GİRİŞ:
Eğer geçmişi objektif olarak değerlendirebilmek istiyorsak, her devri kendi mevcut şartları ile değerlendirmek zorunda olduğumuzu da hatırlamalıyız.
Unutmamalıyız ki bugün " Dünya dönüyor " demek, insanlık için yeni olan hiç bir şey ifade etmez iken, geçmişlerde bir yerlerde bu sözü söyleyenler Cizvit papazlarının hışmına uğrar ve engizisyon mahkemelerinde yargılanarak hayatlarını dahi kaybedebilirdi.
Meteoroloji bilimi sadece insanları değil, tüm canlıların yaşamlarını yakından ilgilendirir. Bu nedenle; bugünkü anlamıyla bilimin ve bilimin doğal ürünlerinden olan iletişim araçlarının olmadığı dönemlerde bile insanların meteorolojiye ilgi duymaları son derece doğaldır.
İnsanlar doğa olaylarına karşı her zaman kendilerini korumak zorunda olduklarını, hayatta kalabilmek için, doğanın kendilerine bazı ip uçları verdiğini ve doğa olaylarını herhangi bir şekilde önceden tahmin etmenin doğa ile olan mücadelelerinde kendilerine avantajlar sağlayacağını yaşayarak öğrenmişlerdir.
Biraz sonra bu sayfalarda okuyacaklarınız, insanların var olduğu ilk günden beri doğa olaylarını önceden tahmin edebilmek için neler yaptıklarınının kısa bir hikayesidir. İnsanoğlunun yıllar içinde kat ettiği bilimsel, teknik aşamaların bir göstergesi de olan bu hikayeninin bazı bölümleri, okuyanları güldürebilir. Özellikle atasözleri ile bölümü günümüz mantığı ile değerlendirirsek " çok komik " olarak bile ifade edebiliriz.
Bununla birlikte konuyu o günün koşulları içinde değerlendirmeye çalıştığımız zaman; insanların doğa ile mücadelesinde kullanmaya çalıştıkları bir yöntem olarak kabul edebiliriz. Çünkü ne kadar ilkel olursa olsun hepsinin temelinde yatan bir mantık olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Bu mantık " doğa olaylarını önceden tahmin etmek" dir.
Bugün gelişen teknolojiler sayesinde özellikle kısa vadeli hava tahminlerinde % 95 ler civarında başarı düzeyine ulaşsakta ve yeni hedeflerin hepsi daha uzun süreli ve % 100 lük hava tahmini üzerine odaklanmıştır.
Diğer bir ifade ile çağlar boyu atalarımızla benzer mantıkla ve aynı hedefler için mücadele vermeye devam etmekteyiz. Tek farkımız bizim sahip olduğumuz bilgi düzeyimiz ve teknolojik seviyemizin atalarımızla kıyaslanmayacak kadar iyi olmasıdır. Tıpkı gelecek yıllarda atası olacağımız torunlarımızın bizden daha iyi olacak olması gibi.
Atalarımız hava tahminleri için o günün koşulları içinde var olan imkanları kullandılar. Ama bugün durum çok daha farklıdır. Çağlar boyunca kat edilerek ulaşılan bütün bu bilimsel gelişmeler karşısında bile, hava durumunu hala etrafda bulunan hayvan veya bitkilere bakarak tahmin etmeye çalışmak ise artık çağdışıdır.
ÇAĞLAR BOYUNCA HAVA TAHMİNLERİ
Toplumların Hava Durumuna İlişkin İnançları ve Atasözleri
Hiç şüphesiz bir gün gelecek insanoğlu havanın nasıl olabileceğini çok önceden hemde kesin olarak haber verebilecek teknoloji ve bilgi düzeyine ulaşacaktır. Çünkü bulutları ve yağmurları kendi isteği doğrultusunda oluşturabilecek ve yine kendi isteğine göre yok edebilecektir. Günümüzde " Hava Modifikasyonu " olarak adlandırılan bu çalışmalar gelecek yıllarda insanoğlunun kaderini tayin edebilecek en önemli çalışmalarından biri olacaktır.
İşin ilginç yanı, eskiçağlarda yaşamış olan insanlarında meteoroloji ile ilgili sorunları yine aynı yöntemler ile çözmeye çalışmış olmalarıdır. Ancak o çağlarda tanrıların atmosfer olaylarını etkilediğine ve fırtınaları dindirmek veya kuraklıklara son vermek için tanrıları yardıma çağırmanın gerekli ve yeterli olacağına inanılırdı.
İnsanoğlunun geçmiş tarihi incelenirse; ister Arktik Okyanusu kıyılarındaki " Soğuğun Büyücüsü " nün yardıma çağırılışı olsun, ister Kara Afrika'daki eski kavimlerin " tamtamlarla yağmurları çağırışları " olsun, isterse de yağmur yağdırmak için yapılan " kurban adama törenleri ( Asya'da Sümer ülkesinde yapılan kazılarda bu törenlere ait 3000 yıllık resimler bulunmuştur ) " olsun hemen hemen bütün eski uygarlıklarda bu tür geleneklerin kendisine yer bulduğu görülecektir.
Benzer yöntem ve inançlara eski Çin'de, Japonya'da, Kuzey Amerika yerlilerinde, Hindistan'daki Arilerde, Yunanlılar ve Romalılarda kısaca günümüzde dünya meteorolojisi ile ilgili tüm örgütlerde temsil edilen bütün ülkelerin geçmişlerinde rastlanılmaktadır.
Bununla beraber XX. yüzyılın sonuna doğru bütün bu geleneklerin ve uygulamaların terk edildiği ve yerlerini modern bilimin gerektirdiği uygulamalara bırakmaya başladıkları gözlenmektedir.
Bu noktada sorulması gereken soru şu olmalıdır; Neden insanlar çok uzun yıllardır yaptıkları geleneksel uygulamaları terk etmeye ve modern bilimin gereklerini yapmaya başladılar? Bu sorunun en uygun cevabı ise; insanların zaman içinde bir takım olayları anlayabilmek için söz konusu olayları görmenin gerekli olduğunu anlamış olmalarıdır. Daha sonra bu olayların rastlantı veya tekrarlamalarını bir araya getirerek bu olaylar arasındaki ilişkileri tanımlamaya ve olayların oluşum nedenlerini bulmaya çalışmalarıdır.
İnsanların başlangıçtaki gözlemleri elbette ki günlük hayatta rastalanan olaylar, nesneler ve varlıklar üzerine olmuştur. Diğer bir ifade ile insanoğlu ilk gözlemlerini hayvanlar ve bitkiler ve bunların yaşama ortamları üzerinde yaparak bir takım sonuçlar elde etmiştir.
