Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

 

.
ABDULLAH İBN-İ ÜMMİ MEKTUM

Bu kimdir ki, Peygamber SAS, yedi kat semanın üstünden en ağır ve acı bir şekilde azarlanmıştır. Kim bu şahıs ki, Hz. Cebràil onun hakkında Allah’ın katından Peygamber SAS’in kalbine vahiy indirmiştir.

İşte bu, Resûlüllah SAS’in  müezzini Abdullah ibn-i Mektumdur.

*****

Mekkeli ve Kureyş’ten olan Abdullah ibn-i Mektum, Resûlüllah SAS’le akraba idi. O mü’minlerin annesi Hz. Hatice’nin dayı oğluydu.

Babası Kays ibn-i Zaid, annesi Âtike bint-i Abdillahtır.

Abdullah ibn-i Ümmi Mektum, Mekke’de nurun doğuşuna şahit olmuş; Allah, göğsünü imana açmış ve İslâm’a ilk girenlerden olmuştur.

İbn-i Ümmi Mektum, bütün, sebat, kararlılık ve fedâkarlığıyla Mekke’deki müslümanların çilesini yaşatmıştır...

Arkadaşları gibi, o da Kureyş’in eziyetlerine göğüs germiş ve onların yaptıklarını o da tatmıştır ama o hiç sarsılmamış, gevşememiş, imanında da zayıflama olmamıştır. Ancak bunlar, onun Allah’ın dinine ve kitabına olan bağlılığını, Allah’ın kanunu hakkındaki bilgisini, anlayışını ve Resûlüllah SAS’e olan sevgisini arttırmıştır.

*****

Resûlüllah SAS’in, Kureyş’in ileri gelenleriyle sık sık görüştüğü ve onların İslâm’a girmelerini çok istediği devrelerdeydi. O, bir gün Utbe ibn-i Rabiâ, kardeşi Şeybe ibn-i Rabiâ, lakabı Ebû Cehil olan Amr ibn-i Hişâm , Umeyye ibn-i Halef ve Allah'ın kılıcı Halid'in babası Velîd ibn-i Muğire ile buluşmuş, onlara İslâm'ı telkin ediyordu.Böylece onlar ya İslâm'a girerler ya da ashabına eziyetten vazgeçerler zannediyordu.

*****

İşte tam bu sırada, onun yanında Abdullah ibn-i Ümmi Mektum Allah'ın kitabından bir ayet okuyarak çıkageldi.

"--Ya Resûlallah! Allah'ın sana öğrettiğinden bana da öğret!"dedi. Resûlüllah SAS yüzünü çevirip suratını astı ve konuşmakta olduğu Kureyşlilere döndü. İslâm'a girmelerini ve İslâm'a girerlerse Allah'ın dininin kuvvetleneceğini ve onun Resûlü'nün davetinin te'yidi olacağını ümit ettiği için onlara yöneldi.

Resûlüllah onlarla yaptığı konuşma sona erer ve evine dönmeye niyet eder etmez, Allah bir müddet onun görme duyusunu aldı ve sanki bir şeyin başına vurduğunu hissetti...

Daha sonra Allah şu ayetleri indirdi:

1 - (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

2 - Kendisine âmâ geldi, diye.

3 - Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

4 - Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.

5 - Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

6 - Sen ona yöneliyorsun.

7 - Onun temizlenmemesinden sana ne?

8 - Ama sana can atarak gelen,

9 - Allah'tan korkarak gelmişken,

10 - Sen onunla ilgilenmiyorsun.

11 - Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.

12 - Artık dileyen onu düşünür.

13 - O, değerli sahifelerdedir.

14 - Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.

15 - Yazıcıların ellerindedir,

16 - Değerli, iyi yazıcıların.

(Abese Sûresi, 1-16)

Cebrâil'in, Abdullah ibn-i Ümmi Mektum hakkında Hz. Peygamber SAS'in kalbine indirdiği 16 ayet ki; indikleri andan bugüne kadar okuna gelmiş ve kıyamete kadar da okunacaktır.

İşte o günden itibaren Resûlüllah SAS, Abdullah'ın evine ziyarete gittiğinde ona ikramda bulunur, o geldiğinde de ona yakın oturur, halini hatırını sorar ve ihtiyacını karşılar olmuştur.

Bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü onun yüzünden Resûlüllah SAS yedi kat semanın üstünden en şiddetli ve en sert bir şekilde azarlanmamış mıdır?

Kureyş, Resûlüllah SAS'e ve beraberindeki mü'minlere eziyetini arttırıp, onlar dayanamaz hale gelince, Allah müslümanların hicret etmesine müsaade etmişti. Abdullah ibn-i Ümmi Mektum yurdunu en çabuk terk eden ve dinini en çabuk kurtaran olmuştu...

Resûlüllah SAS'i ashabı arasında Abdullah'la, Musâb b. Umeyr Medîne'ye ilk gelenlerden olmuştu.

Abdullah ibn-i Ümmi Mektum Yesrîb'e varınca, arkadaşı Mus'âb b. Umeyr'le birlikte sık sık halkın arasına girip onlara Kur'an'ı okumaya ve Allah'ın dinini öğretmeye başladılar.

Resûlüllah SAS Medîne'ye gelince, Abdullah ibn-i Ümmi Mektum'la Bilâl-i Habeşî'yi, her gün beş kere Kelime-i Tevhid'i yüksek sesle okumak, insanları en hayırlı amele davet etmek ve onları felaha teşvik etmek üzere müslümanların müezzinleri yaptı.

