|
-ali mahzuni anlatıyor-
Savaş Ay'ın Ali
Mahzuni ile yaptığı söyleşiden.....
SA: Babam Mahzuni Sanat Dünyasında bir tek Yılmaz Erdoğan'a
dargın gitti diyorsun. Niye?..
Ali Mahzuni: Böcek Yapım beni aradı: 'Ali Bey biz
Vizontele diye bir film çekiyoruz. Babanızın 70'li yıllardan
kalma bir parçasını kullanmak istiyoruz. Bize bir demo kaset gönderebilir
misiniz?'
Kardeş türküleri
Tabi dedim neden olmasın. Yaptım bir demo kaset gönderdim. Bir
daha bunlardan ses seda çıkmadı. Bu olaydan 3-4 ay sonra Hasan
Saltık beni aradı dedi ki: 'Ali'ciğim kardeş türkülere babanın
bir eserini okutmak istiyorum.' Hay hay niye olmasın dedim. Dedi,
'Telif ne alırsın?' Kayahan 50 bin dolara eser satarken karşısındaki
Hasan Saltık, benim abim dedim. Abi ne verirsen o olsun dedim. Baba
da öyle dedi. Ve Hasan Saltık bana 500 milyon para verdi biliyor
musun? Sonra da 'Ben babanın orijinal sesini kullanmak istiyorum'
dedi. Baba dedi ki; 'O olmaz. Ona da 500 kağıt atsın.' Ve koca
Mahzuni'nin eserini 1 milyar liraya satın aldı kullanmak üzere.
GALADA DÜNYA BAŞINA YIKILDI!
Sonra bir gün bir baktık sevgili Yılmaz'dan galaya davetiye
geldi. Biz o gün İstanbul'da olduğumuz için uğrarız dedik.
Gittik. Baba için de müthiş sürpriz oldu Vizontele'de kullanılmış
olması. Şimdi Baba hevesle 140 tane insanın içinde el kadar
bebeleri çıkarırken, kendisini de anons edeceğini bekledi Yılmaz'dan.
Çünkü o koca bir tarih ya! Senin Vizontele'nden bana ne ya? Sonra
film başladı bu zaten anons edilmedi kendine bir teşekkür yazısı,
ufacık bir köşede, Mahzuni'ye de şunun için teşekkür... Hiçbir
şey yok. Sonra Baba arayı beklemeden çıktı, ben de hemen onun
arkasından çıktım.
BABANIN GÖZLERİ NEDEN DOLDU?
Ali dedi; 'Ben bu işe 11 yaşında irşat edilerek başladım. Bana
Mahzuni adını veren pir beni 50 yıllık Mahzuni etti. Ömrüm
nereye kadar yeter ben onu bilmem. Ama ben onu haketmedim!' Gözleri
doldu ki; ben onun bir gözyaşına 100 bin tane Yılmaz'ı kurban
ederim. Cihana kurban ederim. Ve dedim ki, 'Baba boşver. Herkes hiçbir
şeyi görmüyorsa hak görüyor' dedim. 'Doğru söylüyorsun Ali
Baba' dedi. Yeniden içeri girdi. Filmin geri kalan bölümünü
seyretti, güldü. Çıktı, Hasan Saltık yanına geldiğinde; 'Sağol
Hasan. Çok sağol' dedi.
GALAYI TERK ETTİ!..
Ve Baba çekip gitti. Galada da kalmadı. Arkasından benim bir küçük
kardeşim. 'Abi siz bunlara izin vermiş miydiniz?' deyince aklımız
başımızda değildi. Zaten o bizi uyandırdı. Hasan Saltık bunu
alıyor, okutacağım diye. Film müziği olarak anlaşıyor. Bana söylediği
kadarıyla 15 bin dolara anlaşıyor. Benden 1 milyara aldığını
15 bin dolara oraya satıyor. Sonra ben orada verdiğim muvafakatta
görüntülü, görüntüsüz klip ihtiva eder anlamında söylemiştim.
Bir müzik eserinin filmi olur mu? Yani uzun metrajlı filmde kullanılabilir
dememişim ki ben sana. Vizyontele'nin adı bile geçmiyor. Kardeş
Türküler'i ben daha dinlemedim yalan olmasın ama orada sesi
filmden alınmış haliyle kullanıyor demek ki sen önce bunu
filmde kullanmışsın. Filmin jeneriği geliyor çünkü alttan.
Tabi olay böyle olunca mahkemeye intikal etti.
VE MAHKEME KORİDORLARI
Hastaneye düştükten sonra Yılmaz da gelmeyince mahkemeyi açtım
ben.
SA: Nerede açtın mahkemeyi?