Hiç şüphesiz bu gözlemler ve elde edilen sonuçların herkes tarafından kabul edilmesi, bu gözlemleri yapan ve sonuçları çıkaran kişilerin söylediklerine bağlı idi. Köyün yada kabilenin ileri gelenlerinin yada yaşlılarının bu sonuçları veya varsayımları kabul etmesi o yerleşim yerlerinde yaşayanların veya kabilenin diğer üyeleri arasında da söylenenlerin tartışmasız olarak kabul edilmesini sağlardı.
Meteoroloji ile ilgili olarak; İnsanoğlunun o çağlardan günümüze kadar gelebilen terimlerinin ve atasözlerinin temelinde de aynı anlayış yatmaktadır. Bu nedenle meteoroloji ile ilgili deyişler ve atasözlerinin biraz değişerek de olsa nesilden nesile geçerek bu güne kadar gelebilmesi şaşılacak bir olay değildir.
Konu ile ilgilenebilecek olan veya ilgilenmek isteyen günümüz insanlarına düşen ise; o günün koşulları içerisinde hayvan hayatı ile ilgili bir takım " sırları " çözmeyi düşünmeksizin, hemen hemen herkesin gerçek olarak kabul ettiği bu eski deyimler ve atasözlerinin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu saptamaktır. Diğer bir ifade ile; geçmişten günümüze kadar gelebilen bu deyimlerin ve atasözlerinin günümüz teknoloji ve bilimsel gerçekleri ışığında değerlendirilerek hangilerinin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğine bizler karar verebiliriz.
Bundan yaklaşık olarak beşyüz yıl öncesine ait olan bazı yıllıklarda ve bunlardan çok daha eski el yazmalarında, hayvanların yağmurlu yada güzel havalar karşısında nasıl tepki verdiklerine ait şaşırtıcı bilgiler yer almaktadır.
Peki insanlar neden meteoroloji ile çeşitli sonuçlara ulaşabilmek için hayvanların davranışlarını incelemek gereğini duymuşlardır? Bunun cevabı son derece basittir. Hayvanlar doğaya insanlardan çok daha yakındırlar ve doğal olaylara karşı kendilerini korumak için tepkiler geliştirmişlerdir. Kimi hayvan türleri içgüdüleri ve duyumsal olarak algılama yetenekleri ile ( bu tip bir algılama becerisnin insanlarda olmadığı belirtilmektedir) belli bir mevsim süresince yerleşebilecekleri ve yaşayabilecekleri yerleri bulabildikleri gibi çok uzun mesafelerden bile düşmanlarının yaklaşmalarını bile sezebilmektedirler.
Bazı hayvanların, hava değişikliklerine karşı duyarlı olabilme yetenek ve becerisi ile, hava olaylarındaki önemli değişimleri önceden haber verebilmesi olağan bir davranıştır. İnsanlar uzun yıllar hayvanların bu yeteneklerinden faydalanarak olabilecek hava değişikliklerini önceden tahmin etmeye çalışmışlardır.
Ancak hayvanlarda ve bazı bitkilerde gözlenen bu " önceden tahmin yetenekleri " arasında da bir ayrım yapılması gerekmektedir. Örneğin ; kurbağaların havanın güzel yada yağmurlu olacağını haber verdiği iddia edilen davranışları hakkında yapılan yorumlar çoğu zaman birbirini tutmamakta hatta zaman zaman aşırılığa kaçabilecek kadar çelişkiler yaratabilmektedir. Bu konuyu çok bilinen bir örnekle açıklamak gerekirse;
Halk arasında " Kara Kurbağası ötünce, güneş açar " deyişi yaygın olduğu gibi " Kara kurbağası yüksek sesle öterse, hava elbette yağmurlu olacaktır" deyişide yaygındır. Bu iki deyişi karşılaştırdığımız zaman aralarında bir uyuşmazlık olduğunu görebilmek mümkündür. En basiti ile iki ötüş arasındaki farkı, yani normal bir ötüş mü veya yüksek sesli ötüş mü olduğunu anlayabilmek ve karar verebilmek için her şeyden önce hassas bir kulak gereklidir.
Aynı şekilde günümüzde evlerde evcil veya evcil olmayan hayvan beslemenin gittikçe daha fazla rağbet gören bir davranış haline geldiği göz önüne alınırsa; evde kavanoz içinde, üstelik daima sıcak bir ortamda ve doğa ile hiç ilişkisi olmayan bir ortamda beslenen ve doğal ortamından uzaklaştırılması nedeniyle hava değişimlerine karşı gösterebileceği içgüdüsel tepkilerini ve yeteneklerini kaybetmiş bir kara kurbağasının yağmurlu bir havayı veya yağmursuz bir havayı ötüşü ile haber vermesini beklemek ne derece doğru bir davranış olabilir?
Bu konuda örnekleri daha da arttırmak mümkündür. Şöyleki;
Özellikle İran'da yaygın olarak söylenen "Tavuk tek ayağını kaldırıp, başını kanadının altına sokarsa, yağmur yağacaktır " deyişini mercek altına alırsak tavuğun başını kanatlarının altına almasının sadece yağacak yağmur ile ilgilili olabileceğini söylemek ne derece doğru olacaktır. Böyle bir durumu oluşturacak çok sayıda neden olabilir.
Yada; yine İranda yaygın olarak söylenen " Köy çevresinde çakallar bağrışırsa, yağmur yağacaktır" deyişinde çakalların açlık dahil bir çok nedenden dolayı bağrışması mümkündür.
Kuzey Avrupa ülkelerinden , Norveç, İsveç'te yaygın olarak söylenen " Sırtı kaşındığı için yere yatan at, yağmurun yağacağını gösterir " deyişinde atların sadece yağmurun geleceği zamanlarda sırtının kaşınması teorik olarak mümkün müdür? Yada her sırtının kaşınması sonrasında yağış beklemek akılcımıdır?
Yine Norveç'de yaygın olarak söylenen " İnek, duvarları yalarsa, hava açacaktır" deyişinde de ineklerin sadece havanın açacağını anlaması halinde duvarları yalaması gerekir ki fiziksel olarak bu doğru olmaz. Besin ihtiyacını karşılamak dahil bir çok nedenden dolayı ineklerin duvarları yalaması doğaldır.
İneklerin kutsal olduğu Hindistan'da söylenen "İnek aç kaldıkça ne kadar bağırırsa, yağmur yağmadan önce gökgürültüsü de o kadar artar " deyişine de benzer bir yorum getirilebilir. İneğin şiddetle bağırmasının tek nedeninin açlık olmayacağı açıktır. Kaldı ki gök gürlemesinin şiddetinin ineğin bağırması ile ilişkilendirmek hiç bir bilimsel tabana da oturmayacaktır.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde o ülke halkları tarafından söylenen "Kedi tırnaklarını bir yerlere geçirince, hava değişecek demektir ", " Yalanan kedi, yağmuru haber verir ", " Kedi, dağa karşı pençelerini yalarsa, güneş çıkar ", " Kedi, pencerede durursa, yağmuru bekle ", "Ormanın aşağılarına inen fil, yağmuru ve güneşi haber verir ", " Sincap çok ceviz toplarsa , kış da çok sert olacak demektir " özdeyişleri için de günümüz mantık değerleri içinde çok şey söyleyebilmek mümkündür.
