Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

ÖMER TÜRKEŞ (eleştirmen)


   
Artık buralara düşmüşüz mü demeliydim?
Bizdeki rakamların ne denli sağlıklı olduğunu kestirmek bile zor. Ancak, kitapların ilk baskı adetlerinden yola çıkarak, Türkiye’de ilginin hafif ve eğlenceli kitaplara yöneldiğini söyleyebiliriz.
‘80’lerden önce evrenselliğin çıtasını Dostoyevski, Balzac, Çehov gibi, klasiklerle çok yükseğe çekiyor ve o çıtayı bir türlü aşamamaktan şikayet ediyorduk. Bugün ''Da Vinci Şifresi'' ya da ''Harry Potter'' serisi küreselleşmenin simgesi sayılıyorsa eğer, onların çok sattığı / okunduğu bir ülke olarak küresel beğeni standartlarını nihayet yakalamışız demektir. Yoksa ''Artık buralara düşmüşüz'' mü demeliydim?

Ulusal kitap beğenileriyle küresel ölçütler arasında nasıl bir ilişki var?

 

    İMGE KİTABEVİ
Orhan Pamuk ve Can Dündar’ın, küresel anlamda Türkiye’yi en iyi temsil eden yazarlarımız olduğunu söyleyebiliriz.

   
PANDORA KİTABEVİ
Orkun Uçkan - Burak Tuna / ''Metal Fırtına'' ve Elif Şafak.

   
D&R
Orhan Pamuk küresel anlamda Türkiye’yi son derece başarılı bir şekilde temsil eden en önemli yazarımızdır. S.A.

 

    İMGE KİTABEVİ
Listelerde tarih, siyaset, mitoloji alanlarında da çok satan kitaplar var.

   
PANDORA KİTABEVİ
Kişisel gelişim, güncel siyaset, popüler bilim, yemek kitapları...

   
D&R
Daha çok günlük hayattan kesitlerin yer verildiği derlemeler, kişisel gelişim ve sağlıklı yaşam kitapları tercih ediliyor.

Yayın dünyasında küresel anlamda Türkiye’yi temsil eden iki yazarımızın ismini vermeniz gerekse, kimleri söylerdiniz?

HER ZAMAN

SATANLAR

Okuma Alışkanlığının Geliştirilmesindeki Etkenler

 

     Eğitim ve öğretimin her kademesinde, ‘okuma yazma alışkanlığının kazandırılması’ öğretim kurumlarının temel görevleri arasında yer almaktadır. Konuyla ilgili belli başlı değişkenlerin ele alınmasıyla ortaya çıkan tablo ve bu çerçevede alınabilecek önlemler ve yapılacak öneriler ana çizgileri ile şöyle özetlenebilir:

 

     Okuma alışkanlığı kazanmanın; ‘aile, çevre, eğitim sistemi, okumanın bir devlet sorunu olarak değerlendirilmesi ve bu konuda planlama yapılması’ gibi pek çok değişkenin ayrı ayrı ele alınması gereken karmaşık bir sorunsal olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bununla birlikte, işlevsel okuryazarlığın, en azından orta düzeyde okuyucuya dönüştürülmesine yönelik, ulusal ve kurumsal okuma stratejisinin belirlenmesi gerekmektedir[4]..

 

     Kurumsal bazda konuyla ilgili olarak yapılan küçük bir araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgular, ana çizgileriyle şu şekildedir: Harbiyeliler, kitap okuma alışkanlıkları ile ilgili olarak kendilerini yeterli görmemekte; toplumun bir parçası olarak okuma alışkanlıklarını yeterince kazanamadıklarını düşünmektedirler. Ancak basit bir gözlem ve araştırma ile Harbiyelilerin, ideal düzeyde olmamakla birlikte, Türkiye standartlarının üstünde bir okuma alışkanlığına sahip oldukları saptanabilecektir.

 

     Harbiyelilerin okuma alışkanlıklarına düşünceyi, duyarlığı geliştirici, eleştirel bir yön kazandırmak en önemli hareket tarzı olacaktır. Gençlik çağının çok önemli bir bölümünü TSK’de ikmal eden Harbiyeliler, bu dönemde mensubu oldukları gençlik kesiminde olduğu gibi, fizyolojik, psikolojik vb. gelişimlerini sürdürürken, alışkanlıklarını geliştirme ya da yeni alışkanlıklar kazanma eğilimindedir. Bu süreçte okuma, kişisel ve meslekî gelişimin yanı sıra, sosyalleşmenin bir aracı olma özelliği dolayısıyla da önemli bir işlev kazanmaktadır.

