|
ATATÜRK NASIL OKURDU? Atatürk için okumak engin bir tutku, vazgeçilmez bir gereksinimdir. O, çalışma saatlerinin çoğunu kütüphanesinde geçirmiştir. Burada saatlerce hatta günlerce kitap okuduğu yakınları tarafından gözlenmiştir. Onun kitap okumada da belirgin özelliklerinin bulunduğu bilinmektedir. Örneğin ilgisini çeken yada çalıştığı konu ile ilgili bir kitabı eline aldığında sürekli okur, bitirmeden bırakmaz. Bu özelliği hakkında genel sekreteri Hasan Rıza Soyak şunları söylüyor: Bir geziden Ankara'ya dönüyordum. Sabahleyin trenden iner inmez doğru Köşk'e gitmiş, özel hizm'etine bakanlara ne durumda olduğunu sormuştum: "iki gün, iki gecedir durmadan kitap okuyor; yalnız birkaç kere banyo yaptı ve koltuğunda dinlendi." dediler. İzin alıp yatak odasına girdim; beyaz keten gecelik entarisi ile, geniş koltuğuna bağdaş kurmuş, dinleniyordu; elinde bitirmek üzere olduğu kitap vardı, bana: "Hoş geldin, otur bakalım... Elime bir tarih kitabı geçti... Bilmem ne zamandan beri okuyorum." dedi hayretle sordum yorulmadınız mı Paşam?" "Hayır; yalnız gözlerim yaşarıyor, fakat onun da çaresini buldum. Birkaç metre tülbent aldırdım, işte gördüğün gibi parça parça kestirdim; ara sıra bunlarla gözlerimi kuruluyorum." Atatürk'ün kütüphanesindeki çalışmalarına ve kitap okuma şekline ilişkin olarak da Prof. Dr. Afet İnan şu bilgileri vermektedir. Yeni Köşk'te, kütüphanesindeki yazı masasında oturduğu pek nadirdir. Daha ziyade orta yerdeki uzun ve geniş masanın üzerine, çeşitli kitap ve lügatleri dizdirirdi. Sık sık içtiği kahve, uzun çalışmalara biraz ara verdirebilirdi. Çalıştığı yerdeki kitaplarının yeri değişmemeli idi. Tarih kitaplarını daima harita ile takip ederek okur ve savaşlar için ayrıca krokiler çizerdi."> Atatürk'ün kitap okurken bir diğer özelliği de; okuduğu bir kitabın önemli yerlerine kendine özgü işaretler koyması, satır altlarını kırmızı yada mavi kalemle çizmesi, sayfa kenarlarına notlar almasıdır. Onun dikkatle okuduğunu siz okuyacak olsanız; işaretlemiş olduğu şekilleri bilmiş olsanız,kitabın bütün ilginç yönlerinin belirtildiği meydana çıkar. Cemil SÖNMEZ |
|
|
|
[5] Mustafa Kemal Atatürk çocukluğundan itibaren çok iyi bir okuyucu idi. O’nu mahalledeki oyunlardan çok, daima evinde birinci katın penceresinde kitap okurken görmek mümkündü. 1941’de 92 yaşında ölen hocası Frere Rodriguez Mustafa Kemal’i elinde daima kitap bulunan bir genç olarak hatırlamaktaydı. Harp Okulu yılları Mustafa Kemal için yurtseverlik duygularını besleyen, edebiyat ve kültür birikimini hazırlayan, tarih kitapları başta olmak üzere, ilgi alanındaki öbür yayınlarla da yakından ilişki kurduğu yıllardır. Anafartalar Komutanı olarak cephedeyken Balzac’ın Colonel Chabert’ini, Maupassant’ın Boule de Suif’ini ve Lavedan’ın Servir’ini okuyor; mektuplaştığı Madam Corrinée’den roman ismi istiyordu. 16 ncı Kolordu Komutanı olarak bulunduğu doğu cephesinde edebiyat, din bilimleri, edebiyat, felsefe konularda kitaplar okuyordu (Vurkaç 1985: 9,12, 19, 27, 28). 150’liklerin affedilmesiyle ilgili kanun, 2527 Sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu O’nun kişisel tasarrufunun ve öngörüsünün çok önemli bir payı vardır. En son okuduğu kitaplar hep Türk tarihine ve diline aitti. [6] ‘(Atatürk).....olayları yüzeysel olarak değerlendirmez, onları doğuran sebepleri çok iyi görür. En önemli niteliklerinden biri de gerçekleri aramak ve bulmak aşkıdır. Bu niteliği O’nu neredeyse bir bilim adamı yapmıştır. Durmadan okur, çok okur; okuduklarını değerlendirir. Cephede savaş alanlarında bile okumaktadır. Atatürk’ün kitap okuma sevgisi bütün Türklere örnek olmalıdır. İnkılâpların en yoğun zamanında , 1929 yılında nasıl kitap peşinde koştuğunu, yeni çıkan tarih ve hukuk kitaplarının sağlanması için büyük elçiler nasıl seferber ettiği şimdi öğrenilmektedir. 