Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!
 


                                     -davanın içyüzü-

RIZA ZELYUT

Büyük halk ozanı Mahzuni Şerif ile tiyatro-sinema sanatçısı Yılmaz Erdoğan geçen sene mahkemelik olmuştu. Yılmaz Erdoğan çektiği 'Vizontele' filminde, Mahzuni Şerif'in 'İşte gidiyorum çeşmi siyahım' girişli türküsünü kullanmıştı. Ozan Mahzuni de türküsü filmde kullanıldığı için Yılmaz Erdoğan'dan telif istemiş, bunun için de Erdoğan'ı mahkemeye vermişti.

Basına yansıyan haberlere göre mahkeme dilekçesinde Yılmaz Erdoğan için izinsiz türkü kullanmaktan hapis cezası da isteniyordu.

Ben bunu öğrenince, halka mal olmuş iki sanatçının birbirlerini hırpalamalarını önlemek için aracı olmaya karar vermiştim. Bunun için de 25 Temmuz'da Mahzuni Şerif'i aradım.

Onunla görüşmemi özetleyerek, Güneş Gazetesi'nin 27 Temmuz 2001 tarihli sayısında da kullanmıştım. Gazetede birinci sayfadan verilen bu görüşmenin başlığı şöyle idi: 'Ozan Mahzuni: Yılmaz'la anlaşırız.'

Şimdi o görüşmeleri biraz daha ayrıntılı olarak aktaralım:

Telefonla konuştuk

Mahkeme olayını öğrenince usta ozanı aradım. Mahzuni Şerif evinde istirahat ediyordu. Çünkü beyin damarlarından ciddi bir rahatsızlık geçirmişti ve fazla yorgunluğa gelmiyordu.

Hoşbeşten sonra konuyu açtım. Dedim ki: 'Üstadım, telif isteğini anladım ama şu hapis cezası da nereden çıktı? Bu durum toplumda yanlış anlamalara yol açar.'

Hemen gülümseyen sesi ile araya girdi ve şunları söyledi:

'Ben, bir sanatçının hapse girmesine en çok karşı olan birisiyim. Hayatım hep bu hapis tehdidiyle ve hapishanelerde geçti. Gelgelelim, devletin çıkardığı Telif Yasası'nın böyle bir sonucu oluyormuş. Bunu ben hiç istemem.'

Dava sebebi

Peki ne olmuştu da Mahzuni Şerif Erdoğan'ı mahkemeye vermişti?

Bu konuda şunları söyledi üstat Mahzuni:

'Ben bir sanatçıyım, bunu Yılmaz bilir. Arkamda 50 yıllık bir emek var. Bu yıllar boyunca harcadığım emeğe saygılı olmak, onun gibi başarılı bir arkadaşımızın temel ilkesi olmalıdır. Filmde kullanılan türküm için bir ücret almalı idim. Benim Kalan Müzik'e ve MESAM'a verdiğim vekaletname ayrı bir şeydir, bu iş ayrı bir şeydir. Bu konuda Yılmaz bana hak vermelidir.'

İşin içyüzü

Mahzuni Şerif, söz konusu türkünün de bulunduğu bir kasedin yayın hakkını Kalan Müzik'e vermişti. Yılmaz Erdoğan, türkünün telif hakkının kime ait olduğunu araştırmış ve Kalan Müzik'e ulaşmıştı. Kalan Müzik ile anlaşma yapan Yılmaz Erdoğan türküyü filmde kullanmıştı.

Konuşmamızda, Mahzuni'ye türküsünün Vizontele'de nasıl durduğunu sormuştum. Şunu söyledi:

'Türkü, filme çok iyi gitmiş, Yılmaz da iyi kurgulamış. Filmin başarısında birazcık katkım oldu ise mutluluk duyarım.'

Mahzuni Şerif, Kalan Müzik sahibi Hasan Saltık'la anlaşmalı idi. Bu yüzden Yılmaz Erdoğan filmde kullanacağı 'İşte gidiyorum çeşmi siyahım'ın telif ücretini Kalan Müzik'e ödemişti.

Ayrıca Yılmaz Erdoğan tarafından MESAM'a da telif ücreti ödenmişti.