 

     Konunun kurumsal boyuttan, ulusal boyuta taşınarak ele alınması durumunda, aşağıdaki hususların, ideal düzeyde okuma alışkanlığı kazanmada belirleyici bir rol oynayabileceği değerlendirilmektedir.

a.   a.   Toplumsal Duyarlık

 

          Geniş toplum kesimlerinde henüz temel okuryazarlık sorunun çözümlenememesi, dolayısıyla bir okuma kültürünün oluşamaması, okumayı yaşamın bir parçası olarak algılamamaya yol açmıştır. Konuyu çağdaşlaşma yolunda bir sorun olarak görme ve bu sorunu çözümleyecek yol ve yöntemleri araştırma hususu da şimdiye değin bir ulusal politika olarak değerlendirilmemiştir. Aynı şekilde, yazılı ve görsel medyanın bu konudaki tutumu toplumsal bir politika oluşturmaktan uzaktır. Kitaba ve okumaya bu hususta kamuoyu oluşturmaya yönelik programlar ve eylemler ancak ‘yasak savma’ niteliği taşımaktadır. Okuma-yazmanın, kitabın önemi konusunda bir toplum duyarlığı yoktur. Toplumun önder ve öncü güçleri bu konuda olumlu bir örnek oluşturamamaktadır. Okuyan, okutan insan tipinin yaygınlaşması yeterli motivasyonun sağlanması gerekir. Dolayısıyla bu, toplumsal bir sorundur ve sorunun çözümü belki şehirleşme ve eğitim seferberliği ile mümkün olabilecektir.

 

          Ana dili formasyonunun önem taşımadığı, her türlü bilginin özgün üretiminden çok, başka dillerden, başka kaynaklardan yapılan alıntıların bilimsel etkinliklerde esas olduğu bir anlayışın, sanayi ötesi topluma ulaşmada bir araç değil, ancak bir engel niteliği taşıyacağı da açıktır. İnsan düşüncesinin, düşünceyi üretebilme gücünün en yüksek düzeyde gerçekleşebileceği aracın ancak ana dili olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ‘bilimin tetkikle değil, tercüme ile yapılmaya çalışıldığı ve bunun kabul gördüğü bir ortam’da Türkçe okumanın, Türkçe düşünmenin bir artı değer, bir kazanım olarak algılanamayacağı açıktır. Ancak, şurası da unutulmamalıdır ki, ana dilinin sağladığı yaratıcılığın başka hiçbir yapay, ikincil araçla sağlanamayacağı toplumun kabulleri arasında bulunmadığı sürece yalnızca ‘imitasyon’ ön planda olacaktır.

b.   b.   Bireyin Rolü ve Sorumluluğu

          Okuyucuların bir bölümü kitap okumayla ilgili olarak kendilerinde bir ilgi eksikliği hissettiklerini, kitap okumak üzere harekete geçmekte kendilerini kararsız bulduklarını ifade etmektedirler. Okuma konusuyla ilgili sorunların çözümü, büyük ölçüde kişinin kendi duyarlığı ile ilgilidir. Kitap okuma alışkanlığı temelde, insanın içinden gelen bir yönlenmedir ve dışarıdan hiçbir etkiyle değişme veya gelişme imkânı sınırlıdır. Bu konuda yapılabilecek en önemli şey, okumayanla okuyan arasındaki farkı somut biçimde gösterebilmektir. Bireysel motivasyon eksikliğindeki en belirgin neden de, küçük yaştan itibaren bu alışkanlığın kazanılamamış olmasıdır.

