor. Rüzgar görünmeyen bir jilet gibi parçalı-yor yüzümü. Yoruldumartık, üşüyorum, belki de donmak üzereyim. Uzaklarda buzdan bir tepe görüyorum. Ya sen ordaysan öyleyse ne pahasına olursa olsun yüremeliyim.Ayaklarım irademe isyan etse de sana varmaya çalışacağım. Sürünmekten parçalanmış dizlerimle geleceğimkapına. Dur gitme. Ne olursa olsun bekle beni. Seni arıyorum ve ergeç bulacağım.Mutluyum seni aradığım için. Güçlüyüm seni bulacağıma inanıyorum. İşte oraya geldim fakat yine sen yoksun ... Kimbilir belki de usandın kutuplardan Hindistan da veya Afrika nın bir yerindesin.
Seni arıyorum. İnsan ayağı değmemiş ormanlara düştüm. Gece ve korku bir çığlık gibi kulaklarımda. Uzaktan yakından bilmediğim sesler geliyor. garip bir senfoni dinliyorum sanki! Sonra birden bire orman bitiyor, karşımda bir yerli köyü.Yaklaştıkça bunun terkedilmiş bir köy olduğunu anlıyorum. Sararmış sazdan kulübeler, susmuş tam-tam lar ve insan kemikleri, kafatasları. Bütün kulübeleri bir bir geziyorum, sen yine yoksun. Üstelik senden bir iz de yok. yola çıkalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum. Değil günleri, ayları, yılları bile unuttum, anlıyor musun? Zaman yalnız ve yalnız seni aradığım için değerli bence. Ve bir gün seni bulmak ümidi, çektiğim bütün acılara değer.
Seni arıyorum. Gözlerimin önünde alabildiğine bir kum denizi, tepemde kızgın bir güneş. Aaçlıktan gözlerim görmüyor artık ve dudaklarım çatladı susuzluktan. Yine de ölümü hiç düşündüğüm yok Çünkü seni bulmadan ölmiyeceğimi biliyorum. Yıllardır insanüstü bir güçle seni arıyabilmem bu inancımı tamamlıyor. Bütün bu çöller, o ormanlar, o ırmaklar, o denizler; oralarda seni aramam için yaratıldı. O mesafeler olmasa. Oysa şimdi ilerleyen bir zamanın ve gitgide büyüyen mesafelerin ortasında öyle güzelsin, öyle büyüksün, anlatılmaz.
Seni arıyorum ve ne çare bir gün seni bulacağım. Şimdi istediğin yere git artık. Kaç saklan. Seni ne kadar geç bulursam, mutluluğum o kadar uzun sürecek. Ne kadar çok ararsam seni, o kadar çok seveceğim..!
Çağırdığın zaman gelmiyor mu? bırak gelmesin... Böylesi daha iyi. Onu yokluğunda sevmeye devam et ve bekle. Bekle ki yüreğini özlemlerin en güzeli doldursun, bir ateş sarsın her yanını. Böylesine ateşler içinde yanarken bile, yalnız onu düşün, yaşama gücün onunla artsın. Farzet ki yanında; avuçlarının serinliği ellerinin sıcaklığına karışıyor. Gözlerinde eriyor gözlerin sana istediğin, beklediğin en güzel şeyleri söylüyor. Seni sevdiğini sensiz edemiyeceğini.
Memede Son Mektubumdur... Bir yandan cellatlar girdi araya.... Bir yandan, oyun etti bana.... bu mendebur yurek...., Nasip olmayacak Memed^im yavrum...., seni bir daha gormek..... Biliyorum...., bugday basagi gibi delikanli olacaksin...., ben de oyleydim gencligimde...., kumral, ince, uzun....; gozlerin ananinkiler gibi kocaman...., bazen de bir parca bir tuhaf mahzun....; alnin alabildigine aydinlik....; herhalde sesin de olacak.... - berbatti benimkisi -...... turkuler doktureceksin yanik mi yanik... Konusmasini mi bileceksin.... - ben de becerirdim o isi.... sinirlenmedigim zamanlar -.... bal damlayacak dilinden..... Vay, Memet, kizlarin cekecegi var..... senin elinden..... Muskuldur.... babasiz buyutmek erkek evladi..... Anani uzme oglum...., ben guldurmedim yuzunu...., sen guldur..... Anan...., ipek gibi kuvvetli, ipek gibi yumusak.....; anan...., nineliginde bile guzel olacak..... onu ilk gordugum gunku gibi...., Bogazici^nde...., on yedisinde.... ay isigi, gunisigi, can erigi...., dunya guzeli...... Anan...., ayrildik bir sabah...., bulusmak uzre...., bulusamadik..... Anan...., analarin en iyisi en akillisi...., yuz yil yasar insallah... Olmekten, oglum korkmuyorum...., ama ne de olsa.... is arasinda bazen.... irkilip ansizin...., yahut yalnizliginda uyku oncesinin..... gunleri saymak biraz zor.... Dunyada doymak olmuyor, Memet....., doymak olmuyor... Dunyada kiraci gibi degil...., yazliga gelmis gibi de degil...., yasa dunyada babanin eviymis gibi..

