Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
 


                               DOLUNAYA TÜL DÜŞTÜ-3

Savaş Ay

Cenaze namazı niye kılınmadı?..

Gavur Müslim bir bana

Aşık Mahzuni Şerif'in vefatı ardından oğlu Ali Mahzuni'yle uzun görüşmeler yaptım. Vasiyeti, son anları, mal varlığı, aile hayatı ve cenaze namazının neden kılınmadığıyla ilgili sorularımı açık açık yanıtladı Ali. Ve her bir satırı tarihe ışık tutacak. Bakın neler anlattı:

Ali Mahzuni:

'Babam buradan giderken 26 Nisan gecesi, saat 11'de kapımız çalındı. Kapıya 3 tane polis arkadaş geldi. Ellerinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin ilanı vardı. Gece 11'de geldiler kapıma. Ve gelen polis ne diyor biliyor musun? 'Mahzuni Şerif sen ne iş yaparsın?' diyor. Sizin atalarınızın babalarınızın çok iyi tanıdığı hem de bedeninin her noktasına kadar kullanarak tanıdığı adamı tanımıyorsan sen utan be! Yanındaki diğer polisler dürttü onu. 'Bu Mahzuni Şerif' dediler. Babam artık yaşının da verdiği bir tansiyonla telaşlandı. Bana döndü: 'Ali'ye söyleyin de avukatı arasın'

dedi.

Alman Doktorun Tespiti!..

Ve beni bu rahatsızlıkta en çok üzen şeylerden biri; vefatından önce hastanenin başhekimi Alman doktor beni çağırdı. Dedi ki: 'Açık konuşalım, şansı yok, sabaha zor çıkacak' dedi. 'Babanı dövdüler mi?' dedi. Yok dedim, öyle bir şey yok. 'Ama' dedi 'Bu uzun senelere dayanıyor. Organlarında yıpranma söz konusu. Darp var' dedi. 'Adamın testislerine kadar darp var bu insanda' dedi. 'Yıllar önce yapılan işkencelerin izlerini taşıyordu vücudunda. Böbreklerinde, karaciğerinde, pankreasında, dalağında aldığı darbelerin izi var' dedi. Ve vücudunda da elektrik.

Her Ağacın Kurdu Özünden!..

Fakat Baba uzun yıllar hep su içmez, bira içerdi. Son bir yıla kadar. Ondan ötürü böbreklerinin çalışıp çalışmadığını fark edememiş. Son dönemlerde dedi ki; 'Ali, bir ağaca kurt düşmeye görsün oğlum. Ben doğa gereği yok olabilirim. Benim de değerimi ben gidince anlarsın.'

Ben de bir Anadolu evladıyım. Ben Gaziantep'de büyüdüm. Ben 12 Eylül çocuğuyum. Çocukluğumu hiç yaşamadım. Biz sokağa çıkma yasakları döneminde çıkıp da top oynayamadık. Babamızın yanında biz korkarak yetiştik. Babamızı göremedik ki. Biz jandarma baskınıyla uyanmış insanlarız, uykuya her zaman hasret kalmış insanlarız.

Bir dikili taştan gayrı nem kaldı diyordu. Neyi kaldı babanın giderken?

Ali Mahzuni: Hiçbir şeyi kalmadı abi. Babamın toplasan bankada en fazla 6-7 milyar, bilemedin 10 milyar parası çıkar. Evi yok. Oturduğumuz ev annemin adınadır. Ve o anlattığım Mahzuni'yi Mahzuni yapan ilahi kuvvet annemdir. Dişiyle, canıyla, her şeyiyle biz ona kurban olduk.

Vasiyeti ne?

Ali: Biz bundan 3 sene önce Hacı Bektaş Şenlikleri'ndeyken; bir gün baba bana Hacı Bektaş'ı anlatıyordu. Dedi ki; 'Oğlum, beni buraya gömersin. Benim yerim pirimin yanı.' Aynen o da bir müridine, günahının kabul olması için demişti ki yüce Hünkar; 'Git şu dalı dik. Yanına bostan ek, gelen geçene karpuz, kelek dağıt ki günahın af olsun. Benim kalan bir günahım varsa ne olur ben defnedildikten sonra benim kabristanımın yanlarına kelek ekin, gelen geçen yesin, canıma değsin, var olan ne günahım varsa hak kabul etsin, af eylesin' demişti.

Annenin Günahı Var mı?

