ÖNEMLİ NOT:Bu sitedeki tüm yazılar, T.C.Noter aracılığı ile Evren Geniş üzerine tasdiklenmiş olup, tüm hakları saklıdır. Yazıların kısmen dahi olsa kullanımı yazarın iznine tabidir.


BAROK DÖNEM
Site hosted by Angelfire.com: Build your free website today!

BAROK DÖNEM

Barok dönem denildiği zaman, kabaca 1600 ile 1750 yılları arasında kalan ve İtalya’nın ilk opera denemeleriyle başlayıp J.S.Bach’ın ölümüyle biten dönem anlaşılır. Barok müzik bir dönemin adı olmasına rağmen, çeşitli kategorilerde değerlendirilebilmektedir. Müzikal gelişim ve teknikleri bakımından barok döneme bu ismin verilmesi gayet uygun düşmüştür. Barok kelimesi Fransa’dan, daha da eskilere gidildiğinde Portekiz’den gelir. Sözlük anlamıyla barocco “çelimsiz inci” demektir. Anlaşılan bu isim, dönemin başlangıcında resim ve heykel çalışmalarındaki değişikliklere gösterilen şaşırmış reaksiyon sonucu çıkmıştır. O döneme kadar garip karşılanan (bu nedenle barok dönem ortaya çıktığında da yadırganan) beceriksiz görünen, ilginç ve uçuk eserlere böyle bir ismin uygun görülmesi de yadırganmamalı. Özellikle zamanın eleştirmenleri, barok dönemin sonunda bile dönem sanatçılarını becerisizlikle suçlamışlardı. Müzisyenler ve besteciler bu garipliği benimsediler ve, hala günümüz için bile, oldukça şaşırtıcı ve karmaşık sayılabilecek bir müzik tarzı geliştirdiler. Barok dönemi izleyen nesil, müziğin dilini barok dönemin karmaşık, hatta anlaşılmaz yapısından uzaklaştırıp daha basitleştirme yoluna gittiler.

Rönesans, tüm sanat dallarında sadelik, temizlik ve saflık dürtülerini güçlendirdi. 16. yüzyılla birlikte, duyguların dışa vurumu çok daha önemli bir noktaya geldi. Bu da bazı sanat eserlerinde bu duyguları bir ifade yolu olarak yumuşamaya yol açtı.

Yeni ve güçlü yaratılar geliştirmek için yeni bir müzik stili yaratmak o zamanlar gereksiz geliyordu. Rönesans’ın sıkıcı polifonisi yaklaşmakta olan yeni dönem için zevkli birşey değildi. Barok dönemin en önemli yeniliklerinden birisi kontrastlar arasında ki konsept anlatımdı. Rönesans müziğinde tek düzelik en göze çarpan özellikti. Her şarkıcı (veya çalgıcı) müziği aynı anda çalar, aynı anda bitirirdi. Aynı doğrultuda yapılan bu müzik, yaklaşmakta olan barok dönemin yapısına hiç de uygun değildi.

16.yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler madrigal adını verdikleri, şiirler üzerine yazdıkları çok sesli müzikler üzerine yoğunlaşmaya başladılar. Solo şarkılar da madrigallerin yoğun, gerçekçi duygu etkileşiminden nasiplerini alırlardı. Claudio Monteverdi, vokal müziğinin öncü isimlerinden birisidir. Monteverdi’nin opera eserleri ve madrigalleri, barok dönemin ilk zamanlarının zirve noktası olmuş ve daha sonra gelecek müziğe liderlik etmiştir.

İlk İtalyan kantat örnekleri, solo şarkıcının reçitatif ve aryalarına enstürmanlarla bezenen basso continuo’ların(bir telli çalgı veya klavsen) eklenmesiyle bir tema üzerine yazılmıştır. 150 yıllık geçmişi içinde bu form tüm Avrupa’yı dolaştı ve büyük değişimlere uğradı. Örneğin Almanya’da, kantatlara ilk defa 1’den çok şarkıcı ve koro eklendi. Barok dönemin bitmesine doğru, Bach ilahi tonlarla kantatlar bestelemiş ve zaman zaman büyük koral yapıtlar vermiştir. Bu eserler daha sonra barok dönemin hatırlanmasında kategorik açıdan önemli olmuşlardır.

Dinsel bir tema üzerine kurulu dramatik eserler olan oratoryolar, kökünü Roma’dan alırlar. Avrupa’ya yayılması ise Alman-İngiliz besteci George Frideric Handel sayesinde olmuştur. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en önemli oratoryo olan Messiah oratoryosu G.F.Handel tarafından İngiltere’de bestelenmiştir(1741).

Sonat, kendini barok dönemin ilk zamanlarında bulmuş bir başka müzik tarzıdır. İtalya’da sonat, yavaş ve hızlı dans parçalarından oluşan eser veya yavaş-hızlı kontrastlarıyla gelişen eserlere denir(daha sonra bu tarz kiliselerde kullanıldı). Arcangelo Corelli gibi her iki tarzda da müzik yapan besteciler olmuştur.