İnsanların tarihler boyunca yaptığı gözlemlere göre Yağmur yağmadan hemen önce; sıçanların ve bütün tarla farelerinin yuvalarından dışarıya fırladıkları, köstebeklerin yuvalarına bir girip bir çıktıkları, kurtların acı acı uludukları, keçilerin ve koçların boynuzlarını sağa sola vurdukları, eşeğin kulaklarını oynatıp sürekli anırdığı, domuzun ise kızgınlıkla homurdanıp oraya buraya koşuşturdukları söylenmektedir. Kıaca tüm bu hayvanlar,kötü havanın gelmek üzere olduğunu sezinleyebilecek ve sezgilerini değişik hareket tarzı ile ortaya koyabilecek hayvanlar olarak adlandırılmaktadır.
Hiç şüphesiz hayvanların bu tür davranışları ancak bir fırtınanın yada yağmurun hemen öncesi için geçerlidir. Diğer bir ifade ile hayvanların ortaya koydukları bu tür davranışlar ancak bu tür hava olaylarının varlığı ile açıklanabilmektedir. Hayvanlar sürekli olarak açık havada yaşadıkları için yağmur, fırtına gibi kötü hava koşulları yaşam biçimlerini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca, toprağın altında yaşayan hayvanların da benzer hoşnutsuzlukları duyması doğaldır. Çünkü, şiddetli yağmur sonucunda, yer latında yaşayan hayvanların yuvalarının su baskınlarına uğraması ve yaşamlarının tehdit görmesi mümkündür. Ne varki, hayvanlarda görülen bu önsezilerin geçerli olabilmesi için , hayvanların belli bir hava kütlesi ile çevrili olması gerekmektedir.
Oysa, belli hava koşullarının bulunduğumuz yerlerden yüzlerce kilometre uzaklarda oluştuğu ve söz konusu atmosfer koşullarının bulunduğumuz yerde, ancak yağmur yağmadan az önce, o da atmosferin üst tabakalarında kendini gösterdiği bilinen bir gerçektir.
Bununla birlikte, hava şartlarının büyük bir değişim göstermesinden en az 24 saat önce bazı küçük değişimler de gözlenebilir. Atmosfer basıncı ( ancak hayvanların bu basınçtan etkilendiklerini söylemek zordur), rüzgarın hızındaki artış ve yönünde değişimler, havanın nem derecesi ve hatta atmosferdeki elektrik yükü bu konu ile ilgili verlebilecek örnekler olabilir.
İşte tüm bu hava değişimlerinde görülen karmaşıklık ve özellikle de bu değişimlerin herhangi birisinin yağmur yağmadığı yada fırtına esmediği halde oluşması insanların yanılmasına yol açmaktadır. Hayvanlarda gördüğümüz çeşitli davranışların hangi nedenlere bağlı olduğu bilindiğine göre, bu davranışlar belli bir hava değişmesinden önce olmuş ise, bunun güzel bir rastlantı olabileceğini kabul etmek gerekir.
Yaygın bir inanca göre; Kedinin ayakları ile kulağının arkasını kaşıması yağmur belirtisidir. Ne var ki kedinin bu hareketi yapmasının nedeninin sadece bu olduğunu söylemek haksızlık olur. Kedinin kulağının arkasını kaşımasının en basit olarak kaşınma ihtiyacı olabileceği gibi çok daha farklı nedenleri olabilir. Kediler kaşınabilir çünkü atmosferdeki elektrik yük dağılımı değişmiştir, buna bağlı olarak havanın nem oranı değişmiştir. Yada kediler kaşınabilir çünkü fizyolojik bir etken söz konusudur.
Bu arada bilinmesi gereken şey, kedigillerin atmosferdeki elektrik yükü değişimlerine duyarlı oldukları ve havanın bulutlu yada fırtınalı olduğu anlarda durmadan hareket ettikleridir.
Kuşların hareketleri insanların bir takım yargılarda bulunmalarına yol açmıştır. Özellikle kuşların büyük göçleri bu konuda önemli yer tutar. Bu yer değiştirmelerin nasıl olduğu ve ne için olduğu iyice bilinmemekle birlikte uzmanlar, kimi kuş türlerinin özellikle keçisağanlar ve leyleklerin her yıl bir kaç gün farkla aynı tarihte göç ettiklerini söylemektedir. Uzmanlar göç tarihlerinde belirgin değişikliklerin olmasının, yaklaşan hava durumuna bağlı olmadığını, herşeyden önce atmosfer şartlarının bölgesel olarak değişmesine ve de özellikle gerekli olan besinlerin ( sinekler yada tahıl tanelerinin) bulunabilmesine bağlı olduğunu ifade etmektedir.
Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin , özellikle hava sıcaklıklarındaki ani düşüşler nedeniyle yaşanan soğukların göç etmekte geciken kırlangıçların peş peşe öldüklerini hepimiz gözlemişizdir. Yakın tarihimizde ise; 1939 yılının Ekim ayında Bourgogne-Fransa'da birden bire yaşanan şiddetli bir kar fırtınasının göç etmek için geç kalmış olan binlerce kırlangıçın ölümüne yol açtığı kayıtlıdır.
Fırtınaların yaklaşmasıyla birlikte göç eden martılar da göç ettikleri yere fırtınanın geleceğini habermiş kabul edilmektedir. Yanlız bu fırtınaların martıların kaçış yollarını aynen takip etmedikleri ise net olarak belli olmuş değildir. Örneğin Atlantik kıyılarında ortalığı kasıp kavuran bir fırtınadan kaçarak Seine nehri kıyısına gelen martılar sadece kendi canlarını kurtarma amacıyla hareket etmişler ve fırtınanın gelmekte olduğunu haber vermemişlerdi. Çünkü Atlantik kıyılarını yerle bir eden söz konusu fırtına sonunda Amsterdam'a doğru yönelmiş ve Pariste günlük güneşlik bir hava şartları yaşanmıştı.
Kuşların uçuşları ile ilgili öteki atasözleri ise çok daha yakın hava değişimleri ile ilgilidir. Örneğin, kırlangıçların alçaktan uçmaları yağmurun yağacağını, yüksekten uçmaları ise havanın güzel olacağını gösterdiği söylenir.