Muammer HACIOĞLU :
Seni sevdiğim için dünyayı seviyorum/Yoksa duuur demek kolay/
Göğüs kafesimde çırpınan o kanlı kuşa/Duyunca damarlarım yanıyor/
Bir kardeş türküsü gibi sıcak sesini/Hiçkimse bunca tutkun değildir sana/
Ve hiçkimse bilemez beklemenin böylesini/
Geleceksin biliyorum/Belki bir eylül sabahı kılığında/Belki bir şubat akşamı/
Yağmurlu kirpiklerinin içinde taşıdığın/Sabırsız gözlerini kısarak/
Milyonlarca yumruk gibi sıkılacaksın/Ve unutulmuş insanlar/
Ve gülmemiş çocuklar adına/Karanlığın camlarını kıracaksın-
(Muammer HACIOĞLU)
Gök bir kovandır
Yıldızlar arı
Sabahı bal gibi dökmek için üstüne şehrin
Geceyi emerler
Ama benim yazmak istediğim
Ne emilen gece
Ne kovan
Ne de arıdır
Eyüp'te oturan küçük bir memurun
Hasta çocuklarıdır
Şimdi gidelim hep beraber
Çalalım hep beraber
Camları kırık,perdeleri yamalı
Tek katlı birevin
Kocaman kapısını
Girelim bu kapıdan
Daracık bir odaya
Zaten ilk bakışta
Anlatacak size herşeyi rahat rahat
Yerdeki kilim
Masadaki saat
Zaten ilk bakışta
Kırılacak göz camlarınız
Üç çocuğu
Üç dinamit gibi patlayan
Seslerini duyunca
Küçük memur çay yapacak size
Karısının yoksulluğa dayanamayıp
Bir gece yarısında
Evden kaçtığını anlatacak
Sokaklarda orospu olduğunu
Ve siz duyacaksınız yavaş yavaş
İçinize birşeylerin dolduğunu
Ansızın
Gelip çökecek aydınlık dünyanıza
Pişmanlığın kapkara izi
Bir de bakacaksınız
Caddelerde sizden başka kimse kalmamış
Bir de bakacaksınız
Kendiniz bile terketmiş sizi
(Muammer HACIOĞLU)
Sen hangi kentin çocuğusun
Ellerin ne çok beyaz
En son dansları biliyor olmalısın
Herşeyin uzak bana,herşeyin uzak
Islığındaki şarkıları beğenmedim
İnsanlara küfür gibi bakıyorsun
Ağzın viski kokuyor ben seni hiç sevmedim
Gel yollara düşelim seninle
Zeytinburnu'na gidelim,Taşlıtarla'ya
Utansın gözlerin göz olduğundan
Utansın ellerin
Gör insanların çektiği acı
Ne derin
Gör on yaşındaki çocukların
Çıplak ve kanayan ayaklarıyla
Ekmeğin peşinden nasıl koştuğunu hey hey
Yakası karanfilli
Boynu kravatlı bey
(Muammer HACIOĞLU)
Çektim öfkemi sabrın kınından
Vurdum yollara
Acı tuttum
Şafak söktüm
Kan bağırdım
Ve bağırdıkça ben
Binalar caddelere yıkıldılar
Büyüdü karanlığın iğrenç gözleri
Yumruklar sıkıldılar.
Korkmadım
Vazgeçmedim
Kaçmadım
Güldüm sadece
Ve onlar
Gülen gözlerimin gökyüzünde
Birer yıldız kadar ufaktılar...
Yıktım kirpiklerimi
İşte o zaman
Titredi binlerce köpek aydınlığın içinde
Ağızlarından karanlığın kanı aktı
Bağırdılar bağırdılar bağırdılar
Sesleri,
Etrafında ateşler yakılmış bir akrebin sesi kadar
Cılız ve korkaktı
Ve birden
Yeşil vurdu dallarına ağaçların
Güldü insan
Güldü toprak
Güldü su
Ve çözüldü yüzyılların
Derin uykusu.
(Muammer HACIOĞLU)

Behçet NECATiGiL:
Gizli Sevda
''Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş,çocukları olmuş,
Bir kız,bir oğlan.
Seni sordu
Hiç değişmedi,dedim,
Bildiğin gibi
Ağlıyordu
Mesutmuş,kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.''
(Behçet NECATiGiL)
Hayyam :
Kötü Tohum
Bakıyorum cenneti arıyorsunuz boyuna
Kiminiz tekkede,kiminiz medresede
Kiminiz manastırda,kilisede kiminiz.
Ödünüz kopuyor cehenneme gitmekten.
Oysa hiç ekmedi yüreğine bu tohumu
Aklı başında olan.
(HAYYAM)
*******************************************************
Gözünü Dört Aç
Şu zamanda bir sürü dostun olacak da ne olacak
Şöyle uzaktan bir selam,nasılsın iyi misin o kadar.
Tam inanır güvenirsin,basarsın bağrına,
Bir de can gözünü açtın mı,ne göresin
Dost bellediğin dost değil,yılan.
(HAYYAM)
************************************************************
Kulluğa Paydos
İki günde bir ekmek somunla katığım olsun,
Kırık bir testide yarım tas soğuk suyum.
Bunlar varken el kapısında kulluk ha ?
Gel gör,yaparsam namussuzum.
(HAYYAM)
************************************************************
Daha ne istersin
Doyacak kadar aşın varsa,
Başını sokacak bir de damın,
İnsanoğluna kulluk etmiyorsan,
Başkasının sırtından değilse geçimin,
Tamam,güneşli günler içindesin.
(HAYYAM)
*************************************************************
Neyim nereliyimki
Ben istedim de mi böyle oldum ?
Kendiliğinden mi girdim bu kanlı yola ?
Neden bu yolda koşup duruyorum ?
Bir gerçek var beni doğuran,
Bir gerçek,benim dışımda,
Ben neyim,nereliyimki kalkıp geleyim ?
(HAYYAM)
Aşık Veysel :
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovada dağlarda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel iş bu hale
Kah ağlaya kah güle
Yetişmek için MENZİLE
Gidiyorum gündüz gece
(AŞIK VEYSEL)
Bu türküyü bir de Aşık Veysel 'den dinleyin...
Aşık İhsani :
İş yoğumuş,dert çoğumuş kim anlar
Yürüsün sefalet,çürüsün canlar...
Hiç durmadan,dinlenmeden yalanlar
Atın beyler,atın devran sizindir.
Sermayeniz biraz iman,biraz din
Kırılası,yok olası bir elin
Yağmasından yeyin,için yan gelin
Yatın beyler,yatın devran sizindir.
Nasıl çağırayım ben adınızı
Vatanı,milleti,evladınızı
Daha da olmazsa avradınızı
Satın beyler,satın devran sizindir.
(AŞIK İHSANİ)
Can YÜCEL:
Kovalamayın beni yatağa
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiceği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Kovalamayın beni yatağa
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken
(Can YÜCEL)
Hasan Kaplani :
Bırak gam kederi yaralı gönlüm
Yüce dağdan duman çekilir bir gün
Çapa vurulmadık topraklara
İlkbaharda tohum ekilir bir gün
Unuttu dediğin dost seni arar
Alnının terini sofraya sunar
Sana kutsal gelen bin yıllık çınar
Fiske vuruşuyla yıkılır bir gün
Meyveye dönüşür kuruyan dallar
Kaplani giyinir yeşiller,allar
Gelir bayram günü çalar davullar
Ak ellere kına yakılır bir gün
(Hasan Kaplani)
Cem KARACA :
Düştüm mapus damlarına öğüt veren bol olur
Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur
Ana,baba,bacı,kardaş dar gününde el olur
Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim
Hep bir hallı Turhallı'yız biz bize benzeriz
Yüzbin kere tövbe eder gene şarap içeriz
At bizim,avrat bizim,silah bizim,şan bizim
Namus belasına yatarız kardaş yatarız zindan bizim
Kız gelinim,suna boylum doyamadan biz bize
Besmeleyle yüzün açıp oturmadan diz dize,
Almış kaçırmışlar seni çökertmişler ıssıza
Namus belasına kardaş kıydığımız can bizim
Ağam kurban beyim kurban hallarımı eyledim
Ne bir eksik,ne bir fazla hepsi tamam söyledim
Kır kalemi ! Kes cezamı ! Yaşamayı neyledim?