İtalya’nın dışında süit adı verilen dans parçaları yaratılmaya başlandı. Süitler de büyük bir gelişimin habercisi olsalar da, sonatlar kadar önemli bir kilometre taşı değillerdi. Süitler, kantatlarda olduğu gibi tek bir çıkış noktasından hareketle iki veya üç bölümlü forma ulaşırdı (örneğin Domenico Scarlatti’nin klavye sonatları gibi), Bach’ın bestelediği 1’den çok formlu eserler gibi. İlk sonatlar, ya tek bir enstürman ya da küçük bir grup için yazılırdı. 17.yüzyılın sonlarına doğru(barok dönemin ortaları), bu sonat formu konçerto grosso çekline dönüştü. Solist grup ise genellikle concertino(iki keman ve continuo) olurdu. Daha sonra ise konçerto durumuna dönüştü. Bach’ın Brandenburg Konçertoları konçerto grosso stilinin bu dönemdeki en iyi örneklerinden şüphesiz birisidir. Ayrıca en az Bach’ın olduğu kadar, Antonio Vivaldi’nin solo konçertoları da bu dönemin en önemli modellerinden oldu.

Sonat, konçerto ve vokal formları gelişiminin ortalarında, barok dönemin bir başka önemli özelliği ortaya çıkmaya başladı : Tonalite. 16.yüzyılın ortalarında eski kilise modları, yeni anahtar bağları konseptiyle yer değiştirmeye başladı. Barok dönemle birlikte besteciler bir anahtardan diğerine atlamaya başlamıştı. Zamanın kromatik müziğini üretmeye başlamışlardı.

Zamanla, anahtarlar arasında ki bağ ve geçişler bir sistem halini aldı. Bach’ın İyi Düzenlenmiş Klavye(Well-tempered clavier) adlı eseri bu bağı anlamak için iyi bir örnektir. Bu eser ayrıca bir başka iki önemli barok özelliği yapısı içinde barındırmaktadır : Prelüd ve füg.

Barok formları esas olarak bu dönemin ilk ve orta zamanlarında yaratıldı. Son barok zamanları bu formları reddetmeye başladı ve yeni stiller yaratma peşinde koştu. İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkeler kendi anlayışlarına göre yenilemeye gittiler. Örneğin, bu akım sürecinde Fransız besteciler noktalı vuruşları kullanmaya başladı ve kısa süre sonra bu özellik dans eserleriyle birlikte prelüd ve uvertürlerin karakteristik özelliklerinde önemli yapı taşlarından biri oldu. Bu stil Fransa dışında da kullanılmaya başlandı. Almanya, Fransa’nın yeni moda olarak stilleri, klasik İtalyan stiliyle sentezleme yoluna gitmişti ancak kendine özgü kontrpuan kompleksini yaratmıştı.

Müziğin içindeki kontrast çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir : gürültülü ve kısık sesli, bir melodiden bir başkasına geçme, solo ve tutti, yüksek ve alçak, hızlı ve yavaş (bu iki şekilde olabilirdi :  Hızlı giden bir bölüm, yavaş giden bölümle, ‚ veya hızlı çalan enstürmanlarla yavaş çalanlar karşılaşabilirdi). Bütün bunlar, ve diğerleri, müzikal yapılarını barok dönemde buldular.

Bu dönemin en vurucu, en önemli kontrast olayı tek seslilik idi. Bu, bir çeşit solo şarkıydı. Vokal bölümü çok süslü ve gösterişli olsa bile eşlik durumundaki çalgı veya çalgıların yavaş ve ağır hareketli olmasıydı. Bu eşlik genellikle tek bir enstürmandan oluşur, bu enstürmanda ya bir telli çalgı ya da klavsen olurdu.

Yukarıda da kullanılan eşlik kelimesi rönesans döneminde, konsept olarak karşımıza çıkmayan bir özelliktir. Bu konsept gerekliliği nedeniyle barok döneme ait bir niteliktir.

Barok dönemin bir başka özelliği ise hiç kuşkusuz, barok dönemin bir yerde karakteristiğini belirlemiş olan basso continuo’dur. Continuo müzisyeni (klavyeli veya telli bir çalgıda) melodiye iyi bir zemin hazırlayacak ve armoniyi dolduracak bas bölümünü verirdi. Zaman zaman iki continou müzisyeni olurdu : Bunlardan birisi çello, keman veya bason gibi ağırlıklı enstürmana yardımcı olurken, diğeri armoniyi sağlıyordu. Continuo’nun kullanılması en basit anlamıyla kısaca şöyle yazılabilir : Bir ses veya enstürman için yazılmış melodik bölüm üstte, bir bas enstürmanda altta armonik uyumu sağlamaya çalışır (sandviç gibi). Ancak bazen daha üstte yer alan enstürmanlarda olabiliyordu. Mesela, birden çok şarkıcı veya birden çok kemancı(bu daha çok trio sonata’larda görülürdü) gibi.