Kırlangıçların alçaktan yada yüksekten uçmaları hallerini daha bilimsel verilerle incelersek; Havanın sıcak olması halinde doğal olarak toprak yüzeyinin sıcaklığının da artması ve kırlangıçların temel gıda ihtiyacını karşılayan sineklerin daha yükseklerde uçuyor olması kırlangıçlarında yüksekten uçması için temel etkendir. Tersi durumda yani kırlangıçların alçaktan uçması halinde ise;yağmur yağmadan hemen önce hava kütlesi ağırlaşır ve aşağıya doğru çöker. Aynı zamanda hava sıcaklığındaki nispi soğuma ile birlikte bu çökelme, kırlangıçların besin kaynağı olan sineklerin de daha alçaktan uçmalarına neden olur. Besin kaynaklarının arkasından giden kırlangıçlarda doğal olarak alçaktan uçmaya başlar. Diğer bir anlatım ile kırlangıçların alçaktan veya yukarıdan uçmaları her ne kadar atmosferik şartlar ile ilgili olsa da temel etken besin kaynaklarının pozisyonudur.
Bununla birlikta kırlangıçları yüksekten uçmaya zorlayan güçlü hava akımları da yağmur yada fırtına getirebilir. Görüldüğü gibi " meteoroloji bilimi " sadece insanlar için değil aynı zamanda kuşlar için bile zorlu bir bilim dalıdır.
Kuzey Hindistan atasözlerine göre; hava değişimler ibir çeşit kertenkele cinsi olan "iguanaların" geri geri gitmelerine neden olurmuş. Ayrıca iguanalar , yağmurlar yağıp da sular etrafı kaplıyınca ağaçlara başaşağı tırmanırlarmış.
Bu arada üzerinde durmamız gereken bir konuda " güzel hava " ve " kötü hava " tanımlarının ne olduğudur. Kuzey Avrupa ülkeleri ve kutup bölgelerinde bulunan insanlar için açık vegüneşli havalar " güzel hava" olurken, Afrika ülkeleri ise yağmurlu günler "güzel hava " olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ; Hindistan başta olmak üzere bir çok ülkede kullanıla gelen ve güzel hava durumları ile ilgili bilgi veren atasözlerinin çoğunluğunun yağışların gelişinden söz etmektedir. Bunun nedeni bu tip ülkelerde yağışşız ve kurak havaların kötü hava olarak kabul edilmesi ve kuraklıktan aşırı derecede etkilenmiş olmalarıdır.
Hayvanlar alemini tekrar incelemeye devam edersek; benzer atasözlerinin kabuklular dünyasında da yer aldığını görebiliriz. Kötü havanın yaklaşmasıyla birlikte yengeçler saklandıkları yerlerden çıkarlar, yusufcuklar su yüzeyine değecek şekilde uçarlar, salyangozlar ortalarda gezinmeye başlarlar( özellikle yağmurun yağmasından hemen sonra), örümcekler ağlarını yeni avları için örmeye başlarlar, her an sanki su kenarında bulunan böcekleri yakalamak istercesine zıplamaya hazır olan balıklar ise oltalara takılmamakta direnirler. Bütün bunların nedenini elbette atmosferik şartlarda meydana gelen değişimlerde aramak yanlış olmaz.
Hava basıncının ve sıcaklığın değişmesi sonucunda sıvılardaki oksijen miktarıda değişime uğrar, bu nedenle deniz faunası basınç azaldığı veya yağmur yağdığı zaman su yüzeyine yaklaşma ihtiyacı duyarlar. Balıkcılar oltalarına balık gelmediği zaman gerekçe olarak balıkların su yüzeyine çıkmalarını göstermektedir.
Bitkilerde aynen hayvanlarda olduğu gibi hava koşullarına karşı tepki gösterirler. Şayet iyi bir izleyici iseniz; bulunduğunuz yerdeki bitki örtüsünün hava koşullarının nasıl olacacağı hakkında size vereceği ip uçlarını yakalamanız mümkün olacaktır.
Gerçekten de, bitkilerin yaşayışları iklim koşullarını oluşturan atmosferik şartları ile yakından ilgilidir.Yağmur, güneş, sıcaklık, önce filizlenme sonra gelişip büyüme ( tomurcuklar, yapraklar,çiçekler ve meyvalar) dönemlerinde çeşitli olayların takvimini oluştururlar. Herhangi bir bitki türünün çiçek açma tarihini iyi gözlemlediğimiz zaman çeşitli bölgeleri gösteren bir liste düzenlememiz mümkün olabilir. Bu listede ayların süresine az çok uygun düşen iklim verilerinin yer aldığı görülecektir.
Ne var ki, burada söz konusu olan hava tahmini değil, iklim bilimidir. Bu bilim sayesinde, örneğin hasat mevsimi tarihinin yaklaşık olarak ne zamana geleceği belirlenebilir. Bu tahminin gerçekleşebilmesi için elbette bitkilerin büyüyüp gelişmesini de hesaba katmak gerekir. Aynı zamanda meteorolojik olaylarında hasat dönemine kadar normal seyrinde olması gerekecektir.
Halk arasındaki yaygın inanışlardan bir tanesi de; " soğanların kabuk tutup sertleşmesi halinde kış mevsiminin çok sert geçeceğidir." Halbuki bilimsel veriler bunun tam aksini gösterir. Şöyle ki; Soğanların kalın kabuklu ve bol olması hava sıcaklıklarının yüksek ve yağış bakımından da havanın nispeten kurak geçtiğini gösterir. Ayrıca yapılan çeşitli istatistikler; kış mevsimlerinde yaşanan hava olaylarının daha önceki mevsimlerdeki hava şartları ile ilişkili olmadığını göstermektedir.
Bitkiler her gün çeşitli hava şartlarından ( nem, sıcaklık,güneşlenme) etkilenmektedir. Fare kulağının , gündüz sefasının, kahkaha çiçeğinin, beyaz ve iri bir papatya türü olan koyun gözünün, havanın nemli olduğu zamanlarda yapraklarını kapatmaması hiçte gizli bir olay olmadığı gibi yağmurun yağacağına veya yağmayacağına dair bir işaret de sayılamaz. Enginar da aynen bir çam kozalağı gibi, havanın güzel olduğu zamanlarda kabuklarını açar, yağmur yağmak üzere iken de yapraklarını kapatır. Burada söz konusu olan havanın nemliliğini algılayabilen basit bir higrometrik düzenin varlığıdır.
Bununla birlikte, diyelim ki bütün kuşkular ortadan kalkmış ve tüm kuşkularınızın yersiz olduğu ortaya çıkmış olsun, eğer, ileride bir gün bize bu belirtilerin geçerli olduğu ve akla yatkınlığının bir takım yüzdelerle kanıtlanmış olduğunu kabul etsek bile, kahkaha çiçeklerini,kara kurbağalarını veya kedilerinin kulaklarını kaşınmalarını, yalanıp temizlenmelerini yakından izlemenin, gözlemler yapmanın bize ne gibi yararları olabilir? Bu konuda soru uzun olsada, cevabımız " Hiç bir yararı olmayacaktır " şeklinde oldukça kısa olacaktır.