Namus belasına kardaş verdiğimiz can bizim...
(Cem KARACA)
Nazım HiKMET :
Gözleyip duruyor yolumu
Emzikli bir kadıncağız
Biz on kere onbin Memet
On kere onbin kaçacağız
Bu yarayı sardın bacım
Ya yüreğimin yarası
Ayyıldızı esir etti
Amerikan bandırası
Köyün evleri karanlık
Gökte yıldız pırpır eder
Ben bir asker kaçağıyım
Gelin bana bir tas su ver
(Nazım Hikmet)
*** Nazım Hikmet 'in kendi sesinden şiirler için buraya basın... ***
Hasan HÜSEYiN :
Drama köprüsü Hasan,dardır geçilmez
Soğuktur suları Hasan,bir tas içilmez
Anadan geçilir Hasan,yardan geçilmez
At martini de bre Hasan,dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan,dostlar dinlesin
Mezar taşlarını Hasan,koyun mu sandın
Adam öldürmeyi Hasan,oyun mu sandın
Drama mahpusunu Hasan,evin mi sandın
At martini de bre Hasan,dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan,dostlar dinlesin
(Hasan Hüseyin)
Bir uzun havadır şu Munzur Dağı
Mor bir katar gibi dizilir gider
Saz çalınır akşamları cem olur
Gönlüm terazisi bozulur gider
Koca Fırat vura vura başını
Benim anam döve döve döşünü
Aşar çığlıkları anacıkların
Ağıtlar yükselir Munzur'a doğru
Ben de silah çattım şu MUNZURLAR'da
Yıldızlara uludum yalnızlığı
Başı duman duman dağlara doğru
Yönelmiş gidiyor yörük kervanı.
(Hasan Hüseyin)
En sevdiğim şiir...AHMET TELLi...
Tanırdık ilk vurulanı
O gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık
Çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun
Çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra
Yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük
Öyle demişlerdi
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine
Karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki
Dudakları lal
Kitap yakanlar eksilmiyor
Şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini
Görüyor musun kentin üstünde
Sen dostumdun benim
Gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım
Dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi
Üşüyorsun
Unutma dostumsun sen
Nerdeysen orda ölmek isterim
Kasabada bir hüzün çökerdi söyledigin türkülere
Meşeler göğerir,kalbim rehin kalırdı
Ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin öylesine mahsun
Efkar da yakışırdı sana
İlk kadeh kekik kokardı
Kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
İlk sigarasını bölüşen iki okul kaçağı
İki haylaz
Hiçkimseler anlamıyor muydu o günlerde
İlk sevgilileriyle denizaşırı yolculuk düşleri kuran bizi
Ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı
Artık çok geç
İşçiler seni soruyor ve ötekileri
Her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun
Anımsar mısın odamızın talan edilişini
Her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra
Kantinde kitaplar yırtılıyordu
Delik deşikti duvarlar
Mosmor bir çığlıktı gözleri Malatyalı kızın
Kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz
Birer çılgın mıydık gerçekten
Serseri bir rüzgar mıydık
Göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara
Ve tarih upuzun bir hikaye miydi
Öyle diyorlardı
Bir işçi kıza söyledim bunları
Yalandı
Anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım
Sokaklara yabancıyım
Taşı delemiyor bir çığlık
Ve apansız bir su oluyorum ipince
Kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazen
Bırakıp gidebilir miyim
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kentler karıncalanmış birer namlu gibi
Upuzun yatıyorlar dizlerimde
Ama sımsıcak
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Sen dostumdun gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözlerini
-----
Su çürüdü
Yetmişiki gündür
Bir dolapta kilitliyim
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor
Ve ölü bir ışık sızıyor içeri
Yalnızlık hiç de tanrısal değil
Görkemli değil
O yalnızca geçmişle gelecek
Ölümle yaşam arasında
Kocaman bir karanlık
Geçmişi ve geleceği olmayan
Ölümle yaşam arasında
İrinli bir leke yalnızlık denilen
Şimdi ne varsa anahtar deliğinden sızan
Havayla ışıkta
Farkına varsalar kapatırlar mıydı
Bütün belleğimdekileri yok ettim
Elektrikli bir aygıtla yaktım
Jiletle kazıdım
Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini
Kül edip savurdum
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Zamanı yiyip bitirdi karanlık
Gece yokoldu
Güneş çoktan kömürleşmiş
Ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden
Ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu
Şaklayan bir kırbaç gibi
Acı duvarını aşan bu sesler
Madeni bir gürültüye dönüyor
Ve yerkabuğunu zorluyordu
Sesim yoktu
Karanlığın karnında yitirdim sesimi
Kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki
Ama durmadan soruyorlardı
Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi
Peygamberler büsbütün hain çıkmışlardı
Ama yine de soruyorlar soruyorlar soruyorlardı
Adımdan gayrısını bilmiyorum
İki şeyi bilmek istiyorum
Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyorum
Duvarların rengi ne
Derimin rengi ne
Dokunuyorum duvarlara
Parmak uçlarımla
Avuçlarımla,dilimle dokunuyorum
Duvarların bir rengi vardı
Ama hiç bir duvarcının
Hiç bir ressamın bu rengi bildiğini sanmam
Adı yoktu bu rengin
Kimyası yoktu
Belki renksizliğin rengiydi bu
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum
Bedenimde
Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta
Ellerime bakıyorum
Ellerime
Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış
Sıcaklığını duymamış
Ellerim
Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki
Ne beyaz tenliyim artık,ne esmer,ne de kara
Cüzzamlının,vebalının bir rengi vardır
İrinin bir rengi
Ölünün bile bir rengi vardı
Ama derimin rengi yoktu
Belki çürüyen bir kentin rengi
Çürüyen bir dünyanın
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım
Soyumun neye benzediğini unuttum
