Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
 


                               DOLUNAYA TÜL DÜŞTÜ-4

Savaş Ay

Yılmaz Erdoğan'dan Aşık'ı yıkan söz

Ali Mahzuni ile yaptığımız söyleşi sırasında bir gönül adamı olan Mahzuni'nin kalbini kıran bazı insanlar olduğunu da anlattı. Bunlardan en önemlisi ise Yılmaz Erdoğan ile ilgili olan olaydı...

Babam Mahzuni Sanat Dünyasında bir tek Yılmaz Erdoğan'a dargın gitti diyorsun. Niye?..

Ali Mahzuni: Böcek Yapım beni aradı: 'Ali Bey biz Vizontele diye bir film çekiyoruz. Babanızın 70'li yıllardan kalma bir parçasını kullanmak istiyoruz. Bize bir demo kaset gönderebilir misiniz?'

Kardeş türküleri

Tabi dedim neden olmasın. Yaptım bir demo kaset gönderdim. Bir daha bunlardan ses seda çıkmadı. Bu olaydan 3-4 ay sonra Hasan Saltık beni aradı dedi ki: 'Ali'ciğim kardeş türkülere babanın bir eserini okutmak istiyorum.' Hay hay niye olmasın dedim. Dedi, 'Telif ne alırsın?' Kayahan 50 bin dolara eser satarken karşısındaki Hasan Saltık, benim abim dedim. Abi ne verirsen o olsun dedim. Baba da öyle dedi. Ve Hasan Saltık bana 500 milyon para verdi biliyor musun? Sonra da 'Ben babanın orijinal sesini kullanmak istiyorum' dedi. Baba dedi ki; 'O olmaz. Ona da 500 kağıt atsın.' Ve koca Mahzuni'nin eserini 1 milyar liraya satın aldı kullanmak üzere.

Galada Dünya Başına Yıkıldı!

Sonra bir gün bir baktık sevgili Yılmaz'dan galaya davetiye geldi. Biz o gün İstanbul'da olduğumuz için uğrarız dedik. Gittik. Baba için de müthiş sürpriz oldu Vizontele'de kullanılmış olması. Şimdi Baba hevesle 140 tane insanın içinde el kadar bebeleri çıkarırken, kendisini de anons edeceğini bekledi Yılmaz'dan. Çünkü o koca bir tarih ya! Senin Vizontele'nden bana ne ya? Sonra film başladı bu zaten anons edilmedi kendine bir teşekkür yazısı, ufacık bir köşede, Mahzuni'ye de şunun için teşekkür... Hiçbir şey yok. Sonra Baba arayı beklemeden çıktı, ben de hemen onun arkasından çıktım.

Babanın Gözleri Neden Doldu?

Ali dedi; 'Ben bu işe 11 yaşında irşat edilerek başladım. Bana Mahzuni adını veren pir beni 50 yıllık Mahzuni etti. Ömrüm nereye kadar yeter ben onu bilmem. Ama ben onu haketmedim!' Gözleri doldu ki; ben onun bir gözyaşına 100 bin tane Yılmaz'ı kurban ederim. Cihana kurban ederim. Ve dedim ki, 'Baba boşver. Herkes hiçbir şeyi görmüyorsa hak görüyor' dedim. 'Doğru söylüyorsun Ali Baba' dedi. Yeniden içeri girdi. Filmin geri kalan bölümünü seyretti, güldü. Çıktı, Hasan Saltık yanına geldiğinde; 'Sağol Hasan. Çok sağol' dedi.

Galayı Terk Etti!..

Ve Baba çekip gitti. Galada da kalmadı. Arkasından benim bir küçük kardeşim. 'Abi siz bunlara izin vermiş miydiniz?' deyince aklımız başımızda değildi. Zaten o bizi uyandırdı. Hasan Saltık bunu alıyor, okutacağım diye. Film müziği olarak anlaşıyor. Bana söylediği kadarıyla 15 bin dolara anlaşıyor. Benden 1 milyara aldığını 15 bin dolara oraya satıyor. Sonra ben orada verdiğim muvafakatta görüntülü, görüntüsüz klip ihtiva eder anlamında söylemiştim. Bir müzik eserinin filmi olur mu? Yani uzun metrajlı filmde kullanılabilir dememişim ki ben sana. Vizyontele'nin adı bile geçmiyor. Kardeş Türküler'i ben daha dinlemedim yalan olmasın ama orada sesi filmden alınmış haliyle kullanıyor demek ki sen önce bunu filmde kullanmışsın. Filmin jeneriği geliyor çünkü alttan. Tabi olay böyle olunca mahkemeye intikal etti.

Ve Mahkeme Koridorları

Hastaneye düştükten sonra Yılmaz da gelmeyince mahkemeyi açtım ben.

Nerede açtın mahkemeyi?