Daha bilimsel olan gözlemler sonucunda, örneğin, Güneş'in veya Ay'ın çevresinde bazen oluşan parlak çemberin ne ifade ettiğini artık kesinlikle bilmekteyiz. Bu durum belirli bir yükseklikte sıcak havanın bulunduğunu gösterdiği gibi havanın yağışlı olabileceğinide gösterir. Bu durum sürekli gözlemler yapan meteoroloji uzmanlarının uzun yıllar gözlemlerinden elde edilmiş bir sonuçtur.
Meteoroloji alanında insanoğlunun bir takım içgüdülere sahip olmalarına rağmen ( burada insanların nemli yada soğuk havalarda hissettiği acılar söz konusu değildir) hayvanların ve bitkilerin bilinçsiz olarak tepki gösterdikleri atmosferik etkenlerden gözlemler ve ölçüm araçları ile yararlanır.
Kedilerin keyfini kaçıran havadaki su buharı miktarı veya elektrik yükü, balıkların su yüzeyine çıkmasına yol açan hava basıncındaki değişimler, kırlangıçların uçuş seviyelerinin değişmesine yol açan alçalan veya yükselen hava akımlarının gücü ve burada sayamadığımız daha bir çok meteorolojik olay her gün meteorolojik radarlar, barometreler, higrometreler, termometreler, radyosonde balonları, ve uydu sistemleri ile donatılmış binlerce meteorolojik gözlem istasyonlarında meteoroloji uzmanları tarafından sürekli ve düzenli olarak gözlenmektedir.
Bu gün için, çeşitli uçaklar, gemiler ve şamandralar dahil 10.000 üzerinde gözlem yapılan dünyamızda , yapılan gözlemlerin ve ölçümlerin sonuçları tamamen öznel olan hayvan ve bitki tepkilerinden çok daha gerçek ve çok daha yararlıdır.
2000 li yıllara girdiğimiz bu günlerde tüm dünyada yapılan gözlemlerin ve ölçümlerin sonuçlarını belirli hava tahmin merkezlerinde toplamak ve tüm dünyanın mevcut ve tahmini meteorolojik bilgilerine sahip olmak artık hayal değildir. Ulaşılan bu teknoloji sayesinde belirli bir andaki atmosferik durumu tahmin edebilmek, atmosferin herhangi bir seviyesinde neler olduğunu tespit etmek, dünyanın neresinde fırtınaların oluştuğu, oluşan bu fırtınaların nasıl bir yol kat ettiğini, havanın nerelerde açık ve güneşli, nerelerde bulutlu ve yağışlı olduğunu bilmek artık neredeyse çocuk oyuncağı olmuştur.
Günümüzde yer yüzeyinden itibaren yaklaşık 30-40 km yüksekliğe kadar olan atmosfer tabakası içinde ne gibi meteorolojik koşulların var olduğu tespit edilebilmektedir. Bu sayede yaşanan ve gelecek günlerde ne gibi hava olayları beklenebileceği önceden tahmin edilebilmektedir.
Bütün bu bilimsel gelişmeler karşısında hava durumunu hala etrafda bulunan hayvan veya bitkilere bakarak tahmin etmeye çalışanlara ne isim vermek gereklidir bilmiyorum. " Hayalperest, çağdışı,cahil " kelimelerinden uygun olanı siz seçin.
Unutmamalıyız ki 2000' li yıllarda tüm gelişmiş ülkelerdeki insanlar bilimsel yöntemlerin arkasından gitmekte ve gelişmiş ülke yönetimleri bilimin gelişmesi için yoğun olarak destek vermektedir.
ATASÖZLERİNİN DE BİR BİLDİĞİ VAR......
KUŞLAR ve BÖCEKLER
*Kümes hayvanları kanatlarını gerince şiddetli yağmur bekle. ( Hindistan)
*Tarla kuşu yükselinve hava güzel olur. ( Fransa ve Japonya )
*Baharda leylekleri kuzeyde görürsen, öbür gün yağmur yağar. (Almanya, İtalya, Arap Ülkeleri )
* Ördekler uçmaktan ürküyorsa, yağmur yakındır( İngiltere)
*Ördekler büyük ırmakları aşmak için uçarlarsa hava değişecek demektir; güneye doğru uçarlarsa hava soğuk olacaktır, kuzeye doğru uçarlarsa sıcak.( A.B.D.)
*Tavuk tek ayağını kaldırıp, başını kanadının altına sokarsa, yağmur yağacaktır. ( İran )
*Çulluk çığırırsa, yağmur yakındır ( İrlanda)
*Kargalar suya girerse, yarından önce yağmur yağar.( İspanyolca konuşulan ülkeler)
*Horoz ötüp su içerse, yağmur yakındır. ( İspanyolca konuşulan ülkeler )
*Kırlangıçlar yüksekden uçarsa, hava iyi olacaktır; alçaktan uçarsa yağmur yağacaktır. (İspanya, Fransa )
*Turnalar yüksekten, ağır ve gagalarını tıkırdatarak uçarlarsa, sonbahar güzel olacak demektir. ( Rusya )
*Kümesdeki kazlar güneyden kuzeye doğru yürürlerse yağmur yağacaktır. ( İran)
*Karıncalar yumurtalarını taşır ve yuvalarını dışarı çıkarırlarsa yağmur yakındır. ( Hindistan, Japonya)
*Aralık ayında küçük sinekler ortalığı kaplarsa, köylü aç kalacak demektir. ( Hollanda )
*Sonbaharın sonlarında sivrisinekler çıkarsa, kış sert olmayacak demektir. ( Rusya)
*Kurumuş ırmakta karınca yuvası, kuraklık demektir. ( Brezilya )
*Örümcek ağını sabah yaparsa, hava açık olacak demektir. ( Japonya)
*Arılar, sabah erkenden kovanlarından çıkmazsa, hava kötü olacaktır. ( Almanya)
*Örümcek ağını sarkıtırsa, yağmur gelecektir. ( İspanya )
*Arılar, kovanlarının ağzını sıkıca kapatırsa, kış soğuk olacak, açık bırakırlarsa sıcak olacak demektir. ( Rusya )
*Sivrisinek çoğalırsa, yağmur yağar. ( Çin )
SU ve TOPRAK ÜZERİNE YAŞAYAN HAYVANLAR
* Balıklar fırtınadan önce suyun üzerine sıçrar. ( Almanya, Fransa )
* Turnabalığı, ırmağın dibinde kımıldamadan durursa, ya rüzgar çıkar, yada yağmur yağar. (A.B.D.)