İnsana benziyor diye duymuştum bir vakitler
Demekki şimdi maymun halkasında insanlık
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum
Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda
Oysa kuru bir yaprağı bile
Dalından düşürecek gibi değil
Bu kör esinti
Belki çöle dönmüş toprağa
Tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca
Çamur gibi bir yağmur damlası
Ama toprak bu damlayla çatlatacak
Bağrındaki tohumu
Çöl bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek
Genzim yanıyor
İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan
Kirli
Sıcak
Ve simsiyah
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Suyum bir litrelik karton süt kutusu içinde
Yetmişiki gündür sakındığım
Ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim
Dilimi bir köpek gibi değdirdim
Dilin suya dokunuşu
Bir süngerin denizi yutuşu yani
Bir çölün seraba kesilmesi bir an için
Hergün ancak birkere değdiriyorum dudaklarımı suya
Dilimi kaçırıyorum artık
Sünger bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye
Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır
Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna
Kutuda kalan son bir yudum su
Bu bile değildi artık
Küstü
Öldürdü kendini su
Su çürüdü
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Şarkı sözleri :
Ahmet Kaya :
Yorgun Demokrat :
Karanlık yollardan geçtik
Zehir gibi sular içtik
Bir yanımızda ölüm,bir yanımızda yar sevdik
Bir değil binbirkere Sırat köprüsünden geçtik
Cehennem denen illetin ta göğsünü deldik geçtik
Bu yolda dönenler oldu,mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş komadan vurulup düşenler oldu
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat,yüreğim almıyor seni
Artık susma YORGUN DEMOKRAT
Şarkılar küsmüş dudağa
Ömründe gecikmiş şafak
Karışmış çoluk çocuğa,geçim derdinde demokrat
İçlenir hatırladıkça izlerini o günlerin
Düşe kalka,bata çıka yaşadığı o depremin
Bu yolda dönenler oldu,mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş komadan vurulup düşenler oldu
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat,yüreğim almıyor seni
Artık susma YORGUN DEMOKRAT
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Acılara tutunmak :
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalı kuşu
Bense kafeste kanarya
O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalanmış
Sevmek diye birşey varmış
Sevmek diye birşey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
Acılardan arta kalan
İşte şu bakışlarmış
Kudi el gözlerinde
Günbatımı bulutlarmış
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde
(Hasan Hüseyin)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ağladıkça :
Dağlarda öfkeli başım/Serhat'ta hep akşam oluyor/
Nasipsiz kıştan mı,yağmurdan mı yoksa aşktan mı/
Ağladıkça,ağladıkça dağlarımız yeşerecek/Görecek,göreceksin/
Ağladıkça,ağladıkça/Geceyi Tutacagız göreceksin/
ilk yazda bitti telaşım/Alnımda hep kavga duruyor/
Vakitsiz hırstan mı,bahardan mı yoksa aşktan mı/
Ağladıkça bozkırlar yeşerecek/Görecek göreceksin/
Ağladıkça,güneşi tutacağız,göreceksin
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Şu dağdaki gezene bak/Gözlerinin rengine bak/
Mavi gözler kan kan olmuş/Şu feleğin işine bak/
Seni vuran beni de vursun/Şu feleğin işine bak/
Dağlarda talan olur mu/Dosta hiç yalan/
Ölürsem duyan olur mu/Şu feleğin işine bak
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kapıya vurdun ardımdan/ölecektim ben kahrımdan/
Beni vursalar alnımdan/Yine senin derdindeyim/
geçip karşımda dursan/Hem bagırsan,hem de kızsan/
Beni kaleşnikofla vursan/Yine senin derdindeyim
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ağlama bebek ağlama sende/Umut sende herşey sende/
Yağmur gibi gözlerinden akan yaş niye/Bu kırgınlık,bu dargınlık,sıkıntın niye?/
Çok uzakta öyle bir yer var/O yerde mutluluklar/
Bölüşülmeye hazır bir hayat var/
Ağlama bebeğim ağlama sen de/Yarın sende,herşey sende/
Dalıp dalıp derinlere düşünmen niye/Bu suskunluk,bu durgunluk,kızgınlık niye
Ahmet Kaya'dan 'Bizim Hikayemiz' şarkısını dinlemek istiyorsanız buraya tıklayın
Hakan Taşıyan :
Sensiz İki Gün:
Nere gizlendimse aşikar oldum
Hedefte gördüler sensiz iki gün
Dertler avcı oldu ben şikar oldum
İnsafsız vurdular sensiz iki gün
Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün
Kaale almadılar dileklerimi
Yarasalar emdi iliklerimi
Bükülmez sandığım bileklerimi
Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün
Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün
(Cemal Safi)

Ana Sayfa
uk1975@yahoo.com
YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin
zaman ağaçları düşün,
onların büyüme biçimini anımsa.
Unutma ki, yaprağı gür
ama kökü zayif bir ağaç
ilk güçlü rüzgarda devrilir,
oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta
can suyu binbir güçlükle dolaşır.
Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir,
olayların içinde ve üzerinde olmalısın,
ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir,
ancak böyle doğru mevsimde
çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.
Ve sonra,
önünde pek çok yol açılıp
sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman,
herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle.
Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al,
hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme,
bekle ve gene bekle.
Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.
Seninle konuştuğu zaman kalk ve
"YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜGÜ YERE GİT."
Ana Sayfa
ESKİ VE YENİ
ŞiiRLeR
YaLNıZLıK aNLaDıM Ki ... !
Yalnızlık bazen çok yakın arkadaşım olur Bir mevsim sensiz geçecek
Bazen de Kabuslarım Yağmurlar yağacak durmaksızın ...