Ali: İstanbul'da. Ve düşün Baba yatağa düşene kadar hala mahkemeye vermemişti Yılmaz'ı. Ve Yılmaz utanmadan kalkıyor, nasıl olsa medya bunların elinde, bunların babasının tapulu malları, bunlar gezdiği mankenlerle gündemde kalmayı başarabiliyorlar. Lan söylediğinizin eri olun! Arkasında durun! Aslanlar gibi poz veriyorsunuz ama, yiğit gibi yaşadığınızı söylüyorsunuz ama Anadolu görünümlü sahtekarlar. Anadolu'ya hakaret etmeyin! Ben buna fıttırıyorum, ben buna deliriyorum.Yılmaz da belki yokluk içinde yetişti ama geldiği yeri unutmasın insanlar. Ben geldiğim yeri unutmadım. Ama gideceğim yerin nere olacağını çok iyi biliyorum. Ölüm bile artık benim için bir mana teşkil ediyor. Ne için öleceğimi de biliyorum. O ne için ölecek onu bilmiyorum. Çıkıp da televizyonda babamın göndermiş olduğu muvafakati gösteriyor. Kamera da onu uzaktan görüyor. Yaklaşsana, yaklaş da orada ne yazdığını bir göster. Yazıyor mu orada ben Vizontele'ye bir şey vermiş miyim?

Son Görüşme Neydi?

Son görüşmeleri ne zaman oldu peki? Ne konuştular?

Ali: Son görüşmesi şu telefondu. Ondan sonra Yılmaz'la bir daha görüşmesi olmadı. Babam bir kere öfkeye kapılıp; ben onu mahkemeye vereceğim, o benim hakkımdı filan dedi. Dedim ki, 'Baba, el ele bakar, el döner yüze bakar. Yapma bunu. O da senin evladın.' Ve Baba gerçekten 3 milyon dolara mal olmuş bir filmden 20-25 bin dolar bir para istemişti. Bu onun en tabi hakkıydı. Yılmaz araya dostlar soktu. Yılmaz yaptı demiyorum. Benim mevzum Yılmaz'la değil. Yılmaz bu işte fahri suçluydu. Ama kendi eliyle kendini suçlu yaptı. Bana telefonda Yılmaz dedi ki; 'Aliciğim, bu olaylar geliştiğinde benim haberim yoktu. Ben Londra'da montajdaydım'. Şimdi Yılmaz Erdoğan gibi belli bir yere gelmiş, maddi rahatlığa kavuşmuş birisinin hiç mi bir hukuk danışmanı yok, hiç mi onu uyaracak bir insanı yoktu?

Bu Nasıl Söz?

Cep harçlığı gönderirim mi diyor?

Ali: 'Ben sana bir cep harçlığı gönderirim' diyor Baba'ya. Baba da ona diyor ki; 'Yılmaz, benim senin göndereceğin cep harçlığına ihtiyacım yok. Ben 50 yıl boyunca senin gönderdiğin cep harçlığı gibi harçlıklarla çok insan besledim ama senin göndereceğinden daha üstüyle besledim.' Baba telefonu yüzüne kapatıyor. Öyle anlattı. Ve düşünün İbrahim Tatlıses gibi bir dev sanatçı kalkıp Kanal D'de dedi ki; 'Bu memlekette 1 milyon insan bu adamın sayesinde zengin oldu. Bunlardan biri de benim' demişti. Benim ona vefa borcum hiçbir zaman bitmez demişti. İçeri girdiğinde İbrahim Abi dedi ki; 'Ben, siye nasılsan diye sormıyam, ben siye geldim ki bana emredesin ben de yapam.' Baba mutluluktan ağlamıştı İbrahim Abi'nin yanında.

Başsağlığı Dilemedi!..

Peki Yılmaz aradı mı? Başsağlığı diledi mi?

Ali: Hayır. Aramadı. Aramayan bir sürü insan var. Belki fırsatı olmadı. Aramasın. Onun da Allah'ın selameti üstüne olsun. İnandığı neyse onun uğruna gitsin. Ama beri en basitinden rol yap ya. Bari rol yap güzel kardeşim. Kötü bir çiçek göndereceğine, çık gel göstermelik de olsa Baba geçmiş olsun de. Kaldı ki o saate kadar mahkeme filan da yok ortada biliyor musun? Bunu bile yapmadılar! Yani Antep'lilerin bir lafı vardır, 'Yediğin pekmez, geldiğin Antep, şehire geldin ketçap mı oldun?' dediği gibi... Ben sahte İstanbullular'dan nefret ediyorum. Ebedi olan adam olmaktır. Babamın söylediği gibi 'adam olmak dile kolay' diyor.

Akşam, 24.5.2002


e-mail:kizilaga@yahoo.com
||||||||KIZILEFE ||||||||