Bilâl ezan okur, ibn-i Ümmi Mektum ise kamet getirirdi. Bazen de ibn-i Ümmi Mektum ezan okur, Bilâl kamet getirirdi.

Ramazan'da Bilâl'le ibn-i Ümmi Mektum'un farklı bir durumları vardı: Medîne'deki müslümanlar, birisinin ezanıyla sahura kalkıyorlar, birisinin ezanıyla da oruca başlıyorlardı.

Bir gece Bilâl ezan okuyup halkı uyandırıyor, ibn-i Ümmi Mektum ise fecri bekliyor ve bunu hiç aksatmıyordu.

Hz. Resûlüllah SAS'in, ibn-i Ümmi Mektum'a şöyle bir ikramı daha vardı: birisi Mekke'nin fethinde olma üzere, on defadan fazla Medîne'den ayrıldıkların zaman onu yerinde bırakmıştır.

Bedir Gazvesi'nin sonlarında Allah, peygamberlerine mücahidlerin durumunu bildiren Kur'an ayetlerini indirdi. Bu ayetlerde Allah, cihâda çıkması sebebiyle mücahidleri cihada katılmayanlara üstün tutuyordu. Bu durum ibn-i Ümmi Mektum'a te'sir etmiş ve böyle bir faziletten mahrum edilmek ona zor gelmişti. Bunun üzerine:

"--Ya Resûlüllah! Cihâda gücüm yetseydi cihad ederdim!" dedi. Daha sonra Allah'tan samimi bir kalple kendisi ve kendisi gibi özürleri sebebiyle cihada çıkamayanlar hakkında bir ayet indirilmesini istedi. Boynu bükük bir halde dua etmeye başladı:

"--Ya Rabbi! Benim mazeretimi kabul et... Ya Rabbi! Benim mazeretimi kabul et!"

Allah CC onun duasına icabet etmede acele etmedi...

Resûlüllah SAS'in vahiy katibi Zeyd ibn-i Sabit şöyle anlatmıştır:

"--Resûlüllah SAS'in yanında idim. Onu birden bire sekînet kapladı. Dizi, dizimin üzerine düştü. O anda, Resûlüllah SAS'in dizinden daha ağır hiçbir şey görmedim. Sonra açılıp kendine gelince şöyle dedi:

'--Yaz Zeyd!' ben de yazdım:

'--İnananlardan yerlerinde oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz!'

İbn-i Ümmi Mektum kalkıp şöyle dedi:

"--Ya Resûlüllah! Cihada gücü yetmeyenin durumu nasıldır?"

Sorusunu sorar sormaz, Resûlüllah SAS'i yine sekînet kaplayıp dizi dizimin üzerine düştü.Önceki ağrıları yine hissettim. Resûlüllah SAS açıldıktan sonra:

'--Zeyd! Yazdığını oku bakalım!' Okudum:

'--İnananlardan yerlerinde oturanlar bir bir olmaz..." Resûlüllah SAS ilave etti:

'-- Yaz, özür sahipleri hariç!"

İbn-i Ümmi Mektum'un istediği istisna nazil olmuştu.

Allah Teàlâ Abdullah ibn-i Ümmi Mektum ve emsâlini cihaddan muaf tutmasına rağmen, onun coşkun gönlü oturanlarla kalmaya razı olmayıp Allah yolunda cihada karar verdi.

Büyük nefisler ancak büyük işlerle olabilirlerdi.

O günden itibaren hiç bir gazadan geri kalmayı istemeyip vazifesinin savaş alanlarında olduğuna karar verdi. o şöyle diyordu:

"--Beni saflar arasında durdurunuz ve sancağı veriniz, onu sizin için taşıyıp muhafaza edeyim... Nasıl olsa, ben kaçmaya gücü olmayan bir amayım!.."

*****

Hicretin 14. yılında Ömer ibnul-Hattâb, İranlılar'ın saltanatlarına son veren bir savaşa girmek istedi.

Yetkili memurlarına şöyle yazdı:

"--Silahı, atı, yiğitliği veya görüşü olan herkesi bana gönderiniz, acele ediniz!"

Müslüman toplulukları Hz. Ömer'in çağrısına cevap vermeye ve her taraftan Medîne'ye gelmeye başladılar. Bunların arasında görme duyusundan mahrum olan mücahid Abdulla ibn-i Ümmi Mektum'da vardı.

Hz. Ömer, büyük ordunun başına Sa'd ibn-i Ebî Vakkas'ı tayin etti. Ona bazı tavsiyelerde bulundu ve uğurladı

Ordu Kadisiyye'ye vardığında, Abdullah ibn-i Ümmi Mektum zırhını kuşandı ve diğer hazırlıklarını tamamlayıp meydana atıldı. Müslümanların sancağını taşımak, korumak veya önünde ölmek için kendini tehlikeye atmıştı.

*****

Araplar fetihler tarihinin bir benzerine şahit olmadığı şekilde, zorlu ve sıkıntılı olarak üç gün savaştılar. Nihayet üçüncü gün kesin zaferin müslümanlara ait olduğu belli oldu. En büyük devletlerden birisi yıkılmış, en eski tahtlardan birisi de yok olmuştu...

Putçuluk toprağında tevhîd sancağı yükselmişti.

Bu kesin zaferin bedeli yüzlerce şehid olmuştu.

Bu şehidlerin arasında Abdullah ibn-i Ümmi Mektum da vardı... O, kanlar içinde müslümanların sancağını kucaklamış ve yere yıkılmış bir halde bulundu. 

GERİ