Korkuyorum senin yalnızlığın ürkitüyor beni Bir rüzgar esecek ki Seni anımsayacağım
Gidişinle başlamıştı benim yalnızlığım Duygularım yorgun ve yitik dolaşacağım
Sensizim Ve hala yalnızım Bir sabah Sensiz doğacak
Hane derler ya "insan kaderini yaşarmış" Karanlıklar saracak ansızın
Benim kaderim senin , ürkütücü yalnızlığın Bir akşam başlayacak ki gözlerini anımsayacağım
Ve onu çok ağır ödüyorum Sensizliğime çaresizce ağlayacağım
Dönersin bir gün diye bekliyorum Bir şarkı Sensiz söylenecek
Oysa biliyorum kendimi kandırıyorum Sevdalılar suskunlaşacak birden
Dönmeyeceksin hiç bir zaman geriye Bir hüzün çökecek ki ellerini anımsayacağım
Çaresizim , Sensizim en kötüsü yalnızım Bu şiir Sensiz yazıldı
Yüzünü görmek istiyorumü Dizelerim özlemimi anlatacak durmaksızın
Canım diyen sesini duymak istiyorum Bir çiçek solacak ki Aşkımızı anımsayacağım
Sen ise yalnızlığınla cezalandırıyorsun beni Anladım ki Senli yarınlarımı Sensiz yaşayacağım
Hatırlıyormusun ? bir şiir vardı
Ikimizin de çok sevdiği şiir
Bir mısrasında diyor ki : CopyRight By DoNtSpEaK`
"Sana bir şey gönderiyorum iki damla gözyaşı"
Gözyaşım zaten akıyor
Ben saan sadece yalnızlığımı gönderiyorum
Al bir tanem al
Sende paylaş benim yalnızlığımı
CopyRight By DoNtSpEaK`
BiR MeVSiM BiTTi Bu GeCe
Bir mevsim daha bitti Birtanem Bu gece
Eridi bütün karLar.. Diğer gecelerden farklı olmayacak
Umut.... Yıldızlar göz kırpacak yine yalnızlığıma
Sitem sakLı dudakLar gibi suskun Gidereneyecek kadehler sana olan susuzluğumu
Bir mevsim daha bitti Birtanem Bu gece ,
ÖyLe çaresiz öyLe yorgun Diğer gecelerden farklı olmayacak dedim ya
Bu gece ,
Bir mevsim daha bitti Birtanem ekmil umut dağlarıma karlar yağacak
Bir bir eridi bembeyaz kar Kuruyacak gözlerimin ceylan pınarları
Oysa korLanmış ateşLer gibiydi ir gece daha gözlerimde anılar sofrası kurulacak
KaranfiL kırmızısı dudakLarın Bir gece daha ömrümden sensiz bir yaprak daha kopacak
Kavuşmamıza daha zaman var
Hayat... Benim için boş şimdi CopyRight By DoNtSpEaK`
Bir mevsim daha bitti Birtanem
Dinmiş bakışLarda ki suskunLuk
KavuşabiLmek için ...
Bu açLık , bu yoLsuzuLuk
Ve bu yemyeşiL renk GözLerin ki gibi
Az az , bir bir
Her şeyiyLe gönLümüzü ferahLatacak
CopyRight By DoNtSpEaK`
aNa SaYFa SoNRaKi SaYFa
DeNeMeLeR
Seni arıyorum kutuplara yakın biryerde olmalıyım. Kar tipi halinde durmadan üstüme yağıyor. Rüzgar görünmeyen bir jilet gibi parçalı-yor yüzümü. Yoruldumartık, üşüyorum, belki de donmak üzereyim. Uzaklarda buzdan bir tepe görüyorum. Ya sen ordaysan öyleyse ne pahasına olursa olsun yüremeliyim.Ayaklarım irademe isyan etse de sana varmaya çalışacağım. Sürünmekten parçalanmış dizlerimle geleceğimkapına. Dur gitme. Ne olursa olsun bekle beni. Seni arıyorum ve ergeç bulacağım.Mutluyum seni aradığım için. Güçlüyüm seni bulacağıma inanıyorum. İşte oraya geldim fakat yine sen yoksun ... Kimbilir belki de usandın kutuplardan Hindistan da veya Afrika nın bir yerindesin.
Seni arıyorum. İnsan ayağı değmemiş ormanlara düştüm. Gece ve korku bir çığlık gibi kulaklarımda. Uzaktan yakından bilmediğim sesler geliyor. garip bir senfoni dinliyorum sanki! Sonra birden bire orman bitiyor, karşımda bir yerli köyü.Yaklaştıkça bunun terkedilmiş bir köy olduğunu anlıyorum. Sararmış sazdan kulübeler, susmuş tam-tam lar ve insan kemikleri, kafatasları. Bütün kulübeleri bir bir geziyorum, sen yine yoksun. Üstelik senden bir iz de yok. yola çıkalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum. Değil günleri, ayları, yılları bile unuttum, anlıyor musun? Zaman yalnız ve yalnız seni aradığım için değerli bence. Ve bir gün seni bulmak ümidi, çektiğim bütün acılara değer.
Seni arıyorum. Gözlerimin önünde alabildiğine bir kum denizi, tepemde kızgın bir güneş. Aaçlıktan gözlerim görmüyor artık ve dudaklarım çatladı susuzluktan. Yine de ölümü hiç düşündüğüm yok Çünkü seni bulmadan ölmiyeceğimi biliyorum. Yıllardır insanüstü bir güçle seni arıyabilmem bu inancımı tamamlıyor. Bütün bu çöller, o ormanlar, o ırmaklar, o denizler; oralarda seni aramam için yaratıldı. O mesafeler olmasa. Oysa şimdi ilerleyen bir zamanın ve gitgide büyüyen mesafelerin ortasında öyle güzelsin, öyle büyüksün, anlatılmaz.
Seni arıyorum ve ne çare bir gün seni bulacağım. Şimdi istediğin yere git artık. Kaç saklan. Seni ne kadar geç bulursam, mutluluğum o kadar uzun sürecek. Ne kadar çok ararsam seni, o kadar çok seveceğim..!
Çağırdığın zaman gelmiyor mu? bırak gelmesin... Böylesi daha iyi. Onu yokluğunda sevmeye devam et ve bekle. Bekle ki yüreğini özlemlerin en güzeli doldursun, bir ateş sarsın her yanını. Böylesine ateşler içinde yanarken bile, yalnız onu düşün, yaşama gücün onunla artsın. Farzet ki yanında; avuçlarının serinliği ellerinin sıcaklığına karışıyor. Gözlerinde eriyor gözlerin sana istediğin, beklediğin en güzel şeyleri söylüyor. Seni sevdiğini sensiz edemiyeceğini.
Memede Son Mektubumdur... Bir yandan cellatlar girdi araya.... Bir yandan, oyun etti bana.... bu mendebur yurek...., Nasip olmayacak Memed^im yavrum...., seni bir daha gormek..... Biliyorum...., bugday basagi gibi delikanli olacaksin...., ben de oyleydim gencligimde...., kumral, ince, uzun....; gozlerin ananinkiler gibi kocaman...., bazen de bir parca bir tuhaf mahzun....; alnin alabildigine aydinlik....; herhalde sesin de olacak.... - berbatti benimkisi -...... turkuler doktureceksin yanik mi yanik... Konusmasini mi bileceksin.... - ben de becerirdim o isi.... sinirlenmedigim zamanlar -.... bal damlayacak dilinden..... Vay, Memet, kizlarin cekecegi var..... senin elinden..... Muskuldur.... babasiz buyutmek erkek evladi..... Anani uzme oglum...., ben guldurmedim yuzunu...., sen guldur..... Anan...., ipek gibi kuvvetli, ipek gibi yumusak.....; anan...., nineliginde bile guzel olacak..... onu ilk gordugum gunku gibi...., Bogazici^nde...., on yedisinde.... ay isigi, gunisigi, can erigi...., dunya guzeli...... Anan...., ayrildik bir sabah...., bulusmak uzre...., bulusamadik..... Anan...., analarin en iyisi en akillisi...., yuz yil yasar insallah... Olmekten, oglum korkmuyorum...., ama ne de olsa.... is arasinda bazen.... irkilip ansizin...., yahut yalnizliginda uyku oncesinin..... gunleri saymak biraz zor.... Dunyada doymak olmuyor, Memet....., doymak olmuyor... Dunyada kiraci gibi degil...., yazliga gelmis gibi de degil...., yasa dunyada babanin eviymis gibi..