*Karayılan ıslık çalınca, yağmur yakındır. ( İspanya )
*Kurbağa tarlada öterse, üç saat sonra yağmur yağacaktır. (Hindistan)
*Kurbağa ötünce, yağmur gelecek demektir. ( Japonya, Kore, Tayland, filipinler, İran )
*Sülükler sudan çıkıp, taşların ve bitkilerin altına saklanırsa, çok geçmeden fırtına patlar. (Almanya)
*Balıklar suyun ortasında toplanırsa, deprem beklenir. ( Japonya)
*Balık sürüleri kıyıdan uzaklaşırsa, deprem beklenir. ( Japonya )
*Dişi eşek kulağını sallarsa, yağmur geliyor demektir. ( Fransa, İspanyolca konuşulan ülkeler )
*Keçi aksırırsa, bardaktan boşanırsana yağmur yağar. ( İspanyolca konuşulan ülkeler)
*Sırtı kaşındığı için yere yatan at, yağmurun yağacağını gösterir. ( Norveç, İsveç)
*İnek, duvarları yalarsa, hava açacaktır. ( Norveç )
*İnek aç kaldıkça ne kadar bağırırsa, yağmur yağmadan önce gökgürültüsü de o kadar artar. (Hindistan)
*Kedi tırnaklarını bir yerlere geçirince, hava değişecek demektir. ( İngiltere)
*Yalanan kedi, yağmuru haber verir. ( Hollanda)
*Kedi, dağa karşı pençelerini yalarsa, güneş çıkar. ( İran )
*Kedi, pencerede durursa, yağmuru bekle. ( A.B.D.)
*Ormanın aşağılarına inen fil, yağmuru ve güneşi haber verir. ( Kamerun )
*Sincap çok ceviz toplarsa , kış da çok sert olacak demektir. ( Rusya, Norveç, A.B.D., Yunanistan, İsveç, Finlandiya, v.b,)
*Fare, su taşkınından önce yamaçta delik açar. ( Angola )
*Koyunlar, fırtınadan biraz önce başlarını birbirine çarpar. ( Fransa)
*Eşek eşkin eşkin yürürse, yağmur gelecek demektir. ( Brezilya)
*Tavşanın tüyü sık olursa, kış sert olur. ( Almanya )
*Köy çevresinde çakallar bağrışırsa, yağmur yağar. ( İran )
MEVSİMLER VE GÜNLER
*Soğuk Mayıs ayı, ambarları doldurur. ( Rusya )
*Mayıs ayı yağışlı, Temmuz ayı sıcak olursa, hasat yakındır. ( İngiltere)
*Nisan ve Mayıs ayının Çiğ'i, Ağustos'un ve sonbaharın güzel geçeceğini gösterir. (Fransa)
*Pubba'da ( 30 Ağustos-11 Eylül) yağmur yağarsa, bir daha durmaz. Hasta'da ( 2 eylül- 8 Ekim), biraz rüzgar eserse, Çita'ya ( 9-22 Ekim) kadar yağmur yağmaz. Cita'da yağmur yağmaz ise, karıncaları bile etkileyen kuraklık olur.( Hindistan)
*Kasım ayında yağan kar, Nisan ayına kadar yerden kalkmaz. ( A.B.D., Fransa)
*Kış karlı olursa, yaz yağmurlu; donlu olursa, yaz çok sıcak olur. ( Rusya )
*Ekim ve Kasım ayında pastırma yazı olmaz ise, kış ortasında olur. ( A.B.D.)
*Rüzgarlı Mart ve yağmurlu Nisan ayından sonra sıcak Mayıs ayı gelir. ( İspanyolca konuşulan ülkeler)
*Baharda havalar kuru giderse mahsul bol olur; son baharda da aynı havalar olursa mahsul olmaz. ( Çin)
* Noel'de kar yağarsa, Paskalya'da çiçekler açar; Noel'de yapraklar kurumamış ise, Paskalya'da kar yağar. ( Belçika)
*Noel'de hava sıcaksa, Paskalya'da ayaz yapar. ( Fransa )
*Sabahın kırmızılığı ve akşamın griliği, havanın iyi olacağını gösterir. ( Fransa, ingiltere, İtalya)
*Güneş batarken sarı renk gökyüzünü kaplarsa, gece yağmurlu ve rüzgarlı olur. ( İngiltere)
*Güzel gün şafaktan belli olur. (Suriye)
*Sabah gökyüzü kızıl renkte ise yağmur gelir, akşama doğru gökyüzünün kızıl renkte olması ise havaların açacağını gösterir.(Çin)
*Donlu günler artarsa, ilkbahar da uzun olur. ( Rusya)
*Mantarlar fazla ise kar çok olur; mantar yok ise kar da yağmaz.( Almanya, Fransa, Rusya)
*Suya attığın tükürüğün suyun üstünde yüzüyor ise hava güzel, batarsa yağmurlu olur. (Japonya)
*Kar köylüyü zenginleştirir. ( Norveç)
*Don yapmış ise mahsul iyi olur. ( Fransa)
*Kar, para getirir. ( İspanyolca konuşulan ülkeler, Fransa, Almanya)
*Don yağmur getirir; don tutmazsa, yağmur bekle. (İspanyolca konuşulan ülkeler, A.B.D.)
*Dağlar yakın görünürse, yağmur yağacak demektir. (Japonya, Fransa, Avusturya, İsveç)
*Sabah yağmuru yolcuyu yolundan alıkoymaz. (Fransa)
*İlk önce güneyden gökgürültüsü gelirse, yaz sıcak olur; kuzeyden gelirse, soğuk olur; doğudan gelirse yağmur yağar. ( Rusya)
*Sonbahardaki gökgürültüsü, yumuşak bir kışı haber verir.( Norveç)
*Bulutlar Milano'ya doğru gidiyorsa, yağmur yağacaktır,hazırlıklı olun; Piza'ya doğru gidiyorsa, hava açacak demektir. ( İtalya )
*Sis, havayı bulduğu gibi bırakır. ( İtalya )
*Sis dağları kaplamış ise, hava güzeldir; değilse, tersi olacaktır. ( Japonya)
*İlkbahardan önce gök gürlerse, kırk dokuz gün hava kötü olur. ( Çin )
*Yaz aylarının sisi , güzel havaların habercisidir. ( A.B.D.)
*Temmuz ayında gök gürlemez ise köylü aç kalır. (İspanyolca konuşulan ülkeler)
*Nisan ayındaki gök gürültüsü, mahsulü arttırır. (İspanyolca konuşulan ülkeler)
GÖKYÜZÜ
*Güneşin çevresinde hale var ise, yağmur yakındır. ( meksika, A.B.D.)
*Ayın çevresinde büyük hale var ise çok geçmeden yağmur yağar; küçük hale var ise, yağmur çok sonra yağar. ( Hindistan)
*Gökyüzü açıksa, hava iyi; sadece bir kısım açık ise kötü olur. ( Çin)
*Küçük bulut büyürse, şiddetli yağmur gelir. (İncil)
*Akşam gökkuşağı, denizciyi sevindirir; sabah gökkusuşağı ise denizciyi uyarır.( A.B.D.)
*Samanyolunu hiç bir bulut kapatmıyorsa, hava on gün güzel olur. ( Japonya )
ÜLKESİ BELLİ OLMAYAN ATASÖZLERİ
Bu bölümde verilen atasözlerinin ne yazıkki hangi ülkelerde yaygın olarak kullanıldığına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.