Ali: İstanbul'da. Ve düşün Baba yatağa düşene kadar
hala mahkemeye vermemişti Yılmaz'ı. Ve Yılmaz utanmadan kalkıyor,
nasıl olsa medya bunların elinde, bunların babasının tapulu
malları, bunlar gezdiği mankenlerle gündemde kalmayı başarabiliyorlar.
Lan söylediğinizin eri olun! Arkasında durun! Aslanlar gibi poz
veriyorsunuz ama, yiğit gibi yaşadığınızı söylüyorsunuz ama
Anadolu görünümlü sahtekarlar. Anadolu'ya hakaret etmeyin! Ben
buna fıttırıyorum, ben buna deliriyorum.Yılmaz da belki yokluk içinde
yetişti ama geldiği yeri unutmasın insanlar. Ben geldiğim yeri
unutmadım. Ama gideceğim yerin nere olacağını çok iyi
biliyorum. Ölüm bile artık benim için bir mana teşkil ediyor.
Ne için öleceğimi de biliyorum. O ne için ölecek onu
bilmiyorum. Çıkıp da televizyonda babamın göndermiş olduğu
muvafakati gösteriyor. Kamera da onu uzaktan görüyor. Yaklaşsana,
yaklaş da orada ne yazdığını bir göster. Yazıyor mu orada ben
Vizontele'ye bir şey vermiş miyim?
SON GÖRÜŞME NEYDİ?
S.A: Son görüşmeleri ne zaman oldu peki? Ne konuştular?
ALİ: Son görüşmesi şu telefondu. Ondan sonra Yılmaz'la
bir daha görüşmesi olmadı. Babam bir kere öfkeye kapılıp; ben
onu mahkemeye vereceğim, o benim hakkımdı filan dedi. Dedim ki,
'Baba, el ele bakar, el döner yüze bakar. Yapma bunu. O da senin
evladın.' Ve Baba gerçekten 3 milyon dolara mal olmuş bir filmden
20-25 bin dolar bir para istemişti. Bu onun en tabi hakkıydı. Yılmaz
araya dostlar soktu. Yılmaz yaptı demiyorum. Benim mevzum Yılmaz'la
değil. Yılmaz bu işte fahri suçluydu. Ama kendi eliyle kendini
suçlu yaptı. Bana telefonda Yılmaz dedi ki; 'Aliciğim, bu
olaylar geliştiğinde benim haberim yoktu. Ben Londra'da montajdaydım'.
Şimdi Yılmaz Erdoğan gibi belli bir yere gelmiş, maddi rahatlığa
kavuşmuş birisinin hiç mi bir hukuk danışmanı yok, hiç mi onu
uyaracak bir insanı yoktu?
BU NASIL SÖZ?
-SA: Cep harçlığı gönderirim mi diyor?
- ALİ: 'Ben sana bir cep harçlığı gönderirim' diyor
Baba'ya. Baba da ona diyor ki; 'Yılmaz, benim senin göndereceğin
cep harçlığına ihtiyacım yok. Ben 50 yıl boyunca senin gönderdiğin
cep harçlığı gibi harçlıklarla çok insan besledim ama senin göndereceğinden
daha üstüyle besledim.' Baba telefonu yüzüne kapatıyor. Öyle
anlattı. Ve düşünün İbrahim Tatlıses gibi bir dev sanatçı
kalkıp Kanal D'de dedi ki; 'Bu memlekette 1 milyon insan bu adamın
sayesinde zengin oldu. Bunlardan biri de benim' demişti. Benim ona
vefa borcum hiçbir zaman bitmez demişti. İçeri girdiğinde İbrahim
Abi dedi ki; 'Ben, siye nasılsan diye sormıyam, ben siye geldim ki
bana emredesin ben de yapam.' Baba mutluluktan ağlamıştı İbrahim
Abi'nin yanında.
BAŞSAĞLIĞI DİLEMEDİ!..
SA: Peki Yılmaz aradı mı? Başsağlığı diledi mi?
ALİ: Hayır. Aramadı. Aramayan bir sürü insan var. Belki
fırsatı olmadı. Aramasın. Onun da Allah'ın selameti üstüne
olsun. İnandığı neyse onun uğruna gitsin. Ama beri en
basitinden rol yap ya. Bari rol yap güzel kardeşim. Kötü bir çiçek
göndereceğine, çık gel göstermelik de olsa Baba geçmiş olsun
de. Kaldı ki o saate kadar mahkeme filan da yok ortada biliyor
musun? Bunu bile yapmadılar! Yani Antep'lilerin bir lafı vardır,
'Yediğin pekmez, geldiğin Antep, şehire geldin ketçap mı
oldun?' dediği gibi... Ben sahte İstanbullular'dan nefret
ediyorum. Ebedi olan adam olmaktır. Babamın söylediği gibi 'adam
olmak dile kolay' diyor.
|