Muammer HACIOĞLU :
Seni sevdiğim için dünyayı seviyorum/Yoksa duuur demek kolay/
Göğüs kafesimde çırpınan o kanlı kuşa/Duyunca damarlarım yanıyor/
Bir kardeş türküsü gibi sıcak sesini/Hiçkimse bunca tutkun değildir sana/
Ve hiçkimse bilemez beklemenin böylesini/
Geleceksin biliyorum/Belki bir eylül sabahı kılığında/Belki bir şubat akşamı/
Yağmurlu kirpiklerinin içinde taşıdığın/Sabırsız gözlerini kısarak/
Milyonlarca yumruk gibi sıkılacaksın/Ve unutulmuş insanlar/
Ve gülmemiş çocuklar adına/Karanlığın camlarını kıracaksın-
(Muammer HACIOĞLU)
Gök bir kovandır
Yıldızlar arı
Sabahı bal gibi dökmek için üstüne şehrin
Geceyi emerler
Ama benim yazmak istediğim
Ne emilen gece
Ne kovan
Ne de arıdır
Eyüp'te oturan küçük bir memurun
Hasta çocuklarıdır
Şimdi gidelim hep beraber
Çalalım hep beraber
Camları kırık,perdeleri yamalı
Tek katlı birevin
Kocaman kapısını
Girelim bu kapıdan
Daracık bir odaya
Zaten ilk bakışta
Anlatacak size herşeyi rahat rahat
Yerdeki kilim
Masadaki saat
Zaten ilk bakışta
Kırılacak göz camlarınız
Üç çocuğu
Üç dinamit gibi patlayan
Seslerini duyunca
Küçük memur çay yapacak size
Karısının yoksulluğa dayanamayıp
Bir gece yarısında
Evden kaçtığını anlatacak
Sokaklarda orospu olduğunu
Ve siz duyacaksınız yavaş yavaş
İçinize birşeylerin dolduğunu
Ansızın
Gelip çökecek aydınlık dünyanıza
Pişmanlığın kapkara izi
Bir de bakacaksınız
Caddelerde sizden başka kimse kalmamış
Bir de bakacaksınız
Kendiniz bile terketmiş sizi
(Muammer HACIOĞLU)
Sen hangi kentin çocuğusun
Ellerin ne çok beyaz
En son dansları biliyor olmalısın
Herşeyin uzak bana,herşeyin uzak
Islığındaki şarkıları beğenmedim
İnsanlara küfür gibi bakıyorsun
Ağzın viski kokuyor ben seni hiç sevmedim
Gel yollara düşelim seninle
Zeytinburnu'na gidelim,Taşlıtarla'ya
Utansın gözlerin göz olduğundan
Utansın ellerin
Gör insanların çektiği acı
Ne derin
Gör on yaşındaki çocukların
Çıplak ve kanayan ayaklarıyla
Ekmeğin peşinden nasıl koştuğunu hey hey
Yakası karanfilli
Boynu kravatlı bey
(Muammer HACIOĞLU)
Çektim öfkemi sabrın kınından
Vurdum yollara
Acı tuttum
Şafak söktüm
Kan bağırdım
Ve bağırdıkça ben
Binalar caddelere yıkıldılar
Büyüdü karanlığın iğrenç gözleri
Yumruklar sıkıldılar.
Korkmadım
Vazgeçmedim
Kaçmadım
Güldüm sadece
Ve onlar
Gülen gözlerimin gökyüzünde
Birer yıldız kadar ufaktılar...
Yıktım kirpiklerimi
İşte o zaman
Titredi binlerce köpek aydınlığın içinde
Ağızlarından karanlığın kanı aktı
Bağırdılar bağırdılar bağırdılar
Sesleri,
Etrafında ateşler yakılmış bir akrebin sesi kadar
Cılız ve korkaktı
Ve birden
Yeşil vurdu dallarına ağaçların
Güldü insan
Güldü toprak
Güldü su
Ve çözüldü yüzyılların
Derin uykusu.
(Muammer HACIOĞLU)

Behçet NECATiGiL:
Gizli Sevda
''Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş,çocukları olmuş,
Bir kız,bir oğlan.
Seni sordu
Hiç değişmedi,dedim,
Bildiğin gibi
Ağlıyordu
Mesutmuş,kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.''
(Behçet NECATiGiL)
Hayyam :
Kötü Tohum
Bakıyorum cenneti arıyorsunuz boyuna
Kiminiz tekkede,kiminiz medresede
Kiminiz manastırda,kilisede kiminiz.
Ödünüz kopuyor cehenneme gitmekten.
Oysa hiç ekmedi yüreğine bu tohumu
Aklı başında olan.
(HAYYAM)
*******************************************************
Gözünü Dört Aç
Şu zamanda bir sürü dostun olacak da ne olacak
Şöyle uzaktan bir selam,nasılsın iyi misin o kadar.
Tam inanır güvenirsin,basarsın bağrına,
Bir de can gözünü açtın mı,ne göresin
Dost bellediğin dost değil,yılan.
(HAYYAM)
************************************************************
Kulluğa Paydos
İki günde bir ekmek somunla katığım olsun,
Kırık bir testide yarım tas soğuk suyum.
Bunlar varken el kapısında kulluk ha ?
Gel gör,yaparsam namussuzum.
(HAYYAM)
************************************************************
Daha ne istersin
Doyacak kadar aşın varsa,
Başını sokacak bir de damın,
İnsanoğluna kulluk etmiyorsan,
Başkasının sırtından değilse geçimin,
Tamam,güneşli günler içindesin.
(HAYYAM)
*************************************************************
Neyim nereliyimki
Ben istedim de mi böyle oldum ?
Kendiliğinden mi girdim bu kanlı yola ?
Neden bu yolda koşup duruyorum ?
Bir gerçek var beni doğuran,
Bir gerçek,benim dışımda,
Ben neyim,nereliyimki kalkıp geleyim ?