 

          Çağdaş toplumsal yapılarda bireylerin ayrı ayrı nitelikleri, toplumun niteliğini belirlemekte çok önemli bir etkendir. ’Ülkedeki eğitim sisteminin niteliği, bilginin üretimi ve tüketimindeki yaygınlık ve hacim; her türlü üretimin evrensel pazarlardaki yeri’ gibi belirleyiciler bulunmakla birlikte, belirli bir entelektüel düzeye gelen her yurttaşın, okuma yazma ile ilgili sorumluluklarının bilincinde olması gerekmektedir.

c.   c.   Ebeveynin İşlev ve Rolü

          Ülkemizde en erken öğrenim çağlarından bu yana gerek ailede gerekse yakın çevre ve okulda konuya ilişkin sistemli bir destek ve rehberlik faaliyeti bulunmamaktadır. Oysaki, Ebeveynin işlev ve rolü son derece önemlidir. Anne ve baba çocuğun okuma alışkanlığını kazanması ve bunu bir zevk hatta yaşam biçimi hâline getirmesinde öncü ve rehber olmalıdır. Çocuğun en erken çağlardan itibaren kitapla ilgilenmeye başladığı bilinmektedir. Kütüphaneyi sevdirmede; kitabın yaşamın en önemli değerleri arasında bulunduğunu bizzat kitap okuyarak göstermek durumunda olan ebeveynin önemli sorumlulukları vardır. Ebeveynin, aile kitaplığı oluşturması; oyuncağın yanında kitap alması; çocukların, bilginin kaynağına bizzat yönelmesi yoluyla kişiliklerinin gelişmesinde önemli katkılar sağlayabilir. Kültürün aktarılmasında birinci sırayı alan ailelerin, çocuklarının, yarının dünyasında kendi bulundukları maddî ve manevî koşullardan daha yüksek bir standartta bulunabilmelerinin, onların düşünebilme becerilerine yani okuma alışkanlığı kazanmalarına bağlı bulunduğunu idrak etmeleri gerekmektedir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinin bireyin alma, kabullenme ve benimsemede en önemli aşamalar olduğu bilinmektedir. Her türlü fırsat ve vesileden yararlanmak suretiyle, çocuk ya da genci kitaba yöneltmek gerekmektedir.

d.   d.   Kütüphanelerin İşlev ve Rolü

          Kütüphaneler, öğrenciye salt ders çalışmayı sağlayıcı mekân olarak düzenlenmemeli; araştırma ve incelemenin odak noktası hâline getirilmelidir. Aynı çerçevede, her türlü kütüphane, kuruluşundaki amaç ve işlevine uygun biçimde, toplumun tüm kesimlerinin kullanımına açık tutulmalıdır. Bugünkü hâliyle kütüphaneler, fotokopi ihtiyaçlarını karşılayan ve az sayıdaki öğrenciye belli saatlerde barınma imkânı sağlayan ya da öğretmenleri tarafından zorunlu araştırmaya 'tâbi tutulan' ilk ve ortaöğretim öğrencileri tarafından ziyaret edilen mekânlar niteliği taşımaktadır. İlk ve ortaöğretimin her kademesinde öğrencinin düzeyine (sınıf ya da öğrenim kademesine göre) göre kitaplıklar kurulmalı; kitaplıkların yanında halk kütüphaneleri işlevselleştirilmeli; ihtisas kütüphaneleri oluşturmalı, buradaki malzeme, nicelik ve nitelik bakımından geliştirilmelidir.

 

          Kütüphanelerdeki kitap sayısı artırılmalı, kütüphaneden yararlan-mak üzere zaman ayarlaması da yapılmalıdır. Kütüphaneye her zaman güncel kitaplar alınmalı; bu yeni kitaplar okuyuculara tanıtılmalı ya da ayrı bir stantta sergilenmelidir. Okuyucu aradığı kitabı mutlaka kütüphanede bulabilmeli, gerekirse en kısa zamanda temin edilmelidir.

 

     ‘...Kütüphaneler düşüncenin yaygın ve ortak bir etkinlik niteliği kazanması yani toplumsal davranış hâline gelebilmesi için kamusal düşünme mekânlarıdır. Halkın gücü anlamına gelen demokraside, demokratik yetkinin kaynağı olan kitlenin aydınlatılması gerekir. Okullar büyük oranda bu eğitimi vermekle birlikte, onu destekleyen kütüphaneler yoksa süreç, tamamlanmayacaktır...’