Mahzuni Şerif bunu biliyordu ama o anlaşmanın film müziğini kapsayacağını düşünmemişti. Bu yüzden, film için ayrı bir telif ücreti almak istiyordu.

Peki bu fikir nereden gelmişti ona?

Kendisi şunu söyledi:

'Ben bu konuyu düşünmemiştim ama avukatım beni uyardı, daha doğrusu o istedi. Avukatım, akrabamız olur. Biraz da onu kıramadım.'

Aracı olacaktım

Bu iki büyük sanatçının mahkemelik olarak halkın önünde birbirlerini yıpratmalarını istemiyordum. Bu yüzden onları barıştırmak üzere harekete geçtim. Mahzuni Şerif'i aramamın ana sebebi bu idi. Ben bu durumu kendisini açtım. O bana bu arada, akşamleyin bir büyük televizyon kanalının haber bültenine çıkacağını ve bu mahkeme olayını açıklayacağını söyledi. Kendisini kesin biçimde uyararak şunu söyledim:

'Erenler, sakın ola ki bunu yapmayın. Televizyonlar, horoz dövüşünü seviyorlar. Onların derdi sizin hakkınızı korumak değil, sizi Yılmaz'la kapıştırıp izleyici kapmak. Toplum sizi para için dövüşen birisi gibi görmek istemez. Bu yüzden televizyona çıkmayın.'

Üstat, benim bu uyarım üzerine, 'Rızam, sağol, beni uyandırdın. Şimdi orayı arar, sağlığımın uygun olmadığını söylerim. Halkın önünde para kavgası yapmak bize yakışmaz...'

Mahzuni Şerif, böyle kırıcı bir tartışmanın tarafı olmak istemediğini de belirtip avukatına bu yönde talimat vereceğini de söylemişti.

Daha sonra kendisine dedim ki:

'Şimdi size yakışan bu işi dostça halletmenizdir. Sanırım ki Yılmaz Erdoğan da senin emeğine saygı duyuyordur. Bu konuyu halletmenin bir yolunu bulmamız gerekir.'

Üstat Mahzuni biraz düşündükten sonra bu konuda şunları söyledi:

'Bizim halkımızın tarihine bakın, çözümü görürsünüz. Böyle anlaşmazlıklarda; toplumun ileri gelenleri, hikmet sahipleri otururlar; tarafları da çağırıp konuyu tartışırlar. Orada verilen karara iki taraf da uyar. Bizim Yılmaz'la olan sorunumuzu da böyle çözmek mümkündür.'

Mahzuni bu sorunu çözmede bilge kişilerin hakemliğini kabul ediyordu.

Türkünün telif hakkını kullanan Hasan Saltık'a dönerek Mahzuni Şerif'in tavrını aktardım. Mahzuni Şerif'in anlaşma yanlısı olduğunu, Yılmaz Erdoğan'ın kendisini aramasının yeterli olacağını, bir ortak yol bulacağını vurguladım. Hatta dedim ki:

'Mahzuni Baba, bilge kişilerin aracılık etmesini, onların vereceği hükme uyacağını söylüyor. Birlikte Ankara'ya gidip onun evinde bu durumu konuşalım. Sayın Erdoğan'a söyle, ben aracılık etmeye hazırım.'

Hasan Saltık, bu konuyu Yılmaz Erdoğan'a ileteceğini söyledi. Ne yazık ki Hasan Saltık'ın görüşme talebi, Fatma Mahzuni tarafından geri çevrilmiş.

Mahzuni Şerif ile konuşmamızın bir yerinde o şöyle demişti:

'Benim diğer şirketlerle yaptığım anlaşmalar ayrıdır, film ayrıdır. Yılmaz, bana da bir ücret vermeli idi. Bu işi oturup halletmeliyiz. Öyle uçuk rakamlar olmamalı ama cep harçlığı gibi şeyler de düşünülmemeli.'

Bu cep harçlığının ne olduğunu sorduğumda biraz üzüntüyle, 'Yılmaz, öyle bir şeyler söyledi de ona üzüldüm' demişti.

Ben geçen yıl konuyu köşemde yazarken, kışkırtıcı olmamak için bu bölümü özetleyerek yazmıştım.