(HAYYAM)
Aşık Veysel :
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovada dağlarda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel iş bu hale
Kah ağlaya kah güle
Yetişmek için MENZİLE
Gidiyorum gündüz gece
(AŞIK VEYSEL)
Bu türküyü bir de Aşık Veysel 'den dinleyin...
Aşık İhsani :
İş yoğumuş,dert çoğumuş kim anlar
Yürüsün sefalet,çürüsün canlar...
Hiç durmadan,dinlenmeden yalanlar
Atın beyler,atın devran sizindir.
Sermayeniz biraz iman,biraz din
Kırılası,yok olası bir elin
Yağmasından yeyin,için yan gelin
Yatın beyler,yatın devran sizindir.
Nasıl çağırayım ben adınızı
Vatanı,milleti,evladınızı
Daha da olmazsa avradınızı
Satın beyler,satın devran sizindir.
(AŞIK İHSANİ)
Can YÜCEL:
Kovalamayın beni yatağa
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiceği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Kovalamayın beni yatağa
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken
(Can YÜCEL)
Hasan Kaplani :
Bırak gam kederi yaralı gönlüm
Yüce dağdan duman çekilir bir gün
Çapa vurulmadık topraklara
İlkbaharda tohum ekilir bir gün
Unuttu dediğin dost seni arar
Alnının terini sofraya sunar
Sana kutsal gelen bin yıllık çınar
Fiske vuruşuyla yıkılır bir gün
Meyveye dönüşür kuruyan dallar
Kaplani giyinir yeşiller,allar
Gelir bayram günü çalar davullar
Ak ellere kına yakılır bir gün
(Hasan Kaplani)
Cem KARACA :
Düştüm mapus damlarına öğüt veren bol olur
Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur
Ana,baba,bacı,kardaş dar gününde el olur
Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim
Hep bir hallı Turhallı'yız biz bize benzeriz
Yüzbin kere tövbe eder gene şarap içeriz
At bizim,avrat bizim,silah bizim,şan bizim
Namus belasına yatarız kardaş yatarız zindan bizim
Kız gelinim,suna boylum doyamadan biz bize
Besmeleyle yüzün açıp oturmadan diz dize,
Almış kaçırmışlar seni çökertmişler ıssıza
Namus belasına kardaş kıydığımız can bizim
Ağam kurban beyim kurban hallarımı eyledim
Ne bir eksik,ne bir fazla hepsi tamam söyledim
Kır kalemi ! Kes cezamı ! Yaşamayı neyledim?
Namus belasına kardaş verdiğimiz can bizim...
(Cem KARACA)
Nazım HiKMET :
Gözleyip duruyor yolumu
Emzikli bir kadıncağız
Biz on kere onbin Memet
On kere onbin kaçacağız
Bu yarayı sardın bacım
Ya yüreğimin yarası
Ayyıldızı esir etti
Amerikan bandırası
Köyün evleri karanlık
Gökte yıldız pırpır eder
Ben bir asker kaçağıyım
Gelin bana bir tas su ver
(Nazım Hikmet)
*** Nazım Hikmet 'in kendi sesinden şiirler için buraya basın... ***
Hasan HÜSEYiN :
Drama köprüsü Hasan,dardır geçilmez
Soğuktur suları Hasan,bir tas içilmez
Anadan geçilir Hasan,yardan geçilmez
At martini de bre Hasan,dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan,dostlar dinlesin
Mezar taşlarını Hasan,koyun mu sandın
Adam öldürmeyi Hasan,oyun mu sandın
Drama mahpusunu Hasan,evin mi sandın
At martini de bre Hasan,dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan,dostlar dinlesin
(Hasan Hüseyin)
Bir uzun havadır şu Munzur Dağı
Mor bir katar gibi dizilir gider
Saz çalınır akşamları cem olur
Gönlüm terazisi bozulur gider
Koca Fırat vura vura başını
Benim anam döve döve döşünü
Aşar çığlıkları anacıkların
Ağıtlar yükselir Munzur'a doğru
Ben de silah çattım şu MUNZURLAR'da
Yıldızlara uludum yalnızlığı
Başı duman duman dağlara doğru
Yönelmiş gidiyor yörük kervanı.
(Hasan Hüseyin)
En sevdiğim şiir...AHMET TELLi...
Tanırdık ilk vurulanı
O gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık
Çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun
Çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra
Yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük
Öyle demişlerdi
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine
Karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki
Dudakları lal
Kitap yakanlar eksilmiyor
Şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini
Görüyor musun kentin üstünde
Sen dostumdun benim
Gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım
Dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi
Üşüyorsun
Unutma dostumsun sen
Nerdeysen orda ölmek isterim
Kasabada bir hüzün çökerdi söyledigin türkülere
Meşeler göğerir,kalbim rehin kalırdı
Ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin öylesine mahsun
Efkar da yakışırdı sana
İlk kadeh kekik kokardı
Kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
İlk sigarasını bölüşen iki okul kaçağı
İki haylaz
Hiçkimseler anlamıyor muydu o günlerde
İlk sevgilileriyle denizaşırı yolculuk düşleri kuran bizi
Ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı
Artık çok geç
İşçiler seni soruyor ve ötekileri
Her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun
Anımsar mısın odamızın talan edilişini
Her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra
Kantinde kitaplar yırtılıyordu
Delik deşikti duvarlar
Mosmor bir çığlıktı gözleri Malatyalı kızın
Kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz
Birer çılgın mıydık gerçekten
Serseri bir rüzgar mıydık
Göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara
Ve tarih upuzun bir hikaye miydi
Öyle diyorlardı
Bir işçi kıza söyledim bunları
Yalandı
Anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım
Sokaklara yabancıyım
Taşı delemiyor bir çığlık
Ve apansız bir su oluyorum ipince
Kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazen
Bırakıp gidebilir miyim
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kentler karıncalanmış birer namlu gibi
Upuzun yatıyorlar dizlerimde
Ama sımsıcak
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Sen dostumdun gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözlerini
-----
Su çürüdü
Yetmişiki gündür
Bir dolapta kilitliyim
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor
Ve ölü bir ışık sızıyor içeri
Yalnızlık hiç de tanrısal değil
Görkemli değil
O yalnızca geçmişle gelecek
Ölümle yaşam arasında
Kocaman bir karanlık
Geçmişi ve geleceği olmayan
Ölümle yaşam arasında
İrinli bir leke yalnızlık denilen
Şimdi ne varsa anahtar deliğinden sızan
Havayla ışıkta
Farkına varsalar kapatırlar mıydı
Bütün belleğimdekileri yok ettim
Elektrikli bir aygıtla yaktım
Jiletle kazıdım
Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini
Kül edip savurdum
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Zamanı yiyip bitirdi karanlık
Gece yokoldu
Güneş çoktan kömürleşmiş
Ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden
Ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu
Şaklayan bir kırbaç gibi
Acı duvarını aşan bu sesler
Madeni bir gürültüye dönüyor
Ve yerkabuğunu zorluyordu
Sesim yoktu
Karanlığın karnında yitirdim sesimi
Kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki
Ama durmadan soruyorlardı
Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi
Peygamberler büsbütün hain çıkmışlardı
Ama yine de soruyorlar soruyorlar soruyorlardı
Adımdan gayrısını bilmiyorum
İki şeyi bilmek istiyorum
Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyorum
Duvarların rengi ne
Derimin rengi ne
Dokunuyorum duvarlara
Parmak uçlarımla
Avuçlarımla,dilimle dokunuyorum
Duvarların bir rengi vardı
Ama hiç bir duvarcının
Hiç bir ressamın bu rengi bildiğini sanmam
Adı yoktu bu rengin
Kimyası yoktu
Belki renksizliğin rengiydi bu
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum
Bedenimde
Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta
Ellerime bakıyorum
Ellerime
Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış
Sıcaklığını duymamış
Ellerim
Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki
Ne beyaz tenliyim artık,ne esmer,ne de kara
Cüzzamlının,vebalının bir rengi vardır
İrinin bir rengi
Ölünün bile bir rengi vardı
Ama derimin rengi yoktu
Belki çürüyen bir kentin rengi
Çürüyen bir dünyanın
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım
Soyumun neye benzediğini unuttum
İnsana benziyor diye duymuştum bir vakitler
Demekki şimdi maymun halkasında insanlık
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum
Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda
Oysa kuru bir yaprağı bile
Dalından düşürecek gibi değil
Bu kör esinti
Belki çöle dönmüş toprağa
Tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca
Çamur gibi bir yağmur damlası
Ama toprak bu damlayla çatlatacak
Bağrındaki tohumu
Çöl bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek
Genzim yanıyor
İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan
Kirli
Sıcak
Ve simsiyah
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Suyum bir litrelik karton süt kutusu içinde
Yetmişiki gündür sakındığım
Ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim
Dilimi bir köpek gibi değdirdim
Dilin suya dokunuşu
Bir süngerin denizi yutuşu yani
Bir çölün seraba kesilmesi bir an için
Hergün ancak birkere değdiriyorum dudaklarımı suya
Dilimi kaçırıyorum artık
Sünger bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye
Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır
Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna
Kutuda kalan son bir yudum su
Bu bile değildi artık
Küstü
Öldürdü kendini su
Su çürüdü
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Şarkı sözleri :
Ahmet Kaya :
Yorgun Demokrat :
Karanlık yollardan geçtik
Zehir gibi sular içtik
Bir yanımızda ölüm,bir yanımızda yar sevdik
Bir değil binbirkere Sırat köprüsünden geçtik
Cehennem denen illetin ta göğsünü deldik geçtik
Bu yolda dönenler oldu,mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş komadan vurulup düşenler oldu
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat,yüreğim almıyor seni
Artık susma YORGUN DEMOKRAT
Şarkılar küsmüş dudağa
Ömründe gecikmiş şafak
Karışmış çoluk çocuğa,geçim derdinde demokrat
İçlenir hatırladıkça izlerini o günlerin
Düşe kalka,bata çıka yaşadığı o depremin
Bu yolda dönenler oldu,mum gibi sönenler oldu
Yar göğsüne baş komadan vurulup düşenler oldu
Bir sen kaldın geride
Ah akıp gidiyor hayat,yüreğim almıyor seni
Artık susma YORGUN DEMOKRAT
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Acılara tutunmak :
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
O yuvasız çalı kuşu
Bense kafeste kanarya
O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalanmış
Sevmek diye birşey varmış
Sevmek diye birşey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de
Acılardan arta kalan
İşte şu bakışlarmış
Kudi el gözlerinde
Günbatımı bulutlarmış
Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış
Ayrı yörüngelerde
(Hasan Hüseyin)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ağladıkça :
Dağlarda öfkeli başım/Serhat'ta hep akşam oluyor/
Nasipsiz kıştan mı,yağmurdan mı yoksa aşktan mı/
Ağladıkça,ağladıkça dağlarımız yeşerecek/Görecek,göreceksin/
Ağladıkça,ağladıkça/Geceyi Tutacagız göreceksin/
ilk yazda bitti telaşım/Alnımda hep kavga duruyor/
Vakitsiz hırstan mı,bahardan mı yoksa aşktan mı/
Ağladıkça bozkırlar yeşerecek/Görecek göreceksin/
Ağladıkça,güneşi tutacağız,göreceksin
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Şu dağdaki gezene bak/Gözlerinin rengine bak/
Mavi gözler kan kan olmuş/Şu feleğin işine bak/
Seni vuran beni de vursun/Şu feleğin işine bak/
Dağlarda talan olur mu/Dosta hiç yalan/
Ölürsem duyan olur mu/Şu feleğin işine bak
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kapıya vurdun ardımdan/ölecektim ben kahrımdan/
Beni vursalar alnımdan/Yine senin derdindeyim/
geçip karşımda dursan/Hem bagırsan,hem de kızsan/
Beni kaleşnikofla vursan/Yine senin derdindeyim
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ağlama bebek ağlama sende/Umut sende herşey sende/
Yağmur gibi gözlerinden akan yaş niye/Bu kırgınlık,bu dargınlık,sıkıntın niye?/
Çok uzakta öyle bir yer var/O yerde mutluluklar/
Bölüşülmeye hazır bir hayat var/
Ağlama bebeğim ağlama sen de/Yarın sende,herşey sende/
Dalıp dalıp derinlere düşünmen niye/Bu suskunluk,bu durgunluk,kızgınlık niye
Ahmet Kaya'dan 'Bizim Hikayemiz' şarkısını dinlemek istiyorsanız buraya tıklayın
Hakan Taşıyan :
Sensiz İki Gün:
Nere gizlendimse aşikar oldum
Hedefte gördüler sensiz iki gün
Dertler avcı oldu ben şikar oldum
İnsafsız vurdular sensiz iki gün
Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün
Kaale almadılar dileklerimi
Yarasalar emdi iliklerimi
Bükülmez sandığım bileklerimi
Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün
Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün
(Cemal Safi)