1935 yılında Paris’te Paris Büyük Elçisi aracılığıyla istettiği yeni kitapların listesi hayret vericidir. 18 kalemde toplanan bu kitaplar toplumsal ve siyasal bilimlerin hepsini kapsamaktadır. Bu araştırma aşkı O’nu yazar da yapmıştır. Askerliğe ait dördü telif, ikisi çeviri altı kitabı vardır. Büyük ‘Nutuk’ görkemli bir tarih ve siyaset eseridir. Doğrudan doğruya kendi yazdığı, fakat Afet İNAN’ın adıyla yayımlattığı ‘Vatandaş İçin Medenî Bilgiler’ kitabı modern hukuk öğretilerini ve demokrasiyi öven büyük bir eserdir. “Her şeyi okurdu. Meselâ sosyoloji...Çok okuyan adamdı...Birinci Dünya Savaşında Doğu Anadolu’da XVI ncı Ordu Komutanı iken 49 günde biri Fransızca olmak üzere, 6 kitap okumuştur. Okumaya zaman bulamamaktan yakınanlara bir ibrettir bu (Mumcu 1986: 10) [7] Örneğin, Harf İnkılâbının temelleri Atatürk’ün Latin harflerinin Fransızca değerleriyle İstanbul’da Madam Corinne’e mektup yazdığı Sofya Ataşe militerliğine (1914), Suriye Cephesindeki görevine değin uzanır (1917). Suriye Cephesinde görevliyken incelediği J. Németh’in Türkische Grammatik adlı eserinin Die Schrift bölümündeki Türkçe çevriyazı sistemine yönelik eleştirileri, 11 yıl sonra Harf İnkılâbının ana çizgilerini oluşturmuştur. [8] Atatürk, 1932 yılında verilen bir baloda ünlü yazar ve edebiyat tarihçisi İsmail Hakkı Sevük’le ‘edebiyatın tarifi’ üzerine yaptığı tartışmada doğan gergin havanın sonunda, edebiyatı tanımlamamakta ısrar eden yazara, Teceddüdün Edebiyatı adlı yapıtını altı kez okuduğunu söylemiştir (Borak 1998: 38-41).
Atatürk kelimenin tam anlamıyla okuyup yazan bir insandı. Nitekim 1908-1918 yılları arasında kaleme aldığı askerlik üzerine telif ve tercüme eserleri vardır: Takımın Muharebe Talimi’, 'Cumali Ordugâhı -Süvari, Selânik 1910’, ‘Beşinci Kolordu Erkân-ı Harbiye Tabiye ve Tatbikat Seyahati, 1991, Selânik’, Bölüğün Muharebe Talimi, (tercüme), İstanbul 1912.’, Zabit ve Kumandan ile Hasbıhâl, 1918’ Ayrıca Nutuk, tarihsel açıdan, dil ve üslûp bakımından bir başyapıttır. Bunların dışında, Atatürk’ün geometri kitabı; Türk dili ile ilgili pek çok araştırması; gazete makalesi ve dil bilim incelemeleri vardır (bk. Dr .Öğ.Bnb. Süer EKER‘Atatürk ve Türk Dili Kronolojisi’ , Türk Dili , s. 419-444, Kara Harp Okulu Basım Evi, Ankara 1999) Atatürk’ün okumaya ayırdığı zamanla ilgili olarak şu iki gözlem konuyu somutlaştırmaktadır: Hasan Rıza Soyak, anılarında şöyle diyor: “Bir geziden Ankara’ya dönüyordum. Sabahleyin trenden iner inmez doğru köşke gitmiş, özel hizmetine bakanlara ne durumda olduğunu sormuştum. ‘İki gün, iki gecedir ki durmadan kitap okuyor; yalnız birkaç kere banyo yaptı ve koltuğunda dinlendi’ dediler. İzin alıp yatak odasına girdim; beyaz keten gecelik entarisi ile, geniş koltuğuna bağdaş kurmuş dinleniyordu; elinde bitirmek üzere bulunduğu kitap vardı, bana: ‘Hoş geldin, otur bakalım... Elime bir tarih kitabı geçti...Bilmem ne zamandan beri okuyorum.’ dedi; hayretle sordum: ‘Yorulmadınız mı Paşam?’, ‘Hayır; yalnız gözlerim yaşarıyor, fakat onun da çaresini buldum. Birkaç metre tülbent aldırdım, işte gördüğün gibi parça parça kestirdim; ara sıra bunlarla gözlerimi kuruluyorum.’” .