Şunu da belirtelim ki, Yılmaz Erdoğan, cep harçlığından söz ederken Mahzuni Şerif'i küçümsemek veya önemsememek gibi bir tavır içine girmemişti. O, kullandığı türkünün parasını ödemişti ama Mahzuni'nin asıl hak sahibi olduğunu bildiğinden onun da gönlünü almak istiyordu. Bu yüzden de doğaçlama biçiminde bir cep harçlığından söz edilmiştir. Bu söz, kendisine yönelecek aşırı taleplere karşı bir korunma kalkanı gibi de kullanılmış olabilir.

1 milyar ödedik

Bu konunun asıl muhatabı olan Hasan Saltık bizi arayarak şu bilgiyi verdi:

'Biz, bir film için müzik yapacaktık. Daha ortada Vizontele yoktu. Bunun için Kardeş Türküler adına Mahzuni Şerif'ten bir türkünün telif hakkını satın aldık. Aslında film müziği için Aşık Veysel ile Neşet Ertaş da gündemde idi ama biz rahatsız olan Mahzuni Şerif'e bir jest yapmak istiyorduk. Bunun için 12.10.2000 tarihinde 'İşte Gidiyorum' adlı türkü için kendisine 1 milyar lira para ödedik. Belgeler elimizdedir.

Film bittikten sonra Yılmaz Erdoğan. MESAM'a, Mahzuni Şerif adına 14 milyar 910 milyon lira para yine ödedi. 20.04. 2001 tarihli bu ödemenin belgesi de elimizdedir. Biz türkünün kaseti için 3.5 milyar lirayı aşan başka bir ödeme daha yaptık.

Bizim sözleşmemizde, türkünün her türlü sesli/görüntülü bantlarda/disklerde kullanma hakkımız olduğu yazılıdır.

Mahzuni telif işlerini takip ediyordu. Kendisi ile bu türküyü filmde kullanacağımızı birçok kez konuşmuştuk. Eğer izin vermeseler Neşet Ertaş veya Aşık Veysel kullanacaktık. Onlar, bizim bu tasarımızdan çok memnun olmuşlardı. Şimdi ters tepki vermeleri sözleşmemize de dostluğumuza da ters düşer.

Film müziğini biz yaptığımız için Mahzuni Şerif'i filmin galasına ben çağırmıştım. Yılmaz Erdoğan'ın o koşuşturma sürecinde bu işlerle ilgilenmesi mümkün değildi.

Sanıyorum ki filmde teşekkür edilenlerin arasında Mahzuni'nin olmaması eşinin kızmasına yol açtı ve gala bitmeden bu yüzden ayrıldılar. Halbuki bu Yılmaz Erdoğan'dan değil, montajın İngiltere'de yapılmasından kaynaklanıyordu.'

Mahzuni'yi sevmek yasakla olmaz

AKŞAM Gazetesi'ndeki yazı dizisinde aktardığım bilgiler, benim Mahzuni Şerif'le ve eşi Fatma Mahzuni ile yaptığım görüşmelere dayanıyor. Ben, Mahzuni Baba kadar onun ailesinin de korunmasını, saygın kalmasını istiyorum. Mahzuni'nin gönül ve fikir arkadaşı olarak, onu ve ailesini incitmek, asla düşünmeyeceğimiz bir tavırdır. Fakat şu bir gerçektir: Mahzuni Şerif artık Türk kültür tarihine mal olmuş bir kişiliktir. Onun değişik ve ilginç

yanlarını ortaya koymak bizim gibi araştırmacılar için bir görevdir. Biz, gelecek kuşakların Mahzuni Şerif'i daha iyi kavramalarını sağlamak için gerçekleri gizlemek yerine açıklamak yolunu tutmalıyız. Bu yaklaşım bizim değil Mahzuni ailesinin de bir tavrı olmalıdır. Unutulmamalıdır ki insanlar tekdüzelikleri ile değil değişiklikleri, farklılıkları ile sanatçı olurlar. Mahzuni'yi korumak ve sevmek, yasaklarla değil, en gizli bilgilerin halka mal edilmesiyle mümkün olur.


»tasarım: onur kızılöz e-mail:kizilaga@yahoo.com
»Bu Sayfalar IE 5+ 800 x 600 pixel çözünürlükte izlenmelidir.