Bütün bu değişiklikler birbirlerine paralel olarak geldi ve barok dönemi oluşturdular. Eski kurallardan ve polifonik takıntılardan kurtulunması, yeni bir tarz ve kural geleneği yapma gereğini doğurdu. Bu da, kadanslar veya armonik geri planlar üzerine doğal olarak solistlik yapan, melodiyi ortaya çıkardı. Bu armoniler içinde sequence(zincirleme)’i getirdi ve tüm bu armonik gelişimler bir yandan da ritmik gelişmeleri doğurdu. Bas bölümleri, Orta Avrupa dans müziğinin tipik ritmleriyle kaynaştı ve tüm bunlar barok müziği barok müzik yaptı.

Barok müziğinin özelliklerini kabaca maddelemek gerekirse şöyle bir tabloyla karşılaşırız :


F Hiç boşluk bırakmaksızın çalınan birçok hareket. Birçok ses, armoni ve hatta melodi aynı anda çalınır, bu da pek boş anların olmamasına neden olur. Basso continuo ise bunun hiç kuşkusuz en önemli sebeplerinden birisidir.

F Dinamiklerin sürekli bir iniş çıkış göstermesi. Bunların bir anda olması.

F Klavsenin yoğun kullanımı

F Basso continuo

F Polifonik yaklaşımlar

F Füglerin sık kullanımı

F Birbirini tutmayan akorlar

F Sesler arasında ki kontrastlar

F İlk majör ve minör kuruluşlarının kullanımı

F Müzikteki seslerin ilk kez ayrı enstürmanlara ayrılması. Daha önceden(rönesans ve daha önceki dönemlerde) tek melodiyi tüm enstürmanlar ve sesler aynı anda verirlerdi. Barok dönemde bu değişti, orkestrasyon olayı ortaya çıktı.

F Enstürmanların birçoğu bugün kü en avantajlı şekillerini aldılar (örneğin kemanlar)

F Kemanlar en önemli enstürman haline geldi.

F Parçalar tek bir duygu altında yazılırdı

F Ritm değişiklik göstermez, eserler genellikle başladığı ritmle biterlerdi. Örneğin, adagio’yla başlamış olan bir şarkı asla allegro’ya geçmez, adagio’yla devam edip biterdi.


Aslında tabi ki, bu kadar kısa anlatımlarla geçilemeyecek kadar önemli özelliklerdir bunlar. Ancak barok müziğin hangi temellere dayandığı ve nasıl bir yapıya sahip olduğunu öğrenmek için yeterlidir.

Bütün ülkelerde, müzisyenler nota kağıdının üzerinde ornamentasyon bulunmasını tercih ediyordu(bugün bir jazz müzisyeninin, standard tonalite devamı ve emprovize için tercih ettiği gibi). Bir notanın çeşitli şekillerde çalınabilmesi(tril, appoggiatura, tremolo vs) ortaya çıktıktan sonra emprovize için geniş bir kapı açıldı. Enstürmantel müzik bu öğeleri genellikle içerir ve emprovizeye rahat bir olanak sağlardı. Barok müziğin önemli özelliklerinden birisi olan basso continuo, bas durumundaki eşliğe verilmiş armonik yapı içerisinde emprovize yapmasına sebep olurdu. Opera seria şarkıcıları, kadanslar sayesinde emprovize yoluna girebilmekteydi. Bu dönemin bazı bestecileri(örneğin Bach), yazdığı müziklerde ilginç işaretler kullanmış ve bunların bir çoğunun ornamentasyonun çok zengin ve çeşitli şekilleri olduğu ortaya çıkmıştır.

Barok dönemde müzik, modern müzikal dilin gelişiminde kuşkusuz en önemli kilometre taşı olmuştur. Bu 1,5 yüzyıl içerisinde, müzikal formlar değişip geliştikçe bir yandan da daha sonrasının ve bugünün müzik standartlarını belirlemeye başlamıştı. Tonalite ve akor tonlaması çok büyük önem taşımaktadır. Bir başka önemli özellik ise müziğin, bu dönemde evrensel bir dil taşımaya başlaması, ulusallıktan çıkıp tüm Avrupa ve dünyaya seslenmesidir.

Barok müzik bestecilerini incelediğimizde karşımıza romantik dönemdeki kadar çok isim çıkmaz. Hatta, klasik ve 20.yüzyıl dönemlerinin 3’te 1’i bile çıkmaz ama tüm bu dönemlere öncülük eden unutulmaz isimler vardır. Sayıları çok az da olsa, bir müzik tarzı geliştirmişler, tüm dünyaya tanıtmış ve çığır açmışlardır. Bu bestecilerin içinde en önemlileri C. Monteverdi, A.Corelli, G.P. Telemann, G.F.Handel, J.S.Bach ve A.Vivaldi’dir.

Evren Geniş