Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

Murat Tarik Vesilesiyle İnkisaf

My Favorite things about Angelfire.

My Favorite Web Sites

Angelfire - Free Home Pages
Free Web Building Help
Angelfire HTML Library
HTML Gear - free polls, guestbooks, and more!

Murat Arıkan Vesilesiyle İNKİŞAF Ben inkişaf'ı çıktığı günden beri takip eden bir okur-yazarım. İstifade ettiğimi de itiraf edeyim. İnkişaf'ı çıkaran arkadaşlar büyük bir boşluğu dolduklarını bilmelidirler. Elbette önemli vazifelerde bulunan kişi ve kuruluşların varlığından rahatsız olanlar olacaktır. Geçenlerde internette Murat Arıkan adlı bir şahsın İnkişaf'la alakalı eleştirilerine rastladım. Şöyle bir göz gezdirdim. Gördüm ki sıralanan maddeler göze kalabalık gelmenin ötesinde bir anlam ifade etmiyor. Konu ile alakalı Derginin yazı işleri müdürü Erdal ULU Bey'e mail gönderdim. Cevap yazılmasını veya musade etmeleri durumunda bir inkişaf okuru olarak cevap yazmayı istediğimi bildirdim. Erdal Bey şahsıma gönderdiği mailde, İnkişaf'a karşı hasmane tutum içerisinde yer alan söz konusu şahsın kendisine gönderilen cevapları çarpıttığını böyle birini tekrar muhatap almalarının doğru olmayacağını söyledi. Telefonla görüşmemiz üzerine yeni bir mail gönderdi. Söz konusu maili okuyunca sizde Murat Arıkan'a niçin tekrar cevap verilmediğini anlayacaksınız. Erdal Bey şunları yazdı: "Ali Bey Biz dergi olarak okurlarımızın değerlendirme ve eleştirilerine muhtasar cevaplar vermeye gayret ediyoruz. Takdir edersiniz ki binlerce okuru olan bir derginin her sorulan soruya ya da yapılan tenkide ayrıntılı cevaplar vermesi yazarlarının bütün vakitlerini bu işe ayırmasını gerekli kılar. Okurlarımızdan aldığımız mesajların neredeyse tamamı takdir içerikliktir. Bu takdirler arasında muhterem ilim adamları da vardır. Bunlara layık olmadığımızı söz konusu ifadelerin ilim adamlarının hüsnüniyetinden kaynaklandığını belirtmeliyiz. İnkişaf’la alakalı yapılan takdir, tahlil ve tenkitlerden de hayli istifade ettiğimiz muhakkaktır. Ne var ki bazı tenkitler hem derin cehalet hem de sahiplerinin hadd-hudud bilmez ifadeleriyle bütünleştiğinden “bir şey haddini aşınca zıddına inkilap eder.” ifadesinin zarfına giriyor ve dolayısıyla istifade alanının dışında kalıyor. İnkişaf okuru olduğunu söyleyen mezkur şahsın 5. sayımızla alakalı tesbit, tahlil ve tenkitlerine yukarıdaki mülahazalar çerçevesinde cevap vermiştik. Fakat sayın okurun 6. sayımızla alakalı gönderdiği değerlendirme ahlak sınırlarını aşmış, adeta cehaletinin hesabını İnkişaf’a fatura eder bir mazrufa bürünmüştür. Hal bu iken sayın okura yine cevap vermeyi düşümdüm. Gördüm ki okurun kin ve nefreti onu öyle bir duruma getirmiş ki en doğru meseleleri en yanlış biçimde ifade eder olmuş. Yinede sayın okurun eleştirileri ile alakalı ayrıntılı bir yazı kaleme almayı düşündüm Fakat sayın okurun İnkişaf yazıları için “..v(ı)‎d(ı)‎ v(ı)‎d(ı)‎" ifadesini