 

e.   e.   Okulun, Öğretmenlerin ve Diğer Etkenlerin İşlev ve Rolü

 

          Kitap okumanın öğrenim sürecinin bir parçası olduğu ve yaşam boyu süreceği öğretmenler tarafından özellikle vurgulanmalıdır. ‘Okuma alışkanlığı kazanmayanların öğrenimlerinin yarım kalacağı anlayışı öğrencinin zihninde yer etmelidir. Çağdaş insan, kendi kanatları ile uçmayı sağlayacak nesnel, özgür ve eleştirel bir düşünce tarzına sahip olmalıdır. Bunu yolu, okuma becerisi kazanmaktan geçer. Bugünkü öğretim sisteminin temeli olan öğretmen merkezli eğitimin, öğrencilere okuma alışkanlığını kazandırmada başarılı olabildiğini iddia etmek zordur. Genellikle konuya yalnızca Türk dili ve edebiyatı öğretmenlerinin duyarlı ve konuyla ilgili olmaları gerektiği gibi eksik ve yanlış kanılar da, bu alışkanlığın toplumsal bir nitelik kazanmasının önündeki engelleri oluşturmaktadır. Kitabın, kitap dünyasının, bütün disiplinlerde tanıtılmasının ve sevdirilmesinin gerekli olduğu açıktır. Ancak kimi toplumsal koşullar, öğretmenlerin kitap seçimi ve önerisi konusunda çekingen bir tavır içinde bulunmalarına yol açmaktadır.

          Yoğun ders ve ders dışı etkinlikler kitap okumaya ayrılacak zamanı azaltmaktadır. Ancak önemli oranda okuyucu, ‘boş zamanın yaratılamaması’ ya da ‘boş zamanları değerlendirememe’nin bireysel kaynaklı bir sorun olduğunu, yöneticilerin en önemli faaliyetinin yalnızca kitap temin etmek olduğunu ifade etmektedir. Okumayı teşvik edecek önlemler alınmalı; okuyucuların kitaplarla iç içe bulunacağı rahat ve çekici ortamlar yaratılmalıdır.

          Eğitim öğretim sürecinin her kademesinde kitap okuma alışkanlığının kazandırılması ve geliştirilmesi için slogan ve logolar yaratılmalı ve tüm okuyucu adaylarının, konuyu bilinçaltında benimsemelerine ortam sağlanmalıdır.

          Okuyucu adayları özellikle konferans, panel vb. yoluyla okuma yazma sorunu hakkında bilgilendirilmeli; geniş kitlelerin bu konudaki duyarlığı artırılmalıdır. Bu yolla, kitap okumanın kişinin yaşamında meydana getireceği değişiklikler ve ufuklar anlatılmalıdır. Değişik yayın evlerinin, dağıtımcı firmaların katılımı ile düzenlenen kitap fuarları ve ünlü yazarlarla söyleşiler vb. özel gün ve etkinliklerin, tüm okuyucuların kitap seçme ve okuma zevklerini geliştirmede önemli bir yeri vardır.

          Okuma alışkanlığı her şeyden önce sevgi ve ilgiye dayalı olduğu için, atılacak her adım sevgi ve ilgiyi geliştirici nitelik taşımalıdır. Yaşamda kitaba ayrılan yer ve zaman artırılmalıdır. Okuyucuların önemli bir bölümü kitabı ismine göre seçmektedir. Aslında pek çok kişi, iyi bir kitap okuyucusu olmak için gerekli ve yeterli altyapıya sahiptir. Sorun, kitap tanıtımının yeterli ve istenilen standartlarda yapılmamasıdır. . Kitap seçimi için kitabın içeriğini tanıtıcı nitelikte broşür ya da bültenlerden ve diğer periyodiklerden yararlanmak, zaman kazandırıcı bir yoldur. Yöneticilerin veya grup içinde lider konumunda olanların, bizzat okuduğu ve beğendiği kitapları önermeleri de çok etkili bir motivasyon kaynağı olabilir. Bu, zamanla kişisel bir zevke ve hobiye dönüşebilir. Okuma sevgisi kazandırmada zorlayıcı değil, özendirici bir yaklaşım tarzı benimsenmelidir.

          Okuma düşünsel bir etkinlik olması dolayısıyla, konsantrasyonun tam olabileceği yani gürültüsüz ortamlarda gerçekleşebilir. Kalabalık ve gürültülü ortamlar okuma isteğini ve imkânını azaltmaktadır.