Kimi atasözlerini okuduğumuz zaman sanki bizim ülkemizde de yaygın olarak kullanılıyormuş gibi bir hisse kapılmamız doğal karşılanmalıdır. Bununla birlikte burada yazılan atasözlerini uluslararası "anonim " olarak kabul etmek daha uygun olacaktır.
* Doğuya doğru gidiyorsa bulutlar,
iyi olacaktır havalar.
Batıya doğru gidiyorsa bulutlar,
bekleyiniz fırtına, yağmur veya kar.
* Yağışın geleceğini çok önceden haber verirse
bulutlar,
uzun sürer yağışlar.
Birden bire belirir ise bulutlar,
kısa sürecektir yağmur veya kar.
* Uskumru sırtı ve at kuyruğu görünüşünde ise
yüksekteki bulutlar,
denizde seyreden gemilerin yolu uzar.
* Kayalar ve kuleler gibi olmaya başlayınca
bulutlar,
yeryüzünü yıkar sık aralıklar ile sağanak yağışlar.
* Sabahın bulut dağları,
akşamın çeşmeleridir.
*Ne kadar yüksekte ise bulutlar,
o kadar iyi olacaktır havalar.
*Ne zaman ki yapraklar ters yüzünü gösterir,
emin o, mutlaka yağmur gelir.
*Sabah ışıdığında çimenler kuru ise,
geceden önce yağmur bekle.
*Gök kuşağı görürseniz sabahleyin,
o gün mutlaka yağmuru bekleyin.
* Ay'ın etrafında varsa bir çember,
bu yağış için iyi bir haber.
* Donuk renkli ay, yağış getirir,
kırmızı renkli ay ise, rüzgar,
beyaz renkli ay ise, ne yağmur nede kar .
* Kırmızı renki güneşin gözleri de suludur.
* Eğer güneş batarken gri renkli ise,
ertesi gün yağmuru bekle.
* Güneş akşam kırmızı, ve gri ise sabahleyin,
güneş yardımcınızdır, siz yolunuza devam edin.
Güneş kırmızı, ve gri ise akşamleyin,
siz artık yağmur bekleyin.
* Hendek ve göletlerden rahatsız oluyorsa burunlar,
bekleyiniz yağmur ve şiddetli rüzgar.
* Her rüzgar kendi havasına sahiptir.
*Fısıldayan ağaçlar, gelen bir fırtınayı haber verir.
*Orman mırıldanır, eğer kükrerse dağlar,
örtülsün pencereler, kapansın kapılar.
*Bütün aylar iyi geçen bir Şubat ayını lanetler.
*Nemli ve sıcak bir Mart ayı çiftciye zarar verir.
*Soğuk geçen bir Nisan ayı, ambarları doldurur.
*Geç gelen bir bahar asla aldatmaz.
*Dut ağacı giyinmeden kışlıklar, soyunmadan yazlıklar çıkarılmaz.
NİL MEVSİMLERİ
Mısır zamanından kalma " hava ve tarım takvimi"
Bu sayfalarda okuyacaklarınız günümüze kadar gelebilmiş olan bazı atasözleri ve deyimlerde, Mısırlıların umutları ve hüzünlerini aksettirecektir. Bu atasözleri ve deyişlerin bir çoğu her yılın değişik aylarının resmini çizer, iklimin ve havanın tarım ve sulama üstündeki etkilerini gösterir.
Bundan 2500 yıl kadar önce Yunanlı tarihçi Herodot Mısır'ı " Nil'in bu dünyaya armağanı " diye tanımlar iken, çok eski atasözleri de bize Mısırlıların, en eski çağlarda bile bu ırmağın rejimine, tarımın ve iklimin değişkenliklerine ne denli bağlı olarak yaşadıklarını gösterir.
Eski Mısır'da her yıl üç mevsime bölünmüştü; bu mevsimler de havaya, Nil'in taşmasına ve tarım çalışmalarına bağlı idi:
*Su baskınları ve sulanacak toprak mevsimi;
*Bitki ve tahıl ekim mevsimi;
*Ekin ve hasat mevsimi.
Mısır'ın nehir yatağından yükselip taşması Mısırlıların inançlarında önemli bir tutardı. suların yükselmesi bir " göz yaşı denizi " olarak kabul edilirdi. Bu deniz, kocası " Osiris " için ağlayan " İsis " in göz yaşlarından oluşmakta idi. Mutluluk ve bolluğun simgesi olan nehrin yükselmesi Ağustos ayının ikinci yarısında ( eski Mısır dilinde Misra ) Vefa-el Nil ( Nil'in sevgi bağlılığı) bayramı sırasında kutlanırdı. Ramses II ( M.Ö. 1290 ' a doğru ) döneminden kalma bir resimde bu bayram şu şekilde temsil edilmiştir: İbis'in danası, üç kaz ve kıymetli hediyeler ile birlikte Nil'e atılmaktadır. Bir halk efsanesine göre, tören sırasında genç bir evli kadın da ırmağın sularına atılırmış: ancak tarihciler, bu söylentinin gerçek olmadığını, boş bir inançdan ibaret olduğu ifade etmektedir.
Firavunlar zamanındaki Mısır'da ve sonraki dönemlerde ki "kıpti " takviminde yıl, yıldız yılı olarak kabul edilmekteydi. Bu yıldız yılı şafak vakti ortaya çıkıp da güneşin doğmasından bir kaç saniye kadar çıplak gözle görülebilen " Sirius yıldızı ( Akyıldız)" ile bir tutulurdu. Eski Mısır yılı birinci" Toot " günüyle ( 11 Eylül ) başlamaktadır.
Eski Mısır ayları ve ayların getirdiği havalar ise şöyledir:
TOOT ( 11 Eylül - 10 Ekim ), bilgeliğin ve bilimin tanrısı, gökbilimin ve geometrinin kurucusu T-hoot'a bağlanırdı. Toot'un başlangıcı Siriusu'un şafakta görünmesiyle aynı zamana rastlardı.İlk Toot gününün bir diğer adı " Nevruz " bayramıydı ( yeni iran yılı ). Bu bayram sultanBerkut'un tahta çıktığı yıla ( XIV. yy sonu ) kadar kutlanılmaya devam etmişdir. İşte bu ay su baskınları döneminin de başlangıç noktası idi. Bakın bir atasözü ne demektedir: " Taşacaksan Toot döneminde taş yoksa çok geç olur ". Ayrıca o dönemde tavuk yetiştirilmemeli ve kuluçkaya yatırılmamalıdır derlerdi. Yine bir deyişe göre, " Toot'un tavukları yenir ve kesilir ".