kullanması seviye meselesini gündeme getirdi. Bu durumda kaleme alınan bir yazının demircinin önüne mücevherleri sermekten farksız olacağı kanaatine vardım. Sayın okurun anlamakta güçlük çektiği mevzuların bir kaçı ile alakalı mulahazam şu şekildedir: 1. Sayın okur İnkişaf’ın altıncı sayısında yer alan “Mürteci Kim?” başlıklı yazının; “Kant ve Dekart başta olmak Batılı birçok filozofun örneklere varıncaya kadar fikirlerini taklit ettiği İmam Gazali dirilişi ‘Allah Resulü’nün ruhaniyetine bağlanmakta arayan’ bir mümindir. Bu durumda Gazali ve Onu taklit eden Batı’lı mütefekkirler de mürtecidir.” ifadesini “…Kant ve Descartes'ın Gazali'nin temeli üzerinde yükselmiş olduğunu iddia ediyor gibisiniz; bunlar herhalde sizin şahsi düşüncelerinizdir yok değil de herhangi bir yazarın herhangi bir kitabındaki bir ifadeyi mesnet alıyorsanız bunun asla genel kabul görmemiş bir şey olduğunu bilmeli ve bunu salt gerçek gibi ifade etmemeliydiniz, okur için güvenilirlik zedeleyici bir şey bu.”, Sizde "bakı‎n onlar bile" gibi bir eziklik mi var?”, “Batılı‎ları‎n İbn-i Arabi ve Gazali'den araklad‎kları‎ İddiası ancak sizin yorumunuzdur ve sadece garip görünür.” demektedir. Derim ki: Sayın okur kabul etmesede Kant ve Dekart Gazali’den etkilenmiştir. Bunu sadece biz demiyoruz. Gazali ve Kant’ı tanıyan Batı’lı felsefe tarihçileri de itiraf ediyor. Bu konuda müstakil ilmi çalışmalar da kaleme alınmıştır. Mesela kütüphanemde, Abdullah Muhammed Fellahi’nin, Nakdu’l-Akl beyne’l-Gazzali ve Kant (Beyrut, 2003) adlı bir eseri var. Bu eser Gazali’nin Kant üzerindeki tesirini tahlil eden ilmi bir çalışmadır. Yazar söz konusu eserinde Batılı ve Müslümanlara ait, Gazali’nin Pascal, Kant ve Dekart üzerindeki tesirini tahlil eden bir çok ilmi çalışma yapıldığını adlarını zikrederek bildirmektedir (Bkz. Fellahi, a.g.e., s. 47 vd.). Sayın okur, Gazali’nin Bir çok batılı filozofa etki ettiğini, bunlar arasında Saint Thomas, Roman Marti, Pascal, Kant, Dekart gibi şahsiyetlerin de olduğunu Türkçe kaleme alınan felsefe tarihi ile alakalı çalışmalarda da görebilirdi. Nitekim Himi Ziya Ülken, İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri, (İstanbul, 1998) başlığını taşıyan çalışmasında Gazali’nin Batı felsefesine etkisine 10 sayfa (285-294) ayırmıştır. Yine Ülken, İslam Düşüncesi (İstanbul, 1995, s. 217 vd.) adlı eserinde Gazali başlığı altında Hüccetulislam’ın Batı felsefesine etkisini tahlil etmektedir. Halbu iken sayın Nar’ın bahsi ciddiye alması ve onun üzerinden Murat Arıkan’a methiyeler düzmesi düşündürücüdür. 