 Öte yandan çoğu okuyucu görsel ya da yazılı basını izlemenin kitap okumakla aynı düzey ve içerikte bir etkinlik olduğunu düşünmekte ve bu yanlış kanılar nedeniyle kitap okuma isteğini yitirmekte, en az çaba kuralı gereği, öncelikler sıralamasıyla televizyon seyretmeyi tercih

etmektedir. Spor, TV, ders ve kitap birbirlerinin alternatifi niteliğindedir. Aslında tüm bu etkinlikler arasında tamamlayıcı bir dağılım oluşturma imkânlarını araştırmak yerine, bunlardan birinin tercih edildiği gözlenmektedir. Öncelikler sıralamasında kitabın yeri değişebilmek-tedir. Birey olarak yaşamın her alanında fazla seçim şansının bulunmaması, gereksiz bilgilerin yığılması ya da okullarda salt bilgiye yöneliş, okuma alışkanlığını köreltmektedir.

          Eğitim sistemi ilkokuldan bu yana, okumanın yararları üzerinde yoğunlaşmaktan ziyade, yalnız ‘Oku!’ demekte, bu da tüm öğrenenlerde daha o dönemden itibaren bir karşı tavır koyma ihtiyacı doğurmakta ve bu tavır yaşam boyu sürmektedir.

Kitabın, içeriğinin dışında, fiziksel görünümü ve albenisi de önem taşımaktadır. Kitap yazımı ve yayımı okuma alışkanlığını kazandırmada önemli bir etkendir. Yayınlar temiz baskılı olmalı, görselliğe önem verilmelidir. Kitaplık ve kütüphanelerde kitabın kaplanması, çekiciliğini yitirmesine yol açmaktadır. Eski ve yıpranmış kitaplar onarılmalı ve ciltlenmelidir.

          Kitapların yazımında baskı tekniğinin yanı sıra, dile önem verilmeli, söz varlığı ile okuyucu düzeyi arasında paralellik bulunmalıdır. Kitabın dili, okuyucuda dil zevkini ve bilincini geliştirmeli, okuma isteğini artırmalıdır. Özellikle ders kitapları ve yardımcı kaynaklar da aynı nitelikleri taşımalı; çağdaş değerler çerçevesinde seçilen metinler özgür ve yaratıcı düşünme yeteneğini geliştirici özellikte olmalıdır. Kültür yayıncılığına önem verilmelidir. Yazarların ve yayın evlerinin sorunlarına da eğilmeli; gerçekçi ve nihaî çözümün okuryazarların okuyup yazmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır.

          Yayımlanan her kitap özgür, demokratik ve çağdaş düşünce biçimlerini geliştirici nitelik taşımayabilir. Bu durumda kitap seçiminde kullanılacak ölçü ve ölçütlerin belirlenmesi önem taşıyacaktır. Konuyla ilgili olarak 'en ucuz', 'en çok okunan', 'eğitici ve öğretici', 'yaratıcı düşünceyi geliştirici' vb. pek çok seçim ölçütünden hangisi ya da hangilerinin kullanılacağı ve seçilecek kitabın bunlara ne denli uyması gerektiği, bilgi çağı okuyucusunun önemli bir sorunudur. Okunacak malzemenin seçimi, bilimsel, düşünsel ya da edebî ihtiyaçların niteliğine bağlıdır. Bu ihtiyaçların niteliğine göre okuma malzemelerinin belli başlı türleri şunlar olabilir:

·      ·      Çocuk kitapları

·      ·      Ders kitapları

·      ·      Sanatsal ve düşünsel kitaplar

·      ·      Bilimsel ve meslekî kitaplar

·      ·      Çeşitli konularla ilgili popüler konulu kitaplar

·      ·      Gazete (spor, haber, ekonomi vb.)

·      ·      Süreli bilimsel yayınlar

·      ·      Süreli popüler yayınlar

·      ·      Süreli meslekî yayınlar

·      ·      Felsefî ve edebî yayınlar

     Okuyucunun tercihi ve ilgisi, okunacak kitabın belirlenmesinde önemli ögedir. Bu nedenle, kitap temininde değişik ilgi ve tercihler göz önünde tutulmalıdır.