Cemal Granda ‘Atatürk’ün Uşağı İdim’ adlı kitabında şöyle anlatıyor: “Üçüncü gecedir ki Atatürk gözünü kırpmıyordu. Kütüphanede yere serili ayı postunun üstüne uzanıyor ve çalışıyordu. Notlarının arasına gömülmüştü. Yerler tarih kitaplarıyla doluydu. Sadece duş yapıyor, kurulanıp tekrar odaya kapanıyordu. Yemeğini bile kütüphaneye getiriyordu.”
www.turkischweb.com |
6. 6. Atatürk ve Kitap
Atatürk aydın bir insan olmanın doğasından gelen bir yönelişle daima okumuştur[5]. O’nun düşünce kaynaklarını Türk ve dünya bilim, sanat ve düşünce dünyasının en seçkin yapıtları oluşturmuştur. Atatürk’ün okudukları herhangi bir alanla sınırlanamaz. O, edebiyattan, tarihe; hukuktan dil bilime değin her alanda, her şeyi okumuştur. Yabancı dillerde, özellikle Türk tarihi ve Türk dili ile ilgili olarak yazılan kitapları elçilikler aracılığıyla ülkeye getirtmiş ve Türkçeye tercüme ettirmiştir[6].
Atatürk, konuşmalarını ve yazılarını hazırlamadan önce kaynak taraması yapmış, konunun uzmanlarıyla tartışma ortamları yaratmıştır. Nihaî kararlarını verirken dayanak noktası, okuduklarıyla elde ettiği birikimdir[7]. Atatürk, bu birikimi sağlam bir karar ve muhakeme yeteneğiyle uygulamaya koymuştur. Atatürk’ün, ülkenin bilim ve düşün adamlarıyla olan ilişkilerinde hareket tarzını belirleyen en önemli etken, onların kitapları olmuştur. Çağdaşı aydınların hemen hemen tüm yapıtlarını okumuş, okuduklarıyla onlar hakkında kanaat sahibi olmuştur. Bu kanaat de eser sahibine karşı duyulan derin bir saygı ve sevgi biçiminde tezahür etmiştir
Atatürk, okuduğu kitapların yazarlarından, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında temsil edilmesi, yurt içinde milletvekili, yönetici kadrolarda görevlendirilmesi vb. yollarla yararlanmıştır. Örneğin ünlü yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu, son dönem Türk edebiyatının en büyük şairi Yahya Kemal’i diplomat olarak çeşitli Avrupa ülkelerinde görevlendirmiştir. Millî Mücadele’ye muhalif olan Yüz Elliliklerin affında da ünlü edebiyatçı Refik Halit Karay’ın yapıtlarının önemli rolü vardır. Atatürk’ün yakın çevresini ‘eser sahipleri’ oluşturmuş; ilgi gösterip değer verdiği insanların başında kitap yazanlar gelmiştir.
Atatürk’ün çok yoğun, savaşlarla, inkılâplarla, zorluklarla geçen yaşamında daima yanında kitapları bulunmuştur[9]. Bugün Çankaya Köşkü’nde ve Anıtkabir’deki müzede 10.000’in üstünde cilt bulunmaktadır. Atatürk’ün okuduğu kitaplar arasında felsefeyle ilgili 121, din konularıyla ilgili 161, askerlikle ilgili 261, siyasal bilimlerle ilgili 204, hukukla ilgili 150, dil bilim ile ilgili 387, edebiyatla ilgili 544, tarih, coğrafya ve biyografi konularında 1233 kitap yer almaktadır (Vurkaç 1985: 56, 67, 68).
Atatürk okuduğu tüm yapıtlar üzerinde el yazısıyla kırmızı ve mavi kalemlerle notlar almış, eleştiriler yapmıştır. Çalışma saatlerinin büyük bir bölümünü, üzerinde çalıştığı konularla ilgili kitapları okuyarak geçirmiştir. Atatürk’ün sofrası; akşamları gündüz okunanların çözümlendiği, değerlendirildiği, bilgi alışverişinin yapıldığı ve devlet yönetimiyle ilgili olarak her alanda alınacak kararların görüşüldüğü bir tür ‘danışma meclisi’ işlevi görmüştür.
Yaşamında uykuya çok az bir yer ayıran Atatürk bir günün neredeyse tamamını okumaya, okuduklarını tartışmaya ve uygulamaya ayırmıştır[10]. Atatürk, yurt içinde yaptığı tüm gezilerde, yanında özel kütüphanesine ait kitapları sandıklarla götürmüştür.
Sonsuz bir okuma ve araştırma arzusunun doğal bir sonucu olan düşünce dünyası, üstün ve yüksek kişiliğiyle özdeşleşerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlamış ve cumhuriyetin temel değerlerini biçimlendirmiştir. .
Atatürk’ün son okuduğu kitap, Türk Dil Biliminin Türkiye’deki ilk süreli yayını olan ‘Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten’in 5-6 sayılı nüshasıdır (15 Ekim 1938). · · · · |
ATATÜRK NASIL OKURDU?
|