2. Ucuncu sayida Halit Istanbullu'nun ashabin adaleti kisminin basinda uc grup tarif edilirken bir tanesi icin "Hz. Osman'in yaninda yeralanlar" denmis. Bu ifade "Hz. Osman'in kanini talep edenler" olmaliydi, yazidaki hali dogru olmamasi bir yana sanki Hz. Ali ve Hz. Osman arasinda bir hasmane bir karsitlik varmis gibi bir anlam veriyor. Sanirim burada bir ifade hatasi yaptiniz, herhalde Hz. Osman hayattayken Hz. Ali ile hasmane bir duruslari oldugunu iddia etmek istiyor degilsiniz. Derim ki: “hz. Osman’ın şehadetiyle başlayıp…” diye devam eden cümle “Hz. Osman’ın yanında yer alanlar..” ifadesini tahsis ediyor. Açıkça "kan talebinde bulunanlar" ifadesinin kullanılmaması ise eslafın talebine uyup vakıayı “kalemi kana bulamadan” anlatmak içindir. Sonra “Hz Osman'ın yanında yer alanlar….” ifadesinden iktiza yoluyla Hz. Muaviye'nin tarafında olup da O'nun hakkını talep edenlerin anlaşıldığı iktizanın ne olduğunu bilenlerce malumdur. Sahabenin üç farklı duruş belirlemesi hususu ise konuyla alakalı hemen her kitapta benzer bir şekilde vardır.(örnğ. bkz. İbn Hacer. İsabe, I, (Mukaddime), s. 25. 3. Ebu Hureyre'nin vefati icin Hicri 58 denmis, kitap yanimda yok ama Kisas-i Enbiya Tevarih-i Hulefa'dan hatirladigim kadariyla 59'da vefat etmisti. Internette yasamoykusunu aradigimda buldugum asagidaki sitede de 59 senesini vermis: http://www.noori.org/sahaba7.html Derim ki: Ebu Hureyre'nin (r.a.) vefatı ile alakalı bahsettiğiniz kitap yerine tabakat’ literatürüne ya da Ebu Hureyre hakkında telif edilen eserlere baksaydınız vefat tarihiyle alakalı farklı rivayetlerin olduğunu görecektiniz. 57-58-59 gibi. Bize göre 58 daha kuvvetli bir nakildir. Başta İbn Esir (Usdu'l-Ğabe) olmak üzere ilgili yerlere bakabilirsiniz. 4) Ali Haydar Efendi gibi mesayih-i kiramdan zatlardan bahsedilirken en azindan yazinin bir kac yerinde (k.s.) ve (rh.a.) kisaltmalarini kullanmaniz guzel olur, bunu boyle bir dergide siz kullanmazsaniz kim kullansin? Derim ki: (R.H.)gibi rumuzlar bir çok yerde geçiyor. Kesrette hazfine fetva verenler olduğundan yer yer yazmadık. K.s. gelince yazılabilir. Ama mesnun olmadığı da malumunuzdur. Ebu Hureyre (r.a.) gibi zatlardan (2. madde) bahsederken "Hz." ve "r.a." kaydını kullanmayan biri olarak böyle bir talepte bulunması düşündürücüdür. Erdal Bey bundan sonra sayın okurun tenkitlerine tek tek cevap vemeye gerek var mı diye soruyor. Hakikaten yok. Erdal Bey'in maili gecikince ben bir şeyler yazmıştım. Fakat birkaç maddeyi değerlendirince bu işin büsbütün fuzuli olduğunu gördüm. Dilerseniz karalamalarımı sizlerle paylaşayım. Mesala Allah Resulü (s.a.v.) ile alakalı bir yazının başlığı "Merhametin Amentusü" şeklinde imiş. Nasıl olurmuş. Söylermisiniz problem bu ifadenin neresindedir? Ya da bu ifadenin neresi tenkit edilebilir. Emin Saraç hocaefenidinin ifadelerideki takdim tehirler, ve kayıtlar da bahsi geçen şahıslar arasındadır. Yoksa Halidilk içerisinde değil. Murat Arıkan'ın bunu anlayamamasını doğrusu anlayabilmiş değilim. Mesela üç arkadaşın bir yere varmasına dair konuşulurken buraya ilk olarak falanca geldi dense ne anlaşılır. Üç kişinin ilk önce geleni… Yoksa söz konusu mekana insan cinsinden gelen ilk insan değil. Hocaefendinin ifadeleri de anlattığı şahıslar bağlamında böyledir. Ali Çelik