Şimdi tabi sizin dostunuz da var, düşmanınız da var. Bunların birçoğu çok can sıkıcı. Söyledikleri şu; hanımıyla arası biraz bozuktu, maddi durumları da kötüydü ama doktorlar müsaade etmediği halde hanımı onu sürekli Avrupa konserlerine, Anadolu konserlerine teşvik ediyordu. Para kazansın, eve para girsin, konserler yapsın diye...

Ali: Şimdi böyle bir insanın insan olmasından da şüphe ederim. Eğer benim annem böyle bir şey söylemişse, Mahzuni onu çoktan ama çoktan silerdi defterinden. Kaldı ki aylardır, beni Almanya'ya götür diye evde kavga çıkaran babamdı. Ve annem yalvarıyordu ki; sen bu yolculuğa dayanamazsın, gitmeyelim. En sonunda dedi ki; 'Bana bak kadın benle geliyorsan gelirsin yoksa ben Ali'yle giderim.'

Onlar Yol Arkadaşıydı

Ama diyorum ya o insanların ne söylediği umurumda değil benim için, onlar insanlık vasfını da taşıyamazlar. Bunu söyleyebilmeleri için Fatma Mahzuni'yi bilmeleri gerekir. Onun yüreği en az Mahzuni kadardır. Belki Mahzuni'den de büyüktü. Babamla annem karı koca gibi değillerdi. Yol arkadaşıydı onlar. Babamın aile içinde çok da sempatik bir hali yoktu, çok sert bir insandı. Oldukça Kazak bir erkekti.

Ama son bir yıldır o kadar mülayimdi ki. Babam öyle p.ştların adamı olmadı, kimsenin uşağı olmadı. Eğer Babam bugün paraya önem verseydi Sabancı, Baba'yı görmek için 10 gün önceden randevu alırdı. Son dönemlerde tabii ki maddi bir kaygı alıyor insanı. Hastaneye yattı, bir sosyal güvencesi yoktu. Ve annemin üstüne kayıtlı olarak geçici sağlık karnesi verildi bu adama. Mahzuni'ye böyle değer verdiler.

Onlarla Yaşadı!..

O onlarla yaşadı ve onlara ulaştı. 0 4'ler, 5'ler, 7'ler, 40'lar, hepsi o gün odadaydı. Onu ben hissettim. Bana bir gün bir hikaye anlatmıştı. Dedi ki bak oğlum bizim dünyamızda, biz çemberiz. Namazda saf dururken düz durmayız. Düz duranlar birinin yüzünü hiç görmez, birbirlerinden elektrik almazlar dedi. Biz çember oluruz, herkes birbirinin ne yaptığını görür. Kısacası kendi semahında da söylediği gibi; 'Kapıya mihman geldi, mürşidiniz kim dedi? 40 can boynunu eğdi diyor birbirini gösterdi.' (Ağlayarak) bu demektir ki; 'Doğu, Batı, Gavur, Müslim bir bana.'

O bütün dünya insanını sevdi. Ben onun aşkıyla yandım. O hayattayken bile onunla ilgili konularda boğazım düğümlendi.

Cenaze Namazı Niye Kılınmadı?

Cenaze namazını kılmayın mı dediydi? Niye kılınmadı cenaze namazı?

Ali: Baba namaz istemedi, imam istemedi. O kendi eserlerinde de söylüyor. 'Ben öldükten sonra dua filan istemem' diyor. 'Ölmüş adama niye dua edeceksin ki? Beni yıkamasan ne olur? Beni denize atsan ne olur diyor?' O bir iceberg'di, bir buzdağıydı o. Sadece başı görünüyordu. Koskoca bir dağdı. Ben 29 yaşına kadar sadece Bülent Ali diye yaşadım şimdiyse Ali Mahzuni diye yaşayacağım...

Her yerini öptüm öptüm

Babamı ben yıkadım abimle beraber. Tertemizdi, ölü gibi değildi, uyuyordu. Ve ben onun ilk vefat ettiği an odasına girdiğimde, makinelerden çekildiğinde; odasına girdiğimde baba diye sarılıp ağladım. Hani ikrarımız dedim, bana niye bu kazığı attın dedim. Öptüm, öptüm. Helalleştik. Her yerini öptüm, ellerini, ayaklarını öptüm. En son öpücüğümü de alnına kondurdum dudaklarımı ayırmamacasına. Sonra içime çok büyük bir huzur, mutluluk doldu. Oda bambaşka bir havaya girmişti. Sanki onun taptığı üç önemli şey vardır. Allah, Muhammed, Ali derdi o. Ya Hünkar Hacı Bektaşi Veli derdi, ya Pir Sultan derdi.

Akşam, 23.5.2002


e-mail:kizilaga@yahoo.com
||||||||KIZILEFE ||||||||