BABA ( 11 Ekim - 9 Kasım ): Tarım Tanrısı Bee-net-ret'e bağlanır. Bu ay içerisinde, su baskınına uğramış olan topraklar kurur ve kış ekimine başlanır. Yağmur yağmaya başlamış ve kimi zaman da şiddetli esmektedir. Böylelikle kışın ilk belirtileri kendini göstermeye başlamıştır. Halk dilinde " Baba geldi yolları örttü" denilmektedir. Bu sözlerle ; Vakit geldi, kapını örtte kendini soğuktan koru demek istenmektedir. Bir başka halk deyişi ise şöyle demektedir; " Babanın karısı kurumdan dolayı kir pas içindedir". Bu deyiş ile mevsim değişmelerinde evlenmenin pekde iyi bir fikir olmadığı belirtilmiştir.
HATOOR ( 10Kasım - 9 Aralık ): Aşk, güzellik ve gökyüzü tanrılarına bağlanır. O dönemde toprak yeşerir, soğuk şiddetini azaltır. Nil sularıtaşmalar bittiği için berraklaşır. Artık yağmur dönemi ve tohumların büyüme mevsimi gelmiştir. "Ektiğimiz altının babası, Hatoor" dur derler. Bir başka ataözü de bakın ne demektedir: " Hatoor burada iken tarlanı ekmedin ise, artık gelecek yılı bekle". Denizciler ve balıkçılar için Hatoor'un gelmesi demek fırtınalar mevsiminin başlaması demektir.
KİYAHK ( 10 Aralık - 8 Ocak ): Bolluk bereket tanrısı "Kahaka" ya bağlanır. O dönemde, gündüzler kısalır ve geceler uzamaya başlar. Bu konu ile ilgili halk deyişi şöyle der; "Kiyahk gündüzünü aldı yerine de geceyi verdi". Yine bir başka halk deyişi ise; "Sabahları akşam sofrasını görmek için uyanıyorsun" demektedir. Kiyahk soğuk, don ve fırtınalar ayıdır.
TOOBA ( 9 Ocak- 8 Şubat ): Yağmur tanrısı olan hakim " Tobias " adlı tanrıya bağlanır. Ayın ilk yarısında altı gün, sonra yeniden üç gün olmak üzere fırtınalar eser. Ayın ikinci yarısında ise soğuk insanı öylesine ısırırcasına etkiler ki, " Tooba yaşlı kadının yüzünde kırışıklıkları oyuyor " denir.
AMŞİR ( 9 Şubat -9 Mart ) : Fırtınalar tanrısına bağlanır. O ay içerisinde, rüzgarların sıcak esmesi ile tomurcuklar açılmaya, doğa canlanmaya başlar. Ancak bu rüzgarlar öylesine şiddetli eser ki, halk arasında " Amşir, küçük bitkilere, büyük bitkilere sığının " diyor denir. Artık mevsim değişmeye başlamıştır, ama şiddetli soğuklar hala devam edebilmektedir. Amşir'in sürekli değişkenliği çok yaygın olan bir atasözünün doğmasına yol açmıştır; " Adı Tooba, yaptığı işer Amşir".
BARAMHAT ( 10 Mart - 8 Nisan ): İlkbaharın gelişini belirtir. Fasulyeler olgunlaşır, dut ağaçları yeşerir, ipek böcekleri kozalarından çıkar, başaklar büyür. O zaman; " baramhat geldi, koşun kırlara, yap canının istediğini " derler. Bununla birlikte bu ay içerisinde iki gün sürecek olan " azgın bir fırtına" baş gösterir. Bu yılın en sonuncu ve en şiddetli fırtınasıdır. Bu azgın fırtınadan daha kötüsü yoktur denir.
BARMUDA ( 9 Nisan - 8 Mayıs ): Ekin tanrısı olan " kutsal yılan Remoota'ya bağlanır. O dönemde buğday ve keten ekilir; kovanlardan bal toplanır, arılar çoğaldıkça çoğalır. Halk arasında " Barmuda geldi, sapları döv" denirdi. Bu , ketenin liflere ayrılabileceği, buğdayın da dövülebileceği anlamına gelirdi.
BASHANS ( 9 Mayıs - 7 Haziran ):Işık tanrısına bağlanır. Gündüzler gecelerden daha uzundur. Sıcaklıklar yükselir, hemen hemen hiç yağmur yağmaz. Bu, sıcak mevsim dönemidir. Bu dönemde Nil'in suları artık en aşağı seviyelerdedir. Toprak çorak ve yüzeyi ekin sonrasında beliren çatlaklıklar ile kaplıdır. " Bashans toprağı silip süpürür " denmesinin nedeni de budur. Bununla beraber günümüzde durum artık değişmiş, sulama şebekelerinin tesisi ve Barajların yapılmasıyla bölge yeni bir görünüm kazanmıştır.
BA-OONA ( 8 Haziran - 7 Temmuz ): Maden tanrısı"Khenti'ye bağlanır. Ba-oona'nın kelime olarak anlamı " taş " dır. Bu dönem içerisinde Mısırlılar toprak işlemeyi bırakıp ya maden ocaklarındaçalışırlar yada ev ve tapınaklar yaparlardı. Ba-oona'nın 11. günü ( 17 Haziran ) " damla gecesi" diye adlandırılır. Çünkü efsaneye göre gökyüzünden düşen bir göz yaşı suların yükselmesine yol açardı.
ABİB ( 8 Temmuz- 6 Ağustos): Nil'in yükselişini kutlamak için mutluluk tanrısı " Habi " ye bağlanır. Bu dönem içerisinde su kanalları açılır ve topraklar suya kavuşur. Bağlar, suları kana kana içer ve üzümler suya değer değmez tatlılaşır;bütün meyvalar olgunlaşır. " Abib bağların ve üzümlerin efendisidir" derler.
MİSRA ( 7 Ağustos - 5 Eylül ): Güneş yada Güneş'in oğlu olan " Misra " ya bağlanır. Bu ay suların gürül gürül aktığı dönemdir. Yaz meyvaları olgunlaşır; bol miktarda hurma, incir ve üzüm toplanır. " Misra " bütün yolların açıldığı aydır.
SONUÇ:
Bu sayfayı hazırlayan kişi olarak, okurlara sadece sadece meteoroloji bilimi ile ilgili olarak, insanların geçmişten günümüze kadar nasıl bir aşama kaydettiklerini hatırlatmak istedim.
Zaman içinde değişiklere uğraması mümkün olan meteorolojik atasözlerinin gelecek nesillere taşınabilecek olması, o atasözünün doğru olmasından daha çok, tamamen toplumların bilgi ve eğitim seviyeleri ile ilgilidir.
Bu nedenle; gelecek nesiller " meteorolojik atasözleri " ni bizden önceki nesiller ve bizler kadar sık duymayacaktır.
Bununla birlikte atasözü biriktirmek gibi bir alışkanlığınız var ise ve bunlardan meteoroloji ile ilgili olanlarını bizler ile paylaşmak isterseniz, sevineceğim.
E-Mail Adresim : fcukurcayir@meteor.gov.tr
Bu sayfaları okurken sıkılmadığınızı ve keyif aldığınızı ümit ederim.